“Sektörde küçülmüyorum diyen doğruyu söylemiyordur”

Yerel perakendeciler arasında Marmara Bölgesi’nin önemli temsilcilerinden Çağrı Market, hali hazırda bulunan 54 şubesinde müşterilerine hizmet veriyor. Müşteri memnuniyeti için de gelen tüm görüş ve önerileri dikkate aldığını söyleyen Çağrı Market Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kara, sektörün ve kendilerinin yaşadığı en büyük sıkıntının kalifiye personel bulmak olduğunu söylüyor. Bu konunun önüne de eğitimle geçilebileceğini savunan Mahmut Kara, vasıfsız üniversite mezunlarının yerine meslek liselerine daha fazla önem verilebilir diye düşünüyor. Kara, okuyucularımız için Çağrı Market ve sektör özelinde çok önemli açıklamalarda bulundu

“Sektörde küçülmüyorum diyen doğruyu söylemiyordur”

Röportaj: Onur Kaya 


Yerel perakendeciler arasında kendisine önemli bir yer edinmiş olan Çağrı Market şu an kaç şubeyle ve kaç çalışanla hizmet veriyor?

54 şubemizle hizmet vermekteyiz. 2 bin 500 kişi kadar çalışanımız var.

 

“Sınırsız Müşteri Mutluluğu” mottosuyla yola devam ederken tüketici beklentilerini karşılamak için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Öncelikle müşterilerin görüş ve şikâyetlerini dikkate alıyoruz. Bunun yanı sıra sektördeki gelişmeleri oldukça yakından takip ediyoruz. Elimizden geldiğince en iyi şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz. Her şeyi eksiksiz yaptığımızı iddia etmiyoruz ancak gördüğümüz her eksiği de düzeltmek için çaba sarf ediyoruz. Bu sebeple de bize gelen her türlü eleştiri ve uyarıyı dikkate alarak kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.

 

Peki, mağazalarınızda müşteriye dokunmanın yolu personelden geçiyor, sizler personeliniz için işin akademik tarafında nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Personelimizi yetiştirmek ve işine aidiyet katabilmek için eğitimin önemine inanıyoruz. Bu anlamda da personel eğitimleri veriyoruz. Ancak personelimizi sektör olarak kalifiye hale getiremiyoruz. Baktığınız zaman Türkiye’de işsizlik oldukça fazla, insanlar iş bulamıyor ancak biz de eleman bulamıyoruz aslında. Çünkü bizim çalışanlarımıza bu işi meslek gibi düşünebileceği hale getiremiyoruz. Çünkü sürekli hizmet vermek zorundasınız ve haftanın 6 günü çalışıyor personeliniz de. Karşısına hafta sonu izni olan bir iş çıktığında hemen sizin emeklerinizi de kendi emeklerini de bir kenara bırakarak farklı bir işe geçebiliyor.   Bu sebeple de sektörümüzde kalifiye personel bulmakta sıkıntı yaşıyoruz ve ciddi problemler var bana göre. Bir de buna yeni neslin zahmetli işi sevmemesi ekleniyor. Zora gelemedikleri için çalışmayı da istemiyorlar.

 

Peki, bu adapte sürecini sizce nasıl çözmek lazım?

Eğitimle, kurum kültürüyle çözmelisiniz bana göre ve biz de elimizden geldiğince çözmeye çalışıyoruz.  Yukarıda söylediğim gibi pazar günleri çalışmayı da istemiyor artık insanlar. Bunun yanı sıra sabah erken açıp akşam geç kapatıyorsunuz. Bunun yanı sıra personeliniz hafta sonu gelmeyi problem ederken bir de siz en yoğun gününüzü geçiriyorsunuz. Çalışan iyice bunalıyor. Dolayısıyla bu gibi sebepler kaliteli, kalifiye personelin bizlerde çalışmasını engelliyor. Bizler de bu gibi sorunları yaşamamak adına, bir kurum kültürü yaratmaya çalışıyoruz, bu anlamda bilgilendirmeler yapıyor ve eğitimler veriyoruz. Kesinlikle eğitimin şart olduğunu düşünüyoruz ve şartların da daha olgunlaşması gerekiyor tabi.

 

“Semt” adını verdiğiniz konsept mağazalarınızla indirim mağazacılığı alanında da hizmet verdiniz ancak daha sonra bu konseptten vazgeçtiniz. Bu süreci anlatabilir misiniz biraz?

Discount mağazacılığa 2012 yılında başladık ve 2016 yılında da bıraktık. Discount’ı yapamadık açıkçası. Çünkü karşımızda çok büyük devler var. Bu işler genelde İstanbul’da başlar ve diğer yerlere yayılır. Biz yola İstanbul’dan çıktık ancak bir anda yüksek kiralarla mücadele etmek zorunda kaldık ve lokasyonumuzu çoğaltamadık. Bazı markalar Anadolu’ya da açıldıklarından lokasyonların eksilerini bir şekilde sübvanse edebiliyordu. Biz bu konuda iki farklı konsepti sağlıklı bir şekilde ilerletemeyeceğimizi gördük ve bir konseptten vazgeçmemiz gerekiyordu, “Semt” konseptinden vazgeçtik. Yola çıktıktan sonra 206 şubeye ulaşmıştık. 2016 yılına geldiğimizde mağazalarımızı A101’e devrettik. Hem süpermarket tarzında hem de discount tarafında olunmayacağını gördük diyebilirim.

 

Son zamanlarda patates ve soğanın fiyatlarının artması çok konuşuluyor. Tüketici isyanda, pazarlarda bile 6-7 lira’yı buldu. Daha sonra fiyatların ateşi düştü. Bu konuyu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, öyle bir sürecin içerindeyiz ve ben de arkadaşlarla görüştüm bu konuyu. Biliyorsunuz ki patates soğan belli mevsimde üretilir ve sonra durur. Mesela 2017’deki üretimin bir kısmı depoda duruyor daha. Ancak havalar sıcak geçtiği için depodaki mal bozulmuş. Diğer yandan da patates ve soğan en önce Adana ve Hatay’da yetişir. Ancak orada çıkan ürünler de hasarlı çıktı. Dolayısıyla üretim çok düşük oldu. Bunun yanı sıra kış mevsimi de iyi geçmedi, havalar bir anda ısındı. Benim görüşüm şu yönde, 1-2 ay içerisinde yeni üretim bölgelerinin devreye girmesiyle fiyatlar muhtemelen düşecektir.

 

Bir de ithalleşme furyası var. Bakliyattan karpuz çekirdeğine kadar birçok ürünü ithal ediyoruz.  İnsanlar buna da isyan ediyorlar, haliyle çözüm arayışlarına giriyorlar. Sizce Çağrı Hipermarket olarak bu sorun nasıl çözülmeli? Perakendeciler bu konuda ne yapmalı?

Bizde et çok pahalı. Et neden pahalı derseniz, yem pahalı. Yem niye pahalı peki? Çünkü su kaynakları yeterli gelmiyor. Bunun gibi bir sürü sebep bir araya geliyor ve et fiyatları pahalılaşıyor. Bu sebeple bir kere kesinlikle çok iyi planlama yapılmalı. Mesela bir ara dedim ki kırmızı mercimek bizim memleketimizde yok mu, neden Kanada’dan alıyoruz? Ama sonradan baktık ki Antep’ten buraya gelen nakliye çok pahalı. Hatta Kanada’dan buraya gelenden bile daha pahalı. Çünkü deniz yolu çok ucuz, 300 bin ton falan atıyorlar konteynırlara ve ucuz olarak ulaşıyor bizlere. Böyle olunca da siz de uygun olanı seçiyorsunuz. Ancak tabi ki ortada bir planlama hatası olduğu çok açık. Bunu söylemekte fayda var.  Kabul etmek lazım ki ülkemiz tarımı yönetemiyor. Bir de ülkemizde çok fazla şehirleşme oldu. Herkes kentlere gitti. Örneğin; çok iyi Erzincan fasulyesi vardı önceden, şimdi kalmadı. Çünkü çalışacak insan yok köylerde. Genç nüfusun göç etmesi de büyük etken diye düşünüyorum. Buna insanlarımızın devlet teşviklerini suiistimal etmesi de dahil ne yazık ki. Devlete de zarar veriyorlar. Ama bütün bunlar tabii ki hükümetimizi masum kılmaz.  Dolayısıyla toplum da kendine çeki düzen vermeli devletimizde.

 

Yaz ayların gelmesiyle birlikte soğuk zincire tabi ürünlerin lojistiği ve market içi koşulları daha büyük önem kazanmış durumda. Siz bu anlamda ürünlerinizi nasıl tedarik ediyor ve tüketicilerinizle buluşturuyorsunuz?

Kendi bünyemizde soğuk zincir arabalarımız var. Ancak biz kendi bünyemizdeki araçlarla şarküteri ürünlerimizin dağıtımını gerçekleştiriyoruz. Eti zaten et aldığımız firmalar kendi bünyesindeki araçlarla dağıtıyor. Ki zaten soğuk zincirle taşınması gereken en önemli ürünlerdendir et. Dağıtıcı firmalar da bunu bildikleri için dağıtımı kendi araçlarıyla sağlıyor. Bir de işin yoğurt tarafı var. Yoğurt markaları da kendileri dağıtımı gerçekleştirdiği için onda da bizim müdahalemiz olmuyor. Ki zaten yoğurt firmaları hiç güneş görmeden, sabah çok erken saatlerde, 5 gibi dağıtıma çıkıp 9 olmadan da dağıtımı bitirdikleri için soğuk zincir arabalarına da ihtiyaç duymuyorlar.




2018’in ilk yarısı geride kaldı. İlk yarıda seçimi de geride bıraktık. Sizce ilk yarı nasıl geçti? Diğer ikinci yarıdan beklentileriniz neler?

Bana göre Türkiye’de gıda ürünlerinde daralma yok ama bizim ciromuz düşüyor. Alternatif çoğaldı çünkü. Örneğin biz 2012’de discount’a başladık. O zamanlar rakiplerimizden birinin 2 bin şubesi vardı, şimdi 7 bin şubesi var. Üretici firmalara da sorsanız belki tonaj olarak da düşüş yaşanmamıştır. Ancak işte önceden 100 noktaya aynı tonaj satılıyordu şimdi 150 şubeye satılıyor. Öte yandan fark ettiyseniz dışarıda yeme-içme çok arttı. Dışarıda kahvesini içen muhtemelen daha eve gidip bir şeyler daha içmeyecektir. Dolayısıyla bu da bizi etkiliyor. Biz ciromuzu koruyoruz ama enflasyon var. Yani ürün pahalılaştı, biz de tonaj noktasında küçülüyoruz. Aslında bütün marketler küçülüyor. Sektörde küçülmüyorum diyen doğruyu söylemiyordur. Yine de diyebilirim ki tüm bu anormal şartlara rağmen ilk 6 ayımız fena geçmedi.  İkinci yarı bakımından da yorum yapacaksak, yaz moduna girdik. Bu sene Haziran’ın bir kısmını Ramazan, bir kısmını seçim kurtardı. İstanbul’un yaza doğru boşalmasından kaynaklı Temmuz, Ağustos aylarında işler muhtemel yüzde 20 düşer. Ancak tabi Çağrı Market olarak büyümeyi hedeflemekteyiz halen. İnşaatı devam eden yerlerimiz var mesela. Bunlar yine İstanbul’da olacak. Yani hala heyecanlıyız ve büyümek için elimizden geleni yapıyoruz.

 

Açacağınız marketlerin metrekareleri konusunda bir sınırınız, kıstasınız var mı? Ortalama ne kadar büyüklükte mağazalar açıyorsunuz?

800 metrekareden daha düşük ölçüde mağaza açmayız. Ki zaten yeni yerleri düşünürsek, oralarda 800 metrekare ideal bir ölçüdür diye düşünüyorum. Ancak tabi bin 500 – 2 bin metrekare olan yerlerimiz de var. Örneğin en büyük mağazalarımızdan olan Haznedar ve Dudullu mağazaları 2 bin metrekareye yakın.

 

Son olarak sektöre söylemek istediğiniz bir şey veya iletmek istediğiniz mesaj nedir?

Türkiye kesinlikle kalifiye personel sorununu çözmeli. Her tarafta üniversite mezunu var, ama ne yazık ki o diplomalar hiçbir işe yaramıyor. Bizde baba parasıyla üniversiteyi bitirenler, direkt masam olsun, sekreterim olsun, arabam olsun isteklerine kapılıyor. İş beğenmiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin bu kadar çok vasıfsız üniversite açmasına hiç gerek yok. Bunun yerine meslek liselerini çoğaltmak ve önem vermek gerekiyor. Bunun yanı sıra ne yazık ki üniversitelerimiz uygulamadan kopuk, vasıfsız öğrenciler yetiştirmekte. Meslek sadece mühendislik demek değil, günümüzde şoföre de, teknisyene de ihtiyacımız var. Herkes yönetici olmak zorunda değil, ara elemanın da olması gerekiyor. Bu sorun kesinlikle çözüme kavuşmalı. Sektör olarak da bunun sıkıntısını çok çekiyoruz.