Eklenme Tarihi : 13 Mart 2009 Cuma
Yılmaz Pekmezcan

STK Gerçeği ve Türk Perakendesi

Sivil toplum kuruluşları (STK), ülkelerin hem yerel kalkınmasında hem de etki alanlarını geliştirerek küresel anlamdaki sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilmelerinde, her geçen gün önemini artırarak gelişiyor


Hatta, bu etki alanının bir ülkedeki sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmeleri yönlendirecek ve değiştirecek kadar güçlendiği söylenebilir. Sivil toplum kuruluşları, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle işleyişi sağlayan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirini bağış ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlar olarak tanımlanıyor. Kadın hakları başta olmak üzere, insan haklarının korunarak eşit ve adil birey olma özgürlüğünün elde edilmesi amacıyla başlayan toplumsal hareketlerin kurumsallaşması, STKların ilk temellerini oluşturuyor. Küreselleşme ile birlikte ekonomilerin büyümesi, üretim miktarı ve çeşitlilikteki olağanüstü artış, ülkelerarası ilişkileri de hem ticari hem sosyal açıdan daha karmaşık ve sorunlu hale getiriyor. STKlar, bu sorunların çözümünde taraflı olabileceği düşünülen örgütlerin oluşturacağı dengesizliklerin giderilebilmesi konusunda daha çok gelişim gösteriyor. AB sürecinde sektörel gelişimin sağlanabilmesi açısından kullandırılacak kaynakların büyük çoğunlukla STKlar aracılığıyla aktarılması, birçok kesimin dikkatini bu yöne doğru kaydırdı.Sendika, vakıf, oda ya da dernek gibi isimler altında faaliyet gösteren STKlar, en az yedi kişiden oluşan -gerçek ya da tüzel kişilerin bir araya gelerek tüzüğünü oluşturduğu- kurumlardır. Devlet organlarından bağımsız olarak kurulan STKlar, topluma yararlı hizmetler geliştirmek amacıyla kurulur. Fakat bazen bu amaçtan sapmalar da yaşanabilir. Örneğin, bazı ülkelerin kendi menfaatleri için başka ülkeler üzerinde STKlar aracılığı ile operasyonlar yaptığı şeklinde görüşler var! Temelinde toplumsal yarar sağlama amacıyla kurulduğu iddia edilen STKlar, bazen küresel ölçekte bazen de yerel ölçekte menfaat odaklarının denetiminde yönlendirildiği gibi, çoğunlukla bir kesimin yüksek menfaatini de sağlayabilir. Demokratikleşme sürecimize büyük katkılar sağlayan STKlar, bir yandan sektörel fayda yaratırken bir yandan da toplumsal sorunlarla gönüllü olarak mücadele ediyor. STKlar birçok konunun devlet eliyle yapılamadığı ülkemizde, bu açıkların kapatılabilmesi açısından çok önemli işlevlere sahip. Toplumun ve bağlı bulunduğu sektörün yararına kullanılabilecek fonların toplanması, yeniliklerin uygulamaya geçirilmesi, eğitim alanındaki ihtiyaçların karşılanması ve bu konuda materyal temin ederek istihdamın sağlanabilmesi ile ilgili faaliyetleri gerçekleştirebilirler. Hatta birçok konuda ulusal düzeyde farkındalık oluşturarak gündemi belirleyebilecek etkiye sahip olan STKlar, her alanda tam anlamıyla bir güç olma yolunda hızla gelişiyor. Sayıları ciddi rakamlara ulaşan STKlar, ülkemizde şu sıralar bir akım haline dönüşmüş durumda. Her geçen gün rekor denebilecek sayılara ulaşıyorlar. İlgili ilgisiz birçok dernek kurulurken, bir de bunların kendi aralarında birleşmesinden doğan federasyonlar, gerçek amaçları dışında kullanılabiliyor. Özellikle kastettiğim hemşeri dernekleri ve bunların federasyonları. Artık bu tarz dernek ve federasyonlar öyle bir noktaya geldi ki, insanlar bu işlerden geçinerek bir yerlere gelmeye başladı. Her ne kadar bu abartılı durum bakış açımızda bir değişiklik yaratsa da, özü itibariyle sosyal, insani ve ticari boyutta değerlendirdiğimizde, tüm ilişkilerin entegre olmaya başladığı küresel bir dünyada açığı kapatabilmek ve uyum sağlayabilmek için STKların gücüne ihtiyacımız var. Bu açıdan değerlendirildiğinde de sivil toplum kuruluşlarının da yerel düşünüp, küresel hareket etme zorunluluğu ortaya çıkıyor.Perakende sektörü açısından değerlendirdiğimizde son yıllarda hızlanan sivil toplum kuruluşları sayısındaki artışın, olumlu sayılabilecek bir süreçte ilerlediği söylenebilir. Ancak derneklerin çoğalması güç alanları içerisindeki bir mücadeleye dönüştüğünden, bazen anlamsız rekabetlerin yaşanmasına ve sektörün her konuda farklı bakış açılarına ayrılarak, bölünmesine neden olabiliyor. Her perakende sektörü ile ilgili STK, tüzüğünü ve çalışma alanlarını iyi belirleyerek çatışma ortamlarından kaçınmalı! Yoksa fayda yerine zarar getiren bir durum kaçınılmaz olur. Sektörün bir çatı örgütü olmalı ve her sektörel dernek nihai olarak bu çatı örgütüne dahil edilmeli. Türkiye Perakendeciler Federasyonunun (TPF), -bu açıdan değerlendirildiğinde- perakende sektörünün sivil ve gerçek bir güç olarak gelişmesi ve kendini bulması şartıyla çok uygun bir STK olacağını düşünüyorum. Örneğin, kırmızı et üreticileri ya da toptancıları kendi aralarında dernekleşmeye gitmeli ancak her sektör kendi federasyonunu kurmamalı. Yoksa birkaç yıl sonra ortalık federasyon başkanı kaynayacak! Bir keresinde TFF plakalı bir makam aracı görmüştüm. Türkiye Futbol Federasyonu başkanının aracı zannettim, meğer Fırıncılar Federasyonu başkanıymış! Kendi gelecekleri ile ilgili planları olmayanlar, başkalarının planlarına dahil olur.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive