Kırmızı Ette Sorunlar Bitmiyor

Protein açısından son derece zengin bir ürün olan kırmızı etin, geleneksek Türk damak tadında ayrı bir yeri var. Ürün gamına olan talep, yaz aylarında daha da artarken sektör, ithalat kotası AB Uyum Yasaları ve kaçak et gibi sorunlarla da mücadele ediyor

Eklenme Tarihi : 27 Kasım 2007 Salı
kirmizi-ette-sorunlar-bitmiyor
Türkiye Et, Süt, Gıda Üreticileri Birliği kayıtlarına göre, kültür ırkı, yerli, melezleri olmak üzere yaklaşık 11 milyon 800 bin sığır, 33 milyon 800 bin koyun, 9 milyon keçi bulunuyor. Halen hayvancılık ürünlerini işleyen 24 bin civarında sanayi tesisi mevcut olup, belediyelere ait 803 Adet, özel sektöre ait 96 adet mezbaha bulunmakta olup, günlük toplam kapasiteleri 27 bin 454 büyükbaş, 116.033 küçükbaş. Tarım Bakanlığı`nın kayıtlarında yer alan kalkınma planı verilerine göre 2000-2005 yılları arasında et üretiminde yıllık 1.47 artış olduğu belirtiliyor. Her ne kadar hayvancılık Türkiyedeki önemli geçim kaynaklarından biri olsa da, yeterli destek görmediği için gelişemiyor ve verimli et ırkı üretimine yatırım yapılamıyor. Türkiye, hayvan mevcudu bakımından ilk sıralarda yer alıyor. Türkiyenin en geri alanlarından biri olmasına karşın, Avrupalılar bu alanda çok yoğun bir rekabet sergiliyorlar. AB ile et tartışması Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki et tartışması yeniden kızıştı. Türkiye`nin, kendisinden ithal etmesi gereken yıllık19 bin ton kırmızı et ve 3 bin tonluk besi hayvanını almaması nedeniyle toplam 70 milyon euroluk zararı oluştuğunu belirten AB, müzakere sürecinin başlamasının ardından bu zararın telafisini talep etti. Gümrük Birliği anlaşması kapsamında 1998 yılında AB`ye verilen yılda 19 bin ton kırmızı et ve 3 bin ton besi hayvanı ithalatı taahhüdü, müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte tekrar gündeme geldi. Türkiye, bu taahhüdünü deli dana hastalığını gerekçe göstererek bugüne kadar yerine getirmezken, müzakere sürecine girilmesiyle konu güncellik kazandı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkililerinin ise AB`nin zararını 54 milyon euro olarak hesapladığı ve AB yetkililerine Et yerine damızlık hayvan alalım önerisini götürdüğü öğrenildi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın da sektörü ve Türkiye`nin koşullarını göz önüne alarak, hayvancılık alanındaki taahhütlerle ilgili yeni bir model hazırladığı öğrenildi. AB yetkililerine de iletilen modele göre, Türkiye 19 bin ton karkas et yerine AB`den damızlık hayvan ithalatında bulunacak. Ancak AB`nin bu öneriyi Zaten gümrük birliği kapsamında damızlık hayvan da almanız gerekiyordu gerekçesiyle olumlu karşılamadığı öğrenildi. AB`yle Türkiye arasındaki görüşmelerin sürdüğü belirtilirken, Bakanlığın son iki Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye`nin geliştirdiği yeni modelle ilgili bilgi verdiği belirtildi. Bakanlığın yaptığı sunumda, Türkiye`de ciddi bir damızlık hayvan sıkıntısı bulunduğu, bu nedenle mutlak surette ithalat yapılması gerektiği vurgulandı. Bakanlığın önümüzdeki günlerde de, damızlık hayvan ithalatıyla ilgili girişimlerini sürdüreceği belirtilirken, bu girişimlere sektörün de destek verdiği belirtiliyor. Sektör temsilcileri Türkiye`de damızlık hayvan talebi konusunda ciddi bir sıkıntı bulunduğunu ve AB`den bu yönde yapılacak ithalatın sektör için olumlu olacağını kaydediyor. Türkiye`yle AB arasında yaşanan kırmızı et ithalatı sıkıntısı 2005 İlerleme Raporu`na da yansımıştı. Raporda, Türkiye, uluslararası yükümlülüklerine uygun olmayan ve AB ihracatçılarını AT-Türkiye Ortaklık Konseyi`nin 1-98 sayılı kararı ile verilen önemli ticaret tavizlerinden mahrum edecek şekilde, canlı büyükbaş hayvan, sığır eti ve diğer hayvansal ürünlere yönelik ithalat yasağını devam ettirmektedir. Nisan 2005`de Türkiye AB`ye karşı sığır eti ithalat yasağından kaynaklanan pazar düzensizliğini gidermeyi kabul etmiş olmasına karşın yasak devam etmektedir. Bu sorunu gidermenin yöntemi olarak `alternatif tarım ürünleri` üzerinde müzakereler devam etmektedir ifadelerine yer verilmişti. Gıda Güvenliği ve HACCP standartları AB Sürecinde olduğumuz şu günlerde ulusal yasal düzenlemelerimiz hızlı bir şekilde değişim ve yenilenme sürecine girdi. Hemen hemen tüm yasal düzenlemelerimiz elden geçmekte, global şartlara uyumlu hale getirilmektedir. Bunlardan Kırmızı Et ve Et Ürünleri Üretim Tesislerinin Çalışma ve Denetleme Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik (5.1.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlandı) direkt olarak üreticileri ilgilendirmekle birlikte indirekt olarak söz konusu üreticilerin ürettiği ürünleri satan marketleri de ilgilendiriyor. Özellikle temin ettikleri ürünlerin uygun şartlarda üretilmiş olması hem üretici firmanın yasal şartı ve prestiji açısından hem de marketin prestiji açısından oldukça önem kazanıyor. Zira aldığımız bir üründe yaşadığımız bir problemde muhatap olarak ilk satıcı firmayı sorumlu tutmaz mıyız? Bu sebeple satıcı firmaların üretici firmaları bu konularda kontrol etmesi, denetlemesi ve uygunsuz şartlarda üretim yapan firmaların ürünlerini satmaması gerekiyor. Ülkemizde bazı büyük hipermarketler bu uygulamaları çok ciddi olarak takip etmekte, mevzuata uygun üretim yapmayanların ürünlerini kesinlikle raflarına almamaktadır. Hatta buna ilave olarak yönetim sistemleri (HACCP, ISO 9001 vb.) ile üretim yapmaları yönünde talepte bulunmaktadırlar. Gıdaların güvenliğini sağlamaya yönelik sıfır hatayı amaçlayan HACCP, Avrupa`nın kabul ettiği başlıca standart ölçümlerinden biri. Geçmişi ise oldukça eskilere, NASA`nın 1970`lerde gerçekleştirdiği astronot beslenme programlarına kadar uzanıyor. Hazardous Analysis of Critical Control Points (Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları) ya da bilinen kısa ismiyle HACCP, ilk olarak 1973`te NASAda, astronotlar için gıda üretiminde sıfır hata projesi sonucunda ortaya çıktı. 1993`te çıkan Avrupa Gıda Maddeleri Hijyeni direktifi ile ilk defa yasal olarak Avrupa Birliği kanunlarına girdi. 1996`dan itibaren tüm gıda endüstrisinde uygulanması gereken yasal zorunluluk kapsamına sokuldu. Türkiye`de Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen HACCP çalışmaları, HACCP, genel olarak bilindiğinin aksine maliyetleri uzun vadede azaltan bir sistem olarak dikkat çekiyor. Güvenli olmayan ürünün üretimindeki hata ve satış riski yüksek olduğundan, bu sistemin tüm riskleri minimum düzeye indirmesi amaçlanıyor. HACCP, problem ortaya çıkmadan müdahale imkânı sağlıyor. Tartışma ise Avrupa`daki gelişmiş organize perakende yapısı içinde verimli yürütülen sistemin, Türkiye`de beklenen başarıyı sağlayabilmesi noktasında başlıyor. Avrupa`da kriterlere uymayan bir üreticinin ürünü hiçbir markette yer bulamıyor. Türkiye`de küçük esnafın ve bakkalların denetlenmesinin yanında, marketler bile düzenli denetlenemiyor. Dolayısıyla üreticiler ürünü istedikleri yere satabilme rahatlığıyla, gerektiği kadar dikkat etmemeye başlayabiliyor. Sistemin Avrupa`daki getirisi, çok basit bir yaklaşımla sadece gıda ürünlerinde temizlik sağlamak değil. Bu, uzun yıllar önce aşılan bir konu. Asıl amaç, tüm üreticilerde ve perakendecilerde bir standart sağlamak. Her aşamada kontrol Standartların sağlanması için sadece hijyen departmanlarının değil, satınalma, üretim, satış gibi tüm enstrümanların uyumlu çalışması gerekiyor. HACCP kriterlerine uymayı garanti eden firma, gıda ile ilgili tüm üretim aşamalarından kullandığı kimyasallara, çalışanların temizliğinden ürünün nakliyesine kadar her şeyi kayıt altına almak ve sürekli denetlemek zorunda. Gerek üretim tesisinde gerek perakende satış noktasında kritik kontrol noktaları belirlendikten sonra işlemler kontrol altına alınıyor. Özellikle kimyasal tehlikeler ilk planda incelenip, haşere ilacı, temizlik maddesi, bakteri üremesine yol açacak yiyecek içecek gibi unsurlarda kontrolün en üst düzeyde tutulması gerekiyor. Çalışanlarının prosesi daha iyi anlamaları için işletmede kayıt ve dökümantasyonun tutulurken, Yazdığını yap, yaptığını yaz sloganı sistemin de temel kuralını oluşturuyor. HACCP, atıkların azalmasını sağlarken, firmaya olan güveni arttırıyor. Güvenlik riskleri açısından et ve et ürünlerinin en yüksek 4 °C`de saklanması gerekli çünkü bakteriler, 4 °C ile 65 °C arasında yayılabiliyor. Fakat 4 °C`nin altındaki sıcaklık değerlerinde mikroorganizmalar çoğalamıyor. Balıklar için ise 2 °C`nin üstü riskli bölgeyi oluşturuyor. Mikroorganizmaların önemli bir kısmı gıdalarla taşınıyor. Bu nedenle tarladan veya hayvan çiftliklerinden başlayarak, işleme, depolama, taşıma ve son tüketiciye satışa kadar tüm aşamalarda mikroorganizmaların gıdalara bulaşma riskinin kontrolü gerekiyor. Mikroorganizmaların gelişmesinde sıcaklık, nem, gıdanın yapısı gibi faktörler etkili oluyor. Genellikle zor temizlenen taşıma ve iletme bantlarına, boru sistemlerine, tanklara, vanalara, fayanslara ve tezgâhlara yerleşen mikroorganizmaların yoğun olarak bulunduğu bir diğer ortam da tuvaletler. Yayılımı esnasında bakteriler bölünerek çoğalıyor ve uygun ortamda sayıları ortalama her 20 dakikada bir iki katına çıkıyor. Bu kurala göre; başlangıçta bir gıda maddesinde bulunan 100 bakteri, bir saat sonra 1600`e yükseliyor. Bakteri yayılmasında, gıda işletmesi içinde sigara içilmesi, sakız çiğnenmesi, yemek yenmesi risk arttıran etkenlerin başında geliyor. HACCP standartlarını hedefleyen bir işletmenin bu üç konuya özel dikkat edip kesinlikle yasaklaması gerekiyor. Bunu sağlamak için personel eğitimine özel önem gösterilmesi gerekiyor. Dünyanın en büyük entegre yatırımlarından Aytaç Genel Müdürü Levent Yıldırım Firmanızın faaliyet alanı ve pazardaki konumunuzla ilgili bilgi alabilir miyiz? Aytaç, işlenmiş kırmızı ve beyaz et ürünleri başta olmak üzere, peynir, kaşar, zeytin, su, meyve suyu, süt, margarin gibi, mutfaklar için temel gıda maddeleri üreten bir şirket. Aytaçın üretim ve satış faaliyetlerini yürüten iki şirketi bulunmakta. Bunlardan birincisi aytaç Dış Ticaret ve Yatırım Sanayi şirketi bünyesinde 7 tane fabrika bulunmakta. Üretim şirketinin merkezi Çankırı / Çerkeşte. Satış faaliyetlerini yürüten Aytaç Et ve Süt Ürünlerinin bünyesinde ise 5 bölge müdürlüğü ve 87 bayii bulunmakta. Satış şirketinin merkeziyse İstanbul. Aytaç olarak ileri işlenmiş et ürünleri sektöründe Türkiyede 2. sırada yer alıyoruz. Ayrıca, Türkiyenin en büyük 500 üretici şirketi arasında iyi bir sırada bulunuyoruz. Ürün grubunuz ve üretim kapasiteniz hakkında bilgi verir misiniz? Şarküteri dışında süt, yoğurt, beyaz peynir, kaşar peynir, zeytin, yağ, meyve suyu, su, ketçap, mayonez, patates, kahvaltılık grubu ürünlerimizin de satışı gerçekleştiriyoruz. Çankırı-Çerkeşte 852 bin metrekarelik alan üzerine kurulu Aytaç et, süt, yem ve hayvancılık tesislerinde bin uzman personelle, 7 ayrı işletmede üretim yapıyoruz. Dünyanın en büyük entegre yatırımlarından biri olan Aytaç Tesisleri, günde 750 büyükbaş, 2500 küçükbaş hayvan kesimi ve 60 bin ton/yıl hayvan işleme kapasitesine sahip, günümüzün en gelişmiş gıda teknolojisiyle donatılmış tesis olma özelliğini taşıyor. Tesislerde canlı hayvan beslenmesinden kesime hazırlanmasına, hazır paket et ve et ürünlerinden (sucuk, salam, sosis, jambon, kavurma, pastırma, füme dil, hamburger, döner vb.) sevkiyatına kadar tüm işlemler bilgisayar kontrolünde gerçekleştiriliyor. Aytaç, sağlıklı üretim anlayışını, çevre sağlığına gösterdiği özenle pekiştiren bir marka. Modern bir yapıya, çağdaş bir işletme duyarlılığına sahip olan Aytaçın entegre tesislerini tamamlayan en büyük yatırımlardan biri de dev arıtma tesisleri. Hem kimyasal hem de biyolojik arıtma yapan arıtma tesisleri Aytaça 1994 Çevre Teknolojisi Uygulayıcıları Derneği Ödülü, 1994 Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Ödülünü kazandırdı. Türkiyedeki işlenmiş et pazarının büyüklüğü hakkında bilgi verir misiniz? HTP verilerine göre, catering grubu ürünler, PL ürünler, merdivenaltı ve markasız üretim hariç Türkiyedeki ilenmiş et pazarı 50 bin tondur. Yüzde 12lik pazar payıyla sektörde ikinci sırada yer alıyoruz. Sektör birincisiyle aramızaki farksa yüzde 3 seviyesinde. Kuş gribi sırasında, tüketicinin kırmızı ete dönüşünü gördük. Kuş gribi tedirginliğinin azalmaya başlamasıyla birlikte kırmızı etten bir kaçış oldu mu? Hayır böyle bir kaçış olmadı. Aytaç olarak satışlarımızda bu olaydan dolayı herhangi bir düşüş yaşamadık. Bilakis, katkılı ürünler yerine yüzde 100 dana etli veya yüzde 100 piliç etli sucuk-salam-sosis tüketimleri ile markamıza talepler arttı. Etin pakete girmesi konusunda neler söylersiniz? Aytaç olarak biz bu teknolojiyi Türkiyedeki ileri işlenmiş et ürünleri sektöründe kullanan ilk firmayız. Şu anda Cryovac Darfresh teknolojisiyle pazara sunduğumuz 9 farklı ürünümüz bulunuyor. Taze eti pakete koyup satmakla ilgili projelerimiz mevcut, çalışmalarımız devam ediyor. Ancak tüketiciler henüz paketli etleri satın almaya yeterince hazır değiller. Helal Gıda Sertifikası tartışmaları uzun süre gündemde kaldı. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Uygulamanın uzun vadede İslam ülkelerinden oluşan komşu pazarlara yönelik ihracatın artmasında etkili olacağı tahmin ediliyor. Ancak, helal gıda standardının denetimi konusunda altyapının doğru kurulması gerekmekte. Aytaç için Helal ürün ve üretim konusu üstünde küçücük bir tartışmanın bile kabul edilemeyeceği bir konu. Aytaç entegre tesislerimizin büyüklüğü de bunun fiziksel belgesi. Milyonlarca dolarlık bir yatırımı kimse şüphe üstüne kurmayacağı gibi, ona şu ya da bu şekilde küçük bir gölgenin düşmesine neden olacak eğilim, tutum, faaliyet içinde olamaz. Aytaçın üretim anayasasının 1. maddesi helallik, 2. maddesi sağlıklılık ve 3. maddesi ise kalitedir. Televizyon ekranlarında Beyazıd Öztürk ün rol aldığı reklam filminizi görüyoruz. Anlaşmanız ne kadar sürecek? Tepkiler nasıl? Beyazıd Öztürkü seçmemizdeki en büyük etken başarılı, istikrarlı yürüyüş üslublarımızın örtüşmesidir. Beyazla 1 yılı kapsayan bir sözleşme imzaladık. Bu sözleşme dahilinde 3 dönem reklamlarımızda kendisi rol alacak. Şu anda televizyonlarda dönen Hayat bir panayırdır temalı reklamımız. Reklam eleştirmenleri ve tüketicilerden çok olumlu eleştiriler almaktayız. Bunun dışında Kanal Dde yayınlanan Beyaz Showa 13 bölüm için sponsor olduk. İşbirlikteliğimizin olumlu sonuçlar doğuracağı kanaatindeyiz. Zaten şu ana kadar aldığımız geri dönüşler de ne kadar doğru bir ünlüyü kendimize partner olarak seçtiğimizi gösteriyor. Türkiyede ki marketçilik konusunda neler düşünüyorsunuz? Türkiyeye yabancı sermayenin girmesiyle market sektöründe olumlu değişimler yaşanmıştır ve bu süreç devam etmektedir. Zincir marketler alışveriş sektörünün kalbi durumunda. Biz de Aytaç olarak ürünlerimizi Carrefour, Migros, ChampionSa, Real, Kiler başta olmak üzere pek çok yerel ve ulusal zincirlerde tüketicilerimize sunmaktayız. Kırmızı ette köklü marka Bonet Genel Müdürü Hakan Akkoyun Firmanızın faaliyet alanı ve pazardaki konumunuzla ilgili bilgi alabilir miyiz? Firmamız 1967 yılından bu yana İstanbulda kırmızı et ve dondurulmuş kırmızı et ürünleri üretmekte. Bonfilet, sektörde birçok konuda öncülük yapmış ve bu çizgide müşteri grubu oluşturmuş bir firmadır. Şu anda üretmekte olduğumuz M.A.P. ambalajlı kırmızı et ürünlerinde sektör lideriyiz. Türkiye de kırmızı ete markasını koyan ilk ve tek firmayız. Bir diğer anlamda da kırmızı ete kimlik kazandıran bir firmayız. Ürün grubunuz ve üretim kapasiteniz hakkında bilgi verir misiniz? Ürünlerimiz taze ve dondurulmuş ürünler olmak üzere iki ana guruptan oluşmakta. Bu ürünlerde yıllık kapasitemiz ise 3 bin tondur. Ancak 2006 yılı sonunda planladığımız yeni fabrika yatırımı ile 12 bin tonluk bir kapasiteye ulaşacağız. Taze ürün grubumuzda, kıyma, kuşbaşı, ankrekot, straganof, haşlama, kuzu pirzola, İnegöl ve Tekirdağ köfte, Akçaabat köfte, satır köfte yer alıyor. Dondurulmuş ürün grubunda, hamburger, İnegöl köfte, Tekirdağ köfte, Adana köfte, ızgara köfte. Türkiyedeki et pazarının büyüklüğü hakkında bilgi verir misiniz? Türkiye de resmi verilere baktığımızda kişi başına 11 kilogramlık bir tüketim olduğu bilinmektedir. Ancak kırmızı ette kayıt dışı arz ve tüketimlerden dolayı bu rakam bizim tahminimizce 25 kilogram seviyesindedir. Kayıt dışına iten en baş faktörlerden bir tanesi mamullerdeki yüzde 18 KDV oranıdır. Toplu tüketim pazarında okul kantini, büfe, çay bahçesi işletmelerde tüketicinin fiş alma alışkanlığı yoktur. Bu da işletmecilerde KDVnin direk maliyet olarak algılanmasına yol açmaktadır. KDV oranın indirilmesi kırmızı et sektöründe kayıt dışına vurulacak önemli bir darbedir. Türk tüketicisi, Avrupalının 2 katı fiyatla kırmızı et tüketiyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Türkiyede bilinçli bir hayvancılık adına yapılmış ciddi bir çalışma olmadı. Verilen teşviklerin birçoğu amacı dışı kullanılmış veya konudan uzak kişilere tahsis edilmiş. Bizim hayvan rezervimizin çoğunluğu 35 hayvana bakan müstahsillerden oluşuyor. Bunlar işçilik, enerji, vb. maliyetleri yukarıya çekmekte. Bizim fikrimizce köylerde yapılacak ortak bir besihane projesi ile maliyetler çok önemli bir seviyede aşağıya çekilmiş olacak ve devlette desteklediği projelerin akışını daha rahat bir şekilde kontrol etmiş olacak. Köylerimize gittiğimizde her evin içinde bir besi ahırı bulunmaktadır ve bunun yanında her köyde de ortak besihane yapılabilecek ciddi alanlar bulunmakta. Devletin bu besihanelere verilecek yemde, enerjide, işçilikte vereceği desteklerle bu maliyetler önemli ölçüde geriye gelecek. Kayıt dışı üretim çok yüksek seviyelerde. Merdiven altı üretim ile ilgili neler söylemek istersiniz? Kayıt dışı üretim çok önemli seviyede olmasından daha çok, neden kayıt dışı üretim fazla diye düşünmek gerekir. Bunun nedenlerinden bir tanesi hakkında ki düşüncemizi yukarıda belirttik. Bir düşünün çok iyi verimli bir toprağınız ve elinizde çok iyi bir tohum var. Bunları ektiğinizde doğal olarak çok iyi bir verim bekliyorsunuz. Ancak tarladaki haşereler, kemirgenler her zaman bu verimi alt üst edecektir. Bizim gibi firmalar içinde, kayıt dışı bu şekilde zarar veriyor. ABnin, Türkiyeye et ithalatı için kapıları açması için baskıları artıyor. Bu durum sektörü nasıl etkiler? Öncelikle AByi bu tutumundan dolayı takdir ediyorum. Çünkü her ülke tarım ve hayvancılık konusunda iyi bir noktada olmak zorundadır. Türkiye de bu konuda çok önemli değerlere sahiptir. Bize göre Türkiyenin yurt dışından hayvan ithal etmesi kendi hayvancılığını bitirmesi anlamına gelir. Onların ısrarına karşılık biz bu konuda iyi bir noktaya gelip, bizim ihracat konusunda baskı kurmamız gerekir. Çünkü biz onlardan daha doğal ve geniş meralara sahibiz. Kuş gribi sırasında, tüketicinin kırmızı ete dönüşünü gördük. Kuş gribi tedirginliğinin azalmaya başlamasıyla birlikte kırmızı etten bir kaçış oldu mu? Kuş gribinden kırmızı et sektörünün uzun veya orta vadeli bir menfaati olmadığı düşünüyorum. Kırmızı et veya beyaz et sektörü bu tür olumsuz hastalıklar tüketicimizi her üründe soru işaretlerine iter. Bizler ülke olarak ne ürettiğini bilen, tüketicisinin güven duyduğu sanayicilere, sanayicisine güvenen tüketicilere sahip olmalıyız. Bu tür olumsuzlukların üstesinden gelmenin; hep birlikte mücadele etmekten geçtiği düşüncesindeyim. Etin paketi girmesi konusunda neler söylersiniz? Kırmızı et, ev içi tüketimde en yoğun kullanılan ürün ve bu ürünün bir markası veya diğer bir deyişle sorumluluğunu alan bir yapı yok. İşte etin pakete girmesiyle bir sorumluluk alan bir yapı var. Bu yüzden etin markasını üstüne alması ve pakete girmesi çok önemli. Helal Gıda Sertifikası tartışmaları uzun süre gündemde kaldı. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Helal gıda sertifikasını çok gereksiz bir gündem olarak düşünüyorum. Biz Müslüman bir ülkeyiz. Dolayısıyla buradan alınan tüm et ürünleri bu inanca göre kesilmektedir. Bu T.C. Kimliğinin üzerinde Türk vatandaşı yazmaya benzer. Çok gereksiz... Firmanız açısından2006 yılı nasıl geçiyor? 2006 yılı bizim için gayet iyi giden bir yıl. Bütçelerimizi tutturarak gitmekteyiz. Bu yıl yüzde 55 büyüme bekliyoruz ve şu an birinci çeyreğe göre büyümemizi gerçekleştireceğiz. Sağlıklı Nesiller İçin Danet Satış Müdürü Mehmet Torun Uzun yıllardır pazarda var olan bir firmasınız. Üretim anlayışınızdan bahseder misiniz? Kurulduğumuz günden itibaren halkımıza sağlıklı ve üstün kaliteli et ve et ürünleri sunmayı temel ilke olarak benimsedik. 2000 yılında Danet markamızın tescilini aldık. Merkezi Afyon- Şuhutta bulunan modern üretim tesislerimizde Çiftlikten mutfağa ilkesiyle üretim yapıyoruz. Üretimini, İSO 9001 ve HACCP gibi uluslararası hizmet ve kalite standartlarında gerçekleştiren firmamız, teknolojinin tüm imkânlarını kullanarak Afyon yöresindeki özel besi çiftliklerinde yetiştirilen ve tüm resmi kayıtları (kimlik belgesi ve kulak numarası) bulunan hayvanların kesimiyle üretimini gerçekleştiriyor. Danet Doğal Sucuk ve diğer ürünlerini her gün gelişen dağıtım ağımızla tüm Türkiyeye yaymayı planlıyoruz. Türkiyedeki et pazarının büyüklüğü hakkında bilgi verir misiniz? Et mamulleri grubunda; Türkiye pazarında faaliyet gösteren firmalara bakacak olursak; ulusal markaların satış gücünün son dört yılda zayıfladığını gözlemliyoruz. . Düzenli bir dağıtım ağı olmasına rağmen ciddi bir pazar payı kaybı yaşanmasının birtakım sebepleri var. Pazara giren yeni firmalar pazar pastasından pay alması sebeplerin başında gelmektedir. Yöresel markaların bölgelerinde güçlenmesi ulusal markaları oldukça zorluyor. Pazara giren yeni firmaların pazara sunduğu arzı karşılayacak tüketim talebi gelmediği için, pazardaki firmaların atıl kapasiteleri arttı. Üretilen et mamulünün ihraç edilmesinin önünde hukuki ve ekonomik engellerin varlığı, iç piyasada rekabetçi bir ortam yaratıyor. Atıl kapasitenin oluşması firmaları bir yandan genelde fiyat merkezli saldırgan bir yapıya sürüklerken, bir yandan da beyaz et ile kırmızı et arasındaki fiyat farkı gittikçe açıldı. Beyaz etin et mamulüne girmesi (beyaz etten sucuk, salam, vb. üretilmeye başlanması) bu kalite erozyonunu daha da şiddetlendirdi. Yüzde 30, yüzde 40, yüzde 60, yüzde 70 piliç eti, yüzde 40, yüzde 50, yüzde 90 gibi karışım ihtiva eden bileşimleri test etme imkânının olmayışı, pazardaki fiyat rekabetinin, kalite ve denetim ayağından mahrum olarak devam etmesine neden oluyor. Kayıt dışı üretim çok yüksek seviyelerde. Merdiven altı üretim ile ilgili neler söylemek istersiniz? Fiyat anlamında agresif yaklaşım, et ürünlerinde ciddi şekilde kalite erozyonuna uğrattı. Sağlık ve üretim teknolojisi alanında denetimin olmayışı halk tabiriyle merdiven altı denilen firmalarla, kırsal bölgelerde rekabet etmek oldukça güçleşmekte hatta imkânsız hale getiriyor. Bu sebeplere bir de et mamulünde uygulanan yüzde 18 KDV ilave edilince farklı olumsuz sonuçları doğuran bir pencere daha açılıyor. Bunların en önemlisi faturasız satışı cazip hale getirmesi. Gayri resmi ticaret sonucu ürün yüzde 18 oranında cazip hale geldi ve haksız rekabet doğdu.. Nihayetinde ürünün daha ucuz fiyattan satılması hem alıcıyı, hem satıcıyı memnun ettiğinden mali denetimsizliğin oluşturduğu kördüğüm, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sıhhi ve mali anlamda tam bir denetimin olması halinde pazarda haksız rekabet doğuran firmaların kendini yenilemesi veya faaliyetlerini sona erdirmesi gerekecektir. Gıda terörünün önüne geçilebilmesi, tüketicinin de bilinçlenmesine bağlı. Bu anlamda yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Son iki yılda TV programlarında gıda terörü adı altında çeşitli programlar yayınlanıyor. Merdiven altı imalat gerçekleştiren firmalar tüketici ile ekranlarda buluşturulmuştur. Aradan bir süre geçtiğinde merdiven altı üretimler devam etmiş fakat tüketici ne yiyeceğini şaşırmış bir hale geldi. Ülkemize geçtiğimiz dört yıl içinde Deli Dana ve Kuş Gribi gibi yapay krizler yaşattırıldı. En son yaşanan Kuş Gribi vakasında TV ve Araştırmacı Gazeteci çalışması, çok iyi bir performans gösterdi ve sektör 23 ayda yaralarını sardı. Toplum olarak TV yayınlarını kendimize referans kabul ediyoruz. Olumsuz programlar sonucu kötü görüntülerle bize sunulan ürünün hemen o hafta tüketimi duruyor ve, marketler raflarından kaldırılıyor. Firmalar o panikle hemen reklâmlara vermeye başlıyorlar. Ama olup bitenleri kısa sürede unutuyoruz. Reklâm filminden 23 hafta öncesine kadar Kuş Gribi balonu şişirip patlatan TV programcıları reklâm filminde bu ürünü yiyin dediğinde, o gün satışlar yüzde 40 arttı. Tüketici TV programındaki görüntüye mutlaka tepki gösteriyor. Görüntüleri bir kenara bırakıp biraz düşünelim. Türkiyede 23 haftada üretim teknolojisi değişmedi, fabrikalar kurulmadı varolalan fabrikalar Kuş Gribi programları yapılırken de vardı ve faaliyetteydi. Şimdi kendimize soralım. Ne değişti Türkiyede de Kuş Gribi birden gitti? Hiçbir şey değişmedi. Tesis aynı, teknoloji aynı, hatta kuş ve tavuk ölümleri bile değişmedi. Değişen tek şey ürünün fiyatı ve pazardaki firmaların dağılımı. Sağlıklı seçiminiz Trakya Et ve Süt Ürünleri Genel Direktörü Andaç Gürsoy Firmanızın faaliyet alanı ve pazardaki konumunuzla ilgili bilgi alabilir miyiz? Et ve et ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Trakya Et ve Süt Ürünleri, Polonez markalı ürünlerle sektörde önemli bir konuma sahip. 2005 yılında Türkiyedeki bütün süpermarketlerdeki ciroda 1inci konumda olup Türkiye genelinde 3üncü et ürünleri üreticisidir. Ürün grubunuz ve üretim kapasiteniz hakkında bilgi verir misiniz? Yüzde 100 dana etinden ürünler üretmek amacında olan Polonez, 70 den fazla ürün çeşidiyle Türkiyenin bir çok yerinde tüketicilerine ulaşıyor. Üretimini 5 bin metrekare kapalı alana sahip Çatalcadaki modern tesislerinde gerçekleştiren Polonez, aylık 5 yüz-6 yüz ton arasında sadece salam, sucuk, sosis gibi şarküteri ürünleri üretmekte. Ürünlerinde çeşidine göre dana, piliç ve hindi eti kullanan Polonez, sadece dana eti kullandığı ürünlerle (üretiminin yüzde 90ı, yüzde 100 dana eti ürünleri) üretimini gerçekleştirmekte ve Türkiyenin önde gelen entegre et tesislerine sahip dana eti ve piliç, hindi eti üreticileri ile çalışmakta. Türk tüketicisi, Avrupalının 2 katı fiyatla kırmızı et tüketiyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Hayvancılık Türkiyenin geliştirmesi gereken bir sektör, özellikle süt besiciliğine yapılan yatırımların et besiciliği için de yapılması, et besiciliği için uygun olan hayvan ırklarının Türkiyede yaygınlaştırılması ve besiciliğe verilen teşviklerle bunun yaygınlaştırılması gerekiyor. Eğer et yönünden verimli hayvan ırkları yaygınlaşırsa ve besicilik gelişirse ileride dana eti arzı artacağından fiyatlarda aşağıya çekilebilecek. Ancak bu besicilikle ilgili olarak yem üretim alanlarının da devlet tarafından besicilere tahsis/kiralama yapılması gerekiyor. Kayıt dışı üretim çok yüksek seviyelerde. Merdiven altı üretim ile ilgili neler söylemek istersiniz? Son yıllarda meydanında verdiği destekle, sektörde ciddi anlamda markalara yönelme var. Bu da bizler için ve tüketiciler için çok güzel bir gelişme. ABnin, Türkiyeye et ithalatı için kapıları açması için baskıları artıyor. Bu durum sektörü nasıl etkiler? Et ithalatı açılırsa düşük fiyatlı et girişi artacak. Ülkemizdeki besi çiftlikleri bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Etin paketi girmesi konusunda neler söylersiniz? Yakın gelecekte taze etin paketlenmesi ve marketlerde markalı taze et satışının artacağını düşünüyoruz. Bu yüzden markalı hijyenik ambalajlanmış taze et için araştırmalarımız devam ediyor. Gerekli hazırlıkları tamamladığımız zaman, bu ürün çeşidine girmeyi planlıyoruz. Helal Gıda Sertifikası tartışmaları uzun süre gündemde kaldı. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Biz tüketiciyi mutlu kılacak her türlü sertifayı alıyoruz. İsterlerse onu da alabiliriz. Şu anda zaten TSE, HACCP ve ISO 9002 kalite belgelerine ve çevre belgelerine sahibiz. Firmanız açısından 2006 yılı nasıl geçiyor? 2005 yılını ciddi bir tonaj artıjı ile kapattık. 2006 yılında da satışlarımız ilk 6 ay için oldukça iyi gidiyor. Geçen yılın bu dönemine göre satışlarımızda artış var. 2005 de kurumsal toptan pazarda yaptığımız atak bu yılda sürüyor. Perakendedeki yükselişimizi bu alanda da sürdürmeye çalışıyoruz. Adapazarı Gıda Şehri Projesi Sesset Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Şengüler Firmanızın faaliyet alanı ve pazardaki konumunuzla ilgili bilgi alabilir miyiz? Sess Gıda, Sesset ve Canım markaları ile kuşbaşı, mix kıyma, hazır köfte kıymasını ev dışı tüketim sektörüne canım markasıyla ile sucuk, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerini perakende sektörü için üretip pazarlamaktadır. Sess Gıda Adapazarı gıda şehri projesi tamamlandığında Türkiyenin ABne akredite ilk gıda tesisi olacak. Üretim kapasiteniz ve Türkiyedeki et pazarının büyüklüğü hakkında bilgi verir misiniz? Ayda 5 yüz ton üretim kapasitemiz var. Kayıtlı kırmızı et sektörü yılda 650 bin tonluk üretim gerçekleşiyor. Türk tüketicisi, Avrupalının 2 katı fiyatla kırmızı et tüketiyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Türkiyede yeterli hammadde yok. Son 30 yılda büyükbaş hayvan sayısı 300 milyondan 10 bin adete düşmüştür. Et ırkı hayvan sayısı artmalıdır. Kayıt dışı üretim çok yüksek seviyelerde. Merdiven altı üretim ile ilgili neler söylemek istersiniz? Denetlenmeli ve yasaklanmalı. Kurbanlık hayvanlar ve adak kesimleri kayıt altına alınmalı. ABnin, Türkiyeye et ithalatı için kapıları açması için baskıları artıyor. Bu durum sektörü nasıl etkiler? ABden et ithalatı hayvancılığı bitirir. Ama görünen de olacak ve işin enterasanı Ankarada hiçbir hareket yok. Kuş gribi sırasında, tüketicinin kırmızı ete dönüşünü gördük. Kuş gribi tedirginliğinin azalmaya başlamasıyla birlikte kırmızı etten bir kaçış oldu mu? Hayır, olmadı. Aslında keşke kuş gribi bu kadar büyümeseydi. Çünkü bizi de olumsuz etkiledi. Az olan hammadde kıymete bindi. Etin pakete girmesi konusunda neler söylersiniz? 10 sene sonra paketsiz et olmayacak. Daha hijyen, taze ve güvenilir. Helal Gıda Sertifikası tartışmaları uzun süre gündemde kaldı. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Gelişmiş ülkelerde de olan bir standardizasyon. Bence olumlu bir gelişme. Firmanız açısından 2006 yılı nasıl geçiyor? 2006 yılı bizim için gayet iyi geçiyor. Bu yıl özellikle şarküteri bölümümüzde ciddi atılımlar gerçekleştirdik. Lezzet ustası Altınkaya Bir aile şirketi olarak 1967 yılında kurulan Altınkaya Et ve Et Mamülleri, sektörün önde gelen firmalarının ürünlerinin pazarlamasını yaparak faaliyete geçti. Pazarlama alanındaki deneyimlerinden yola çıkan firma, 1985ten itibaren üretim alanında faaliyete geçmesiyle şarküteri sektöründe üretime başlayan ilk firmalar arasında bulunan 5 Yıldız markası doğdu. Altınkaya, 120i aşkın ürün çeşidini, ileri teknoloji, çağdaş ekipman ve hijyenik üretim anlayışıyla imal ederek soğuk zinciri kırmadan nihai tüketiciye ulaştırıyor. TSE belgeli Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının vermiş olduğu Gıda Sicil Sertifakasına sahip ürünler gıda kodeksine uygun olarak işlenen tesislerinde uygunluğu ISO 9001 Kalite Güvence Sertifakası ve İtalyan RINA QUA CER firması tarafından da tescil edilerek belgelendi. Ayrıca Altınkaya, hatasız üretim yaptığını uluslararası platformda da belgelemek için gerekli olan prosedür çalışmalarını tamamlayarak HACCP Belgesini de aldı. Hijyenik şartlarda ve ileri teknoloji ile çevre ve insan sağlığına saygılı olarak ürettiği ürünlerde, kalite ve lezzeti amaç edinen firmanın temel ilkelerinden biri de çalışanların memnuniyeti ile müşteri memnuniyetini ortak bir noktada buluşturmak. Altınkaya`da ana hedef geleneksel damak zevkine göre üretilen ürünlerin güvenilir bir şekilde müşteriye sunulması.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive