Ramazan Bereketiyle Geliyor

Herkeste bir telaş, bir koşturmaca ve heyecan var. Ciro beklentisinin yükseldiği Ramazan, perakendecilerde çeşitli promosyonlar ve kampanyaların da habercisi...

Eklenme Tarihi : 27 Kasım 2007 Salı
ramazan-bereketiyle-geliyor
Akademik verilere göre ramazanda insanlar bir öğün eksik yemelerine karşın daha fazla tüketimde bulunyorlar bu da yapılan alışverişin sayısını ve maliyetini artırıyor. Bu gelişmenin temel nedenleri; insanların aç karnına alışveriş yapmaları ve daha çok satın alma isteği duymaları. Diğer neden ise gerek gıdaya ayrılan bütçelerin artması gerekse kalabalık iftarlar nedeniyle toplu alışverişlerin gerçekleşmesi. Hal böyle olunca perakendecilerde doğru stratejilerle cirolarını yükseltme şansı yakalıyor. Yaşanan telaşı gözler önüne seren en önemli yeri de raflar oluşturuyor. Perakendeciler raflarını ramazan ayına özel ürünlerle şekillendirdiler. Özel gramajlı ve paketli ürünler çoktan tüketicilere sunuldu. Yaşı yetenler eski ramazanları özlemle hatırlarlar. `Direklerarası`nda çeşitli temaşa sanatları, ortaoyunu karagöz, meddah, fasıllar genç kuşağın her ramazan büyüklerinden duyduğu, özlemle anılan ramazan etkinlikleridir. Hele o meşhur ramazan sofraları... Ailenin tüm üyelerinin toplandığı iftar sofraları birbirinden leziz, özel ramazan tatlılarıyla donatılırdı. İftar vaktinden evvel kadınlar gelmeye başlardı. Bazılarının çocukları da yanlarında olurdu ve izzeti ikram faslından sonra kahveler, şerbetler içilir; sıra eğlenmeye gelirdi. Ama önce masallar anlatılır, yaşlı başlı olanlar bilmece faslında ortaya çıkardı. Bilmeceyi bilmek ve diğer hünerlerini -adabına göre oturup kalkmak ve büyüklere hürmette kusur etmemek dahil- gösteren dest-i izdivaç çağındaki kızlara çaktırmadan not verilirdi. Ramazan boyunca devletin önde gelenleri ve varlıklı kişilerin konaklarında büyük iftar sofraları kurulurdu. İftarların en görkemlilerinin yaşandığı sarayda sofra büyük sinilerle salona dizilir, saraylılar sofranın çevresine sıralnıp iftar açarlardı. Sofranın muazzam görüntüsü nefis yemek kokularıyla birleşince, insanda bir imrenme duygusu yaratırdı. Top atılır atılmaz da yemeklere hücüm edilirdi. İftariyeliklerle başlayan iftar yemeğine hep birlikte kılınan akşam namazıyla ara verilirdi. Namazdan sonra iftar sofralarında değişmez ilk yemek; et ve tavuk suyuyla hazırlanan düğün, mercimek, pirinç ve yoğurt çorbalarıydı. Ramazanın vazgeçilmez yemeği pastırmalı yumurta ise sahanlar içinde yanında mutlaka ramazan pidesi ile sunulurdu. Daha sonraki yemekler etinden sebzesine, pilavından böreğine ev sahibinin gücüne göre yapılan lezzetlerdi. Kuru meyvelerden yapılan hoşaflar, 60-70 kat yufkadan oluşan baklava, kazandibi, kabak tatlısı, keşkül ve ramazana has bir tatlı olarak bilinen gül kokulu güllaç ise iftar sofralarının vazgeçilmez tatlılarıydı. Şerbet ve şuruplar, boza ve sahlep önemli ramazan içecekleriydi. Demirhindi, ağaç kavunu, menekşe, kızılcık gibi şimdilerde adını bile duymadığımız içecekler karla soğutularak sunuluyordu. Nargile, çubuk veya kahve ile iftar keyfi tamamlanırdı. Büyük konaklarda tüm misafirlere aynı anda verilmesi şarttı. Kahve ibriğinin soğumaması için gümüş zincirlikli ateşlikler yakılır ve misafir sayısı kadar hizmetkar, kahveci başının etrafına dizilirdi. Kahveler kafesli gümüş zarfların ucundan tutulmak suretiyle misafirlere ikram edilirdi. İkramdan sonra haremağaları vasıtasıyla sultan ve kadın efendilere saygılar iletilir, iltifatla beraber, derecelere göre diş kirası adı altında armağanlar yada paralar alınırdı. Akraba ve dostlar arasında ise ramazanın ilk haftasında habersiz iftara gitmek bir saygı belirtisi sayılırdı. Son dönemlerde tekrar o eski görkemi canlandırmak için büyük kentlerdeki belediyeler çeşitli etkinlikler düzenliyor. Fakat eski ramazanları yaşayanların ortak görüşü, bütün bunların kesinlikle o tadı vermediği, hatta işin çok fazla ticarete dökülmesiyle geleneklerin de yozlaştırıldığı. Eskilere göre artık karagözün, Direklerarası`nın, meddahın olması birşeyi değiştirmez çünkü toplumda hoşgörü ve sevgi paylaşımı azaldı. O zamanlar herkes iftarda mutlaka bir misafir istermiş. Hali vakti yerinde olanlar sofralarını herkese açarmış. İsteyen oturur, kimsede Sen kimsin? diye sormazmış. Bütün hayat iftara göre ayarlanır, gencisiyle, yaşlısıyla tüm aile konu komşu herkes iftarını birlikte açardı. Vücudunuzun sesini dinleyin! Uzmanlar, Ramazan`da mide şikayetlerinin artmaması için alınması gereken önlemlere dikkat çekiyor. Sahurda yemekten hemen sonra yatmak, reflü hastalığına yol açıyor. Hafif beslenenler, sahurdan bir saat sonra yatanlar mide sağlığını koruyor. Oruç tutarken özellikle liften zengin beslenilmeli. Bol sıvı almak, yavaş yemek ve hazmı kolay besinler seçmek Ramazan sofrasının olmazsa olmazları arasında yer almalı. Özellikle sahurda yenilip tekrar yatıldığı için mümkünse yatmadan bir saat önce yemeği bitirmeli. Yiyip hemen yatma sonucu sıklıkla karşılaşabildiğimiz reflüye sebep olabilecek; çay, kahve ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak gerekli. İftarda hızlı yememek, yağlı ve sindirimi zor yiyeceklerden kaçınmak, yiyecek alımını iftar, sahur arasında küçük öğünlere bölmek önemlidir. Sahurda da hafif bir şeyler yemek, bol sıvı almak gerekir. Kabuklu meyveler, sebze, kepek ekmeği iftarda tercih edilmeli. Hayvansal proteinlerden kaçınılmalı, doymuş yağlar tercih edilmeli. Sigara, çay, kahve ve yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı. Vücudun sesini dinlemek gerekli. Herkese özellikle de mide rahatsızlığı olan kişilere önerilebilecek tek şey; dengeli beslenmektir. Oruç tutan kişilerin her besin gurubundan (et,süt, tahıl , sebze, meyve, yağ ve şeker) gereksinimleri kadar tüketmeleri gerektiği şartı yerine getirilirse tabi. İftarda, özellikle iftariye adı altında yenen şarküteri ağırlıklı ürünler, hamur işi yiyecekler, pide ve tatlılar yüksek kalorili olmaları nedeniyle oruç tutanlarda kilo artışına neden oluyor. İftarda yavaş ve az miktarda yeyip, bir kaç saat sonra ara öğün gibi takviye almak en ideal iftar sofrası olarak öneriliyor. Hem sağlık hem de ekonomik gözle bakılırsa iftariyelerin çeşidini ve miktarını kesmek en akıllıcası. İftardan sonra ve sahurdan sonra açığı kapatma amacıyla fazla ve sık aralıklarla içilen sigara ise kandaki oksijen oranını düşürürken, dolu olan midenin hızlandırdığı sindirim işlemi sırasında da oksijen harcandığı için, sigaranın zararını bir kat daha arttırıyor. Ramazanın vazgeçilmezlerinden bir de Ramazan pidesi. Ama unutmayın ki, pide hazmı en zor besinlerin başında geliyor. Bu yüzden iradenizi kullanarak, pide yerine kepek ekmeği tercih etmeniz tavsiye ediliyor. Eğer pideden vazgeçemiyorsanız az oranda tüketmeniz öneriliyor. Ramazan boyunca dikkat etmeniz gereken öğünlerin başında sahur geliyor. Birçok kişi uykusunun en tatlı yerinde kalkmak istemediği için sahur yapmadan gün boyunca oruç tutmaya çalışıyor. Ya da geceden bir şeyler yiyip öyle yatıyor. Oysa uzmanlar sahurun oruç tutanlar için en önemli öğün olduğunu belirtiyor. Sahurda hazmı kolay besinleri tercih edilmesi öneriliyor. Bir tost, yağsız tepsi böreği, yoğurt, komposto ve 1 veya 2 porsiyon meyve ideal sahur sofranız için bir alternatif olabilir. Bağırsak tembelliğini önlemek için de yeterli miktarda posalı, ya da lifli besin almanız gerekiyor. Bu nedenle taze sebze ve meyve tüketimini arttırılması tavsiye ediliyor. Ramazan için ayrıcalıklı mekan Ramazanda da damak tadından ve Türk mutfağının klasik lezzetlerinden vazgeçmeyen konuklar için, Osmanlı esintisi taşıyan modern menüsüyle Naz Turkish Cuisine dikkat çekiyor. Aşçıbaşı Ramazan Coşar`ın birbirinden hoş lezzetleriyle buluşmak için Naz Turkish Cuisine, canlı Türk Tasavvuf müziği eşliğinde Ramazan için ilk akla gelen ayrıcalık dolu bir mekan... Türk mutfağında ilk defa Fine Dining konseptini yerleştiren Naz Turkish Cuisine; servisi, tarihi binasındaki modern ambiansı ve enfes tatlarıyla farklı, özgün ve elitist bir anlayışın ürünü... Yeşillikler içinde bir bahçeye ve eşsiz boğaz manzarasına sahip Naz Turkish Cuisine, canlı renklerin son derece sade ve şık görünüme büründüğü, günümüz modern çizgisini yansıtan bir dekorasyona sahip. İftardan sonra da Naz Turkish Cuisinede canlı Klasik Türk Müziği bu eşsiz ortama eşlik ediyor. Vazgeçilmez Ramazan tatlıları Güllaç Güllaçın baştacı edildiği günlerindeyiz. Hangi iftar yemeğine gitseniz, ahali güllaç istiyor. Ne var ki, şikâyetler de eksik değil. Herkes, Güllaç bir tek ramazan ve Bayramlara mı mahsustur? Sâir zamanda niçin güllaç yapılmaz? diye soruyor. Hani, Ramazan nasıl 11 Ayın Sultanı ise, güllaç da 11 Ayın Kaçağı sanki... Oysa, mesele çok basit. Mahalledeki en yakın yufkacıya gidilir ve nişastadan kotarılan güllaç yufkası alınır. Tercihe göre, ya da evde hangisi mevcut ise, fındıklı, cevizli, Antep fıstıklı ya da bademli hazırlanır. Üzerine mutlaka gülsuyu gezdirilecek ki, güllü olsun... Unutmadan...... Tatlının iyi olması için, güllaç yapraklarının mutlaka taze olması gerekiyor. Aksi hâlde, güllaç yaprakları sütle ıslatıldığında, aynen bayat yufka gibi, parçalanır, dağılır. Kabak tatlısı Osmanlı`nın vazgeçemediği tatlılardan biri de kabak tatlısıdır. Sofraların en ağır ve olmazsa olmazlarından olan bu tatlı çok uzun sürelerdir gönüllerimizdeki yerini ve popülaritesini koruyor. Ramazan`ın gözdelerinden biri olarak tanımlanan ve özellikle eski ramazanları yaşatmak için elinden geleni ardına koymayanların sofralarında sıkça rastlanabiliyor kendisine. Tadının kabağın cinsinden değiştiği söylense de görüp geçirmişler, tarifi hatmetmişler olayın kilit noktasının şeker olduğunu söylüyorlar. Marifet kabakta değil kabağa tat verende demeyi de ihmal etmiyorlar. Ramazan`ın gelmesiyle alışveriş piyasasında başlayan hareketliliğin içine sizlerde girin ve iftardan sonra sevdiklerinize ikram etmek için gözünüze en hoş görünen kabağı seçin. Hurma Sadece oruç açmak için değil, özellikle ailenin küçük fertlerinin gün içerisinde Şundan bir tane yiyeyim de ağzım tatlansın diyerek bolca tükettiği hurma bu ramazanda da listelerde bir numara olmayı başardı. Hipermarketlerden bakkallara kadar bir çok perakendecinin umutlarının yarısını yatırdıkları hurma bu yıl da ilgililerinin yüzünü kara çıkartmadı. Yemeğin ardından uzun sofra sohbetlerinde, el yordamıyla zorlanmadan bulunan hurma sohbeti tatlandırmak amacı ile de rahatlıkla tüketilebiliyor. Artık her ne kadar ramazanların eski tadı olmasada geleneklere sahip çıkanlar, evlerini bir şölen havasında sevdiklerine açıp geçmişi yaşatmaya devam ediyor. Güllacın üzerindeki gül kokusu yerini hissizliğe bıraksa da bir düşünürün dediği gibi; Yelkenler kırıldı ama rüzgar hala esiyor.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive