Yeni Normalde Kredi Yeniden Yapılandırmaları ve Refinansman

Yeni Normalde Kredi Yeniden Yapılandırmaları ve Refinansman

İçinde yaşadığımız COVID-19 döneminde ekonominin ve buna bağlı olarak pek çok sektörün dinamikleri değişti ve değişmeye de devam ediyor. Geleneksel olarak çok istikrarlı kabul edilen sektörlerde bile şirket nakit akışlarında ciddi bozulmalar gözlemlenmekte ve ileriye yönelik belirsizlikler belki de emsali görülmemiş şekilde artımış durumda.  Pek çok şirket kredi taksitlerini geri ödemekte sıkıntı yaşamakta ya da ileriye yönelik kaygılar artış göstermekte. Buna bağlı olarak mevcut durumunu kurtarmak veya ileriye yönelik olası sıkıntıları öngörerek nakit akışını rahatlatabilecek kredi vade uzatımı talepleri yoğunlaşmış durumda.

Yeniden yapılandırma veya refinansman konusu geçtiğinde dinleyicilerde çoğunlukla negatif bir çağrışım yapar. Oysa şirketlerin ödeme güçlüğü yaşaması haricinde yeniden yapılandırmanın çok farklı nedenleri de olabilir. Karşımıza sıklıkla çıkabilecek örnekler:

  1. Kısa vadeli borçların zaman zaman birden fazla kredinin konsolide edilmesi sureti ile uzun vadeli bir kredi kullanımı ile kapatılması.
  2. Faizlerin düştüğü dönemlerde pahalı kredilerin daha ucuz finansman kaynakları ile mevcut ya da diğer finansal kuruluşlar tarafından finanse edilmesi.
  3. Özellikle mevsimsellik gösteren işlerde kredi geri ödeme planlarının şirket nakit akış yapısına uygun şekilde değiştirilmesi

Dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de piyasada bir likidite sıkıntısı yaşanmasını önlemek amacı ile merkez bankaları piyasaları paraya boğduğundan maliyetlerin azalması yeniden yapılandırma ve refinansman işlemleri için çok uygun bir iklim yaratmış durumda. Bununla beraber bu ucuz kaynakların ihtiyaç sahibi şirketler ile buluşması için kredi kullandıracak finansal kuruluşların kredinin bu zor koşullarda dahi geri ödenebileceğine inanması gerekiyor.  Bankalar açısından kredi vadesini uzatmak genel olarak uzun vadeli risk taşımak anlamına geldiği için daha az tercih edilen bir durum niteliğinde. Yeniden yapılandırma veya refinansman olsun kredi riskinin ölçülmesi amaçlı bakılacak ilk yer de nakit akışı oluyor. Şirketlerin nakit akış projeksiyonları ile talep etmiş oldukları kredileri geri ödeyebileceklerini göstermeleri gerekiyor. Yapılacak çalışmalarda stres testi dediğimiz şirketin standart dışı olumsuz koşullarda bile geri ödemede sıkıntı yaşamayacağını gösterebilmesi çok önemli bir kriter. Nakit akış çalışmasının ‘dinamik mahiyette’ üzerinde farklı senaryolar ile stres testi yapılabilmesine imkan sağlayabilecek satış miktar ve fiyatları, kapasite kullanım oranları, sabit ile değişken maliyetler, enflasyon ile devalüasyon gibi parametrelerin değişken değerleri için nakit akış projeksiyonlarını çıkartıp özellikle stres testini geçip geçemediğini göstermesi gerekiyor. Finansal kuruluşlar ile temas etmeden önce – ev ödevi de diyebileceğimiz- bu çalışmaları titizlikle yapan şirketler sürece diğerlerine göre 1-0 önde başlıyorlar ve taleplerini sağlam senaryo ve projeksiyonlar ile destekleme imkanına sahip olabiliyorlar.

Bir anlamda şirketler kredi vadelerini uzatmak sureti ile kısa vadeli kredilerini uzun vadelere yayıp risklerini azaltırken aslında bu riskin bir kısmını da bankalara transfer etmiş oluyorlar. İşte tam da bu noktada finansal kuruluşlar ile şirketler arasında uzlaşma sağlanabilmesi uzun vadede kredi geri ödemelerinin nakit akışları üzerinden gerçekleştirilebileceğinin ispat edilebilmesine bağlı bir durum.

Geleceğe dair belirsizliklerin ve risklerin arttığı bu dönemde şirketlerin ister zorunluluk ister tedbir amaçlı olsun yeniden yapılandırma veya refinansman şeklinde kredi vadelerini arttırma talepleri çok doğal bir sonuç.

Fatih Kuran

Dinamo Danışmanlık Kurucu Ortağı, Kamu Özel Ortaklığı (PPP) ve Proje Finansmanı Uzmanı