Evden çalışmaya veda etmek ister misin?

Evden çalışmaya veda etmek ister misin?

Evden çalışmaya veda etmek ister misin?  

Mart ortası başlayan eve kapanma süreci haziran başı yerine yeni bir modele bırakıyor gibi. 2,5-3 ay süresince belki sürekli evde bir düzen tutturdunuz belki tutturamadınız, çabaladınız ama olmadı veya oldu, mükemmel uyum sağlandı. 

Şimdi çoğu şirket gibi sizin şirketiniz de hibrit bir modele geçmiş olabilir. Bazen ofis bazen evden çalışmanız, tüm iş arkadaşlarınız ile aynı anda ofiste olmamanız, hala pek çok toplantının online yapılıyor olması yeni düzeninizin gerçeklikleri olabilir. Bu model de bakalım nereye kadar sürüyor olacak? Şirketler maliyet yönetimi açısından evden çalışmaya sıcak bakmaya başladılar bile. Verimlilik kısmında da bir problem olmadığını keşfettiklerini söyleyen pek çok kurum var.

Şimdi bunun başlığını değiştirme zamanı diyorum.

Sadece evden değil ama “mobil çalışma” hayatımıza girdi. Mobil çalışma mekândan bağımsız çalışmak demek. Pandemi sürecinde bu evdi ama artık koşullar elverdiği sürece bir cafe, deniz kıyısı, sokak ortası her yer olabilir. Soru şu, kurumlar ve buradaki liderler mobil çalışma hayatında çalışanlarına nasıl liderlik ediyor olacaklar? Kullanacakları sistemler, çalışma saatleri, kullanılan dil ve yöntemler değişecek mi? Çalışanları nasıl destekleyecekler, karşılığında neler bekleyecekler, performansı nasıl ölçecekler?  Ofiste olmayan birinin kaçta gelip gittiğinin bir önemi kalmıyorsa, ortalıkta gözükmüyorsa, vizibilitesi azalmışsa, hakkında nasıl bir kariyer notu ortaya çıkacak?

Kurumlar mobil çalışma modellerini nasıl uygulayacaklarını bunun tüm işleyişe olan olumlu ve zorlayıcı etkilerini tartışa dursunlar, biz kendimize şu soruyu soralım:

Evden çalışmayı sevdik mi? “Haydi artık tamamen ofise dönüyoruz “e-maili gelen kutunuza düşerse içiniz cız eder mi?

Bu sorunun cevabına kendimden başlamak istiyorum. 

Sevilenler

Evden çalışma bir zorunluluk dönemine rast gelmiş olsa da benim için pek çok özgürlük kapısını araladı. Mekanlar arası koşuşturmacadan, trafikte saatler harcamaktan meğer yorgun düşmüşüm.  Metropol bitaplığı diye bir sendrom olduğunu keşfetmenin hafifliği ile devam ettim evdeki hayatıma. Stres kovamı bayağı da doldurmuş olduğunu anlamam ile daha bir dört elle sarıldım evdeki yaşantıma. 

İki toplantı arasına kişisel veya aileyle ilgili işleri sığdırmak böylelikle akşam üstlerini ve hafta sonlarını yapılacak işler listesine heba etmemek pek de güzelmiş. Bazen bir spor faaliyetini, bazen bir online kişisel gelişim eğitimini, bazen hatır sorma telefonlarını, bazen de ev işlerini halletmenin dayanılmaz hafifliği keşif listeme eklendi. 

Çalışma ortamını kendime göre düzenlemeyi çok sevdim. Temizliğinden emin olmak, keyifli kişisel objelerimle donatmak, dilediğim renklerle görselliği şenlendirmek de yaratıcı taraflarımı törpüledi diye hissediyorum.  

Her öğlen şimdi nerede yiyeceğiz sorusundan kurtulmuş olmak, evde kaynağını bildiğim yemekleri yemek bedenim kadar ruhuma da iyi geldiği kesin.  Parası da cebime kaldı diye seviniyorum tabi.

Evdeki aile üyeleri ile çok daha fazla zaman geçirmek, bu zamanı keyifli hale getirmek adına ortamlar, oyunlar, yarışmalar düzenlemek ne de güzel oldu. Birbirimize daha yakınız şimdi, sadece fiziksel olarak değil, kalben ve ruhen de yakınlaştık ki bu, bu dönemin en önemli kazancı benim için.

Mindfulness eğitmeni olarak odaklanma konusu ciddi bir dikkat çelen olmadığı sürece benim için oldukça kolay oldu. Her zaman planlama yapmanın yararını savunuyorum günü aktivitelere bölmek, bu aktivitelerin sonunda ödül zamanları yaratmak ve o aktivite dizilerini seri tek görev gibi düşünmek zamanı iyi kullanma konusunda harika bir test dönemi oldu diyebilirim.

Zorlayanlar

Sosyal hayatımı sanaldan yürütmek bir yere kadar iyiydi ama sonra sarılmanın bedenimde yaratacağı oksitosini özledim diyebilirim.  İnsanların yakından yüzüne bakabilmek, duygularını anlayabilmek, gerçek paylaşımları kanlı canlı yapabilmek kısmının enerji alışverişimizi etkilediğini bunun da zorlayıcı olduğunu düşünenlerdenim. Sadece dostlarla değil, iş arkadaşlarımızla da etkileşimimizin formu ve formatı değişti. Koridor sohbetleri, spontan kahve molalarının terapatik etkisi yok oldu ki bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Gözden ırak gönülden uzak düşmek de olabiliyormuş bazen. Bu da uzun vade için hoş bir şey olmasa gerek. 

Esnek çalışma olunca saatlerin birbirine karışması, bazen gece geç saatlere kadar laptop başında sürünme kısmı eğer sık olsaydı zorlayabilirdi diye düşünenlerdenim.  Burada da disiplin getirmek hem işveren hem çalışan tarafında önemli olacak gelecek için.

Uzun süreli ev ortamında kalmak, pek çok şeyin rutine dönüşmesini sağlarsa, bu da zihinsel gelişime fayda sağlamaz diyenlerdenim. Bu yüzden ne zaman fazla bir rutin oluşsa, hep şaşırtmacaya başvurdum, mesela masanın farklı bir yerinde çalışmak veya mola saatlerini değiştirmek gibi. 

Benim çocukların yetişkin yaşlarında olduğu için çok zorlanmadım ama küçük çocukları olanların zaman zaman sıkıntıya düştüklerini danışanlarımdan biliyorum. Ortak anlayış geliştirmek bazen olabildi bazen işe yaramadı. Bu da yokuşta düşük vitese geçmek gibi bir şey.

Bunlar benim listemdekiler. Peki ya sizin listenizde neler olabilir?

Neden bu liste değerli derseniz, bundan sonraki hayatımızda hibrit çalışma hayatının olacağı çok belliyken, kendimizi zihinsel olarak mobil düzenlere hazırlamamız, ancak bu konuları gözden geçirmek ve iyileştirme alanları konusunda çözüm aramak ile mümkün. Gelsin hayat bildiği gibi gelsin işimiz bu yaşamak.