Eklenme Tarihi : 21 Şubat 2008 Perşembe
Doç.Dr. Kenan Aydın

Migros da Nihayet Satıldı

Bilindiği üzere Migros ve Gima Türkiyenin en eski iki büyük perakendeci kuruluşudur. Migros 1954 yılında, Gima ise 1956 yılında kurulmuştur


2007 Yılı Temmuz ayındaki bir gazete haberi beni biraz duygusallaştırmıştı. Haberde; Gima İzmit mağazasının 12 Temmuzdan itibaren CarrefourSa Express adıyla faaliyetine devam edeceği ve böylece Gimanın son mağazasının da kapanmış olacağı yazılıydı. Yani Gimanın tarih olacağı yazılıydı. Öyle de oldu Oysa GİMA İzmit mağazası 17 Temmuz 1987 tarihinde açıldığında Kocaelinin en büyük ve beğenilen departmanlı mağazası idi. GİMA, konumu, sunduğu hizmetin kalitesi, ürün çeşidi ve diğer özellikleriyle Kocaelide çok özgün bir yere sahipti. Ancak, tam 20 yıl sonra 2007 yılı Temmuz ayında kapanıyordu. Hem de öyle bir kapanış ki Türk tüketicilerinin büyük ölçüde beğenisini kazanmış olan Gima ismini bir daha görmeyecektik. Doğal olarak uzun yıllar hizmet verdiğimiz ve çocuğumuz gibi büyüttüğümüz bir kuruluşun isminin dramatik bir biçimde ortadan kaldırılması, benimle birlikte hizmet verdiğimiz arkadaşlarımızı da üzmüştü. Ancak, iş yaşamında duygusallığa yer olmadığını da bilmek zorundayız. Gerek Gima gerekse de Migros, Türkiyede perakendeciliğin gelişimine paralel olarak 1980li yılların ortalarından itibaren atağa kalkmışlardı. Denilebilir ki her iki zincir de kuruluşlarından itibaren geçen 30 yıllık sürede sağladıkları büyümeden çok daha fazlasını son 20 yılda gerçekleştirmişlerdir. 1980lerin sonlarına kadar Gima Ankara ve Anadoluda ağırlıklı olmakla beraber İstanbulda adeta yoktu. Bu açığını önce İstanbul Belediyesinden devralmış olduğu Tanzim Satış Mağazaları ile kapatmaya çalıştı Migros da 1990lara kadar sadece İstanbulda konuşlanmıştı. 1990lardan itibaren her iki zincir de ulusal hale gelmeyi başarmıştı. Gimanın bu gelişiminde Sn. Hüsnü Özyeğinin çok önemli katkıları olmuştur. Migrosun gelişiminde ise Koç Grubunun stratejik yönetimi etkili olmuştur. Bildiğim kadarıyla 1990lı yılların başında Koç Grubu, yapmış olduğu portföy analizi sonucu 2000li yıllarda grubun amiral gemisinin Migros olacağını belirlemişti. Zira Gümrük Birliği nedeniyle, o gün için yüksek performans gösteren bazı sektörlerin artık rekabete daha açık olacağı ve eski konumlarını koruyamayacakları öngörülmüştü. Buna uygun olarak da bir büyüme stratejisi izlenmişti. Ancak 2000li yıllara gelindiğinde Koç Grubu, değişen dünya ve Türkiye koşullarına göre yeni bir analiz ve değerlendirme yaparak, perakende sektöründen çıkılması ve belki de çok daha avantajlı olabilecek enerji sektörüne ya da daha başka sektörlere ağırlık verilmesi yönünde stratejik bir tercihte bulunmuştu. Tüpraşın Koç Grubunca satın alınması ile başlayan süreç de zaten bu tezi doğrulamaktaydı. Bu stratejik bakış sonucu Migrosun elden çıkarılması konusunda önce Wal-Mart ile görüşmeler yapılmışsa da bu görüşmeler olumsuz sonuçlanmıştır. 2006 yılı sonlarından itibaren satış görüşmeleri yeniden hızlanmıştı. Bugün (14 Şubat 2008) sabah saatlerinde medya bültenlerinden öğrendiğimize göre Türkiyenin en büyük perakende zinciri olan Migrosun satış süreci sonlanmıştır. Yani Türkiyenin ilk perakende zinciri de satılmıştır. Haberlere göre Migrosun yüzde 50.8 hissesi 1.97 milyar YTLye İngiliz BC Partners tarafından kontrol edilen Moonlight Capitala satıldı. Piyasa değeri 3.3 milyar dolar olan Migrosun satışı piyasa değerinin yüzde 10 üzerinde gerçekleşmiştir. Bu satışı değişik kesimler değişik açılardan değerlendireceklerdir. Rekabet Kurumu, üreticiler, aracılar, çalışanlar, rakipler vb. her biri konuya farklı açılardan bakacaklardır. Bu aşamada Migros çalışanları belki benim gibi duygusallaşmayacaklar ama yaşanacak süreci beraberce izleyeceğiz. Dilerim, isim konusunda da Migros, Gimanın akıbetine uğramaz. Ben bu aşamada sadece iki hususa değinmek isterim; Birincisi satışın Koç Grubu açısından değerlendirilmesi; Migrosun satışının yukarıda da belirtildiği üzere Koç Grubunun stratejisine uygun olduğunu düşünüyorum Grup kendi açısından doğru bir karar vermiştir. Buradan sağlayacağı fonlarla yeni yatırımlar yapacak, istihdama katkı sağlayacak ya da daha önce yapmış olduğu yatırımlar nedeniyle üstlenmiş olduğu bazı riskleri azaltacaktır. İkincisi ise bu satışın uzun vadede ülke açısından değerlendirilmesi, yabancı sermayeden öncelikle ülkeye teknoloji ya da yenilik getirmesi beklenir. Böylece katma değeri yüksek mal ve hizmetler üretilmesi ve bunların ihracından da döviz geliri sağlanması beklenir. Bu satışla ileride ülkemize döviz gelebilecek bir kapı açılabilmiş midir? Esasen Türkiyenin perakende konusunda Avrupa ile değil ABD ile yarıştığını düşünmekteyim. Diğer taraftan hizmet sektörüne gelen bu tür yatırımların dışarıya kâr transferlerinin bir süre sonra ülke için yapısal bir sorun haline gelebileceğini belirtmek gerekmektedir. Böyle bir yapısal sorun cari açığın ülke için kronikleşmesine katkı sağlayacaktır. Saygılarımla...
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive