Private label markanın gelişimine engel mi?

Yerli üreticinin ve yerli perakendecilerin önemi her geçen gün daha da artarken gündeme bir de market raflarındaki PL ürünlerin sayısının azalacağı damga vurdu. Hal böyleyken bu konuda görünmeyeni göstermek adına PLAT Derneği’nin Genel Sekreteri Burak Aksoy, konuya çok farklı bir noktadan bakarak bizlere bir yazı dizisi hazırladı

Private label markanın gelişimine engel mi?

Burak Aksoy’un market raflarındaki PL ürünlerin sayısını azaltma konusuna farklı bir bakış açısı ve yerli üretimin önemine vurgu yaptığı ilk yazısı şöyle:

 

Merhaba,

Değişmesi planlanan perakende yasası ile gündemimiz oldukça meşgul. Private Label ürünlerin rafta kısıtlanması ise ilgili çalışmanın bir parçası. “Private Label ürünlerin rekabetçiliği ve markalaşmanın önüne geçtiği” önemli iddialar olarak gösterilebilir.

Rekabet ve markalaşma hakkındaki görüşlerimi paylaşacağım. Rekabetle ilgili yazacaklarımı sonraki yazılara bırakarak markalaşmayla başlamak istiyorum.

Private Label markalaşmanın önüne geçiyor mu?

Private Label ürünler pazardan yüzde20 pay alıyor diyorsak, elbette ki bunu markalardan alıyor ama markalaşmanın önüne geçiyor dersek yanlış bir denklem kurmuş oluruz.

İlk olarak yerli üreticimizi ele alalım.

Bugüne kadar yabancı şirketlerin rekabet edilemez bütçelerinin ve dayanılmaz rekabet koşullarının etkisiyle yerli üreticilerimiz market raflarında yeteri kadar yer alamıyorlardı. Private Label ürünler sayesinde pek çok yerli üreticimiz, ürünlerini yurtiçi pazarda satabilir, uluslararası firmalarla rekabet edebilir hale geldiler. Başarıyla yürüttükleri Private Label operasyonları sayesinde kendi ürün grubunda daha önce hayal bile edemeyecekleri satış rakamına ulaşmış üretici sayımız azımsanamayacak kadar fazla. Buna karşılık geçmiş dönemlerde dayanılmaz bütçeleri sayesinde pazarı domine eden uluslararası şirketlerin Türkiye pazarındaki hacmi küçülmüş ve bu durum onları ziyadesiyle rahatsız etmiştir. Çocuk bezi, deterjan, gazlı içecek ürün grupları yazdıklarımın en somut örnekleridir. Kısaca zaten raftaki marka yerli üreticinin markası değildi, şimdi en azından yerli üretici pazardan tatmin edici bir pay alır duruma geldi.

İlle de “marka” diyorsak da yine engel Private Label ürünler değil.

Nasıl mı?

Şöyle ki; Avrupa’da Private Label tüketim oranı %50’ye yakın bir seviyede. Amerika’da %40 civarlarında. Marka adı vermem yanlış olur diye isimleri hayal gücünüze bırakacağım. Bizden yaklaşık 70 yıl önce Private Label ile tanışan Almanya’nın dünyaya mâl olmuş markalarını bir göz önüne getirelim. Ya da hepimizin bildiği kendi kategorilerinde dünyayı domine eden Amerikan markalarını. Bizim çayımızı bize satan yabancı şirketin, bizim fındığımızı bize satan yabancı şirketin markaları az mı biliniyor? Marka değerleri mi düşük?

Bizden yıllar yıllar önce Private Label ile tanışan, marka bağımlılığı bize nazaran çok daha düşük olan, pazar payları %50’ye yaklaşan Avrupa ve Amerika’da markanın gelişimine engel olamayan Private Label ürünler, Türkiye’de markanın gelişimine nasıl engel olabilir ki?

Biraz daha gerçekçi konuşursak, sorunlarımıza daha kalıcı çözümler bulabiliriz diye düşünüyorum.

Private Label ürünlerin rekabette yarattığı sorunları(!) ve Private Label ürünlerin raflarda kısıtlanması halinde karşılaşacaklarımızdan bahsedeceğim diğer yazılarımda görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın.”