Hızlı Düşün, Doğru Karar Ver

Bir ekibin içinde başarılı olmak birbirine saygı duymayı gerektirir. Ekip çalışmasının, özverinin ve takım ruhunun en iyi ortaya konduğu anlar Formula 1de yaşanıyor. İş hayatının da örnek alması gereken derslerle dolu Formula 1i ele aldık

Eklenme Tarihi : 19 Mart 2008 Çarşamba
hizli-dusun-dogru-karar-ver
Emre Durdu Geçtiğimiz yıllarda bir eğitim şirketinin, programlarına katılan yöneticilere liderlik eğitimini teknede verdiğini okumuştum. Grup halinde katılımın olduğu eğitimlerde yöneticilerin birisi yelkeni kontrol ederken diğeri çıpayı çekiyor, bir diğeri ise dümeni kontrol ediyordu. Konuyla ilgili benzetme ise iş hayatındaki suların da böyle hırçın olabileceği ve bu suları alabora olmadan aşmanın yolunun ekip çalışmasını doğru gerçekleştirmek olduğuydu. Ekip çalışması nedir peki? Birçok tanımı var ama, birkaç kelimeyi aralarına bağlaç eklemeden sıralamak daha net bir anlatım olacaktır... Bunlar; ortak vizyon, işbirliği, uzmanlaşma, karşılıklı güven olarak sıralanıyor. Bütün bu kelimeleri okuduğumda benim ve milyonlarca insanın aklına gelen ilk şey ise yıllardan beri değişmiyor. Motor sporları ama özellikle de Formula 1, ekip çalışmasının, takım ruhunun, liderliğin, hızlı karar verme ve doğru uygulamanın, değişen şartlara çabuk adapte olmanın, kısacası iş hayatında başarı gerektiren bütün etkenlerin her hafta canlı şekilde milyonlara sergilendiği platformlar... Konunun boyutunu anlamak için rakamlara bakalım. BMW takımının Formula 1 için çalışan ekibi 900 kişiden oluşuyor. Bunların 750si fabrikada Formula 1 için üretimde, 150 kişi ise takımla birlikte hareket halinde oluyor. Bu tek bir takım, bir de 11 takım olduğunu düşünün ve bu sayıya organizasyonun yapıldığı ülkedeki ekibi, sponsorların çalışanlarını, gönüllü çalışanları, medya çalışanlarını ve diğer aktivite ekiplerini ekleyin. Gerçekten inanılmaz....F1in iş dünyasıyla benzerlikleri o kadar fazla ki belki de bu yüzden çok önemli iş adamlarının ve elit insanların favori sporları arasına giriyor. Performance at the Limit: Business Lessons from F1 Motor Racing (Üst düzey performans: F1den İş Dersleri) isimli kitabında Ken Pasternak, konu hakkında güzel örnekler veriyor. Örneğin F1 takımlarının arabaların bazı parçalarını farklı firmalara yaptırması gibi, şirketlerin de birçok iş için dış kaynak kullanımına başvurması. Pasternak, F1 firmalarının o üreticilerle çok sıkı bağ içinde olması gibi, firmalar da dış kaynak kullanımı sağladıkları şirketlerle sıkı ilişkiler içinde olmalı. Çünkü bir firmanın çalışmasında her şey birbirine bağlıdır diyor. Diğer bir bezerlik ise yarış esnasında yapılan pit stoplar. Takım çalışmasının en güzel örneklemesinde hepsi ayrı görevlere sahip kişiler 8 10 saniyelik bir zaman dilimi içinde aynı anda işe başlıyor ve aynı anda bitiriyor. Bitiren elini kaldırıyor ve en sonunda herkesin bitirmesiyle otomobil tekrar piste dönüyor. Her bir parça kendi içinde o kadar önemli ki birinin aksaması herkesi durduracak. Ancak hiçbiri tek başına bir önem arz etmiyor, çünkü ancak hepsi bir aradayken otomobili yenileyebiliyorlar. Bazen az benzin alınıyor ve süreden kazanılıyor, bazen otomobilin sorun yaratan bir parçasının değişmesi gerekiyor. Yağmur yağdığında, hemen buna uygun lastiklerin takılması gerekiyor. Duruma göre pit sayısı, benzin miktarına göre harcanacak süre değişiyor ve çoğunlukla da yarışlar pit stop ekiplerinin performanslarıyla kazanılıyor. Bütün bu değişimler ve ani karar ekip liderinin yarış içindeki gelişmeler ışığında verdiği kararlarla çok hızlı uygulanıyor. Çoğunlukla bir gece önceden belirlenen stratejiler yarış içinde tutmuyor çünkü yarışın hava, yol ve rakiplere göre kendi içinde dinamikleri sürekli değişiyor. Ekip ise liderin kararını kulaklarındaki telsizden öğreniyor ve bunu sorgulamadan aynı anda, hep birlikte, çok hızlı şekilde uygulamaya başlıyor. Gelelim pilotlara... Kısa süre önce yarışmayı bırakan Michael Schumacher sponsorluk ve reklam gelirleri hariç sadece yarışması için yıllık 50 milyon Euro alıyordu. Yan gelirlerini eklediğinizde kazanılan para birçok şirketin cirosundan fazla. Bu tek başına şirket olan adamların o daracık arabanın içine girdiklerinde ise normal insanlardan çok farklı çalışan bir beyin yapıları var. Aynı anda arkasını, önünü, sağını, solunu görebilmek, bu arada telsiz mesajlarını dinlemek ve anlamak, arabayı yıpratmadan yarışın sonuna kadar korumak ve rakiplerini geçmek zorundalar. Tüm bunları 2 saat boyunca dar bir kabinin içinde, 100 mile 3.5 saniyede çıkan acayip bir hızda ve 5 G basınç altında yapmanız gerekiyor. 5 G basınç demek, pilotun boynuna kaskı ve kafasının ağırlığının 5 katı baskı uygulanması demek ki; bu yaklaşık 25 kilo basınç yemek anlamına geliyor. Şöyle demek daha doğru, kafanıza 25 kutu şekerin üstü üste konup bastırıldığını ve bu vaziyette araba kullandığınızı düşünün. Pilotlar her yarışta 2 kilo kaybediyor ve 2 litreye yakın terliyorlar. Bütün bunlara yüzlerce kişilik ekibin ve milyonlarca taraftarın baskı ve sorumluluğunu da ekleyebiliriz ancak bu Micheal Scumacher gibi isimleri durduramıyor. 7 defa şampiyon olan ve birçok rekoru kıran efsane isim, şartların zorlaştığı anlarda insiyatif alması ve öne çıkmasıyla tanınıyor. Microsoftu bugünlerine getiren tek başına Bill Gates midir? Hayır ama tüm baskıyı üzerine alabilecek, herkesle yüzleşebilecek cesarete sahip olan oydu. Tıpkı Formula 1 pilotu olmak gibi. Özetle F1 izlemek, bir şirketin nasıl yönetilmesi gerektiğini izlemekle eşdeğer... Formula 1 ekonomisi1950 yılında İngilterede eski bir askeri havaalanı olan Silverstone pistinde Britanya Grand Prix'si adı altında başlayan Formula 1, 1968 tarihine kadar çeşitli ülkelerin katılımlarıyla büyüdü. Bu tarihten sonra ise konu bambaşka bir boyut kazanmaya başladı çünkü 1968 yılında sponsor firmalar Formulaya adım attı. 1970lerde TV şirketleri de işin içine dahil oldu ve yayın hakları, yan ürünlerin hakları, sponsorlar, destekçiler, hissedarlar derken iş giderek korkunç paraların dahil olduğu devasa bir sisteme döndü. 1980 yılında bu gidişi kontrol edebilmek adına, Amerikan profesyonel sporlarında olduğu gibi bir sistem getirildi. Concorde Antlaşması ile organizasyon kendi içinde bir şirket yapısına büründürüldü, yönetim kurulu oluşturuldu. Bu sistem basın sözcüsü ve kendi içinde departman yetkilileri şeklinde uzun süre devam ettirildi ancak 1997 yılında daha randımanlı bir yönetim modeline geçildi ve Formula 1 CEOluğuna Bernie Ecclestone getirildi.İngiliz olan Ecclestone, 1958de Formula 1de pilot olarak yarışmış bir isim. Pilotluk sonrası menajerlik yapan Bernie Ecclestone, Fas Grand Prixnde motorun patlaması sebebiyle, ciddi şekilde yanan ve altı gün sonra ölen Lewis Evansın menajerliğinden sonra 1972de Brabham-Alfa takınımı satın almış, 1978 yılında bu takımın sahibi olarak şampiyon olmuş bir isim. Yani tam 50 yıldır Formula 1in direkt olarak içinde ve artık hem takımlar üstü hem kişiler üstü bir konuma, zenginliğe ve saygınlığa sahip. Bernie Ecclestonenun işin başına geçmesinden sonra Formula 1in ulaştığı ekonomik güç ise gerçekten dudak uçuklatıcı. İsterseniz konuyu çok dağıtmadan yakınımızdan örnekler verelim. İstanbulda Formula izlemeye gelen yabancı ziyaretçilerin, 4 gün boyunca sadece yeme içmeye harcadıkları para ortalama 4 milyon 320 bin Euro oldu. Yerli ziyaretçi de yaklaşık 4 milyon Euroluk yeme içme harcaması yaptı. Ulaşım, konaklama ve alışverişle ilgili tüm kalemleri topladığımızda Formula 1in Türkiyeye sadece seyirci getirisi 43 milyon Eurodan daha fazla... Bunun dışında takımların bulundukları sürece konaklama ve kiralamalara ortalama 650 bin dolar harcadıkları biliniyor, 11 takım olduğu düşünülürse 7 milyon dolarlık bir getiri söz konusu. Öte yandan bu para akışının pist içindeki kısmının çok önemli bir bölümü organizasyonu gerçekleştirenlere yani Ecclestonea gidiyor. Ayrıca organizasyonu Türkiyede yapması için ödenen katılım bedeli de yarış başına 13 milyon Euro. Buna karşın organizasyon yine de zarar etmiyor ve Türk kurumlarına para bırakıyor. Ayrıca pist dışında özel sermaye getirilerini unutmamak gerek.Öte yandan hiçbir şey getirmese ve tek başına 13 milyon Euro götürse bile şunu unutmamak gerekli; Formula 1 yarışları, tüm dünyada 2.5 milyar insana ulaştırılarak, gelmiş geçmiş en çok kişi tarafından izlenen programlar olma özelliğini taşıyor. Canlı yayının yanı sıra yıl boyunca tüm ortak organizasyon ve basılı materyallerde İstanbul adı geçiyor. Bu reklamı başka hiçbir mecrada yapmak kesinlikle mümkün değil. 1999 yılından itibaren Formula 1in Türkiyeye getirilmesi için uğraş veren Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) bu amacına 2005 yılında ulaştı. Yarış 2003 yılında temelleri atılan ve iki yıl gibi kısa sürede tamamlanan, tasarımı ve imkanlarıyla dünyanın beğenisini kazanan Kurtköydeki İstanbulpark pistinde gerçekleştiriliyor. TOSFED Genel Koordinatörü Banu Başeren ile Türkiyede bu yıl 10 12 Mayısta 4üncüsü gerçekleştirilecek Formula 1i konuştuk... Banu Hanım Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) ne zaman kuruldu, neler yapıyor?TOSFED, 1992 yılında kuruldu. Federasyon Türkiyedeki otomobil sporlarıyla ilgili her şeyi yapar. Kuralı kaideyi koyar, organizasyonu düzenleyen kulüpleri denetler, gerekli altyapı çalışmalarını yapar, görevlileri yetiştirir, ekipman desteği verir ve uluslararası organizasyonları yapar. Otomobil sporlarından hangi branşlar yer alıyor?En eski ve en bilinen spor rallidir. Bunun dışında Formula 1in de içinde bulunduğu pist yarışları, karting, off-road, tırmanma, otokros ve klasik otomobil yarışıyla beraber toplamda 9 branşımız var. Bu sporların yarışmalarını, bugün sayıları 52 olan bize bağlı kulüpler yapıyor. Uluslararası organizasyonlarını ise biz yapıyoruz. Formula 1in Türkiyeye gelmesiyle beraber otomobil sporlarına olan ilgi arttı mı? Türkiye da bu sporu yapan sporcu sayısı, Avrupa ülkelerindeki sayılarla aynı. Ancak nüfusa oranlandığında hem sporcu, hem de izleyici sayısı oldukça az. Bir çok uluslararası organizasyona ev sahipliği yapan Türkiyede, bu alanda en büyük eksilik seyirci. Bu da zamanla olabilecek bir şey aslında. Bu spor Türkiyede henüz çok yeni. Türk halkı olarak yapmadığımız bir şeyin içinde olmayı da çok fazla sevmiyoruz. Otomobil sporları futbol, basketbol gibi kolay ve ucuz bir spor değil. Karting bu sporların içinde en çok tercih edileni. Çünkü amatörler de yapabiliyor. İtalyada, Almanyada, Finlandiyada, Brezilyada çok küçük yaşta bu sporlara ilgi duyanlar için okullar var. Türkiyede bu tür kemikleşmiş bir eğitim yok bildiğim kadarıyla. Türk motor sporcuları nasıl yetişiyor, bu konuda federasyon neler yapıyor, nelere ihtiyaç duyuyor?Federasyonun SEM (Spor Eğitim Merkezleri) isimli bir projesi var. Belediyelere yönelik bir proje bu. Trafik canavarı dediğimiz şeyin önüne geçmek için, trafik bilincini ve eğitimini küçük yaşta vermek gerekiyor. Bu eğitimle, yarış eğitimi arasında çok fark yok. Siz nerde hızlı gidip, nerde yavaş gideceğinizi bildiğiniz zaman, hem iyi bir sürücü hem de iyi bir sporcu olabiliyorsunuz. Bizde takım sayısı 65in altına inmiyor. Bu fena bir rakam değil, ancak daha iyi olabilir. İtalyada da yaklaşık olarak bu rakam var. Ancak Türkiye nüfusuna oranlandığında bu rakam yetersiz. Biz federasyonun devlete yük olmadan kendi ayakları üzerinde durmasına gayret ediyoruz. Tabi ki devletten de çok büyük destek alıyoruz. Bugüne kadar hangi organizasyonlara imza attınız ve bu sene takvimde hangi organizasyonlar var?Bu sene Dünya Ralli Şampiyonası, Avrupa Ralli Şampiyonsa ve Formula 1ı düzenleyeceğiz. Geçmişte ise WTCC, DTM gibi uluslararası pist yarışlarını ve Cross Country dediğimiz ülkelere arası off-road yarışını düzenledik. Ayrıca Anadoluda Mezopotamya Rallisi adı altında bir organizasyonumuz var. Formulanın Türkiye tanıtımına katkıları hakkında ne söylemek istersiniz?Biz Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı olmamızın yanında, kendimizi Turizm Tanıtma Genel Müdürlüğüne de bağlı gibi hissediyoruz. Özellikle Formula 1in İstanbulda, Dünya Ralli Şampiyonası Antalyada, Avrupa Ralli Şampiyonasının ise çok uzun yıllar İzmirde yapılmasında da bu amaç var. Mesela bu sene Mardinde yapılan Mezopotamya Rallisini uluslararası bir organizasyon haline getirmek arzusundayız. Ayrıca Hakkaride bir organizasyonun hazırlıklarını konuşuyoruz. Amacımız önce Türklere, daha sonra da yabancılara Türkiyenin güzelliklerini tanıtmak. İstanbul Park takvimin en modern pistlerinden biri olarak görülüyor. Pist hakkında bilgi verebilir misiniz?İstanbul Park ticaret odası tarafından yürütülen bir proje. Buradaki sportif sorumluluk bize ait. Pistin açılışından itibaren uluslararası organizasyonlardaki tüm görevlileri biz temin ediyor ve eğitiyoruz. Yani görev ve yönetim federasyona ait. Ama İstanbul Parkın işletilmesi tamamen İstanbul Park isimli işletmeye ait. Onlar zaman zaman bize danışıp destek istediklerinde yardımcı oluyoruz. Kuruluş sırasında federasyonun elinden geldiğince katkı sağlamaya çalıştı. Formula 1in düzenlendiği tarihlerde, otel kapasitelerinden ve ulaşım zorluklarından çok şikayet ediliyor. Bugün durum nedir?Organizasyonun büyüklüğü bu tür problemleri de beraberinde getiriyor. Her ülkede benzer problemler oluyor. İstanbulun bir metropol olmasından dolayı bu problemler daha da artıyor. Her yıl organizasyonda yer alanlar tecrübe kazandıkları için, bu sorunlar azalacaktır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive