Perakendenin Aktörlerinden Kriz Değerlendirmesi

Bugün yediden yetmişe herkesin dilindeki kriz nereden, nasıl başladı; birlikte hatırlayıp, sektör temsilcilerinin konuya ilişkin değerlendirmelerine bakalım... Kriz dosyası kapsamında Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, AMPD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Servet Topaloğlu, AYD Girişim Komitesi Başkanı Hakan Kodal, BMD Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Akyiğit, Capacity Genel Müdürü Tarkan Yurdaay, Krea Gayrimenkul İcra Kurulu Üyesi Zafer Ergüven, Sinpaş Yatırım ve İşletme AŞ Genel Müdürü Oray Demirel, Sönmez Holding Teknoloji Şirketleri CEOsu Osman Akın, Assos Pırlanta Genel Müdürü Mustafa Kemal Çeçen ve Burda Market Genel Müdür Yardımcısı Hamit Akçay'ın görüşlerini aldık

Eklenme Tarihi : 26 Ocak 2009 Pazartesi
perakendenin-aktorlerinden-kriz-degerlendirmesi
ABDden başlayarak tüm dünyayı saran ve Türkiye'yi de etkisi altına alan küresel kriz, otomotiv, gıda ve tekstilde olduğu kadar perakende sektöründe de kendini hissettirdi. ABDden başlayan küresel krizin temelinde mortgage piyasasına ilişkin sorunlar var. Mortgage sektörü, ilk olarak üç yıl önce sorun yaratmaya başladı. ABDde para hacminin yüksek olması nedeniyle bazı finansal kuruluşlar 5 yıl önce kredibilitesi zayıf olan kişilere de mortgage kredisi vererek, geri dönüşü riskli bir mali yapıya girdiler. 5 yıl öncesine kadar ABDde faizler son derece düşük olduğu için özellikle orta ve alt gelir grubundaki kişiler değişken faizli kredileri kullanmayı tercih ettiler. Ancak, ABD Merkez Bankasının (FED) son iki yılda faiz oranlarını artırması, konut sektörünü durgunluğa soktu. Konut satış fiyatları ile kira gelirlerinin de piyasa düzeyinin altına inmesiyle, bu krediyi kullanan düşük gelirli gruplar kredilerini düzenli olarak ödeyemez hale geldiler. Bankaların, tüketicilere satın alacakları ev ve dairelerin bedelinin tamamını, hatta değerinin yüzde 110 oranında borçlanma fırsatı vermesi, kredilerin geri dönüşünü zora soktu. ABDde bankalar konut kredileri için gereken parayı yatırım bankalarında ihraç ettikleri tahviller ile borçlanarak sağlıyorlardı. Ancak kredilerin geri dönüşümü zora girince yatırım bankaları ve ABD mortgage piyasası için da çanlar çalmaya başladı. Özetlenecek olursa krizin nedenleri temel olarak mortgage kredilerinin yapısının bozulması, faiz yapısının uyumsuzlaşması, konut fiyatlarındaki balon artışlar, menkul kıymetlerin fonlanmasında yaşanan sıkışıklık, kredi türev piyasalarının genişlemesi ve kredi derecelendirme sürecindeki sorunlar şeklinde sıralanabilir. (ntvmsnbc.com)Kredi krizi, finansal krize dönüştüKriz her ne kadar başlangıçta bir mortgage krizi olarak ortaya çıksa da takip eden süreçte bir likidite krizine dönüştü. ABDde 2007 yılında, finans ve sigorta, gayrimenkul, inşaat ve madencilik sektörü başta olmak üzere toplam dört sektörün büyüme hızının yavaşlamasıyla genel ekonominin büyüme hızı da yavaşladı. Ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olan reel sektör, mortgage krizinden olumsuz etkilendi. Faiz oranlarındaki değişim kredi piyasasında daraltıcı etki yaptı, kredi piyasasında 2006 yılında yüzde 13.2 oranında artış sağlanırken, 2007 yılında bu oran yüzde 4.8 olarak gerçekleşti. Yatırımcıların risk almadan kazanç elde etme isteği maliyeti düşük, kolay kredi imkanlarına bağlı olarak tüketicilerin aşırı borçlanmasına ve kontrolsüz kredi genişlemesine neden olarak sistemin kırılganlığını artırdı. ABDde borçlularının ödeme güçlüğüne düşmesi ile tetiklenen kriz, bu kırılganlıklarla birlikte büyüdü. Perakende sektörü krize karşı atakta Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Global krizin en kötü dönemini atlattığımızı söyleyemem. Finansal krizin sonuçları henüz geçmedi ancak ana sebepleri çok geride kaldı. Ekonomik toparlanma 2009da olabilir. derken, perakende sektörünün aktörleri toparlanmak için çoktan harekete geçti. Alışverişi canlandırmak ve ekonominin durma noktasına gelmesini engellemek üzere, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başkanlığında Gün Bugün kampanyası uygulandı. Perakende ve hizmet sektörünün birçok alanını temsil eden 40 sivil toplum kuruluşu da bir araya gelerek, kampanyayı destekleme kararı aldı.Yılbaşına kadar devam eden kampanya süresince; kampanyaya katılan işyeri, alışveriş merkezi, mağaza ve toptancılar, vitrinlerine kampanya logosu bulunan bir ibare astı. Mağaza vitrinlerinde bu logoyu gören vatandaşlar ise avantajlı koşullardan yararlanmak için bol bol alışveriş etti. Kampanyaya katılan firmalar, müşteriye indirim ve taksitlendirme fırsatı da sundu.Kurumsal satış için Parakupon yaratıldıPerakende sektörünün önemli isimlerinin durgunluğa karşı harekete geçerek Gün Bugün kampanyasını düzenlemesinin ardından Koton, Kiğılı, Ramsey, İnci, Faik Sönmez ve Panço'dan oluşan 6 yaygın perakende firması da kurumsal ihtiyaçları karşılamak üzere bir araya geldiler ve Parakuponu yarattılar. Parakupon, Türkiye'deki 500e yakın satış noktasında geçerli. Kurumsal satış organizasyonu Koton tarafından yürütülen Parakupon, firmalar tarafından yapılacak çoklu alımlarda arzu edilen tutarlarla armağan edilebiliyor.Parakupon, şirketlerin gerek kendi çalışanlarına yönelik giyim alımları için bir araç, gerekse özel dönemlerde kendi müşterilerine yönelik dağıtabilecekleri hediye alternatifi... Parakupon ile kurumsal satış anlamında hedeflenen sektörlerin başında bankacılık, sigorta, ilaç, otomotiv ve turizm geliyor. Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör Küresel likidite koşullarında yaşanan olağanüstü değişimler, ülkemize ve perakendeye nasıl yansıyor? Yabancı sermayeye özellikle ihtiyaç duyan, hızlı büyüme ve gelişme sürecindeki ülkemiz, maalesef olumsuz yönde etkileniyor. Dış ticaret açığımız sürdükçe, dövize gereksinim duyacağımız kesin. Bu da iç piyasalarda dengesizlik ve kur riskleri gibi ekonomiyi yıpratacak istikrar problemleri yaratıyor. Oysa gelişmekte olan ekonomilerin büyümeyi sürdürebilmesi, güven ortamına bağlı. Aksi durumlarda, ciddi ve olumsuz sonuçların doğması kaçınılmaz. Ülkemizdeki tüm değişiklikler, nispi olarak perakendeye yansıyacaktır. Sanayi kesimi kadar olmasa bile perakende sektöründe de mutlaka belirleyici rol üstlenecektir. Türk ekonomisi global krize nasıl dayanacak?Türkiye, 2001 tecrübesine ve tedbirlerine binaen, kısmen rahat gözüküyor. Fakat ekonomideki yavaşlama, istihdamdaki daralma ve benzeri unsurlar birbirini tetiklediğinde, önemli sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Böyle zamanlar, 1930 Amerika'sında olduğu gibi büyük atılımlara da yol açabilir. Ancak bunun için düzenli ve planlı bir hedefle beraber, söz konusu hedefe azimle koşmayı sağlayacak bir anlayış geliştirmek gerekir. Devlet, finans, sanayi, üretici, perakendeci ve diğer sektörler, birbirlerinin var olma sebebidir aslında. Zor dönemeçlerde, sabırla ve hoşgörüyle birbirlerini tolere etmeliler. Bence krize dayanmanın, sarsıntıyı güçlenerek atlatmanın tek yolu bu.Ekonomik güç el değiştiriyorKüresel krizin neresindeyiz?.. Buradan nereye gidebiliriz? Henüz sadece birinci perdeyi izlediğimizi söyleyen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaza katılıyor musunuz?Dibi, boyutu belli olmayan bir krizin başındayız daha. Elbette Sayın Durmuş Yılmazla aynı fikirdeyim. Dünya, yeniliklere gebe. Sonucunu kestirmek ise şu aşamada imkansız. Mevcut durumu fırsata dönüştürmek mümkün mü? Nasıl?Belirsizliğe rağmen finansal alandaki gerçek değerlerde kayıp yok. Sıkıntılı olan finansal türev ürünler, aşırı pompalanan balonlar azalabilir ama dünyada hâlâ artan bir nüfus var. Daraldığı söylenen likiditenin hiçbir yere kaybolmadığı, yalnızca el değiştirdiği anlaşıldığında; gerekli dersleri çıkarabilen, dayanışma içinde planlı çalışabilen, verimlilik hesabı yapabilen ve marka olmayı başarabilenlerin önüne yeni fırsatlar çıkacağını düşünüyorum. 2009dan neler bekliyorsunuz?Yeni demek, umut demektir. Yeni yılda da umutlar tazelenir. Zor geçen 2008in ardından, pozitif bir başlangıç olacağına inanmak istiyorum. Ekonomide tedbir ve atılımların öne çıkacağı, şimdiden belli. 2009un; insanlık, kardeşlik ve huzur adına hepimize güzellikler getirmesini temenni ediyorum. Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Servet TopaloğluKrizle birlikte ortaya çıkan olağanüstü değişimler ülkemize nasıl yansıdı?Liberal ekonomilerde büyüme dönemlerinin sonunda, ''ekonomik kriz'' veya ''resesyon'' adı verilen daralmalar çok olağandır. Bu daralmaların genel ekonomiye olumsuz yanları çok olmakla birlikte, hesapsız-kitapsız büyüyen firmalar ile verimsiz işletmeler tasfiye olur, verimlilik artarak, bazı olumlu düzeltmeler de olur... Dünya ve ülkemiz son 1 yıldır bu süreci yaşıyor. Olağan olmayan bu daralma sürecinin çok uzun sürmesi ve/veya dünya devletlerinin kuvvetli reçetelerle bu krizi çözüp, tekrar büyümeye başlaması esnasında ülkemizde ise daralmanın hala devam ediyor olması olur. Bu yönde benim biraz endişelerim var. Zira dünyanın önemli güç merkezlerinde kuvvetli reçeteler seri olarak yazılıp uygulanırken, ülkemizde ''reçeteye ihtiyacımız yok, biraz aspirin alalım, vücut kendi kendini toparlar'' zihniyeti hakim. Ümit edelim ki, ülkemizde gerçekten ne ameliyata, ne de antibiyotiğe ihtiyaç kalmadan vücut tekrar toparlanır ve büyüme tekrar başlar... Bu durumda en az hasarla bu krizi atlatmış oluruz... Eğer dünyanın toparlandığı ve koşmaya başladığı süreçte toparlanamaz, yerimizde sayarsak çok sıkıntımız olur, sosyal ve ekonomik arenada ciddi tahribatlar görürüz.Türkiye perakende sektörünü 2009da neler bekliyor?2009 yılında organize perakende sektörünün hacmi çok fazla küçülmez. Hatta büyüyebilir de... Bunun nedeni 2008 yılında açılan metrekareler ile 2009 yılında imzalanmış kira mukaveleleri nedeniyle açılacak olanların satışa olan katkılarıdır... Ancak yeni açılan metrekarelerin maliyetleri, yeni satışlardan gelen hasılatlarla muhtemelen karşılanamayacağından, perakendeciler ciddi zarara uğrayabilir ve bunun karşılığında da sosyal paydaşlarına eskisi gibi destek vermeyebilirler. Örneğin eleman çıkarabilir, basın ve yayın kuruluşlarına reklam vermeyebilir, mal sahiplerine kiralarını ödeyemeyebilir, tedarikçilerine ödemelerini geciktirebilir veya devlete vergilerini olması gibi vermeyebilirler. Bu opsiyon çok açık bir şekilde önümüzde duruyor.Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği (AYD) Girişim Komitesi Başkanı Hakan Kodal Global finans kriziyle şekillenen mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?Tüm gelişmiş ekonomiler gibi Türkiye de dünya piyasalarının yeni yöntem ve şartlarına ayak uydurmak zorunda. Kısa vadeli yüksek borç ve hızlı büyümeye dayalı finansal modeller, çoktan rafa kaldırıldı. Dünya piyasaları, tam anlamıyla metamorfoza uğruyor. Paranın daha pahalı ve daha seçici olduğu bir ortamda iş yapmayı öğreniyoruz hep birlikte. Söz konusu seçicilik, ekonominin motoru sayılan perakende sektörüne de yansıyor doğal olarak. Tüketici, fiyat-kalite denklemine her zamankinden daha çok dikkat ediyor. 2009un ilk yarısında, piyasalardaki daralmayı konuşacağız maalesef. Beraber çözümler arayıp, yavaş yavaş toparlanacağız. Artan gelir düzeyi ile ülkemiz, orta ve uzun vadede cazibesini korumayı sürdürecek. 2009, perakende sektörü açısından neler vaat ediyor? Elimizdeki bütün veriler, yılın ilk yarısında gerçekleşecek küçülmeye hazırlanmamız gerektiğini vurguluyor. Perakendeciler, bu dönemde müşterinin fiyat duyarlılığını göz önünde bulundurarak ürün ve hizmet sunacak. Satış noktalarının verimliliği, iyice önem kazanacak. Bir genelleme yaparsak, tüketicinin yılı olacak 2009. Ne yazık ki AVMlerde bazı mağazaların kapandığını göreceğiz. Müşteri beklentilerine ve değişen tüketim alışkanlıklarına cevap verebilen yeni mağazalar gelecek onların yerine. Alışveriş merkezi yatırımcılarının fizibilitesini olumsuz yönde etkileyecek gelişmeler, yeni projelerin hayata geçişini ağırlaştıracak belki. Ancak orta ve uzun vadede sorunların aşılacağına inanıyorum. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Akyiğit Küresel likidite koşullarında yaşanan olağanüstü değişimler, ülkemize ve perakendeye nasıl yansıyor? Böyle dönemlerde satın alma eğiliminin ve likidite oranının azalması, dolayısıyla harcamaların kısıtlanması, iç pazardaki büyümeleri etkiliyor. Daralan pazar ve pazar payına baktığımızda ise kriz söyleminin ilk etkilerini perakende sektöründe görüyoruz. Yüzde 20lere yakın bir daralma söz konusu. Tıkanan kredi kartı borçları da satın alma eğilimlerini iyice düşürüyor. Tüketici güven endeksi, yüzde 74.24e inmiş durumda. Geçen yılın aynı ayında yüzde 96.20 düzeyinde bulunan endeks, güven ölçütü 100ün yaklaşık 26 puan altında. Genel anlamıyla motivasyon düşük. Zaten iyi seviyelerde olmayan büyüme hızının, giderek düşeceği kanaatindeyim. Türk ekonomisi global krize nasıl dayanacak?Ülkemiz para birimi, makro ekonomik uygulamaların bir yansıması olarak global ekonomik kriz öncesinde yabancı para birimleri karşısında değer kazanmıştı. Bu da ihracattan caydıran, ithalata sevk eden bir etki yaratıyordu. Türkiyenin cari açığı çok fazla. Ve maalesef, yatırımlar nedeniyle değil. İlk 9 aylık dönemde gerçekleşen sermaye ve yatırım malları ithalatı, toplam ithalatımızda sadece yüzde 13.3lük bir paya sahip. Yüzde 87nin içerisinde ara malı yüzde 76, tüketim malı yüzde 10 civarında. Kısacası ithalatımızın büyük bölümü, hammaddeye ait. Düşük kur yüzünden üreticilerin ithalata yönelmesi, Türkiyenin önde gelen tekstil firmalarını rekabet edemez hale getiriyor. Fabrikalar tek tek kapanıyor. Oysa ihracatçıyı üzmemek, ithalatı tetiklememek adına, kur politikalarına dikkat etmek gerekiyor. İhracat artsın diye yüksek kur politikasını desteklemek de doğru olmaz. Maliyeti yüksek iç borçlanma yerine dış borca yönelen reel sektör, hakikaten zor bir dönemeçte. Dünya borsalarındaki çalkantılar, ani iniş çıkışlar, dolar ve euronun değişkenliği ile banka faizlerindeki hareketlilik, en nihayetinde bütün sektörlerde yankılanacak. İthalata ödenen TLnin döviz karşılığının artması ve yükselen kurun iç üretim fiyatlarını şişirmesi ise üretimi, neticede iç pazarı daraltacak gibi görünüyor. Bankacılık sisteminde sermaye yeterlilik oranları, şimdilik dış piyasalara göre daha iyi. Fakat kısa vadede sıkıntı yaşanabilir. Gecikme lüksümüz yok, bir an evvel ekonomik kararlar alınmalı. Ekonominin barometresi perakende Küresel krizin neresindeyiz?.. Buradan nereye gidebiliriz? Yalnızca birinci perdeyi izlediğimizi söyleyen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaza katılıyor musunuz?Sayın Durmuş Yılmazın tedbirli hareket etmeye yönelik açıklamalarına olumlu bakıyorum. Ancak sektörde yaşanan negatif gelişmeleri frenleyecek önlemler için 2009 beklenmemeliydi. Türkiyenin lokomotif sektörlerinden hazır giyim ve tekstil, arada geçen zamanda toplam ihracat payını kaybetti. Rakamlarla ifade etmek gerekirse, yüzde 12lik oranla üçüncü sıralara kadar geriledi. Durum ortada... Hazır giyim ve tekstile mikro düzeyde bir müdahale yapılmazsa, gelecek dönemlerde kayıplarımızın artması kaçınılmaz. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı yatırım ve teşvik politikalarının gözden geçirilmesi, ülkemize katma değer sağlayan markaların desteklenmesi şart. Hükümet tarafından hazırlanacak teşvik planlarında, gelişmiş bölgeler ve gelişmesi gereken bölgeler ayrımı da büyük önem taşıyor. Krizin faturasını kim ödeyecek? Mevcut durumu fırsata dönüştürmek mümkün mü? Nasıl?Otomotiv, perakende, gıda ve tekstil, krizin en yoğun hissedildiği alanlar olacak ne yazık ki. Perakende sektörü, ekonominin barometresidir her zaman. Günlük satın alma itkileri doğrudan satışlara yansıyacağından, dalgalanmalar da buradan izlenebilir. Üreticiyle tüketicinin bir araya geldiği ilk iletişim noktası olduğu için krizlere hemen tepki verir. Perakendede daralma veya tıkanıklık olduğunda, sistemin tamamına yayılır. İstihdam boyutundan ötürü, zincirleme kazalara yol açar. Ekonomik kriz, aslında belirsizlik ortamıdır. Belirsizliği fırsata dönüştürmenin en etkili yöntemi ise beraber hareket etmektir. Alışveriş için Gün: Bugün kampanyası, Türkiye açısından birlik ve beraberliğin en güzel örneği... 3 sektör derneğinin öncülüğünde, İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi liderliğinde, yaklaşık 28 sektörel derneğin desteklediği, 16 binden fazla mağaza ile 75 bin noktanın katıldığı bir kampanyaydı bu. Yeni ekonomik ortamda markaları yeniden yapılandırıyoruz. Perakende sektörünün geleceği için AVMlerle masaya oturuyor, maliyetlerdeki artışları fiyatlara yansıtmıyor, indirimlerle sektörü canlı tutmaya çalışıyoruz. Böylesi bir uygulama, Türkiyede ilk kez deneniyor. Amacımıza ulaştığımızı söyleyebilirim. Kısa sürede geniş kitleleri kucaklayan kampanya, müşterileri tekrar sokağa çıkardı. Konuyu perakendeciler açısından ele alırsak, bu dönemde nasıl bir strateji izlenmeli?Tüketiciden alışveriş merkezlerine, firmalardan çalışanlarına kadar, yeniden şekillenen bir perakende zinciriyle karşı karşıyayız. Durgunluk hastalığına yakalanmamak için organize perakende sektöründeki alım koşullarını yeniliyoruz. Sezon başında yüzde 25, yüzde 50 olarak kendini gösteren indirim oranları, çok kısa sürede yüzde 70lere çekildi. Bazı markalarda da 1 alana 1 bedava kampanyalarına dönüştü. Kârlılığımızı minimize ederken, çeşitli promosyonlar ve kredi kartlarına tanınan avantajlarla müşterimizi oyunun içinde tutmaya çalışıyoruz. 2009dan neler bekliyorsunuz?Krizin asıl etkilerini, 2009 yılında hissedeceğiz. İhracat politikaları, uzun vadede sektörü hırpalayabilecek bir diğer konu. İhracat yapılan ülkelerdeki finansal çalkantılar ve Avrupadaki ekonomik durgunluk, sektörümüzü üretim, tedarik, stok, istihdam gibi alanlarda zorlayabilir. Gelişmemiş pazarların önem kazandığı farklı bir sürece tanıklık edeceğimizi düşünüyorum. Tarkan YURDAAYCapacity Genel Müdürü Küresel likidite koşullarında yaşanan olağanüstü değişimler, ülkemize nasıl yansıyor? Organize perakende sektörü, hangi noktada duruyor?Hep beraber izliyoruz, açıklanan büyüme oranı geçen yıllara nazaran düşük. Düşüşün, 2009da devam edeceği öngörülüyor. Ama dünyadaki oranlarla kıyasladığınızda, gene fena sayılmayız. 2008 yılında artan işsizlik, gittikçe tırmanacak gibi görünüyor maalesef. Firmalar, büyümekten öte, bulundukları konumu korumak için enerji harcayacak. AMPDnin yayınladığı rakamlara bakarsak, Türkiyede son yılların en hızlı büyüyen sektörü organize perakende de hızını kesti fakat durmadı. Ekim ayında eksi büyüme yaşanan sektörde, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 5, geçen yılın kasım ayına göre yüzde 6lık ciro artışı yaşandı. Yılın ilk 11 ayı, toplamda yüzde 8 oranında ciro artışı sağlandı. 11 aylık dönemde gıda sektörünün cirosu yüzde 6, gıda dışı sektörlerin ciro artışı ise yüzde 12 oldu. Yılın ilk yarısındaki cirolar etkiledi tabii bu oranı. 2009da, daha sert bir iklim bekliyor bizi. Mevcut koşullara rağmen, ben yine de sektörün ülkemizde büyüme göstereceğine inanıyorum. Sizce global krizin neresindeyiz?.. Buradan nereye gidebiliriz? Henüz sadece birinci perdeyi seyrettiğimizi söyleyen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaza katılıyor musunuz?Şu anda, gerçek anlamda krizin içindeyiz. Geldi, geliyor derken, Merkez Bankası Başkanı Sayın Yılmazın da söylediği gibi krizin giriş bölümünü yaşadık. Şimdi gelişme bölümü duruyor önümüzde. Kanımca, 2009un üçüncü çeyreğinden itibaren kriz etkilerinin azaldığını görmeye başlayacağız.Birlikten kuvvet doğarKrizin faturasını kim ödeyecek? Mevcut durumu fırsata dönüştürmek mümkün mü? Nasıl?Her sektör ve her birey, bir biçimde krizi hissediyor. Dolayısıyla herkes faturadan üzerine düşeni ödüyor, ödeyecek de... Üreticiden son tüketiciye, hatta devlet kurumlarına kadar, herkese pay çıkacak bu faturadan. Zamanla tüketim alışkanlıkları değişecek. Lüks tüketime karşı dünyada benzeri görülmeyen düşkünlüğümüz, bir yerde normal seviyeye inecek. Fırsat var mı? Evet, var. Yapmamız gereken, süreçleri yeniden gözden geçirmek ve alışılmışın dışında kalan çözüm yollarını aramak. Şimdi, kazan-kazan devri. Herkes, birbirini kalkındırmak için çaba harcamalı. Krizden birlikte çıkmanın çarelerini, yine birlikte bulmamız gerektiğini düşünüyorum. Doğacak fırsatları, başka türlü yakalayamayız. Ne felaket tellallığı ne rehavet2009dan neler bekliyorsunuz? Sektör oyuncuları, kısa ve uzun vadeli planlarda nelere dikkat etmeli?..Ülke olarak, pek çok kriz atlattık. Bu krizi de sağduyu ve iyimserlikle atlatabiliriz. Ancak finansal kesimdeki durum, insanımızı tedirginliğe sevk ediyor. Sokağa çıkmaktan, alışveriş etmekten kaçınılıyor. Oysa tüketicinin ihtiyaçlarını ertelememesi, krizden çıkışın reçetesi. O nedenle perakende sektörünün tüm oyuncuları; yani alışveriş merkezleri, üreticiler, tedarikçiler, bankalar ve diğer katkı sağlayıcılar, tüketici için en uygun alım koşullarını oluşturmak zorunda. Ayrıca felaket tellallığı yapmadan güven ortamının yaratılması, çalışanların motivasyonu ve iletişimin sürekliliği, esnek yönetim politikaları, günü kurtarmak yerine uzun vadeli stratejiler belirlenmesi, böylelikle duruma hakimiyet, en önemli konu başlıklarımız arasında yer almalı. Bir de birbirimizi dinleyerek, empati ile hareket etmeliyiz artık. Konuyu hem AVMler hem de perakendeciler açısından ele alırsak, bu dönemde nasıl bir dayanışma zemini hazırlanmalı? Öncelikle gerçek sorunun nereden kaynaklandığını iyi tahlil etmek lazım. Zor bir dönemden geçtiğimiz açık, herkes elini taşın altına koyacak. Krizi bahane edip, kâr peşinde koşan firmalar da az değil. AVM yönetimi olarak, öyle çok örneğiyle karşılaşıyoruz ki... Eğer siz fiyat politikanızı gözden geçirmiyorsanız, mağaza ekibiniz müşteriye kaliteli servis sunmuyorsa, sistem bekle-gör kuralına uyum gösteriyorsa, bu durumda krizi kullanmak çok hakkaniyetli gelmiyor bana. Zafer ERGÜVEN Krea Gayrimenkul İcra Kurulu ÜyesiKüresel likidite koşullarında yaşanan olağanüstü değişimler, ülkemize nasıl yansıyor? Organize perakende sektörü, hangi noktada duruyor?Global krizin derinleşmesi, likidite probleminin devam etmesi anlamına geliyor. Bankaların yeni sendikasyon kredileri bulmakta yaşadığı sıkıntı, bunun en bariz göstergesi. Türkiyedeki bankaların kredi verme imkanı da otomatikman daraldı tabii. Kredi ve likiditenin azalması ise tüketimin ciddi miktarda düşmesine sebep oldu. Organize perakende sektörü, azalan tüketime göre iş modellerini tekrar gözden geçirmeli ve yeniden yapılanma sürecini bir an evvel başlatmalı. 2001 krizinden sonra kurtarma paketini açan eski Devlet Bakanı Kemal Derviş, Avrupadaki kriz Türkiyede yaşanmaz diyor. Siz de aynı fikirde misiniz? Türkiyede 2001 tekrarlanır mı?Türkiyede 2001deki gibi yüksek volümlü bir krizin yaşanacağına inanmıyorum. Bankacılık sektörünün yeniden yapılanma sürecini tamamlamış olması, ülkemiz açısından gerçekten avantaj. Avrupa ve ABDdeki krizin, aynı sarsıcı etkiyi Türkiyede uyandırmaması lazım. Kaldı ki, 70 milyon nüfusumuz ve gelişen ekonomimiz ile halen dünyanın en önemli ülkeleri arasında yer alıyoruz. Yatırımcı bekle-gör döneminde Kriz şartları, AVM yatırımlarını nasıl etkiledi? Finansman bulunması konusunda yaşanan sıkıntılar, yeni yatırımları belirli bir süre askıya alacaktır diye düşünüyorum. Finansman meselesi çözümlenmiş, üstelik doğru lokasyonlara konumlandırılmış yatırımlar, hız kesmeden devam edecektir zaten. Krizin faturasını kim ödeyecek? Mevcut durumu fırsata dönüştürmek mümkün mü? Nasıl?Kesilecek faturayı, hep beraber ödeyeceğiz. Toplumun bütün üniteleriyle birlikte... Elbette çalışan kesimin payı daha fazla olacak. Aslına bakarsanız, her kriz bir fırsat. Müşteriyi doğru çözümleyen, onun değişen ihtiyaçlarına yanıt verebilen yaklaşımlar, aynı zamanda krizi fırsata dönüştürmenin anahtarı olabilir. Halkın yüzde 66sı, 2009da ekonominin daha kötü olacağını düşünüyor. Siz neler bekliyorsunuz yeni yıldan? Perakende sektöründe durağan bir yıl geçireceğimiz, 2008in sonunda belli olmuştu. Yatırımcı açısından da bekle-gör yılı olarak değerlendirmek gerek. İşsizlik oranının giderek tırmanması ise Türkiyenin toplumsal gerginliklerini artırabilir. Öte yandan, felaket senaryoları yazmak manasız. Dur kalklar yaşanacak ama 2001e geri dönmemiz mümkün değil. Oray DEMİRELSinpaş Yatırım ve İşletme AŞ Genel Müdürü Küresel krizin neresindeyiz?.. Henüz sadece birinci perdeyi izlediğimizi söyleyen Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaza katılıyor musunuz?Merkez Bankası Başkanı Sayın Yılmaz, birinci perde ile 2008 dördüncü çeyreğinin 31 Aralıkta kapanacağını ve reel sektörde bilançoların açıklanmasından sonra netleşecek hasarın 2009a da olumsuz yönde yansıyabileceğini kastetmiştir. Fakat reel sektörün içinde olanlar gayet iyi biliyor ki, ülkemizin kriz refleksi yüksek. Gerekli refleksler, büyük ölçüde gösterildi zaten. Önümüzdeki süreç, bekleme ve hemen ardından düzeltme biçiminde işleyecektir. Bir başka ifade ile şimdi izleyeceğimiz perdelerin bu kadar dramatik olmayacağını umuyorum. Türkiye, 2001e geri döner mi? Neden?Bence olası değil. Türkiye, 2001den beri epey yol katetti. Diğer bir sebep de krizin menşei ve şekli, 2001dekinden oldukça farklı. Büyümede yavaşlama, daralan kredi hacmi, bozulan borç dinamiklerine karşın güçlenen bankacılık sektörü, krizin makro sonuçları arasında sayılabilir. Bu en temel ayrım, 2001e göre çok daha farklı bir süreci işaret ediyor. Bankalarda, likiditede, kamu maliyesinde ve kaynaklarda, 2001dekine benzer sorunlar yok. Geometrik veya psikolojik tabirler kullanmak istemiyorum ama sanırım, en temel ihtiyaç yine güven... Mağaza kapatmak, çözüm değilMevcut durumu fırsata dönüştürmek mümkün mü? Nasıl?Krizin, birtakım fırsatları beraberinde getirdiği doğrudur. Söz konusu fırsatlar, -hem makro hem mikro düzeyde- her birimizin yaptığı işin detayındadır. Sinpaş Grubu, buna benzer dönemlerde, akılcı kararlar ve doğru yatırımlarla büyüme sağlamıştır. İşte, bizim sunduğumuz birkaç somut fırsat: İş dünyası, sırf genel trend diye onbinlerce euro kira ödediği ofislerini İkitelli, Eyüp gibi yeni gelişen bölgelere taşıyıp, aynı prestij ve altyapıya sahip ofislere YTL bazında kiralarla yarıdan az bedel ödeyerek tasarruf sağlayabilir. Perakendeciler için de böyle. Mağaza yatırımlarını durdurmak, hatta mağaza kapatmak, kesinlikle çözüm değil. Tam aksine, krizle zayıflamaktır! Devir, outlet devri. Aynı müşterinin aynı sürede ulaşabileceği, aynı konforu bulabileceği outletler var. Bazılarında beşte bire varan kiralar ödeyerek, yarı bedelli dekorasyonlar yaparak, konsolide bilançolara artı değerler eklenmeli. Stoklar buralarda çok rahat eritilebilir.Sinpaşın kısa ve orta vadeli yatırım planlarında herhangi bir değişiklik oldu mu?Hayır, planladığımız şekilde faaliyetlerimize devam ediyoruz. Grup olarak, fırsatları tek tek değerlendiriyoruz. Tasarruf bizim genlerimizde mevcut. İş ve yatırımlarımızda her zaman tasarrufu ön planda tutuyoruz. Ancak durmakla, yerinde saymakla tasarruf olmayacağını, çok iyi biliyoruz. Deflasyon sınavıYeni ekonomik ortamda perakende sektörünü nasıl konumlandırıyorsunuz?Tahmin edildiği üzere kriz refleksinin ilk etkilediği sektörlerden biriydi perakende. İlk düzelmenin de yine perakende sektöründe gerçekleşeceğine inanıyorum. Dünyadaki krizin kaynağı olan Batı ülkeleri, enflasyonun tersine deflasyon tehlikesi yaşıyor. Bu, Türkiyenin alışık olmadığı bir durum. Tüketici, deflasyon ortamında daha düşük fiyattan mal alma eğilimine girer. İlk örneğini, 1988de Japonyada görmüştük. Önümüzdeki dönemde tüketicilerin daha ucuz mallara ve outletlere yöneleceği varsayımı, son derece mantıklı. Deposite Outlet Merkezi olarak 2009dan neler bekliyorsunuz?Deposite; gerek konumu, gerek marka karması gerekse konseptiyle diğer alışveriş merkezlerinden ayrılıyor. En başından beri, gerçek bir outlet merkezi oluşturmayı hedefledik burada. AVMlerin getirdiği eğlence merkezi, yaşam merkezi, yaşam tarzı merkezi gibi kavramlardan özellikle uzak durmaya çalıştık. Tek amaç, kaliteli ürünü ucuza sunmaktı. Ek maliyete neden olan tüm unsurları eleyip, kira ve işletme giderlerini daha makul seviyelerde tutabildik. Kiracılarımızdan beklentimiz ise bu tasarrufu fiyatlarına, dolayısıyla tüketiciye yansıtmalarıydı. 365 gün indirim imkanını hayata geçirerek, hedefimize tam manasıyla ulaştığımızı söyleyebilirim. 2009da, 3 ayrı blokta faaliyet gösteren Depositenin entegrasyonuna yönelik yatırımlar yapacağız. Bazı idari izinler için gerekli sürenin dolmasını bekliyoruz. Şubat 2008de açılan Depositenin birinci fazı tamamlandı, eylül itibariyle ikinci fazın kiralama çalışmaları devam ediyor. Osman Akın Sönmez Holding Teknoloji Şirketleri CEOsuKüresel krizin neresindeyiz, buradan nereye gidebiliriz? Türkiyede 2001 tekrarlanır mı?Küresel ekonomideki kriz dalgası, Türkiyeye de yansıdı doğal olarak. Tsunami gibi düşünebilirsiniz, kaçınılmaz bir şeydi. Fakat biz, 2001 krizinden çok şey öğrendik. Politikacımız, bürokratımız, yöneticimiz, vatandaşımız... Hepimiz dersimizi aldık. Hatta çeşitli savunma mekanizmaları geliştirdik. Şimdi içinde bulunduğumuz durum, daha farklı. Dışarıdan ithal ettiğimiz bir kriz yaşıyoruz. Her şey yeniden yapılanıyor. Çok güvenilir olduğuna inandığımız yüzlerce şirket, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Benim düşüncem, dünya ekonomilerinin ve iş yapma biçimlerinin büyük bir dönüşüm sürecine girdiği yönünde... Bütün dengeler sil baştan kuruluyor. Dönüşüm tamamlandığında ayakta kalmayı başaran şirketler, önemli bir tecrübe kazanmış olacak. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Kriz çığırtkanlığı yapmakla krizi kendi kendimize getiriyoruz diyerek uyarmıştı iş dünyasını. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Rıfat Beyin söylediklerine katılıyorum. Her gün, her dakika yayınlanan kriz haberleri, halkımız üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Mecbur kalmadıkça, zorunlu bir ihtiyaç hissedilmedikçe, harcama yapılmıyor. Tedirginlik had safhada. Halbuki, piyasaların para hareketine ve morale ihtiyacı var. Bize bir şey olmaz demiyorum ama negatif koşullanmanın manası yok. 2009a dikkat!Mevcut ekonomik ortam, bilişim ve teknoloji ürünlerinin satışını etkiledi mi? Nasıl? Bilişim sektörü, 2008 yılını büyüme ile kapattı. Ancak bu büyüme, hedeflenen rakamların altında. Ekonomik krizin özellikle son çeyrekte etkilerini göstermesi, 2009 yılını daha hazırlıklı ve mutlaka daha donanımlı karşılamamız gerektiğine işaret ediyor. Teknolojixin kriz yönetimi hakkında bilgi verir misiniz?Küresel fırtınanın miladı, ABDli finans devi Lehman Brothersın batışı ile ilişkilendiriliyor. Oysa kriz, 2008 yılının başından beri tehditkâr varlığını hissettiriyordu. Keyifli bir yıl geçirmeyeceğimizi tahmin ediyorduk. Dolayısıyla 2008 Nisan ayı itibariyle tedbir paketimizi açtık. Biliyorsunuz, ekonomide olması gereken diye bir şey yoktur. Yapılması gereken ve gerekeni yapmak vardır. Bizim sektörde de stok çevrim hızı çok önemli. Stok seviyemizi kontrol altında tutarak, elimizdeki stoğu ve buna paralel olarak gelir-giderimizi dengeledik. Ürün çeşidi ve marka sınırlaması getirdik. Verimsiz olduğunu düşündüğümüz mağazaları kapattık. Ekonomik kriz patladığında, neredeyse 6 ay öncesinden aldığımız radikal tedbirler sayesinde hazırlıksız yakalanmadık. Pazar geliştirme stratejisi İhtiyaçlarını erteleyen tüketiciye moral vermek için birtakım hamlelerde bulunacak mısınız?Bu dönemde birçok firma, tüketiciler için farklı kampanya seçenekleri düzenleyecek. Teknolojixin farkı ise müşteriye sağladığı ekstra kazanç olacak. Nakit ödemelerde en uygun fiyatlar, 24 aya varan taksit imkanları, mağazalarımızın sunduğu ekstra hizmetler, satış sonrası servis güvencesi ve müşterinin ihtiyacına göre şekillenen ürün politikamız, krize rağmen tavizsiz devam edecek. Kısa bir süre önce Irakta hizmete giren mağazanızla birlikte, yurtdışına açılmış oldunuz. Büyüme yönlü stratejinizi, önümüzdeki dönemde de koruyacak mısınız? 2008de, pek çok yatırımın askıya alındığı bir dönemde, Teknolojix olarak farklı projeler üretmeyi sürdürdük. Irak, buna örnektir. Bizim için alternatif pazarlardan biriydi. Alternatif satış kanallarını kullanarak alternatif pazarlarda büyüme politikamızı, önümüzdeki dönemde de koruyacağız. Kriz, aynı zamanda fırsat demek... Bilinçli ataklarla krizden fırsat devşirmek gerek. Halkın yüzde 66sı, 2009da ekonominin daha kötü olacağını düşünüyor. Siz neler bekliyorsunuz yeni yıldan? Açıkçası, 2009 yılının ilk yarısından umutlu değilim. Epey zorlu geçeceği kanısındayım. Hemen hemen bütün sektörlerde ciddi boyutlarda daralma olacak. Fakat yılın ikinci yarısından itibaren, nispeten toparlanmalar yaşanacağına inanıyorum. Zaten OECDnin ve IMFin tahminleri de bu yönde... Mustafa Kemal ÇeçenAssos Pırlanta Genel Müdürü 2008i ciro anlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?Şirketimiz adına, beklentilerimizi büyük ölçüde karşılayan bir yılı geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Bizim için özellikle mağazalaşma açısından önemliydi. Gerek büyüme, gerek ciro gerekse markalaşma çalışmalarımız bakımından, hedeflerimizin çoğunu gerçekleştirebildik. Assosun kriz yönetimi hakkında bilgi verir misiniz? Kısa ve uzun vadede neler yapmayı planlıyorsunuz? Gerçek hedeflerinizi ve üzerinize düşen sorumlulukları iyi belirlemek, krize karşı alabileceğiniz ilk tedbir. Bir sonraki aşamada ise söz konusu hedefler doğrultusunda sağlam planlar yapmak, kontrolü kaybetmeden adım adım ilerlemek gerekiyor. Hamlelerinizin etkisini, her zamankinden daha dikkatli hesaplamak zorundasınız. Krizin belki de en kritik yanı budur. Üç-beş adım ötesini göremezsiniz bazen. Fakat ne olursa olsun, vizyonunuzu yitirmemelisiniz. Pazarınıza sahip çıkarken, moral ve motivasyonunuzu korumalısınız. Biz de personelimize, bayilerimize, seminer ağırlıklı yoğun bir eğitim programı hazırladık. Şirket vizyonumuzun daha iyi algılanmasını sağlayacak çeşitli aktivitelere yöneldik. Böyle dönemeçlerde şirket kültürünü ayakta tutmayı başarmak, zorlukları birlikte aşmak anlamına geliyor. Ayrıca satış ve pazarlama stratejilerimizde birtakım ufak değişiklikler yaptık. Uzun vadeli planlarımızdan kopmadan, güne adapte olarak, krizi en az hasarla atlatacağımıza inanıyoruz.Şimdi kral tüketici İhtiyaçlarını erteleyen tüketiciye moral vermek için birtakım hamlelerde bulunacak mısınız?Evet, tüketici harcamalarının ertelenmesi gibi ciddi bir realite var ortada. Hemen hemen her sektörde sağlanan ödeme kolaylıkları, indirim imkanları, kampanyalar, promosyonlar, hediye çekleri ve benzeri uygulamalar, satın almayı teşvik edecek cinsten. Biz de indirim yaptık. Uygun fiyatlı, erişilebilir, duygusal mesajlarla yüklü fark yaratan ürünler tasarlayarak, yolumuza devam ediyoruz. Aslına bakarsanız, tamamen tüketici lehine bir dönem. Fiyat-fayda dengesini iyi kurabilmek önemli. Hem krizle ilk kez karşılaşmıyoruz ki... Pek çok kriz görmüş, pek çok kriz atlatmış bir ülkeyiz. Kriz çıktı diye duygularımızdan ve temel ihtiyaçlarımızdan vazgeçecek değiliz. Yine karnımız acıkacak, yine giyinmemiz gerekecek, yine kendimizi güzel ve bakımlı hissetmek isteyeceğiz, yine sevdiklerimizi mutlu edeceğiz. Bize düşen görev ise içinde bulunduğumuz ekonomik durumu göz ardı etmeden, ihtiyaçları yanıtlamaya çalışmaktır. Elbette tüketiciyi zorlamadan, hak ettiği ilgi ve özenden mahrum etmeden... Kriz mi, fırsat mı? Halkın yüzde 66sı, 2009da ekonominin daha kötü olacağını düşünüyor. Siz neler bekliyorsunuz yeni yıldan? Ak koyun kara koyun, iyi ve kötü yönetim, işte burada belli olacak!.. Krizi fırsata çevirebilen şirketler, güç kazanacak. Daha azimli çalışmayı, daha planlı hareket etmeyi, ancak tecrübeyle öğreniyor insan. Kriz dönemleri de yöneticilerin yeteneklerini ortaya koymasına fırsat tanıyor. Meseleye biraz böyle bakmak lazım. Havayı iyi koklayarak, öngörülü davranarak, doğru hamleler yaparak, ilerlemek mümkün. Belli bir vizyonu tutturamamış, mesleki eğitime gereken önemi vermemiş, farklılaşamamış, üretim ve pazarını geliştirememiş, dünyadaki değişim rüzgarlarının uzağında kalmış firmalara bakıp, moralinizi bozmayın sakın. Onlar, hep krizdeler zaten! Silkelenip, dökülürler böyle dönemlerde. Şirket kültürü oturmuş, stratejisi net, çalışanlarının eğitimini destekleyen ve mutlaka bir fark yaratan markalar, toz duman dağıldıktan sonra yine yerli yerinde duruyor olacak, merak etmeyin. Bize gelince... Karamsar değiliz. Köklü ve güçlü bir grubun, genç ve dinamik markasıyız. İyi organizasyonlarla, tam konsantrasyonla 2009 yılında da hedeflerimize yürüyeceğiz. Sizce krizin faturasını kim ödeyecek?Büyüme hızının düşmesi ve kredi piyasalarının daralması, çok ciddi ama kısa dönemli sonuçlar doğuracak. Etkilenmeyen ülke kalmayacak. Doğal olarak, Türkiye ekonomisi de zarar görecek. Hepimiz, direkt veya dolaylı bir şekilde krizi hissedeceğiz. Hamit Akçay Burda Market Genel Müdür Yardımcısı Global finans kriziyle şekillenen mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?Meseleyi ilk olarak magazinleştirme, ikinci olarak da akademik yaklaşımla izah edebiliriz. Küresel ekonomik krizin magazin boyutu herkesin malumu. Akademik bir bakış açısı ile ise içeriden ve dışarıdan bakış diyebileceğimiz iki tür yaklaşım söz konusu olabilir. Mevcut kapitalist ekonomiyi savunan iktisatçılar çözüm için içeriden bakarken, muhalif anlayıştaki iktisatçıların ise daha sistematik eleştiri ve talepleri söz konusu oluyor. Yakın gelecekte dünya çapında büyük bir iktisadi dönüşüm olmayacağını öngörüyorum. Yaklaşımımı bir iç görü ile sürdürecek olursam; Keynesyen iktisatçıların krizleri kaos ve denge kavramları ile kavramsallaştırıyor. Bu çerçevede herkesin anlamaya çalıştığı dip noktanın neresi olduğu. Bunun hemen ardından yükselişe geçiş evresinde oluşabilecek yeni fırsatlar ve yeni dengeleri anlamak üzerine kurulu bir yaklaşım belirginleşiyor. Fakat mevcut global krizin orta ve uzun vadede üretim ve tüketim alışkanlıklarında köklü değişikliklere gebe olması ihtimali gözden uzak tutulmamalı. Böylesi bir durumda ekonominin globalden lokale, finanstan reele doğru bir kayışı söz konusu olabilecek. Ancak bu değişiminden çok süratle şekillenmeyeceği kanısındayım. Global krizin sekonder salınımları oluşacak ve ancak daha sonra bu konuda daha kesin şeyler konuşabilmek mümkün olacak. Türkiyenin uzun yıllardır bir boom and bost sarkacında kriz ve yükselişlerle iç içe yaşamasından kaynaklı çok güçlü bir krize karşı yaşama kültürü var. Gerek halkımız gerekse şirketlerimiz yeni ekonomik koşullara derhal adapte olup en az hasarla krizi atlatmayı başaracaktır. 2009 Türkiye perakende sektörü beklentileriniz neler?Türkiye perakende sektöründe yerli ve yabancı perakendecilerin iki ayrı dip dalga etkisi içerisinde tesir edeceği kanaatindeyim. Yerli perakendeciler için 2009 pek çok açıdan bir yeniden öğrenme yılı olacak. Öte yandan 2007 yılı boyunca ve 2008 başında oluşan büyüme eğilimi daha kontrollü ve verimli olması ekseninde değerlendirilecek. Yabancı perakendecilerle ilgili ise sürpriz gelişmelerin olabileceğini düşünüyorum. Derbi maçlar öncesi klasik bir replik olarak ifade edilen her türlü sonuca açık diyebileceğimiz türden bir sürprizden bahsediyorum. Perakende sektörünün temel dinamiklerinin değişmesine yol açabilecek türden gelişimlere açık olmak gerek. 2009, perakendede finans yönetiminin daha başat bir faktör haline geleceği bir yıl olacak. Perakende sektöründe verimliliğin, lojistik ve stok yönetiminin önemi artacak. Pek çok perakendecinin çeşitli sebepler nedeni ile fiyat rekabetine odaklanacağını düşünüyorum. Son yıllarda sektörde hizmet odaklı gelişen anlayışlar en azından bir süreliğine rafa kaldırılacak. Bu manada gelecek projeksiyonu olan zincirlerin fiyat rekabetinin çok içinde olmayarak ayrışma stratejisini başarı ile uygulamasına uygun zemin ortaya çıkacak. Sektörde tedarikçi firmalarla perakendeciler arasında stratejik projelerin ve anlaşmaların hayata geçirilmesi kaçınılmaz olacak. Tedarikçi firmaların güvenilir ve işbirliği yapılabilecek perakendecilerle ciddi projelere imza atacağı kanaatindeyim.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive