300 tır “ihalesiz” et nasıl tüketilir?

11 Ekim 2018 Perşembe

“300 tır et ithal edeceğiz”, “kemiksiz karkaslar geliyor”, “300 tır et geliyor, “şarbona dikkat” derken, etler geldi, belki de tükettik bile. Hayvanların ülkemize geliş koşulları, hangi şartlarda beslendikleri ve yetiştirildikleri koskoca bir soru işareti olarak kaldı. Peki, kim gümrükledi bu etleri? Et ve Süt Kurumu’nun açtığı 24 saatlik ihale yeterli mi geldi? İşin perde arkasında başka bir durum olduğu ortada. Perakende.org olarak biz de konuyla ilgili sorularımızı Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’a yönelttik

300-tir-ihalesiz-et-nasil-tuketilir

Geçtiğimiz günlerde Et ve Süt Kurumu’nun sadece 24 saat süren bir ihale açtığı 300 tırlık et ithalatı ile ilgili birçok konu konuşuluyor. İhaleden önce etlerin geldiği, hatta tüketildiği ve ihalenin göstermelik açıldığı konusu da gündemde. İhaleye katılmak için gerekli evrak süreci bile 1 hafta süren bir konuda 24 saatlik ihale konusuyla ilgili siz neler söylemek istersiniz?


Öncelikle, Et ve Süt Kurumu 300 tır kemiksiz etin gümrük işlerinin kime verileceği ile ilgili bir ilan yayınladı. Fakat gümrük işlemleri, bu etler Türkiye’ye gelip hatta yendikten sonra yapılamaz; bu işlemlerin Türkiye’ye girerken gümrükte yapılması gerekir. Fakat ben bu ilanı ilk gördüğümde, Et ve Süt Kurumu’nun formalite gereği yayınladığı bir ilan gibi gelmişti bana. Çünkü anladığım kadarıyla daha önceki gümrük çalışmalarını gerçekleştirdiği şirketle anlaşmalarını yenilememişler. Çünkü hiçbir ihale 24 saat önce açılamaz. İstanbul dışında hiçbir firma böyle bir durumda ihaleye katılamaz çünkü evrakını bile yetiştiremez. Başvuru süresine bakıldığında bunun formaliteden bir ilan olduğu da anlaşılıyor. Et ve Süt Kurumu şu an neredeyse tamamen ithal et konusunda odaklanmış durumda. 1’inci sebep Türkiye’de 3 market zincirine et sağlıyorlar. 2’ncisi de Milli Savunma Bakanlığı et ihtiyacını benim bildiğim tamamen Et ve Süt Kurumu’ndan sağlıyor. Dolayısıyla, bu ihale mevcut olarak çalıştıkları gümrük şirketiyle olan anlaşmalarını yenilemek için açtıkları bir ilan gibi geliyor bana. Yoksa hiçbir ihale 24 saat önce açılmaz.

 

İthal et ile yerli üretim arasında gitgide açılan bir fiyat farkı var. Yerli üretimde etin kilosu 28 TL ile iken ithal etlerde bu rakam 38 TL civarında. Hal böyle iken Tarım Bakanlığı neden hala ithal eti destekleyip bu konuda çalışmalar yürütüyor?

Öncelikle, döviz krizi gerçekleşmeden önce ithal etler daha uygun fiyatlıydı. Fakat dövizdeki artışla birlikte ithalat daha pahalı hale geldi. Fakat Et ve Süt Kurumu burada Gümrük Vergisi ödemiyor; Bakanlar Kurulu kararıyla etleri vergi vermeden ithal ediyor. Bu yüzden Türkiye’deki etle başa baş bir fiyata denk geliyor. İşin temeline inersek, o zamanki adıyla Et ve Balık Kurumu 1952 yılında kurulduğunda yerli üretimi ve hayvancılığı desteklemek için kurulmuştu. Fakat 2010 yılında başlayan ithalat politikalarıyla Et ve Süt Kurumu, bir ithalat ofisine dönüştü. İthalat artık bir hükümet politikası olduğu için bundan da belli gruplar faydalanıyor. Bugün, besiciliğin yaygın olduğu Erzurum, Ağrı, Kars’ta bile Et ve Süt Kurumu et ithal ediyor. Oralarda kesilen hayvanların neredeyse hepsi ithal hayvan. Yerli üreticiliğe yönelik bir sözleşme yapılsa da sürdürülebilir olmadı. Bu durum da Et ve Süt Kurumu’nun bütün raporlarında yer alıyor.

 

Hem hastalık getirmesi hem de yerli üreticiyi gölgede bırakıp üretimden vazgeçirmesi söz konusu olan ithal et konusunda yerli üretici ne yapmalı, nasıl organize olmalı?

Aslında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir dönem Milli Tarım Politikası’yla birlikte Milli Hayvancılık Politikası da açıkladı. Orada da Türkiye çapında besi/hayvancılık bölgeleri oluşturulmuştu. Süt hayvancılığı bölgesi, damızlık bölgesi gibi bir nevi bir uzmanlaşmaya gidilmişti. Fakat kağıt üzerinde kalarak, uygulanabilir olmadı. Devlet, bir politika gibi sürekli ithalatı desteklerse, yerli üreticinin yapacağı çok bir şey yok açıkçası. Şimdi döviz kurları sebebiyle ithalat daha pahalı olsa da, yapılan her ithalat yerli üreticiyi sahanın dışına itiyor. Çünkü rekabet etmesi çok zor; yem fiyatları sürekli artıyor. Dışa bağımlı hale geliyorsunuz devamlı. Zaten son dönemlerde bir ithalat sarmalına girildi. Et ve Süt Kurumu hayvan ithal ediyor, hayvan ithal edince yerli üretici piyasadan çekiliyor. Bu sefer piyasada bir et ihtiyacı doğuyor bu açığı kapatmak için de daha fazla et ithal ediliyor. Tam bir kısır döngü..Bu sarmalın kırılması lazım. Diğer bir çözüm ise, üreticilerin örgütlenmesi ve buna yerel yönetimin destek olması. Tabii tüketicilerin de bilinçli davranması lazım. Çünkü her hayvan ithal ettiğimizde hastalık da ithal ediyoruz aslında. Özellikle Kurban Bayramı dönemini hayvan hareketlerinin en yoğun olduğu, ithalatın en fazla olduğu dönemdir. Bir yandan da insanların dini vecibelerini yerine getirirken kesilecek hayvanlara denetleme yapılması sanki engelleyici bir hareketmiş gibi bir yargı var. Fakat tam tersi..Dini görevi yerine getirirken, hastalıktan da ölmemesi lazım. Bu yüzden, Türkiye’nin özellikle besicilik bölgesi dediğimiz Iğdır, Kars, Ağrı ve Erzurum’un hayvancılık bölgesi olarak tanımlanması lazım. Türkiye Polonya’dan et ithal edeceğine, orada hayvancılık/besiciliğin yapılması ve et entegre tesislerinin kurularak kesimlerin orada yapılması ve sonra Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor. Hayvanı buraya getirdiğinizde, hayvan hareketleriyle hastalıklar da artıyor. Biz Polonya’dan et ithalatını destekleyeceğimize ülkemizdeki hayvancılığı desteklersek zaten tüm et ihtiyacımızı karşılayabilir duruma geliriz. Türkiye zamanında Ortadoğu’ya canlı hayvan ve et ihraç ederken, şimdi işler tersine döndü. Batı’da ise süt hayvancılığı Hollanda’yla yarışabilir hale geldi verimlilikte. Bu yüzden o bölgeler de süt hayvancılığının desteklenmesi gerekiyor. Ben çıkış yolunu buralarda görüyorum. 



Online Güvenilir Alışveriş Siteleri Ucuz İnternet Alışveriş Siteleri Sosyal Sorumluluk Shopping Mall Online Satış Siteleri Online Giyim Kıyafet Siteleri Kadın Giyim Markaları İndirimler Giyim Markaları Fırsat Erkek Giyim Markaları Discount Dernekler Bayan Giyim Siteleri