“Robotlar işimizi elimizden almayacak”

28 Haziran 2017 Çarşamba

Endüstri 4.0 hakkında farklı sektör temsilcilerinden fikir aldığımız röportajlarımızın son durağı SAP Genel Müdür Yardımcısı Bülent Karal. Endüstri 4.0 döneminde endüstrinin artık “neden” üretim yaptığımızla ilgili olduğunu belirten Karal, sorularımızı Perakende.org okuyucuları için yanıtladı

robotlar-isimizi-elimizden-almayacak

Deniz Emiroğulları

 

En başından başlayalım. Siz hem bir profesyonel olarak hem de kendi sektörünüz açısından bakarsanız Endüstri 4.0’ı nasıl tanımlıyorsunuz?

Dünya, üç endüstri devrimi yaşadı. Bunlardan ilki olan Sanayi Devrimi’nde buhar gücünden ve makineleşmeden yararlanılarak, üretim ve verim artırıldı. İkinci  devrim, elektrik ve seri üretim (montaj hattı) ile birlikte geldi. Üçüncü ve en yeni gelişme ise elektronik ve bilgi teknolojileri (BT) kullanımıyla otomasyondaki hızlanma oldu. Şimdi de dördüncü endüstri devriminin eşiğindeyiz. Endüstri Platformu, bu devrimi şöyle tanımlıyor: “Endüstri 4.0, gömülü sistemlerden siber-fiziksel sistemlere doğru teknolojik evrilme anlamına geliyor.” İlk endüstri devrimi, üretimin “girdi” kısmıyla ilgiliydi. Buharlı motorun da yardımıyla, yeni bir enerji kaynağı ortaya çıkmıştı. İkinci endüstri devrimiyle insanlık, “çıktı”ya odaklanmaya başladı. En önemli kaygı “kitleler için üretim” yapmaktı. Dolayısıyla üçüncü devrim de “verimlilik” konusuna; yani ürünlerin pazara çıkış süresini kısaltıp modüler tasarımlar yapmaya odaklandı. Dördüncü endüstri devrimi ise kullanıcı deneyiminden yola çıkıp üretimde geriye doğru gitmeye dayanıyor. Diğer bir deyişle endüstri artık, hangi girdi ya da çıktıları ürettiğimizle ve ne ölçüde verimli üretim yaptığımızla değil, “neden” üretim yaptığımızla ilgili.

 

Hem olumlu hem olumsuz yanlarını beraber düşündüğümüzde, sizce Endüstri 4.0’ın dinamiklerinden en çok hangi sektörler etkilenecek?

Dijital dönüşüm, dünyada yaşayan tüm topluluklar ve toplumlar için yeni değerler, yeni anlamlar üretiyor. Küresel ölçekte dijital dönüşüm, kaynakların daha verimli kullanılması anlamına geliyor. Birincisi, üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim sayesinde stoklara gerek kalmıyor; bu daha az kağıt tüketimi ve ağaçların kurtarılması demek. İkincisi, akıllı sensörler kullanırsak elektrik tüketimini optimize ederiz; önemli bir kaynağı bağımsızlaştırabiliriz. Üçüncüsü, otomobiller kendi kendini yönetince trafik daha akıcı olur ve bu şekilde insanlar daha az enerji ve vakit harcar. Dördüncüsü, dijital dönüşüm doğal kaynakların korunmasını da pozitif etkiler. Bu dönüşümde uzmanlık gerektirmeyen sıradan emek sistem dışına itilecek ve yepyeni meslekler doğacak. Geleneksel endüstriler yanında medya, eğlence, finans, perakende gibi pek çok sektör gelişmelerden önemli ölçüde etkilenecek. Zaman, bu süreçte de değişime ve dönüşüme uyum gösterenlerden yana duracaktır. Dijitalleşmeye en çok ihtiyacı olan sektörleri sıraladığımızda telekom, medya ve perakende sektörlerini söyleyebiliriz. Örneğin müşteri ihtiyaç ve beklentilerine göre şekillenen perakende sektörü en çok istihdam yaratan sektörlerden biri. Dijitalleşme ile birlikte perakendenin süreçleri, iş yapış biçimleri ve tüketiciye ulaşmak için kullanılan kanallar değişiyor. Bütün bu gelişmeler sektörün dinamiklerini yeniden tanımlıyor. Mağazalar, markaların müşterileriyle iletişim kurduğu sosyal ortamlar haline geliyor. İçinde bulunduğumuz bu hızlı rekabet ortamında yurt dışı pazarlara açılmak şimdi daha kritik. Operasyonel verimlilik ancak yenilikçi teknolojilerin kullanımıyla oluşturulan birbirine entegre çözümler ile mümkün. Büyük veriyi anlamlandırmak eyleme dönük hızlı kararların verilebilmesini sağlıyor. Önümüzdeki 10 yılda dijitalleşme ve müşteriye odaklanmak kazandıracak. Dijitalleşme sürecini kendi kurumlarına adapte etmek şirketler için hayati önem taşıyor ve bu anlamda perakende sektörü zamanla dijitalleşmede ilk sıraya oturacaktır.

 

Endüstri 4.0’a ayak uydurma konusunda ülke olarak Türkiye’yi nerede görüyorsunuz? Sizce gerekli altyapı çalışmaları yeterli derecede yapılıyor mu?

Genç ve dinamik işgücünün olduğu ülkemiz, Endüstri 4.0 konusunda rakiplerin önüne geçecek potansiyele sahip; hem yeni süreçleri kurgulamada hem de yeni iş modellerini oluşturmada fark yaratma şansımız var. Ayrıca ülkemizde IT/OT sistemleri konusundaki yetkin firmalar dönüşüm sürecinin hızlanmasında önemli rol oynuyor. Dijital dönüşümün gerçekleşmesi aşamasında bu firmaların rolleri daha da önemli hale gelecek. SAP olarak inovatif bilişim teknolojileri (BT) çözümleri üretim ve dağıtım konusunda Türkiye’nin bölgesel üs olma potansiyeline inanıyoruz. Ayrıca, Endüstri 4.0’da birbirine bağlı ağın büyüklüğü üretilebilecek katma değerin büyüklüğü ile ilintili. Aynısı bu devrimin gerçekleşmesini sağlayacak ekosistemin büyüklüğü için de geçerli. Türkiye’nin gelecekte bu perspektifte de fark yaratacağını inanıyoruz. Gelişmekte olan pazarlarda ve Türkiye gibi ülkelerde,  Batı ve Doğu'daki gelişmiş ülkelerden daha büyük avantajlar var. Çünkü Türkiye gibi gelişmekte olan pazarlar yeni teknolojiyi algılama ve uygulamada daha istekli, daha tutkulular. Türkiye'nin konumunu dikkate alırsak dijital dönüşüm için büyük potansiyele sahip. Ekonominin parçası olan küçük ve orta ölçek işletmeler büyümedikçe maalesef gelişme olmuyor. Onları büyütmek çok önemli… KOBİ destekleri ve açılımları temel ihtiyaçlardan biri.



 

Sizin müşterilerinizden Endüstri 4.0 altyapısı için danışmanlık isteyenler var mı?

Teknolojinin hızı ile bugün geldiğimiz noktada dokunduğumuz, söylediğimiz ve yaptığımız her şey veri üretiyor. Bu durum, tüm şirketler için birçok fırsatı olduğu gibi büyük zorlukları da doğuruyor. Önemli olanın ise bunu fırsata dönüştürmek olduğunu biliyor ve SAP olarak buna hizmet eden çözümler sunuyoruz. Bu anlamda dijital ekonomide hayatımızın her alanında farklılaşma ve inovasyon sağlıyor, beraberinde şirketlere bu adaptasyonu üstlenme görevi de yüklüyor. SAP olarak “sadeleşme” vizyonumuzla ve sunduğumuz yenilikçi çözümlerle Türkiye’deki şirketlerin küresel pazarlarda üstünlük sağlayacak rekabet gücü kazanmalarına destek oluyoruz. Teknoloji hayatımıza girdiğinden beri içinde bulunduğumuz değişim sürecinde daha gidecek çok yolumuzun olduğunu biliyoruz. Ancak öte yandan teknolojinin bu yolları kat etmeye hazır olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kurum tarafına baktığımızda, kurumların dijital ajandalarını oluşturmak için istek, enerji ve yatırımlarının giderek artırdıklarını görüyoruz. Dönüşümü gerçekleştirmek için birçok kurum bu doğrultuda yola çıktı ve kurumlarını bu dönüşüme adapte ederek başarılı sonuçlar almaya başladı. Geleceğini yeniden şekillendirmek isteyen bütün kurumlar da dünyayı tüm hızıyla etkisine alan bu süreci yaşayacak.

 

Bu dönemin yaratabileceği işsizlik sıkıntısını belki de sosyal bir boyut olarak değerlendirmeliyiz. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Endüstri 4.0, bazı iş kollarını makinelere ve yazılımlara bırakırken, daha iyi hayat standartları sunacak pek çok yeni iş kolunu da beraberinde getiriyor. İnsanlık, hayat standartlarının önemli ölçüde artacağı bir geleceğe doğru ilerliyor ve Endüstri 4.0 bu yolda attığımız adımlardan sadece bir tanesi. Bu geçiş tabiî ki bir günde olmayacaktır. Şirketlerin, insanların, sektörlerin bu geleceğe hazırlanmak için çok fazla vakti var. Hali hazırda pek çok sektörde bu hazırlığı gözlemleyebiliyoruz. Ücretsiz kodlama eğitimleri gibi sosyal sorumluluk projeleriyle özellikle gençleri tam anlamıyla yaşayacakları dijital çağa hazırlayabiliriz.  Kısacası bugün, bu işsizlik sıkıntısı gibi duran gerçeği hayat standartlarını artıracak bir fırsata çevirmek hepimizin elinde. Diğer yandan zaman içerisinde teknolojinin ilerleyişi ile birlikte bazı meslekler yok oldu ve yerine daha insan merkezli işler ortaya çıktı. Birbirini tekrarlayan işler dijital dönüşüm ile birlikte artık insan gücü ihtiyacı duyulmadan yapılabilecek, ancak karar verme yetisi gerektiren veya koşullara göre karar gerektiren işler yine insan tarafından, otomasyon desteğiyle gerçekleştirilecek. Yani robotlar işimizi elimizden almayacak! Bu değişime bağlı olarak çalışanların sahip oldukları yetkinliklerin ve gelişim alanlarının da değişeceğini ve çalışanların uzmanlık alanlarının çok daha belirgin olacağını öngörüyoruz. Öte yandan dijital ve teknoloji anlamında çok talepkâr yeni bir nesil geldiğini de unutmamız gerekiyor. Bu anlamda, sadece tüketici olarak değil, kurumlar içerisinde çalışanlar anlamında da çok ciddi bir yüzdeye ulaşan ve yakında da sayıca üstünlüğü yakalayacak bir orana sahip olan Y kuşağının dikkate alınması gerekiyor.