Eklenme Tarihi : 24 Haziran 2009 Çarşamba
Sinan Asılyazıcı

Dibe mi Vurduk? Kara mı Göründü?

Rivayetler halen muhtelif olmakla beraber, son zamanlarda ağırlık kazanan görüş; dibe vurulduğu ve bundan sonrasının yükseliş olduğu şeklinde. Krizlerde ağırlıklı olarak yaşanan bir refleks bu; dibe vurma ve yükselme


Başlayan her şey biter. SenecaHer denizin derinliği ile derinlik yerleri farklı olduğu gibi krizlerin de derinliğinin etkisine göre değiştiğini söylemek metafor olarak mümkün oluyor. Şubat krizi kendi denizimizde yakalandığımız fırtına sonucu bir hayli derinlerde mücadeleyi gerektirdiği gibi, dibe vuruş ve sonrasındaki yükselişleri bile vurgun yedirir örneklerle sonuçlanmıştı. Bu son krize ise uluslararası sularda yakalandığımızdan ve ortalıkta da çok fazla gemi olduğundan, adeta herkes rakibini ya da düşmanını bile düşünür hale geldi! İhracat beklenenin altına düştüğünde iç piyasanın elindeki stoklar da düşündürücü bir hal almıştı. Henüz ülkemize ulaşmamış olan krizin etkileri dış ülkelerde yaşanır olduğundan ithalatlarını etkilemiş, bu da içeride yığılmalara sebep olmuştu. Bunu hemen işten çıkarmalar izlemeye başlamış, tazminatlar verilmiş, bir süre o paralar kısıtlanarak olsa bile alışverişe yansımıştı. Daha sonra ise kampanyalar başladığından, eldeki stoklar eritilmiş oldu. İçinde bulunduğumuz kriz içinse ağırlıklı olarak hakim olan görüş; -yazımın girişinde de belirttiğim gibi- Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında dibe vurma sonrası yaşanabilecek bir yükseliş ihtimali ve/veya görüşü üzerine yoğunlaşıyordu. Bu günlerde bazı veriler ve piyasadaki hareketlenmelerden bahsedebilmek oldukça rahatlatıcı görünüyor. Özellikle belirtmek isterim ki, krizin maddi etkisi ne kadar yadsınamazsa, psikolojik etkisi de bir o kadar yadsınamaz. Olumlu ışıklar ve belirtiler yansıtan ve yaşatan canlanmanın, psikolojik bir rahatlamaya yol açtığını gözlemliyorum. Bu da harcamalara yansıyor. Perakendede bunu hissetmek olası. Gıda perakendeciliği genelde aşırı bir düşüş yaşamadı. Gıda dışı perakende ise bunu biraz daha derinden hissetti. Gıda da düşük olan kâr marjları (artan rekabet ve yaşanan belirsizliğin de etkisiyle) biraz daha azaldı. Kampanyalar ile temel gıda maddeleri satışı, bu süreçte sirkülasyonu sağladı. Sonuçta savaşlarda bile karaborsa satılan beyaz üçlü (un, tuz ve şeker) gene satılmaya devam edeceğine göre marketlere hiçbir şey olmaz diyenlere tam olarak katılamıyorum. Çünkü, sadece un, şeker ve tuz satmıyoruz. Üstelik bu ürünlerin kâr marjları ortada. Organize perakendeciliğin bir maliyeti var ve olacak! Ama sonuçta bu savaşı, organize ve her konuda güçlü olan oyuncuların kazanacağını da unutmamak gerekir düşüncesindeyim. Efendim, kayıt dışı ekonomi? İyi de biz o kulvarda değiliz diyenleri ve gerçekte olmayanları ayırmak gerekir! Perakende sektörü kurduğu dernek ve örgütlerle bu tip grupların arasından sıyrıldı ve zaten bu kulvarda olmayanlar, olanlarla anılmak bile istemiyorlar. Perakende sektörünün iki önemli temsilcisinin (TPF ve AMPD) en önemli ortak görüşü, kayıt dışı ekonomi hakkında. Krizin en önemli sorunlarından biri de iş ve işsizlik oldu. Meslek seçimi olarak halen hak ettiği yerde olduğuna inanmadığım ama inanmak istediğim perakendecilik, üzerinde güneş batmayan meslek misali aldığı iş başvuruları ve kariyer hesaplarıyla sanırım bu bağlamda krizden yararlanarak çıkmış ya da çıkabilecek sektörler arasında olacak. İşi yine perakendeye bağladığımın farkındayım satırlarım ilerledikçe, ama sonuçta ben bir perakendeciyim. Üstelik ekonomist de değilim. Sektörün nabzını tutan ve soluyan biriyim. Yaşadığımız krizin insan kaynakları için önemli bir sınav ve deneyime neden olduğuna inanıyorum. 2001 krizinin perakende sektöründen çok daha büyük bir sektör olan günümüz perakende sektörü ister ulusal olsun ister yerel, sanırım oldukça iyi bir performans sergiledi ve hala sergilemeye çalışıyor. Buna aynı gemide olmak denilebileceği gibi rekabetin gereklilikleri demek de sanırım abartma olmayacak. Bence eski deyimle henüz kara görünmedi. Bu arada ekonomistler, 2009u kayıp bir yıl ilan etti! Bu da temkinli olmanın gerekliliğine işaret ediyor ve 2010 için beklentileri arttırıyor! Krizden yavaş yavaş çıkıyor gibi gözüküyoruz. Ortak slogan afişleri, kampanyalar ve en önemlisi yüzü gülerek alışveriş yapan insanlar... Bir o kadar da önemli olması gereken, yüzü gülerek servis yapan çalışanlar. Kasalardaki kuyruklar, bu bağlamdaki emeğin dijital sesinin yankıları adeta. Ekonomistler krizi yorumluyor. Gözler dış ülkelerde. Amerikada başlayan iyileşmenin daha meyveleri alınmadan ülkemizde kriz bitti diye mağaza kiralarını artırmak isteyenler çıkabiliyor. İnsanlar geleceğe daha umutla bakınca bu tüm sektörlere yayılmaya başlıyor. Nazım Hikmet, Abidin Dinoya sormuş; Sen mutluluğun resmini yapabilir misin? Krizin her geçen gün mutluğa ve umuda yelken açmasını diliyor ve umuyorum. İyi ve mutlu kalın
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive