Snowy Grossmar Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Ulu

Sinoplu Ulu Kardeşler tarafından 1997 yılında kurulan Snowy Grossmar, bugün İstanbulun her iki yakasında bulunan 7 şubesiyle perakende sektörünün gülen yüzü olmaya devam ediyor. Bir süre önce Kâğıthane şubesini tavandan tabana yenileyerek yüzde 70 verimlilik sağlayan firma, şimdi de Kurtköy mağazasını revize ediyor. Ayrıntıları Snowy Grossmar Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Uludan dinledik

Eklenme Tarihi : 07 Aralık 2009 Pazartesi
snowy-grossmar-yonetim-kurulu-baskani-ramazan-ulu
Özlem ELGÜNPerakende sektörüne nasıl adım attınız? Kendinizden de bahsederek o süreci anlatır mısınız bize?Sektöre 1986 yılında girdim. Ancak onun öncesinde, 19791986 yılları arasında öğretmenlik yaptım. Benim asıl mesleğim ilkokul öğretmenliği... 7 yıl Sivasın Divriği ilçesinin köylerinde görev yaptım. Babamı 11 yaşında kaybetmiştim, annem de öğretmenlik yaptığım o yıllarda vefat edince çok sevdiğim mesleğimden ayrılmak durumunda kaldım. Zira ailenin en büyüğü olarak, kardeşlerime bakmam gerekiyordu. Neticede 1986 yılında, Kâğıthane Gültepede küçük bir bakkal dükkânını devralarak bu işe adım attık. Peki, o küçük bakkal dükkânından zincir markete ulaşma sürecinde neler yaşadınız?Bir memurun işinden ayrılarak ticarete atılması kolay değil... O bakkal dükkânını borçla devraldık. Ama kardeşim Şaban Ulu ile birlikte çok çalıştık, dürüstlüğümüzden hiç taviz vermedik ve borçlarımızı ödedik. Derken o bakkal dükkânı bize küçük gelmeye başladı, yeni arayışlar içerisine girdik. Yine Kâğıthanenin Sanayi Mahallesinde ikinci bir bakkal dükkânı açtık. O bakkal dükkânımızda da işlerimiz rast gitti, orayı biraz büyüttük. İş bu raddeye gelince, işimizin bu olması gerektiğine inandık ve o gün bu gündür devam ediyoruz. Tabii zaman zaman zikzaklar çizdik. Perakende, her şeye gebe, inatçı bir sektör... 23 yıllık ticari hayatım içerisinde bayilik, distribütörlük, toptancılık, perakendecilik yaptım; açıp kapattığım çok şubem oldu ama çalıştığımız firmalar ve bu sektördeki dostlarımızın içerisinde her zaman mahcubiyetten kaçınan, alnı açık olmayı tercih eden biri oldum. Çünkü sektör bunu gerektiriyor. Perakendeciliğe bir dönem İSMAR tabelası altında devam ettiniz. O yıllarda yaşananları anlatabilir misiniz?Düzensiz, sistemsiz, doğru dürüst bir yasası olmayan, dağınık bir sektörün içerisindeyiz. İstanbulda, bu sektörde söz sahibi olan insanlarla birlikte birbirimizi tanımak, kaynaşmak ve dayanışmak için uzun ismi İstanbul Marketleri, kısa ismi İSMAR olan bir dernek kurduk. İSMAR, kurulduğu yıllarda çok sükse yaptı, marka oldu. Ancak sonraları iş giderek ticaretleşmeye başlayınca, cazibesini yitirdi. Kurucularından biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, İSMAR, bize ve sektöre hem çok şey kattı hem de çok şey kaybettirdi. Neleri kaybettirdi mesela?İSMAR, iyi niyetle, sektöre faydalı olmak adına başladı ancak başladığı gibi gitmedi. Dernek olarak kurulmuşken giderek şirketleşti, mal alıp satan bir firma oldu. Oysa böyle tasarlanmamıştı. İşin bu şekilde ticarete kaydığını gören bazı üye arkadaşlarımız eskisi kadar sahiplenmemeye başladılar. Dolayısıyla sektöre çok şey katamadı. Hatta İSMAR deneyimini yaşayan birçok arkadaşımız bu gibi oluşumlardan bir süre uzak durdu.PERDERin katkısı büyükAncak sonrasında sizin de başından beri varolduğunuz PERDER kuruldu? PERDERden bahsederken, öncelikle Perakende Bilgi Evi Genel Müdürü Ergün Gülere teşekkür etmem lazım. Zira kendisinin PERDERin oluşumunda çok büyük gayret ve desteği var. Bugün PERDER varsa, Ergün Beyin girişimleri sayesinde var. Ergün Bey, sektördeki birçok arkadaşımızı ziyaret ederek, bir dernek çatısı altında buluşmalarının sektöre çok şey katacağını ifade etti. Bize de bu davet yapılınca, faydalı olacağını düşünerek İstanbul PERDERin kuruluşunun içerisinde olduk. O gün bu gündür de üyesiyiz. İSMAR deneyimi, PERDERe ışık oldu. Aynı hataların PERDERde de tekrarlanmamasını sağladı. Dolayısıyla PERDER bugün sağlam bir altyapıyla ilerliyorsa, bunu yıllar önceki İSMARa borçlu. Daha sonra PERDER içerisindeki üyeler, Fayda A.Şyi kurdu. Belki doğru, belki de yanlış yaptılar. Ben içerisinde yokum, çünkü İSMARın başına gelenlerden sonra bu riski almak istemedim. PERDER bizi hakikaten kaynaştırdı. Eskiden sadece birbirimizin isimlerini bilirdik, şimdi arkadaşız. Bir problem olduğunda birbirimize destek veriyoruz. Arkadaşlarımızın bulunduğu bölgelere gittiğimizde en azından uğrayıp çaylarını içebiliyoruz. Bunlar hoş şeyler... Sektörel anlamda ne gibi artılar kattı sizlere PERDER?PERDERin bize pek çok katkısı oldu. Mesela bir yakıt firmasıyla anlaşma yaparak daha ucuza yakıt almamızı sağladılar. Bu çok önemli... Benim firmamın 25 aracı varsa, PERDER üyelerinin toplam araç sayısı 500. Dolayısıyla bir yakıt firmasının karşısına çıkıp pazarlık yapabilme gücüne sahip oluyorsunuz. Sektörümüze düzen getirmek adına öteden beri savunduğumuz bir yasa var: Perakendecilik Yasası. Federasyonumuz, bu yasanın bir an evvel hayata geçmesi için hükümet üzerinde ciddi bir baskı unsuru... Ben bu oluşumun ilelebet yürümesini istiyorum. Ancak bir sıkıntım var. Benimle birlikte birçok arkadaşım da bu sıkıntıyı dile getiriyor. Biz perakendeciler aynı çatı altında birleşmişsek, aynı kurumun üyeleriysek, birbirimizin çok yakınında mağaza açmaktan kaçınmalıyız. Aynı derneğin üyeleriyiz diye çok sesimiz çıkmıyor ama ben bu durumun mağdurlarından biriyim. İşler bu şekilde devam ederse, derneğimizin yara alacağını düşünüyorum. Bunu da bir şikâyet değil, sıkıntı olarak dile getirmekte fayda olduğuna inanıyorum. Yasanın çıkacağına dair umudunuz var mı peki?Federasyonumuz bunun için özveriyle çalışıyor, görüşmeler yapıyor. Yazılı ve görsel basın da bu meseleyi dile getiriyor. Çalışma saatlerimizin düzenlenmesi ve birbirimize zarar vermemek adına böyle bir yasaya ihtiyacımız var. Her şeyin bir kurala bağlanmasını istiyoruz, o kadar. Kimseye bir zararı olmayacak bu yasanın. Bası ulusal zincirler ya da AVMler yanaşmıyor ama aslında onlar için de faydalı olacak bu yasa... Anadolu Yakasında büyümeyeceğizİstanbullu kimi yerli marketler yalnızca bir yakada konuşlanıyor, zira her iki yakada birden var olmak her zaman mümkün olmuyor. Oysa siz hem Avrupa hem Anadolu Yakasında varsınız. Bu bir avantaj mıdır?Aslında çok da avantajlı olduğunu düşünmüyorum. Zira yakını takip etmek her zaman daha kolay... Biz son yıllarda Anadolu Yakasından yavaş yavaş çekiliyoruz. Daha doğrusu Anadolu Yakasında yeni mağaza açmak istemiyoruz. Genel merkezimiz de Avrupa Yakasında olduğu için, yatırımlarımızı buna göre yapıyoruz. Zaten Avrupa Yakasında şube sayımız daha fazla. Yeni şubelerimizi de bu yakada açmak istiyor, uzak bölgelerden kaçınıyoruz. Benim şu anda bulunduğum yere 45 kilometre uzaklıkta bir mağazam var. Acil bir durum olduğunda oraya hemen ulaşmam mümkün değil. Ama 10 kilometre uzağımdaki şubemde oluşacak soruna hızlıca müdahale edebilirim. Bir de son yıllarda Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik şartlar gereği, emin adımlarla ilerlemek istiyoruz. Son bir yıldır sektörün içerisinde kimin başına neler geldi, hep birlikte gördük. Bu gibi örnekler sektörü maddi manevi etkiliyor. Biz mağaza açmak için mağaza açanlardan da olmak istemiyoruz. Mevcut mağazalarımızı gerçek potansiyellerine kavuşturmanın da bir mağaza açmak kadar getirisi olduğunu düşünüyoruz. Peki, Anadolu Yakasından zamanla tamamen çekilecek misiniz?Anadolu Yakasında biri Sultanbeylide, diğeri Uydukentte olmak üzere iki mağazamız var. Her iki mağazamız da metrekaresel olarak büyük mağazalar. Özellikle bir tanesi, bizim vitrin mağazamız. Tamamen çekilmek istemiyoruz açıkçası. Oralar bizim ekmek kapımız, iş potansiyellerinden de memnunuz. Kurulmuş kadroları var. Kurtköy mağazamız 3 bin metrekareye yakın büyüklükte. Üçge Depo Raf Sistemleri ile birlikte oluşturduğumuz bir konsept var. Kurtköy mağazasını en kısa zamanda o konsepte dönüştürmeyi planlıyoruz. Dolayısıyla Anadolu Yakasından çekilmiyoruz ama yeni mağaza açma çabasında değiliz. Ama çok uygun bir adres çıkarsa da hayır demeyiz. Bir şubenin, o bahsettiğiniz potansiyeli yakalayabilmesi için hangi koşullara sahip olması gerekiyor?Bir şubeyi gerçek potansiyeline kavuşturabilmek için her şeyi denersiniz. Aktiviteler, promosyonlar yaparsınız ama orada o potansiyel yoksa elinizden bir şey gelmez. Biri ilkbahar, diğeri sonbaharda olmak üzere senede iki ciddi aktivite yapıyoruz. Cuma, cumartesi ve pazar günlerini kapsayan bu üç günde o mağazanın ortalaması bin 500den 3 bine çıkıyor. Demek ki o mağazada potansiyel var... Aktivitelerde mağazanıza girip çıkan müşteri devamlı gelsin istiyorsanız, gereken çalışmayı yapmak durumundasınız. Bu fiyat aktivitasyonu, tadım, şenlik ya da konserle olabilir. Bunu çeşitlendirebilirsiniz. Ama bu çalışmaları yaptığınız halde hala müşteri sayınız artmıyorsa, o zaman oraya özel bir çalışma yapmanın manası da yok. Artık maliyetler arttı. Gözlemliyoruz, birinin 20 mağazası var ama ancak 10 tanesi iş yapıyor. İş yapmayan mağaza, iş yapanın sırtında kambur... Bugün ben yüzde 15in altında iş yapıyorum diyen esnafın alnını karışlarım. Kimsenin maliyetleri yüzde 15in altına çekebilme imkânı yok. Peki, yeni bir mağaza açmadan önce lokasyon seçimini nasıl yapıyorsunuz?Mağaza açmak istediğimiz bölgenin öncelikle fizibilitesini yapıyoruz. Bu iş için bir ekibimiz var. O bölgede hangi perakendeciler var? Kim daha güçlü? Yeni bir perakendeciye ihtiyaç var mı? Bunları araştırıyoruz. Mağaza devralacaksak, birkaç gün boyunca oranın günlük fiş sayısını inceliyor, çevredeki esnaf ve vatandaştan görüş alıyoruz.Biz bir aile olmak istiyoruzTüketiciler Snowyyi neden tercih etmeli? Diğer marketlerden sizi ayıran nedir? Neler sunuyorsunuz müşterinize?Biz bir aile firmasıyız. Kapıdan içeriye girenleri müşteriden öte, ayrı bir birey olarak görmek istiyoruz. Sanayi Mahallesinde 20 yıllık bir mağazamız var. Bugün başında bir idareci olmasa, o mağaza kendi kendine yürür. Çünkü artık oradaki insanları kapıdan kovsanız bacadan girerler. Mağazamızı kendi bakkalları, büfeleri, marketleri gibi görüyorlar. Bir süre uğramasak, sitem ediyorlar. Çok müşterimizle akşam yemekleri yemiş, ramazan aylarında beraber iftar yapmışızdır. İşte biz bu kültürü oturtmak için gayret ediyoruz. Evet, onlar bizim müşterimiz, neticede bir alışveriş var ortada. İstedikleri yerden alışveriş yapmakta özgürler ama onları bizim mağazamıza çeken bir şey var. Öncelikle orayı güvenli buluyorlar. İstediklerini bulamazlarsa siparişle getirtebileceklerini biliyorlar. Kendilerini aileden biri gibi görür, mağazayı kendilerinin gibi benimserler. Oraya giren insanların yüzde 80ini tanıyorum artık ve bundan çok mutlu oluyorum. Orada da çalışma odam var ama girip oturmuyorum. Oraya giren insanlarla ayaküstü sohbet ederek geçiriyorum zamanı. Biz bu kültürü aşılıyoruz bütün çalışanlarımıza, bir aile olmak istiyoruz. Yoksa ben ucuzum işe yaramaz, değilsin. Kimse her şeyde ucuz olamaz. Ben çok kaliteliyim işe yaramaz, aynı ürünü ben de satıyorum, ürün portföyümüz aynı. Ben daha iyi hizmet veriyorum işe yaramaz, ben de iyi hizmet veriyorum. Ben çok temizim işe yaramaz, zaten temiz olmak zorundasın. Sosyal sorumluluk çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?Aslen Sinopluyum. Sinop Dernekleri Federasyonunun kurucuları arasında yer aldım, şu anda da onursal başkanlığını yürütüyorum. Federasyonla birlikte memleketimize 2 bin 80 öğrenciyi barındıracak bir eğitim fakültesi kazandırdık. O yıllarda Sinopta üniversite yoktu. Yüksekokullar Samsun 19 Mayıs Üniversitesine bağlıydı. Bir ile üniversite kurulabilmesi için en az 5 yüksekokulu olması gerekiyor. Bizim yaptırdığımız fakülteyle birlikte Sinop da üniversitesine kavuşmuş oldu. Snowy Grossmar olarak sosyal sorumluluk projelerine büyük önem veriyoruz. Özellikle çocuklarla ilgili çalışmalar yapmaya çalışıyoruz. Son olarak çocukların futbol sevgisini pekiştirmek ve onları profesyonel anlamda yetiştirmek için İstanbul Kurtköyde açılan Yenişehir Futbol Okuluna destek verdik.Snowy bu dönemi nasıl geçiriyor? Her zaman yaptığınızdan farklı bir şey yaptınız mı?Riskten korkmuyoruz. Ben bu işte bir kişiye daha istihdam yaratmaktan mutlu oluyorum. Seninle benim aramda bir fark yok. Sen de çeyrek ekmek yiyorsun, ben de çeyrek ekmek yiyorum. Bu 100 tane şubesi olan arkadaşımızda da böyle. Ben öncelikle rahat olmak istiyorum. Odama bir misafir geldiğinde ona zaman ayırabilmek, çay-kahve içip sohbet edebilmek istiyorum. Çok yoğunsan, bu vakti ayıramazsın. Bu benim kişiliğime, yaradılışıma aykırı. Ben de ayda bir şube açabilirim ama açmıyorum. Dertsiz başıma dert alıp, firmaya çekin yazıldı mahcubiyetiyle çıkamam. Şimdiye kadarki süreç nasıl işledi peki? Yılda bir mağaza mı açtınız?Sektördeki 23 yılımız çok zikzaklı geçti. Bir dönem distribütörlük, toptancılık yaptık ve çok sıkıntı çektik. Para batırdık. Onur meselesi yaptık, o distribütörlükleri sürdürdük. Sonra bırakmak zorunda kaldık. Ardından perakendeciliğe adım attık. Birilerinin ricasıyla ortaklık yaptık. Onlarla büyüme gayreti gösterdik, büyürken küçüldük. İşi bilmeyenle iş yapmak kadar zor bir şey yok. Ama bundan da çabuk döndük. Bu işlerde herkesin alın teri var ama kimilerinin nasıl bu kadar büyüdüğünü anlayamıyorum. Oysa bu sektör çok çabuk büyütmez insanları. Bizim maliyet hesaplarımız ve kârlılığımız ortada. Bu kârlılıklarla bu kadar büyümeyi aklım almıyor. Benim gibi düşünen çok arkadaşım var. Mağaza yenilendi, ciro yüzde 70 arttı2010 yılı sonuna kadar kaç mağaza açmayı, ne kadar ve nasıl büyümeyi planlıyorsunuz?Bu konuyla ilgili görüşmelerimiz var elbette. Gaziosmanpaşada hayata geçireceğimiz bir projemiz mevcut. Kısa zamanda açılışını yapmayı planlıyoruz. Yeni mağazalar açmak için acele etmiyoruz. Düzgün bir yer denk gelirse bir ayda üç mağaza da açabiliriz. Ama yakın süreçte mağazalarımızın konseptini değiştirmeyi planlıyoruz. Kâğıthane şubemizi zaten yeniledik. Üçge ile birlikte projelendirdiğimiz mağaza bize oldukça değer kattı. En kısa zamanda bu konsepti Kurtköy mağazamıza da taşımayı arzuluyoruz. Mağazayı tavanından soğutucularına, reyonundan zeminine kadar değiştireceğiz. Bu dönemde maliyetli bir iş değil mi bu?Çok maliyetli ama Üçgenin yeni konsepti çok hoşumuza gitti. Kâğıthane mağazamızla ilgili çok olumlu tepkiler alıyoruz. Bu konsept, yüzde 70in üzerinde verimlilik sağladı bize. Bu proje üzerinde çalışan başka firmalar da girip bakıyor, çok mutlu oluyorlar. Ciromuzu artırdığı için bir diğer şubeyi de bu şekilde yenilemeye karar verdik. Bu konsept, verimliliği yüzde 70 artırıyorsa, yeni mağaza açmaya gerek yok diye düşünüyorum.Bu gibi yenilikler personele de motivasyon sağlıyordur...Kâğıthanede 4 tane şubemiz var. Diğer şubelerde çalışan personelin çoğu, yenilenen mağazada çalışmak istiyor. Ciromuzu artırmasının yanı sıra müşteri yapımız da olumlu anlamda değişti. Aslında çok ciddi bir yatırımdı. Mağaza 3 hafta kapalı kaldı ki bu bir mağaza için çok uzun bir süre. Yine de bu konseptten her açıdan memnunuz.Sırada Kurtköy mağazasının yenilenmesi var. Başka mağazalarda da bu değişikliğe gidecek misiniz?Elbette isteriz ama bunlar basit maliyetler değil... 700 metrekarelik mağazaya 400 milyar harcadık. Kurtköy şubemizin yeni projesi ise 1 trilyonu geçiyor. Bizim için biraz fazla...2009 yılı yerli perakende markaları için nasıl geçti sizce? 2010da neler olmasını bekliyorsunuz?2009 yılı hepimiz için sıkıntılı geçti. 2010un daha da sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. Türkiye ekonomisinde değişen bir şey yok, dolayısıyla 2010un daha iyi geçmesi için bir sebep göremiyorum. Çalışanların 2010da daha çok kazanması gerekiyor ki benim de işlerim iyi olsun. Ekonomi birden bire düzelmeyecek, insanlar daha çok kazanmayacak, kiralık ev afişleri inmeyecek. O yüzen 2010a çok iyimser bakamıyorum. Sektörde kim olacak kim olmayacak belli değil. Hepimiz varolmak için çalışıyoruz. Bu röportaj Market dergisinden alınmıştır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive