Eklenme Tarihi : 21 Eylül 2010 Salı
Vedat Diriker

İş hayatı bizi biz olmaktan çıkarır mı?

Ne kadar dürüst, namuslu, haksever, yardımsever bir insan oysa... İyi bir baba, iyi bir aile reisi... Çevresi, eşi dostu, akrabaları tarafından sevilen, sayılan biri.


Parmakla gösterilen örnek insanlardan... Yani neredeyse! Ülkemizdeki göçmen işçileri asgari ücretin de altında rakamlarla ve tabii hiçbir güvence sunmadan çalıştırdığını, hatta bu sayede elde ettiği düşük işçi maliyetleriyle önemli bir rekabet avantajı sağladığını, çok sonra duyuyorum. Zavallı göçmenleri iş sahibi yaptığı için övünüyor bir de. Ne derece evrilirse evrilsin, köle ticaretinin yapıldığı çağlara bu kadar yakın bir dünyada yaşıyor olmak, kabul edilir gibi değil. Ama böyle... İşçi ölümleri, hâlâ ölenin yakınlarına ödenen sus payı kan parası ile çözülüyor pek çok kayıt dışı işyerinde. Onların da sahipleri, iyi aile babaları... İşçi haklarından çalıp çırptıklarıyla sefa süren küçüklü büyüklü patronlar, onlar da iyi aile babaları. Çok mu safça geliyor bu yazdıklarım? Belki de öyle. Komşusu açken tok yatabilen dindar kardeşleri, ben hâlâ içime sindiremiyorum. Adaletsizliği, zulmü, vahşiliği, iş hayatının kaçınılmaz gereği diye bize yutturmaya çalışan zihniyetleri ben hâlâ reddediyorum. Rekabet etmek için başka çare yok diyerek kendini savunanlar, bu utancı içine sindirenler, artık ayyuka çıkmış haksızlığı iş hayatının gerçeği sayanlar, kayıt dışılığı normal görenler, söz yurt dışından açılınca da Avrupanın bir parçası olarak kabul edilmemiş olmaktan yakınıyor. Dünyadaki bütün nimetlerin adil paylaşımı üzerine kurulu ütopyamı, inanmayacaksınız ama bir kenarda saklı tutuyorum ben. Hemen yarın böyle bir dünyaya uyanmayacağımı biliyorum elbet. Fakat bugün de tavrım aynı. Onaylamıyorum bu ikiyüzlülüğü. Her geçen gün, yeni bir örnekle karşılaşmak mümkün. Bu örnekler, -kaçınılmaz olarak- belli ilkeleri olan insanların piyasada tutunmasını zorlaştırıyor. Ya da mecburen, Kötünün iyisidir diye kendinizi kandırıp, var olmaya çalışıyorsunuz. İşin garibi şu ki hiçbir sohbette, hiçbir konuşmada, bir kimse de çıkıp, Haksızsın demiyor size. Ancak ağızlara sakız olmuş bir savunma mekanizması var: Sistem böyle! Bunu böyle yapmazsak, rekabet şansımız kalmaz diyorlar. İyi ama bu şartlar altında zaten rekabet şansınız yok. Yalan bir dünyada yaşıyorsunuz çünkü. Üstelik doğru olmadığını söylediğiniz şeyleri yapıyorsunuz. Er veya geç, bu değirmenin suyu kesilecek. Bunu biliyorsunuz. Er veya geç, bu ülke de daha çağdaş iş yasalarının geçerli olduğu, kayıt dışının ortadan kalktığı, çalışan haklarının korunduğu koşullara kavuşacak. Öyleyse bu çağdışı fikirlerde direnmek yerine, kendinizi geleceğe hazırlamanız gerekmez mi? İddia edildiği gibiyse eğer, kendi dünya görüşünüz, insan severliğiniz, hakseverliğiniz, inancınız ve ideolojinizle örtüşecek şekilde davranmanız, beklenmesin mi sizden? Daha adil bir gelir dağılımı, işsizlik oranının azalması ve çalışan emeğinin sömürülmediği ortamların tüm ülke coğrafyasına yayılması, yalnızca devlet politikalarıyla sağlanamaz. Tek tek her işveren şu soruları sormalı, sorabilmeli kendine: Benim inancım, benim dünya görüşüm, çalışanlarıma bu şekilde davranmama izin veriyor mu? Ücretiyle, SSKsıyla hakkını yediğim çalışanlarımın vebalini taşıyabilir miyim? Ülkemi ve dünyayı daha adil, daha insanca yaşanır bir yer haline getirmek için kendi kişisel çabamla neler yapabilirim? İş hayatına atılmadan önce nasıl bir insandım? Şimdi, iş hayatının beni ben olmaktan çıkardığını iddia ettiğime göre, aslıma dönebilir miyim? Doğru saydığım yanlışlardan vazgeçebilir miyim?Diğer yandan, bir şeyin daha altını çizmek istiyorum. Çalışanların hakkını en basit hakkaniyet ölçülerine uyarak ve hiçbir yasa dışılığa düşmeden vermek, yol açacağı maliyetin çok üstünde bir verimlilik artışı getirecektir işletmeye. Yapılan iş ne olursa olsun, hangi sektörden bahsediyor olursak olalım, geçerli bu söylediğim. Alın terinin karşılığını tam olarak alan çalışanların huzur ve güvenle işi sahiplendiği firmalar, her türlü rekabette avantajlı. İşletmesinden, markasından, yöneticisinden emin, mutlu insanların emek gücü var çünkü arkalarında. İşte bazen, böyle hayaller kuruyorum ben. Ve bu hayalleri ne kadar çok patronla, ne kadar çok yöneticiyle, ne kadar çok dostumla paylaşabilirsem, ne kadar çok kişiyi düşünceme ortak edebilirsem, o kadar inanıyorum daha yaşanır bir ülkede gözlerimi açacağıma...
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive