Paketli Süt Pazarı Büyüyor

Firmalar ve yetkililer süt ve süt ürünlerinde kayıt dışı firmalar ve sokak sütleriyle mücadele edilmesi gerektiği konusunda birleşiyor

Eklenme Tarihi : 17 Aralık 2007 Pazartesi
paketli-sut-pazari-buyuyor
Perakende.org okuyucuları için süt ve süt ürünlerini mercek altına aldık.İTÜ Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek BoyacıoğluTürkiyede süt tüketimi üzerine bir değerlendirme yapmanızı istersek kısaca bize neler söylersiniz? Türkiyede süt tüketimi yıllık 10 milyon ton olarak geçiyor. Türkiyedeki süt tüketimini dünya ile karşılaştırırsak Türkiyede yıllık kişi başına süt tüketim miktarı 30 kg iken bu rakam gelişmiş ülkelerde 90 kga kadar çıkabiliyor, yani üç katlık bir fark söz konusu. Ama Türkiyenin istatistik gibi bir sorunu var. Belki de bu yüzden söylediğimiz hiçbir rakam gerçeği yansıtmıyor. Her sektörde olduğu gibi süt sektöründe de kayıt dışılık söz konusu. İstanbul Sanayi Odasının yaptığı bir araştırmada süt ve süt ürünleri sektöründe kayıt dışı oranının yüzde 80 olduğu belirtiliyor. Yani 10 milyon ton sütün yalnızca yüzde 20lik kısmı modern süt işleyen tesislere giriyor. Ben yaklaşık 25 yıldır gıda sektörünün içindeyim, bu yüzde 20lik oran hiç değişmedi. Bu durum gelişme kaydedemediğimizin ve tüketim miktarlarını artıramadığımızın bir göstergesi. Tüketim, nüfus artışıyla bir arada gitmiyor. Aynı zamanda sütün modern tesislerde işlenmesi için de adım atamıyoruz. 10 milyon ton sütün yüzde 80inin bir kısmı açık süt olarak satılıyor, bir kısmı da peynir, yoğurt, tereyağı gibi diğer ürünlere işleniyor. Sokak sütleri hala yaygın olarak satılıyor ve tüketiliyor. Bu sütleri hijyeni ve içerdiği besin değerleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sokak sütü kavramı maalesef Türkiyenin süt sektöründe yıllardır konuşulan ama bir türlü çözüm üretilemeyen bir sorun. Açık sütü gıda güvenliğini sağlayamadığı için sorunlu olarak görüyoruz. Aynı zamanda haksız rekabete yol açıyor ve ekonomimize dolaylı olarak zarar veriyor. Ama ben bir gıda hocası olarak en çok gıda güvenliğini düşünüyorum. Hiçbir şekilde denetlenemeyen, hijyenik koşullarda sağımı yapılmayan, soğuk koşullarda taşınmayan bu sütlerin ciddi şekilde halk sağlığını etkilediğini düşünüyorum. Bunun kontrol altına alınması gerek. Bunun için talebin de bu şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Sokak sütünü kim kullanıyor, halkımız. O zaman sokak sütüyle ilgili riskler nelerdir, ne tür hastalıklara yol açar, insanların yaşam kalitesini nasıl etkiler gibi bilgileri, sektör ve devlet işbirliği yaparak halka anlatmalı. Bunun için kampanyalar yapılması lazım. Peki ambalajlı her süt sağlıklıdır ve besin değerleri yüksektir diyebilir miyiz? Türkiyede bilinenler ve bilinmeyenler kaosu yaşanıyor. Öylesine bilinmeyenler var ki. Eğitim görmüş insanlar dahi pakete girmiş süt için, Bu ürün uzun süre dayanamaz, bunda katkı maddesi vardır diye düşünüyor. O zaman teknolojik anlamda da bilgi aktarımında bulunmamız lazım. UHT dediğimiz işlem nedir, koruma yöntemi, pastörizasyon nedir, pastörize süt ne kadar dayanır? Bizim bunları da insanlara anlatmamız gerekir. Bu teknolojiyi anlatmadığımız zaman insanlarda doğal ürünlere karşı bir merak oluşuyor. Pakete girmiş sütü daha sağlıksız düşünebiliyor. Oysa gıda güvenliği olmazsa olmazlardan biri. Bir gıda ne kadar besleyici olursa olsun eğer gıda güvenliği yoksa tüketilmemesi gerek. Bu açıdan da bakınca ambalaja girmiş sütün güvenli olduğunu söylüyorum. Isıl işlemler nedeniyle sütün içindeki vitaminlerin zarara uğradığı yönünde bir düşünce var. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz? Çiğ sütü de kaynatıyoruz. Peki o kaynatma işlemi sanayinin bugün uyguladığı yöntemle karşılaştırınca çok daha az mı vitamin kaybına yol açıyor. Kesinlikle hayır. Çünkü o kaynatma hem yetersiz bir koruma sağlıyor hem de daha uzun sürelerde ve daha yüksek sıcaklıklarda ürüne zarar veriyor. Yani besin öğeleri hem daha kötü oluyor, hem de bakteriyel açıdan da bir koruma sağlamıyor. Ayrıca yabancı cisimleri de herhangi bir elemeden geçmeden sütün içine giriyor. Nedir bunlar? Örneğin sütün sağılması sırasında birtakım hücreler, kıllar süte giriyor. Ambalajlı süte uzak duran insanlara belki de bir süt firmasının ek filtrasyon sistemini, orada kalan o hücre ve kan parçacıklarını göstermek lazım. Gerçekten çok ciddi anlamda bir iletişim kampanyası yapılması gerek diye düşünüyorum. Gıda güvenliği insan sağlığını ve yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Gıda tüketiminin yarattığı hastalıkları bugün yaşıyoruz. Kalp ve damar hastalıkları dışında yanlış beslenmeyle ortaya çıkan mikrobiyal zehirlenmeler, toksinler. Bu hastalıklar sadece iki üç günlük hastalıklara neden olmuyor, bunlar çok uzun süreli kalıcı hastalıklara da yol açıyor. Eğer toksinler varsa maalesef kansere de yol açıyor. Son yıllarda gelişen bir eğilim de beslenirken sağlığı korumak veya hastalığı önleyici tedbirler almak. Bu alanda fonksiyonel gıdalar pazarı günden güne gelişiyor. Fonksiyonel ürünler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Fonksiyonel gıdaları çok faydalı buluyorum. Hatta ürün çeşitliliğinin daha çok artırılması gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizdeki ürün çeşitliliği dünyayla karşılaştırıldığında çok düşük. Bugün dünyada her yıl 150 bin yeni ürün çeşidi geliştiriliyor, bunun 15 bini pazara giriyor. Bizde bu rakamlar nedir, inanın bilmiyorum. Diğer ülkelerdeki bu rüzgar aynen ülkemizde de devam ediyor. Fakat çok kritik bir fark var aramızda, bizde bu talep tüketiciden gelmiyor. Firmalar arzlarıyla talebi yaratıyorlar, oysa yurt dışında tüketiciden geliyor bu talep. Bunun nedeni halkımızın bilinçsiz ve eğitimsiz oluşudur. Bizim halkımız kolesterolü düşürülmüş bir yumurta talep etmiyor. Benzer şekilde prebiyotik ürünler tamamen yurt dışındaki ürün portföyünün Türkiyeye taşınmasıdır. Ürün çeşitliliği anlamında son derece olumludur. Yalnız bunun iletişimi yapılırken yanlışlıklar yapılmamalı. Çok büyük sağlık iddiaları söz konusu. Bu konuda ölçülü olmak lazım. Çünkü halk tarafından yanlış da algılanabilir. Fonksiyonel gıdalar bir ilaç yerine konamaz, sadece hastalıklara karşı korunmayı sağlar. Fonksiyonel gıdaların dışında organik tarım da hem Türkiyede hem de dünyanın pek çok bölgesinde gelişiyor. Organik sütlerin normal sütlerden farkı nedir? Süt ürünleriyle ilgili ortaya çıkabilecek tehlikelerin en önemlisi hayvanların beslenmesinde çeşitli hastalıklara karşı korunmasında önemli olan antibiyotik kalıntılarıdır. Organik olan çiftliklerde bu konuda büyük hassasiyet gösterilmekte ve üründeki miktarları daha düşük olmaktadır. Benim bir bilim insanı olarak beklentim organik süt ve süt ürünlerinin antibiyotik kalıntısı çok daha düşük olacağıdır. Daha lezzetli mi olur derseniz, bu konuda çalışmak gerek derim. Organik gıdanın daha besleyici, daha lezzetli olduğu konusunda genel kanılar var. Ben bu konuda biraz daha objektif kalmak istiyorum ve diyorum ki mutlak surette araştırma yapmak lazım. Dünyadaki araştırmalara baktığımızda organik yetiştiricilikte toprağın, coğrafyanın, iklimin, çevre ve hava kirliliğinin olağanüstü önemli bir faktör olduğunu görüyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünlerini üreten firmalar hakkında nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz? Sağlıklı üretim için sizce firmalara getirilmesi gereken asgari zorunluluklar neler olmalı? Modern tesislerimizin Avrupa düzeyinde olduğuna inanıyorum. Gerçekten son teknolojiyi kullanan, gıda güvenliği ve kalite yönetim sistemleriyle ilgili olması gerekeni ulaşmaya çalışan firmalarımız var. Burada esas sorun kayıt dışı dediğimiz firmalar, bu da buzdağının görünmeyen kısmı. Esas endişelerimiz orada ve maalesef onlar denetlenemiyorlar. Çünkü kayıtları yok. Bunlarla ilgili devletin tedbirler alması gerekmiyor mu? Ben sadece devlet tarafından alınacak aksiyonlarla bu iş düzeltilemez diye düşünüyorum. Halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Öğreteceksiniz ki bunu talep etmeyecek, almayacak. Önce talebi yok edelim, ondan sonra bunları yok edebiliriz. Son derece haksız bir durum. Projeler yapılması lazım. İçinde büyük firmaların ve devletin yer aldığı kampanyalar yürütülmeli. Şeffaflık burada çok önemli. Avrupada bugün firmalar üretimle ilgili analiz raporlarını açıklıyorlar. Tüketiciler bir ürüne para verirken onun içeriğini görüp bunun riskini alıp almama kararını veriyorlar. Bizim bu noktalara gelmemiz için hep birlikte mücadele etmemiz gerek. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir? Yeni ürün çalışmaları Türkiyede de dikkat çekici boyutlarda. Sadece probiyotik ve prebiyotik değil, aynı zamanda ihtiyaca hitap eden ürünler de var. Örneğin menopoz dönemindeki bayanların kalsiyum ihtiyaçlarına göre sütler var. Veya kolesterolü düşürülmüş süt ürünleri. Bunlar son derece güzel gelişmeler. İhtiyacına göre tüketicinin ürün seçmesini sağlıyor. Bugün Amerikadaki market raflarında baktığımızda süt ürünleri çeşidi belki bizimkinin 10 katı. Müthiş bir ürün çeşitliliği sunuluyor. Bizim sanayimiz de bu rüzgarı yakalamalı. Bunun dışında ihracat rakamlarımız çok düşük, bu konuda da çalışmalar yapılmalı. Verim, kalite, gıda güvenliği sağlanmalı, soğuk zincir asla kırılmamalı diye düşünüyorum. Sütün temin edilmesinden pazarlamaya kadar pek çok sorun var Simten Erkuş / Ziraat Yüksek Mühendisi - SETBİR Tarıma dayalı bir sanayi dalı olan gıda sanayi, gerek istihdam gerekse işyeri sayısı itibariyle imalat sanayi içindeki payı ile ekonomimizde önemli bir yere sahiptir. Çeşitli kayıt ve kaynaklara göre gıda alanında faaliyet gösteren işyeri sayısı farklılık göstermekle beraber, DPT verilerine göre imalat sanayi içinde gıda sanayi, üretim değeri olarak yüzde 18-20lik paya sahiptir. Gıda sanayi içinde yüzde 15 üretim değerine sahip süt ve süt ürünleri sanayi, gerek sütün çok sayıda besin öğelerini bileşiminde bulundurması ve insan yaşamının her evresinde tüketilmesi gereken temel bir besin maddesi olması gerekse ülke ekonomisine sağladığı katma değer açısından son derece önemli bir alt sektördür. Türkiyede süt ve süt ürünleri sanayi, ham madde temininden pazarlamaya dek pek çok sorununun yaşandığı bir yapıya sahiptir. Bir tarafta AB standardında üretim yapmaya çalışan ve en gelişmiş teknolojileri kullanan modern tesisler, diğer taraftan hiçbir hijyenik koşula uymadan, ilkel yöntemlerle üretim yapmaya devam ederek insan sağlığını ciddi olarak tehdit eden kayıt dışı mandıralar tam bir çelişki oluşturmaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre, Türkiyede üretilen sütün yüzde 27si büyük işletmeler tarafından, yüzde 33ü orta boy işletmeler ve mandıralar tarafından işlenmekte, yüzde 20si sokak sütü olarak satılmakta ve yüzde 20si de kaynakta tüketilmektedir. Oysa AB ülkelerinde sanayiden geçen süt ortalaması yüzde 95 seviyelerindedir. AB üyelik sürecinin devam ettiği günümüzde halen, kayıtlı ve modern işletmelerin en büyük rakibi ne yazık ki merdiven altı üretimdir. Yüksek teknoloji ile güvenilir üretim yapan ve her aşamasında denetlenen firmalar ile sağlık koşulları bilinmeyen ve denetlenemeyen firmaların aynı pazarda yer almaları haksız rekabeti de beraberinde getirmektedir. Süt toplama maliyeti ABde yüzde 5, Türkiyede yüzde 20 Ayrıca, AB ülkelerinde sanayici, neredeyse kapısına kadar gelen kaliteli ve analizi yapılmış sütü alırken, Türkiyedeki süt sanayicisi, aynı hijyen, kalite ve protein değerindeki sütü alabilmek için köy köy dolaşmak, bir nakliye filosu kurmak ve bu şekilde topladığı sütün analizini yapmak zorunda kalmaktadır. FAO raporlarına göre, ABde süt toplama maliyeti, toplam maliyet içinde yüzde 5lik bir pay alırken, bu oran Türk sanayicisi için yüzde 20lere kadar çıkmakta, üstelik bu şartlar altında, toplanan ve işlenen süte AB ortalamasının üzerinde bir bedel ödenmektedir. Bu durum, hem ülke içinde merdiven altı üretimle hem de dış pazarlarda gelişmiş ülkelerle rekabet edebilirliği gün geçtikçe zorlaştırmaktadır. Sağlıklı, kaliteli ve sürekli ham madde temini süt sanayinin en büyük sorunlarından biridir. İşletmelerin (çiftlik) çok küçük ölçekli ve dağınık olmaları, teknoloji kullanımını, yeterli veterinerlik ve eğitim hizmetlerinin ulaştırılmasını dolayısıyla hijyenik ve kaliteli ham madde üretimini zorlaştırmakta ve denetimi ise neredeyse imkansız kılmaktadır. Kaliteli üretim için kaliteli ham madde yaklaşımıyla, son yıllarda ülkemizde, büyük ölçekli, modern hayvancılık işletmeleri yatırımları hızla artmakta ve bu çiftliklerde yüksek kalitede süt üretilmektedir. Ancak, gerek işletme sayısı ve gerekse üretilen süt miktarının henüz yeterli olduğunu söylemek maalesef mümkün değildir. Bu kapsamda, işletme ölçeklerinin belirlenecek optimum işletme büyüklüğüne ulaştırılması, hem çiftlik hem de sanayi boyutunda sağlıklı ve kaliteli üretim yapabilecek işletmelerin kurulması veya mevcut işletme yapısının bu yönde iyileştirilmesi hedeflenmeli ve desteklenmelidir. Mevsimsel dalgalanmalar istikrarı etkiliyor Üretim ve fiyatta yaşanan mevsimsel dalgalanmalar piyasa istikrarını ve kapasite kullanımlarını olumsuz yönde etkilemekte, ileriye dönük üretim planlaması yapılmasını engellemektedir. Bugün ABD ve AB ülkelerinde süt ürünleri üretim ve tüketimini regüle eden sistemler bulunmakta, bu organizasyonlar sayesinde ne üretici, ne sanayici ne de tüketici zarara uğramamaktadır. Ülkemizde de bu dalgalanmaların olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak üzere müdahale kurumlarının biran önce oluşturulması gerekmektedir. Toplumun, özellikle de sağlıklı gelişmesi gereken çocuk ve gençlerimizin yeterli ve dengeli beslenmesi açısından vazgeçilmez bir besin kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin ne yazık ki ülkemizdeki tüketim miktarı oldukça düşüktür. Sütün yararlarını biliyoruz ancak içmiyoruz Bireylerin süt ve süt ürünleri tüketimi ile kahvaltı yapma alışkanlıklarının belirlenmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı web sayfasında yayınlanan ve 553ü kadın, 276sı erkek olmak üzere 829 kişi tarafından cevaplanan anket sonuçları; Yoğurt tüketiminin süt tüketimine, peynir tüketiminin ise süt ve yoğurt tüketimine göre daha yaygın olduğunu, 30 yaş ve üstü bireylerin 30 yaş altındaki bireylere göre daha yüksek oranda süt ve süt ürünleri tükettiklerini, Kadınların yüzde 98.55i, erkeklerin ise yüzde 95.65inin süt ve süt ürünlerinin sağlığımız için önemli olduğu fikrine katıldığını, ancak buna rağmen tüm bireylerin yarıya yakınının (yüzde 51.39) süt içmediklerini göstermektedir. Ülkemizdeki süt ve süt ürünleri tüketim miktarının düşük olmasının yanı sıra, gerek gıda güvenliği gerekse yüksek üretim maliyetleri sebebiyle ihracat imkanlarımız da oldukça kısıtlıdır. Hayvan hastalıkları ile mücadele, gıda güvenliği ve maliyetlerin düşürülmesi gibi konularda ciddi çalışmalar yapılmasına ve ihracat imkanlarının geliştirilmesine yönelik akılcı ve istikrarlı politikalar uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yaptığı projeksiyonda, 2013 yılında 20 milyon tonu endüstriyel kullanım olmak üzere toplam süt üretiminin 23 milyon tona, kişi başına 250 lt olmak üzere toplam tüketimin ise 20 milyon tona ulaşmasının, hedeflendiği görülmektedir. Bu kapsamda, yürütülen çalışmalar ve uygulanan teşvikler ile son dönemde süt üretiminde belli bir artış gözlenmekte olup, belirlenen hedefler çerçevesinde bu artışın kademeli olarak devam etmesi beklenmektedir. Yalnızca miktar değil, yağ ve protein oranları da artırılmalı Ancak, Türkiyede süt üretiminin artırılmasına yönelik politikalar genel olarak miktarın artırılması yönünde gelişmiş, maalesef yağ ve protein oranlarının önemi göz ardı edilmiştir. Genetik özellikler ve çevre şartları (iklim, bakıcı, ahır vb.) yanı sıra, bakım-besleme koşulları ile özellikle kaba yem kullanımının yağ ve protein oranları üzerine etkileri olduğu bilinmekte olup, geriye dönük yapılan değerlendirmeler, 2006 yılının Nisan ayı itibarı ile çiğ süt kalitesinde bir düşüş olduğunu göstermektedir. AB ülkelerinde pazarlanan sütün fiyatını kalitesinin belirlediği ve uluslararası piyasalarda gerek kalite gerekse fiyat açısından rekabet imkanlarımızın artırılmasının gerektiği göz önüne alındığında, yapılacak proje ve çalışmalar ile yağ ve protein oranlarının artırılmasının önemi belirginleşmektedir. Sağlıklı, kaliteli ve kayıtlı süt üretiminin artışı özellikle AB sürecinde büyük önem arz etmekle birlikte, üretim miktarındaki artışa paralel olarak yurt içi tüketiminin artırılması ve ihracat imkanlarının geliştirilmesi de zorunludur. Bu kapsamda, okul sütü gibi süt tüketme alışkanlığının geliştirilmesini hedefleyen projelerin desteklenmesi, uygun kalite ve fiyat ile dış ticaretteki rekabet şansımızın artırılarak ihracat imkanlarının geliştirilmesi ve desteklenmesi de büyük önem taşımaktadır. Sektörün öncelikleri belirlenmeli Bu anlamda, mevcut tarımsal destekleme sistemi, rasyonel ve seçici bir destekleme anlayışına göre yeniden düzenlenmelidir. Desteklemeler mutlaka dış gelişmeleri takip ederek oluşan yeni ihtiyaçları karşılamayı hedefleyen, sektörün gelişimini öngören, yapısal dönüşümü özendiren, rasyonel üretim desenini yönlendiren, teknoloji kullanımını teşvik eden, üretici örgütlenmesini sağlayan bir sisteme dönüştürülmelidir. ABye üyelik sürecinde, ortak pazarda rekabet edebilecek ekonomik yapıya sahip olmak, en önemli kriterlerden biridir. ABye üyelik çerçevesinde iç pazarımızın tüm AB ülkeleri olacağı göz önüne alınarak şimdiden gerekli adımlar atılmaya başlanmalı ve Türkiye, dünya standartlarına göre rekabet edebilir bir yapıya sahip olmalıdır. Bu amaçla, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, AB kalite ve hijyen standartlarında üretimin teşvik edilmesi, gerekli denetimlerin yapılabilmesi ve üretimtüketim dengesinin sağlanması yönünde istikrarlı politikalar geliştirilmeli, gerekli idari yapılanma sağlanmalıdır. Kasım ayı içinde yayınlanan 2006 Türkiye İlerleme Raporu da bu konunun önemi ve aciliyetini bir kez daha hatırlatmaktadır. Tüm dünyada uluslararası dengelerde hızlı bir değişimin yaşandığı bu dönemde, Türkiye pek çok sektörde olduğu gibi süt sektöründe de önceliklerini belirlemek ve bu yönde çalışmalarına hız vermek zorundadır. Ülkemizde tüketim çok az Ali Aydın / Aysan Süt Ürünleri Genel Müdür Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? 1984 yılında Kadir Aydın oğulları Ali ve Ahmet Aydın ile birlikte Aysan Süt Ürünleri Gıda San. ve Tic. Ltd. Ştini kurdular. Kurulduğu ilk zamanlar beyaz peynir üretimi yapan Aysan, 1993 yılında İstanbul Bölge Müdürlüğünün açılmasıyla artan talepler doğrultusunda ürün yelpazesi genişletti. Ürünlerimiz kaymaklı ve homojen yoğurt, ayran, UHT yarım yağlı süt, UHT tam yağlı süt, kaşar, dil, örgü, eritme, mihaliç peyniri, tereyağ, kaymak, lor peyniridir. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Ürünlerimizin yüzde 85i Marmara Bölgesinde Bursa, Bandırma, İstanbul ve İzmite ve yüzde 15i de Ege Bölgesinde İzmire ulaşıyor. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Üretimde standartlaşmayı sağlamak için çalışmalarına başladığımız ISO 9001:2000 ve TS EN ISO 22000 kalite sistemlerini kurduk. Gün geçtikçe ürünlerimizin kalitesini gerek teknoloji gerekse kalite sistemleriyle artırmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda müşterilerimizin memnuniyetini esas alarak, hijyenik koşullarda mevcut yasa ve yönetmelikler çerçevesinde müşterilerimizin damak zevkine uygun ürünler üretmek, doğru zamanda doğru yere doğru mamul vermek, çalışanlarımızın iç memnuniyetini sağlamak, güvenlik ve sağlıklarını korumak, kalite yönetim sistemini uygulamak ve sürekli iyileştirmek şirketimizin kalite politikasıdır. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Ürünlerimizi soğuk zincir sistemiyle doğrudan satış, toptan ve perakende satışlarla tüketiciye ulaştırıyoruz. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Ham maddemiz olan sütü, süt üreticileri birliği ve kooperatifler vasıtasıyla temin ediyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü oldukça büyük ve geniş bir paya sahip, fakat bu payın çoğunluğu kayıt dışı, merdiven altı diye tabir ettiğimiz imalathanelerden oluşmaktadır. Bu durumda tüketicilerin ürünleri dikkatle almaları gerekiyor. Süt tüketiminin ülkemizde diğer ülkelerle kıyaslandığında çok az olması bu sektöre olan ilgiyi artırıyor. Az tüketim olmasının başlıca ekonomik ve kültürel sebeplerden özellikle de süt içme alışkanlığı kazandırılmadığından kaynakladığı görüşündeyim. Yeterli denetim ve ilgililerin kayıt dışı üretimi engelleme çalışmalarıyla çok daha iyi yerlere gelebileceğimizi düşünüyorum. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Üretimde nitelikli eleman, kaliteli ve yeterli ham madde bulunamaması, satış sürecinde ise sektörümüzde bulunan holding şirketlerin marketlerde ve diğer satış noktalarında yaptıkları promosyon ve kampanyalara KOBİ olmamız sebebiyle ayak uydurmakta zorlanıyoruz. Bu da satışlarımızın istediğimizin rakamların altında olmasına sebep oluyor. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? Firmamızın 2006 yılında gerçekleştirmek istediği en büyük hedefi UHT süt tesislerinin kurulması ve seri üretime geçip piyasada tutundurulmasıydı. Ocak ayında tesisin yapımını tamamladık ve üretimine geçtik. Şu an ürünümüz piyasada belli bir yer edindi, istediğimiz satışlara ulaşabilmemiz için 2007 yılında da çalışmalara devam edeceğiz. Bahçıvandan annelere özel Bahçıvan Gıda bir ilke daha imza atarak kadınların tüm dönemlerinde sağlıklı kalabilmeleri için vitaminler ve mineraller ile zenginleştirilmiş yeni bir dilimli beyaz peynir geliştirdi. Bahçıvan Annemin Peyniri, çinko, demir, fosfor, kalsiyum minerallerini, C, D, B6, B12, folik asit vitaminlerini içeriyor. Günde 1 dilim Bahçıvan Annemin Peyniri, hamile ve emzirme dönemlerinde, annenin artan vitamin ve mineral gereksinimlerini karşılamaya yardımcı oluyor. Ayrıca anne karnındaki bebeğin sağlıklı fiziksel ve zihinsel gelişimine katkıda bulunuyor. Günde 1 dilim Bahçıvan Annemin Peyniri, sağlam bir kemik yapısı oluşumuna yardımcı oluyor. Dilimler halinde üretilen Annemin Peyniri 420 gramlık ambalajlarda tüm kadınların beğenisine sunuluyor. Türkiyeye bugüne kadar 400 milyon YTLlik yatırım yaptık Serpil Timuray / Danone Türkiye Genel Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Danone Türkiye olarak, Türk toplumunun daha sağlıklı beslenmesine ve daha sağlıklı nesiller yetişmesine katkıda bulunmak misyonu ile çalışıyoruz. Bu misyonumuz doğrultusunda 1998den bu yana sütlü ürünler sektöründe Danone Tikveşli şirketimizle Türkiyede yerleşik olarak faaliyet gösteriyoruz. Ülkemizde yüzde 100 yerli üretim yapan şirketlerimiz, 6 il/ilçedeki (Lüleburgaz, Gönen, Bolu, Adana, Hendek, İzmir) dünyanın en ileri kalite ve gıda güvenliği standartlarında donanımlı ultra-hijyenik fabrikalarımızla Danino, Danette, Activia, Danacol, Danone Doğal, Tikveşli, Hayat, Hayat Levite, Akmina, Şaşal markalarından oluşan sağlıklı, lezzetli, kaliteli ve geniş ürün yelpazemiz ile tüketicilerimize hizmet veriyoruz. Diğer yandan, Türk toplumunu kalkındırmak, sosyal sorumluluğumuzu yerine getirmek amacıyla Türkiyenin Gülümseyen Geleceği temalı sosyal sorumluluk programımızı Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile 81 ilde uzun-dönemli yürütüyoruz: Eylül 2004 tarihi itibariyle yürütmekte olduğumuz, Şubat 2007de 500üncüsünü açacağımız Gülümseyen Gelecek Anasınıfları projesi ile Türkiyenin 81 ilinde her yıl 25 bin çocuğumuz okul öncesi eğitim fırsatına kavuşuyor. Danino Sağlıklı Büyüme Ekibi ile çocuklarımızı sağlıklı beslenme konusunda bilgilendiriyor, Milli Eğitim Bakanlığı Danone Küçükler Futbol Kupasına her yıl 5 bin okul ve 60 bin katılımcısı ve her yıl artan katılım ile çocuğumuza spora ve takımdaşlığa teşvik ediyoruz. Ayrıca, Haziran 2005te dünyada 16ıncısını ülkemizde kurduğumuz tamamen bağımsız ve hiçbir ticari amaç gütmeyen Danone Enstitüsü Türkiye, beslenme; özellikle Çocuk Beslenmesi konusunda çocuk doktorları, beslenme uzmanları ve üniversitelerin yaptığı araştırmalara destek vererek sağlıklı beslenme konusunda bir bilgi platformu oluşturuyor. Son olarak da Sağlık Bakanlığının bebeklere ücretsiz D vitamini dağıtımını içeren D Vitamini ile Gülümseyen Gelecek kampanyasına Danino markamız ile tanıtım desteği veriyoruz. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Şirketimiz, gıda sektörünün lider ve öncü kuruluşları arasında olmanın sorumluluğuyla davranmayı ilke edinmiş olarak, öncelikle pazarı büyütmeye ve süt tüketim alışkanlığını geliştirmeye odaklanmış bulunuyor. Pazarı büyütme programımızı iki stratejik eksende yönetmekte olup, bir taraftan geleneksel sütlü ürün alışkanlıklarımızı gıda güvenliği koşullarını yerine getiren, kayıt-içinde ve mevzuata uygun markalı ürünlere dönüştürmeye teşvik edici faaliyetleri yürütürken, diğer taraftan ükemize yeni tüketim alışkanlıkların inşa ediyoruz. Bu yeniliklere örnek olarak, Türkiyenin ilk meyve püreli taze peynir teknolojisi Danino, ilk ambalajlı taze sütlü tatlı Danette, ilk uzun-ömürlü ayran Tikveşli, ilk fonksiyonel probiyotik ürün Activiadan ve kolestrol düşürmeye yardımcı ürün Danacolden bahsedebiliriz. Nitekim, taze sütlü ürünler pazarı, bugün hızlı tüketim ürünleri arasında en hızlı büyüyen segment olup, bu büyümenin önemli bir kısmı her yıl Danone tarafından getiriliyor. Şirketimiz, süt tüketimini artırmaya yönelik pek çok yenilik sunarak sektördeki reel büyümenin yüzde 50sini getiriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı başarılı çiftçi-destek programıyla artan süt arzının sanayide değerlendirilmesine katkı sağlıyor. Danone Tikveşli bugün çeşitli taze sütlü ürünler segmentlerinin toplam pazarında yüzde 25 ciro pazar payı ile lider konumundadır. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Türkiyede satışa sunduğumuz ürünlerinin tamamını, Türkiye`nin 6 il/ilçesindeki tesislerimizde, dünyanın en ileri kalite ve gıda güvenliği standartlarına uygun, ultra-hijyenik koşullarda yerli olarak üretiyoruz. Toplam kalite prensiplerimizi 100 personelimiz, ham maddemizi temin ettiğimiz 15 bin çiftçimiz, bin tedarikçimizi kapsayan yaygın tedarikçi ağımız ve 81 ilde 100 bin satış noktasına her gün soğuk zincirle hizmet veren 300 distribütörümüz ile birlikte el ele yürütüyoruz. Danone Türkiye olarak, tüketici memnuniyeti odaklı bir anlayış ile sağlıklı ve güvenli ürünlerimizi en yüksek kalite ve uygun fiyatla tüketicilerimize sunuyoruz. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Danone Tikveşli ürünleri, bugün Türkiye çapında yüzde 62 nümerik dağılım ile, soğuk zincir dağılımdan uzak ara lider konumda her gün 81 ilde 100 bin satış noktasına hizmet veriyor. Yurt çapında depolar ve 900 araçtan oluşan dağıtım sistemimiz, ürünlerimizi fabrikada üretildiği andan nihai tüketiciye ulaşana dek 2-6 derece soğuklukta muhafaza etmek üzere tüm gerekli donanıma sahip. Ürünlerimizin hiçbir koruyucu madde içermemesi sebebiyle, bu ısı aralığında muhafazası son derece kritiktir; bu sebeple kalite departmanımız tüm dağıtım sistemindeki ısıları günlük olarak, araçlara takılı data-loggerlar ile takip ediyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Yılda 230 bin ton süt alımı yapan şirketimiz, Türkiyenin küçük ölçekli işletme yapısı nedeniyle ihtiyacı olan süte ulaşabilmek için toplam 15 bin çiftçiden her gün süt alımı gerçekleştiriyor. Bunun için gerekli süt toplama altyapısı yatırımını yapmış bulunuyor. Hayvan sayısı 10 baş ve üzerindeki çiftlikler için 6-20 bin euroluk soğutma tankı ve sağım sistemleri kullanılıyor. Ahırındaki hayvan sayısı ortalama 3 ve altı olan köylerdeki diğer çiftçiler için ise, Danone tarafından her köye bir soğutma tankı konularak, sağılan sütlerin en kısa sürede soğuması sağlanıyor. Her gün, 45 süt tankerimiz, toplanan sütü fabrikalarımıza ulaştırıyor. Gelecek 5 yıl içerisinde ve sonrasında Danone`nin üretimde kullanacağı çiğ süt ihtiyacını karşılayacak süt üreticilerini geliştirmek ve bu üreticileri Avrupa Birliği (AB) kalite standartlarında süt üretebilen, karlı, verimli, sürdürülebilir süt işletmeleri haline gelmeleri için desteklemek amacı ile 2006 yılı itibari ile Danone Çiftçi Geliştirme Programını yürütüyoruz. Programımız vasıtası ile 15 bin çiftçimizle uzun dönemli iş ortaklığı felsefesi ile birlikte gelişmeyi hedefliyoruz. Çalıştığımız çiftlikler, büyüklüklerine göre 3 kategoriye ayrılmış bulunuyor. Her bir kategorinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde aşağıdaki program uygulanıyor. Danone tarafından kaliteye prim veren özel bir fiyatlandırma sistemi, eğitim ve teknik bilgi desteği ve uygun koşullarda girdi finansman kaynağı gibi destekleri içeren program, çiftçilerimizin daha verimli ve kaliteli işletmeler haline gelmelerini sağlamayı amaçlıyor. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Türkiye, kişi başına süt ve sütlü ürünler tüketimi bakımından, 3.5 milyar YTL tahmin edilen parasal değer hacmi ile, hali hazırda dünyanın ilk sıralarında geliyor. Bu yüksek potansiyelli pazarın daha etkin hale gelebilmesi için şu konuların altını çizebiliriz; a) Sütlü ürünler tüketimin sadece yüzde 20si kayıt-içinde ve gıda kodeksince faaliyet göstermekte olan sanayi tarafından karşılanıyor. Kayıt dışı üretim, Türkiyenin ekonomik gelişimi, çalışan emeği, toplumun refahı ve insan sağlığının önünde büyük engeldir. Dönüşüm programı, ancak, tedarikçi-üretici-perakendeci-bilim dünyası-medya-devlet tarafından bir arada bir toplumsal hareket olarak benimsendiği takdirde başarılı olabilir. Böyle bir programın amacı, kayıt dışı hareket edenlerin yok olması değil, disiplin altına alınmasıdır. b) Söz konusu oto-kontrol, sadece kayıt dışı üretimi disiplin altına almakla kalmayacak, aynı zamanda piyasadaki rekabet kurallarının da adil bir şekilde uygulanmasını sağlayacaktır. Özellikle son yıllarda iletişim ve ulaşım teknolojisindeki gelişmelerin de etkisiyle artan taklitçilik, yanında başkasının ürünleriyle benzerlik meydana getirme, başka ürünleri yanlış ve yanıltıcı beyanlarla kötüleme yoluyla haksız rekabet, piyasadaki rekabet dengelerini haksız bir şekilde bozmaktadır. Söz konusu haksız rekabet dolayısıyla hem tüketiciler aldatılmakta, hem de rekabet kurallarına uygun ticaret yapmaya çalışan üretici suistimal edilmektedir. c) Sektörde vurgulanması gerekli bir diğer konu da doğru, dürüst, ilkeli reklamcılık şartıyla, etkin iletişim yapabilme imkanının verilmesidir. Biraz evvel bahsettiğimiz, sağlıklı beslenme bilincine sahip gıda tüketici toplumu yaratmak ve dolayısı ile reel pazarı büyütmek için tanıtım önemli bir araçtır. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? Ülkemize bugüne kadar yaptığımız yatırım miktarı 400 milyon YTLyi aştı, bu sayede de doğrudan Türk insanına istihdam sağlandı. Bu yatırımdan yaklaşık 100 milyon YTLlik payı alan Lüleburgaz fabrikamız en son teknolojilerle donatılarak, kapasitesi 4, istihdamı ise 3 misli artırıldı. Danone ülkeleri arasından yatırımda öncelikli 5 pazar arasına seçilen şirketimiz, 2006 yılında da yatırımlarına devam ediyor. Şirketimiz bugüne kadar olduğu gibi 2007 yılında da içerisinde bulunduğu pazarları büyüterek ciro büyümesi gerçekleştirmeye devam edecek. Tüm dünyada, sağlığa faydaları kanıtlanmış fonksiyonel gıdaların Türkiyede tanınması ve günlük kullanım alışkanlıkları arasında yer alması öncelikli olacak. Meyve suyundaki başarımızı sütte de göstereceğiz Bülent Ozan Diren / Dimes Yönetim Kurulu Üyesi ve Nobel Pazarlama Genel Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Türkiyenin ilk ambalajlı meyve suyu markası olan Dimes, 1958 yılında Tokatta kuruldu. Üretim teknolojisini ve tesislerini sürekli yenileyen firma, 2005 yılında yapılan yeni yatırımlar ile İzmir ve Tokatta 60 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere 146 bin metrekaresi toplam alana sahip tesislerde üretim faaliyetlerine devam ediyor. Yılda 300 bin ton meyve suyu üretim ve 50 bin ton meyve işleme kapasitesine sahip olan firma, 2005 yılı sonunda pazara sunduğu yüzde 100 nar suyu ile 14 farklı çeşide ulaşan meyve suyu ürün portföyüyle, Türkiyenin meyve suyunda en geniş ürün yelpazesine sahip firması konumunda. 1995 yılında, Orta Karadeniz Bölgesinde kaybolmaya yüz tutmuş süt hayvancılığının yeniden kalkındırılması ve köyden kente göçün önlenmesi amacıyla süt işleme ve dolum tesislerini yatırım programına alan Dimes, aynı yıl UHT süt ve süt ürünleri üretimine başladı. Ülke ekonomisi ve kalkınması yönünde büyük çaba sarf eden Dimesin, süt ve süt ürünlerinde yıllık üretim kapasitesi 120 bin ton. 2006 yılının Ağustos ayında açıklanan İstanbul Sanayi Odası (ISO) verilerine göre Dimes, 500 sanayi devi sıralamasında, geçen seneye göre 30 basamak, son yedi yılda da 190 basamak yükselerek 288inci sırada yer aldı. 2003 yılının Ekim ayında devraldığı Tokatın Turhal ilçesindeki 5 bin 415 dekarlık arazi üzerine kurulu Kazova Vasfi Diren Tarım İşletmesinde, damızlık süt sığırcılığının geliştirilmesi için çalışmalar devam ediyor. Devlet ile özel işletme işbirliğinin, bu alanda, ülkemizdeki ilk örneği olan işletmede; yem bitkileri, suni tohumlama, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, veterinerlik ve çiftçi eğitim yatırımlarının gerçekleştirilmesinin yanı sıra, sertifikalı aşılı meyve fidancılığı konusundaki faaliyetleri de hızla devam ediyor. Süt ve süt ürünleri sektöründeki ürün portföyümüzde; Dimes Süt 1lt, 500 ml, 200 ml., Dimes Catering 1lt. Tam ve Yarım Yağlı Süt, Dimes Catering 10 lt. Tam ve Yarım Yağlı Bag in Box Sütün yanı sıra, süt ürünleri grubumuzda, yalnızca Orta Karadeniz Bölgesinde dağıtımı yapılan yoğurt, beyaz peynir, kaşar peyniri ve tereyağı bulunmaktadır. Dimes olarak, bölgesel anlamda dağıtımını yaptığımız ürünlerimiz ile önümüzdeki yıllarda ülke genelinde dağıtımımız da söz konusu olacak. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Her geçen yıl üretim kapasitesini artıran ve dağıtımını kuvvetlendiren Dimes Süt, üstün kalitesi ve mükemmel lezzeti ile 2004 yılında Türkiye UHT süt pazarının yüzde 22lik büyümesine karşılık, bir önceki yıla göre yüzde 45 oranında bir büyüme gerçekleştirdi. 2004 yılında 40 bin ton olan yıllık üretim, 2005 yılında da yüzde 25 büyümeyle 50 bin ton olarak gerçekleşti. Dimes Süt, 2005 yılı verilerine göre yüzde 9luk pazar payı ile UHT süt pazarında 4üncü sırada yer aldı. 2006 yılında da yatırımlarını hem istikrarlı büyümeyi sürdürmek hem de Türkiyedeki kişi başı 10 lt./yıl olan düşük süt tüketimini artırmak adına yapıyor. 2006 yılında pazarın yüzde 12-15 büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Dimesin büyümesi ise yine yüzde 20 civarında gerçekleşecek. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Dimes, kalite yönetimi çalışmalarına 1997 yılında başladı. Dimesin kurumsal altyapısı müsait ve hazırlıklı olduğundan dolayı ilk tetkikte belge almaya hak kazandı. Ayrıca uygulanan sistem, bünye ile o kadar örtüşmekteydi ki, 2000 yılı Haziran ayında faaliyete başlayan İzmir fabrikamız da 2001 yılı Ocak ayında ISO 9002 belgesini aldı. ISO 9001:2000in en önemli farklılığı olan sürekli gelişme Dimesin zaten var olan yapısına uygun olduğundan, çok kısa zamanda ISO 9001:2000 versiyonuna geçildi. Dimes, AB standartları çerçevesinde gelişen gıda sistemlerini ve çevre standartlarını da çok kısa süre içerisinde uyguladı. Şu an geldiğimiz noktada Dimes, ISO 9001:2000, HACCP, ISO 14001:2004, OHSAS 18001:1999, ISO 22000:2005 ve BRC kalite güvence sistemi belgelerine sahip bulunuyor. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Dimesin satış ve pazarlama faaliyetleri, İstanbulda genel müdürlüğü bulunan Nobel Pazarlama Ltd. Şti. tarafından yürütülüyor. Nobel Pazarlama faaliyetlerini Marmara, Ege, İç Anadolu, Doğu, Karadeniz ve Akdeniz Bölge Müdürlükleri ile Zincir Marketler Müdürlüğü vasıtasıyla yürütüyor. Ülke genelinde 100ü aşkın bayi ile işbirliği yapan Dimes, etkin pazarlama ve satış sistemiyle, ürünlerini Türkiyenin dört bir yanındaki satış noktalarına ulaştırıyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Dimes, kaliteli bir UHT süt üretimi için çiğ süt kalitesinin ne kadar önemli olduğunu, her zaman bu kalitenin ve standardın geliştirilmesi için çaba içinde olması gerektiğinin bilincinde bir firma. Dimes, bu sistemin geliştirilmesi için çiğ süt toplarken sadece çiftlikler ve kontrolü altındaki üreticiler ile çalışıyor. Çiğ süt kalitesinin artırılması ve çiftliklerin standartlarının yükseltilmesi için çalışmalarına devam ediyor. Ayrıca, 2003 yılı Kasım ayında yönetimine başladığı Kazova Vasfi Diren Tarım İşletmesinde daha şimdiden bu konuda AB standartlarının da ötesine geçilmiş durumda. Şu anda Kazovada üretilen sütlerin bakteri oranı ortalama 25 bin adet/ml. seviyesinde. Bilindiği gibi AB standardı 100 bin adet/ml.dir. Çiğ sütü, Kazova Vasfi Diren Tarım İşletmesinin yanında, ülke genelinde, üretim kalitesini ispatlamış çiftliklerden ve TİGEMlerden tedarik ediyoruz. Dolayısıyla ürünlerimizde kullandığımız çiğ sütün kalitesinden memnun olduğumuzu söylemeliyim. Dimes, çiğ süt toplamada ilk olarak hayvan sağlığını ön planda tutuyor. Alım yapılacak çiftliğin genel hijyen kontrolleri ve bunların geliştirilmesi için; gerek eğitim gerekse maddi destekleri her yıl belirli periyotlarla veriyor. Çiftliklerde sütün hayvan memesinden çıktığı andan itibaren 4 dereceye soğutup bu sıcaklıkta fabrikaya getirilmesi konusunda yatırımlarını yapıyor ve periyodik kontrollerle sistemin işlerliğini kontrol ediyor. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Gelişmiş ülkelerin tüketimi ile karşılaştırıldığında, ülkemizde süt ve süt ürünleri tüketiminin çok düşük seviyelerde olduğu biliniyor. Ambalajlı süt tüketimimiz, yıllık ortalama kişi başı 10 lt.dir. Tüketim alışkanlıkları, alım gücü, tüketici bilinci, yüksek üretim maliyetleri kaliteli bir ürün tüketimini negatif yönde etkiliyor. Ayrıca, geçmişten günümüze uygulanan yanlış politikaların da sektör üzerindeki olumsuz etkisi büyük. Bununla beraber, süt ve süt ürünleri sektörünün en önemli sorunlarından biri de, ülkemizde sokak sütü kullanımının hala yüksek oranlarda olması ve bu konuda yeterli bilincin oluşmamasıdır. İşletmelerin küçük ölçekli ve dağınık olması, teknoloji yetersizlikleri, denetimin de etkin yapılmasını engelliyor. Bununla beraber merdiven altı üretim, denetimi imkansız hale getirmekle beraber, haksız rekabete neden olarak modern işletmelerin yatırım yapmalarını da engelliyor. Bakteri oranı yüksek sütlerin kullanılmasının engellenmesi gerekiyor. Bunun için öncelikle gıda güvenliğine ciddi anlamda önem verilmeli. Çalışmalara daha başında, hayvan sağlığı ile başlanmalı. Kalite ve izlenebilirlik sağlanmalı. Hayvancılık sektörünün orta ve büyük ölçekli işletmelerce yürütülmesine olanak sağlanmalı ve teknolojinin artırılması hedeflenmeli. Çiftlik yatırımları desteği artarak devam etmeli. Sektördeki maliyetleri düşürülmeli, ihracat imkanları geliştirilmeli ve standartlar artırılmalı. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? Dimes olarak, 2006 yılı süt ve süt ürünleri üretimini minimum yüzde 20 büyümeyle 60 bin tonun üzerinde kapatacağız. 2006 yılında da süt ve süt ürünlerindeki büyüme artışımız devam ediyor. Bununla birlikte süt ve süt ürünlerindeki temel hedefimiz, markamızla meyve suyunda sağladığımız başarıyı, süt ve süt ürünlerinde de gerçekleştirerek, kısa zamanda pazardaki tercih edilirliğinin daha iyi bir seviyeye gelmesini, tüketicinin zihnindeki marka imajını ve duygusal bağı artırmak olarak belirledik. Marka iletişim çalışmalarına hız vererek, pazardaki büyümemizi artırarak devam ettirmek, pazardaki gelişmelere göre yeni ürün çeşitlerimizi oluşturmak için çalışmalarımız devam ediyor. Antiboyitkli sütleri üretime sokmuyoruz Özge Kurt / Eker Süt Ürünleri Marka Yöneticisi Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? 1977 yılında Bursada Eker Çiftliği içinde ufak bir imalathanede üretime başlayan Eker, 1982 yılında sanayileşerek modern bir fabrikada üretime geçti. Fabrika ve genel müdürlüğümüz Bursada olmakla birlikte; İstanbul, Ankara ve İzmirde bölge müdürlüklerimiz bulunuyor. Kurulduğunda günlük 10 ton süt işleme kapasitesine sahip firmamız, bugün 250 ton süt işleme kapasitesine sahip. Ana ürün gruplarımız; ayran, kefir, pastörize süt, UHT süt, sade yoğurt, beyaz peynir, kaşar peyniri, tereyağı, kaymak. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Merkezimiz Bursada yüzde 35e yakın pazar payımız var. Bununla birlikte Türkiye çapında yüzde 5lik pazar payımız var. Ayranda ise Türkiyede yüzde 10a yakın bir pazar payına sahibiz. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Kalite kavramının bilincinde olmak başarımız için kaçınılmaz bir şart. Bu nedenle Eker Süt Ürünleri olarak kalite çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Tüm ürünlerimiz için Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca onaylanan Gıda Sicil ve Üretim sertifikalarına sahibiz. Aynı zamanda Kalite Yönetim Sistemimiz TS EN ISO 9001:2000 ve Gıda Güvenliği Yönetim Sistemimiz HACCP 13001 belgeli. Kalite politikamız tüketicilerimizin alırken güven duyduğu, müşterilerimizin hizmetimizden memnun olduğu, çalışanlarımızın Ekerde çalışmaktan gurur duyduğu, tedarikçilerimizin kendisini şirketin bir çalışanı gibi gördüğü, sürekli iyileştirme çalışmalarında bize katkı sağladığı, yatırımlarını kendi öz kaynaklarıyla karşılayabilen bir şirket olmak. Her zaman bu amaç doğrultusunda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Bursa, Ankara, İzmir ve İstanbulda bulunan bölge müdürlükleri ile ve çeşitli illerde bulunan bayilik kanallarımız ile ürünlerimizin dağıtımını gerçekleştiriyoruz. Bu dağıtım kanallarından ürünler ulusal ve yerel zincir marketler ve büyük catering firmalarına ulaştırılıyor ve tüketiciye sunuluyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Eker olarak, her gün sütümüzü Bursa, Kütahya, Manisa, Balıkesir ve civarındaki köylerden topluyoruz. Süt alımından sorumlu olan arkadaşlarımız topladıkları sütü fabrikaya ulaştırıyorlar. Fabrikaya gelen süt, gerekli mikrobiyolojik araştırmaları yapıldıktan sonra daha önceden planlanan üretim miktarlarına göre üretime veriliyor. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Sektör, son dönemde oldukça hareketli günler geçiriyor. Özellikle fonksiyonel gıdalar ile ilgili çok ciddi atılımlar söz konusu. Birçok firma farklı alternatif ürünlerle pazarda var olma savaşı veriyor. Biz de kefir ürünümüzle fonksiyonel gıda pazarında yer alıyoruz. Rekabetin sektörde çok fazla hissedildiği bir diğer ürün de yoğurt. Özellikle sade yoğurt pazarında oldukça çetin rekabet söz konusu. Yoğurt üreten firmalar gelişen teknolojiyle çok daha hijyenik, kaliteli ürünler üretmeye başladı. Pazar büyümekte ve rafta birçok markanın aynı kalitede, çeşitli gramajlarda yoğurtları bulunuyor. Dolayısıyla firmalar yoğurtta sadece fiyat konusunda rekabet edebiliyorlar. Rakip firmayı zor durumda bırakacak, haksız rekabet olmadığı sürece, birbiriyle rekabet edebilen firmaların var olması sektör adına oldukça olumlu. Rekabet edebilmek için sürekli piyasayı takip edebilmek, yeniliklere ayak uydurabilmek ve çok çalışmak gerekiyor. Biz firma olarak kadromuzu oluştururken bu kriterlere uygun bir ekip kurmaya özen gösterdik. Sektörde irili, ufaklı üretim yapan birçok firma var. AB kriterlerinin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte rekabetin koşullarının çok daha iyi olacağını ve haksız rekabetin ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Süt sektöründe teknoloji diğer sektörlere oranla çok daha hızlı gelişiyor. Sektörde bizim rekabet ettiğimiz firmalar oldukça güçlü ve yeni teknolojiyi sürekli takip eden firmalar. Dolayısıyla pazarda var olabilmek için sürekli teknolojiye yatırım yapmak zorundasınız. Üretimde her zaman sürekli iyileştirme çalışmaları söz konusu olmalı. Bu nedenle biz firma olarak teknolojiye büyük yatırımlar yapıyoruz. Yeni fabrikamız şu anda kurulum aşamasında. Kuracağımız yeni fabrikamızda süt endüstrisinde kullanılan son teknolojiyi kullanacağız. Her geçen gün değişen ve gelişen pazarda yer alabilmek ve payınızı artırabilmek için bu zorunlu. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Şu anda Türkiyede süt endüstrisinin en büyük sorunu kayıt dışı, merdiven altı yapılan satıştır. Türkiyede 10 milyon ton civarında üretilen yıllık süt miktarının yüzde 42si açık süt/sokak sütü olarak satılıyor, yüzde 40ı ise ne denli uygun şartlarda üretim yapıldığı bilinmeyen mandıralarda üretiliyor. Modern işletmelerde işlenen süt miktarı ise yüzde 18-20 civarında. Ayrıca sütün kalitesi ile ilgili Türkiyede birtakım problemler söz konusu. Modern çiftliklerde yapılan hayvan yetiştiriciliği ülkemizde henüz yaygın değil. Tek bir merkez yerine köylerden toplanan sütlerin kalitelerinde aynı standart sağlanamıyor. Aynı zamanda süt alımı için navlun maliyetleri de oldukça yüksek. Sütün kalitesine göre değerlendirme yapıldığında Türkiyedeki sütün fiyatı dünyadaki süt fiyatlarına göre yüksek kalıyor. Üreticiye yeterli bilinçlendirme çalışmaları yapılmıyor. Hayvanlara yapılan antibiyotikli iğneleri veteriner kontrolünde yapan üretici çok az. Ayrıca antibiyotikli gelen süt eğer üretici tarafından süt toplama sorumlularına söylenmezse ve diğer sütün içine karıştırılırsa diğer sütler de kullanılamaz hale geliyor. Biz bunu önleyebilmek adına antibiyotikli sütü de üreticiden alıp, ayrı bir yerde toplayıp, fabrikaya geldiğinde de üretime sokmadan döküyoruz. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2006 yılı gerek sektör gerekse firmamız açısından oldukça hareketli geçti. Fonksiyonel gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte bizim de bu alanda çıkardığımız kefir artık insanlar tarafından benimsenmeye başladı. Önümüzdeki yıllarda da yeni yatırımlarla kapasitemizi, kalitemizi, ürün çeşitliliğimizi, dağıtım ağımızı iyileştirmeye ve genişletmeye devam edeceğiz. Yatırım kararı alırken dikkat ettiğimiz en önemli husus, yatırımın fizibl olması. Pazarda sağlam adımlarla yürüyen ve gittikçe büyüyen bir firmayız. Şu anda fabrikamızda kapasitemizin üstünde çalışıyoruz. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda yeni bir fabrikaya geçerek hem kapasitemizi genişleteceğiz, hem de son teknolojiyle donatılmış makinelerle üretim yapmaya başlayacağız. Pazarda kalabilmenin en önemli şartının gelişime açık olmak ve yenilikleri takip etmek olduğunun farkındayız. İlerleyen günlerde yeni ürün çeşitlerimizi de piyasaya sunacağız. Çiftlikten çatala kadar gıda güvenliğine dikkat ediyoruz Mustafa Ekici / Ekiciler Yönetim Kurulu Başbakanı Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Türkiyede peynirciliğin sanayileşme sürecinin her aşamasından geçerek bugünlere gelen, kökleri 50 yıl öncesine dayanan, uzmanlığını bu zengin deneyimden alan, bir peynir üreticisiyiz. Ürünlerimiz beyaz peynir başta olmak üzere kaşar peyniri, krem peynir gibi önde gelen peynir çeşitleri. Yalnızca peynir üretimi yapan bir firmayız. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Pazar payıyla ilgili elimizde kesin veriler yok, zaten kayıt dışının bu kadar baskın olduğu bir sektörde kesin bir şey söylemek yanıltıcı olur. Fakat şunu söyleyebiliriz; peynir üreticileri arasında ele avuca gelen birkaç firmadan biriyiz. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Tabi ki mecburi standartlar, kodeks, yasal zorunluluklar ve uluslararası gıda işleme standartlarına uymak en başta gelen işimiz. Bunun dışında ürünlerimizi farklı ve daha iyi kılabilmek için sürekli iyileştirme ve kendimize has standartlar geliştirmeye çalışıyoruz. Gıda üretiminin çok zor olduğunu biliyoruz. Bunun için devamlı teknolojiyi takip ediyoruz. Gıda güvenliği, izlenebilirlik (çiftlikten çatala) gibi şu an gıda üretiminin en güncel eğilimlerini uygulamaya çalışıyoruz. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Ürünlerimizi bayiler kanalıyla yerel marketler, ulusal zincirlere giriyor. Özel markalı ürünlerle tüketicimize ulaştırmaya çalışıyoruz. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Süt, ürünümüzün kalitesini belirleyen ana girdimizdir. Bu bilinçle süt tedariği şartları zorladığımız ve de en çok zorlandığımız konu. Sütü üretim noktalarına en yakın yerlerde kurduğumuz soğutma merkezlerimizden ve üretici kooperatiflerimizden alarak soğuk zincir kırılmadan fabrikamıza getiriyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Türkiyede süt sektörü artan bir hızla değişim ve büyüme içinde. Makine, donanım, tesis kalitesi olarak çok iyi durumda olan işletmelerin yanında yenilenen ve yeni kurulan tesislerin varlığını görüyoruz. Fakat süt üretim ve kalitesinin aynı paralelde gelişmediğini düşünüyorum. İşi süt üretimi olan çiftlik sayısı ve yatırımlarında bir artış olmasına rağmen toplamda bakıldığında üretimin büyük bölümü 3-5 hayvanlı aile işletmelerinden gelmektedir. İşte burada devletin düzenleyici rolü devreye girip işi doğru yapmanın gereği neyse o şartları sağlamalıdır (Örgütleme, eğitim, toplulaştırma, toplu sağım vs..). Eğer ham maddede standartları ve istikrarı sağlayıp üretimi kayıt altına alabilirsek bu sektörün bölgesel bir güç olabileceğini düşünüyorum. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2006 bizim için büyüme hızının arttığı bir yıldı. Zaten kapasite artırım ve iyileştirme yatırımlarımız devam ediyor. Bittiğinde süt işleme kapasitemiz 500 ton/gün, kapalı alanımız 14 bin metrekareye ulaşacaktır. Odağımızı kaybetmeden, ürün yelpazesini açmadan, var olduğumuz ürünlerde daha iyiyi bulma arayışımız sürecek. Tüketiciyi bilinçlendirmeye çok önem veriyoruz Güngör Çiftliği / Mustafa Güngör Yönetim Kurulu Başkanı Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Güngör Çiftliği 1972 yılında Ankaranın Beypazarı ilçesinde Fazıl Güngör ve kardeşleri tarafından mandıra şeklinde kuruldu. 1975 yılında pastörize süt fabrikası adı altında üretimini sürdüren firmanın, o yıllardaki süt işleme kapasitesi 2 ton iken; 1995 yılında şimdiki üretim tesislerine geçti ve günlük 150 tonluk fabrika yatırımını tamamladı. Ürün olarak pastörize ürünlerden yoğurt, ayran, tereyağı, beyaz peynir, kaşar peynir, krem peynir üretimi ile beraber 1 lt ve 1,5 ltlik 10luk ekonomik paket UHT süt satışlarımız Ankara, İstanbul ve yurdun değişik noktalarındaki bayilerimiz aracılığıyla satılıyor. Türkiye çapında pazar payınız ne nedir? İstatistik bir verimiz olmamakla birlikte Ankara, İstanbul olmak üzere değişik şehirlerdeki bayiliklerimizle pastörize ve UHT grubumuzla beraber günlük 200 ton satış kapasitesine sahibiz. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Üretim standartlarımızı günün gelişen teknolojisine göre dengede tutmaya çalışıyoruz. Üretim aşamasından tüketiciye ulaşana kadar önemsediğimiz tek nokta hijyen çünkü insan sağlığı bizim için çok önemli. İşimizin sadece üretmek olduğunu düşünmüyoruz. Üretirken aynı zamanda hem doğru tüketim yapılması için insanları bilgilendirmek hem de satın alacağı ürünü hangi şartlarda ve muhafaza altında alınmasını sağlamak asli görevimiz haline geldi. Unutulmamalı ki, bilinçli ortamı sağlamak biz üreticilerin olması gereken kriterlerde üretim yapmasıyla doğru orantılıdır. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Ürünlerimiz ağırlıklı olarak zincir marketlerde tüketiciye ulaşıyor, bununla beraber restoran, fast-food ve otel mutfaklarıyla beraber toplu yemek üretimi yapan yemek fabrikaları ve kurum mutfaklarında tüketiliyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Günlük kullanılan sütün büyük bölümünü kendimize ait özel tank sistemi kurulu araçlarla, başında mühendis arkadaşlarımızla beraber Ankaranın ilçe ve köylerinden topluyoruz. Diğer kalan kısmı Bolu bölgesi ve ilçelerinden tedarik ediyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Aslında Türkiye şartlarında süt tüketiminde Avrupanın çok gerisindeyiz. İnsanlarımız süt tüketimi konusunda yeterince bilgilendirilmiyorlar. Bunun yanında kalitesiz hammadde de sektörü zorluyor. Çünkü hayvancılığa yapılması gereken destekler gün geçtikçe azalıyor, bu da kalitesiz ham madde üretimine sebep oluyor. Avrupada tarım hayvancılığın payı yüzde 75 iken, bizde tam tersi yani yüzde 25. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Bizler özellikle süt ürünleri üreticileri olarak diğer sektörlere bakarak daha dikkatli olmak zorundayız. Çünkü en ufak hatanın telafisi olmayan bir üretimin içerisindeyiz. Kullandığımız ham maddenin 1 litresini bile yanlış değerlendirme şansımız yok. Diğer taraftan piyasa koşullarındaki pazar daralması ve bunu takip eden rekabet ortamı zararlara yol açabiliyor ve en büyük sorunumuz sokak sütçülüğü. Sokak sütçülüğü devlet tarafından engellenmezse ve denetimler artırılmazsa bu sektöre zarar vermeye devam edecek. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2006 yılı şirketimiz için yatırım yılı olarak geçti. Kapasitemizi artırıp piyasa şartlarında olması gereken yeni ürünlerimizi portföyümüze ekledik. UHT süt üretimi bunun başında geliyor. Dağıtım yaptığımız bölge bayi sayısını artırdık. 2007 için hedefimiz kapasitemizi günün şartlarında artırarak bölge sayımızı genişletip, her noktada ürünümüzün bulunabilirliğini sağlamak olacaktır. İhracatlar için destek almalıyız Ahmet Kaan / Kaanlar Gıda İthalat ve İhracat Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Şirketimiz 1978 yılında kolektif şirket olarak İstanbulda kuruldu. 2005 tarihinden beri günlük 240 ton sütü mamul hale getirerek, 60 çeşit peynir imal edip, tüm perakende noktalarına müşteri memnuniyetini öncelik kabul ederek, standartlara uygun, hijyenik ortamlarda üretip sunuyoruz. Firmamızın misyonu Müşterilerimiz, çalışanlarımız ve tedarikçilerimiz için tercih edilen uluslararası bir firma olmak. Süt grubunda ileri teknoloji ile donatılmış 2 üretim tesisimiz bulunuyor. Özellikle son bir yıl içinde peynir konusunda tecrübemizi, teknoloji yatırımlarımız ile birleştirerek, Avrupa standartlarında peynir ürünleri üretmeyi başardık. Şu anda beyaz peynir, kaşar peyniri, mozzarella peynirlerinin üretimi ve paketlenmesinde teknolojik yatırımlarımızı tamamlamış bulunuyoruz. Türkiyede ilk defa kontinue hatlarda mozzarella rende peynirini el değmeden üretmeyi başardık. Üretmiş olduğumuz mozzarella rende peynirlerinin büyük bir kısmını da yurt dışı pazarlarına ihraç ediyoruz. Peynir üretimi konusunda hem Türkiyede hem de yurt dışında belli bir portföy oluşturduğumuz için, orta ve uzun vade yatırımlarımızı pastörize süt, fonksiyonel süt ürünleri, süt ve peynir altı suyu tozu ürünlerine yönelik yapmayı planlıyoruz. Kaanlar Süt ve Gıda San. olarak, bugüne kadar peynir, peynir türevleri ve tereyağı üzerine üretimimizi yoğunlaştırmış durumdayız. Üretmiş olduğumuz 60 çeşit peynir içinde hem yöresel peynirler, hem de yurt dışında üretilen peynirler mevcut. Peynir üretimimizi üç gruba ayırıyoruz; yumuşak peynirler, yarı sert peynirler ve sert peynirler. Bunlar içinde de ön plana çıkanlar: beyaz peynir, kaşar peyniri, mozzarella peyniri, koyun ve keçi peynirleri, proses peynirleri, krem peynirleri ve İtalyan tipi peynirler. Özellikle İtalyan peynirlerinin üretimi konusunda Türkiyede birçok ilki gerçekleştirmiş bir firmayız. Şu anda portföyümüz içinde; ricotta, mascarpone, ball mozzarella, linea, ve pizza mozzarella peynirleri bulunuyor. Ayrıca mild cheddar peynirleri de üretiyoruz. Bunların yanında, kahvaltılık tereyağı, yayık tereyağı, sade yağ ve krema üretiyoruz. Bu ürünler haricinde şu anda yurt dışından yoğun bir şekilde ithal edilen gouda, edam, colby jack, danish blue gibi peynirleri de en kısa sürede üretim portföyümüz içine almayı planlıyoruz. Bu şekilde bu ürünlerin lokal olarak üretilerek, peynirdeki ithalatı düşürmeyi planlıyoruz. Türkiye çapında pazar payınız nedir? İstanbul Sanayi Odasının yaptığı araştırmaya göre Türkiyede süt sanayi kuruluşları arasında 6ıncı olduk ve peynir sektöründe 2inci büyük firmayız. Bundan sonraki hedefimiz sektörde yerimizi koruyarak, peynir sektöründe birinci sıraya çıkmak. Özellikle 2005 yılının ilk çeyreğinde yaptığımız teknoloji yatırımları ile pizzalık mozzarella pazar payımızı yüzde 50 oranında artırmayı hedeflemiş durumdayız. Kaanlar Pazarlama Departmanı olarak; müşteriye sunulan hizmet kalitesi, ürün çeşitlendirmesi, insan kaynakları ve markanın kuvvetlendirilmesi üzerinde durmakta olup, stratejilerimizi bu başlıklar altında oluşturuyoruz. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Şirketimiz, prosesürün kalite güvencesi ve gıda risk yönetimi konusunda 7 yıllık bir geçmişe sahip. Bu anlamda ISO 9001:2000 ve HACCP belgelerini aldık. Ürün izlenebilirliği, Kaanlar Gıda olarak üzerinde en fazla durduğumuz unsur ve kurmuş olduğumuz Kalite Integrasyon sistemimiz ile Sağımdan Çatala kadar tüm ürün izlenebilirliğini müşterilerimize garanti ediyoruz. Ayrıca, 2005in dördüncü çeyreğinden itibaren gıda sanayinin de çok yeni bir kavram olan toplam kalite çalışmalarına başlayacak olup, bu şekilde tüm kalite sistemlerimizi tek bir çatı altında toplayacağız. Hayvancılığa ilişkin yatırımınız var mı? Hayvancılık ve süt kalitesinin yükseltilmesi noktasında yaptığımız çalışmalardan bir tanesi, sütün hayvandan çıkıp üretime girişi arasındaki en önemli unsurlardan bir tanesi olan soğuk zincirin sağlanması konusunda çok büyük yatırımlarımız mevcut. Trakya bölgesinde özellikle Tekirdağ ve çevre illerinde sütteki kaliteyi artırma konusunda her köye süt alım merkezleri kurup, sütün hayvandan alındıktan sonraki bekleme sürecinde soğutma tanklarımızda uygun ısı derecesinde bekletilip daha sonra soğutucu taşıyıcılarla birlikte üretim tesislerine ulaştırılması konusunda büyük yatırımlarımız mevcut. Üretimimizin ham maddesi olan sütün kalitesinin ve hijyenin korunması noktasına önümüzdeki dönemlerde hedeflerimiz arasında hayvancılık ve buna bağlı olarak büyük kapasiteli çiftlikler bulunmaktaydı ve bunu haziran ayı itibariyle Tarım Bakanlığının Çanakkale/Kumkaledeki tarım işletmesini devralarak gerçekleştirdik. 2006 yılı sonuna kadarki planlarımız arasında devraldığımız çiftliği komple revize ettikten sonra ilk hedefimiz 2007 yılı başı itibari ile bin baş süt hayvanı satın alıp kendi kaliteli ve hijyenik sütümüzü AB standartlarındaki üretim çiftliğimizde gerçekleştirmek. Sütün saklanması ve denetiminin en iyi şekilde yapılabilmesi için Türkiyede üretim yapan firmaların en kısa zamanda temin ettikleri ham maddelerini çiftlik sistemi içerisinde oluşturmaları veya çiftliği olan yerlerden sütlerini temin etmeleri gerekiyor. Yurt dışına satış gerçekleştiriyor musunuz? Kaanlar Gıda olarak ihracat yaptığımız noktalar farklılık arz ediyor. İhracat alanlarımız arasında Kuzey Amerikadan Avustralyaya, Afrikadan Orta Asyaya kadar farklı yerlerde farklı noktalarımız mevcut. İhracatımızın ana merkezi Ortadoğu diyebiliriz; bu bölgede noktalar Kuveyt, Ürdün, Lübnan, Dubai ve Suudi Arabistanı ön sıralarda sayabiliriz. İhracat yaparken karşılaşmış olduğumuz en büyük sıkıntılardan birisi dünyadaki diğer ülkelerle fiyat politikası olarak çok farklılık arz etmesi. Özellikle Avrupa ülkelerinin dünyanın birçok yerine ürün kalitesi ve düşük fiyat politikası ile ulaşmalarının ana sebebi, kendilerinin ihracat yaptıkları sürece verilen sübvansiyonlar yani desteklerdir. Firma olarak ve süt ürünleri üreticileri olarak devletten asıl beklentimiz, ihracata olan teşviğin diğer ihraç kalemlerinde olduğu gibi desteklenmesidir. Toplu tüketim kanallarına (otel, restoran, catering vb.) satış yapıyor musunuz? İş hacminiz içinde nihai tüketiciden farklı olarak bu sektörün payı nedir? Endüstriyel satış noktalarına firma olarak önem veriyoruz. Bu anlamda yapımız içinde 2002 tarihinde endüstriyel pazarlama ekibimizi kurduk. Özellikle tüketim trendlerinin hızlı bir şekilde değiştiği ve buna bağlı olarak ev dışı tüketimin hızlı bir artış gösterdiği ülkemizde, oteller, restaurantlar, cateringler, cafeler gibi hizmet noktaları bizler için ayrı bir önem taşıyor. Bu noktalara satışımız, toplam satışımız içerisinde yüzde 10 civarında olup, yıl sonuna kadar yüzde 15i hedef olarak belirledik. Sektördeki private label ürünleri ve hızla yayılışını nasıl değerlendiriyorsunuz? PL üretim yapıyor musunuz? Özellikle son 7 yıl içinde dünyaya paralel olarak ülkemizde de marketlerin hızlı bir şekilde yaygınlaşması, satış noktası olarak sayılarının artması, yabancı market zincirlerinin ülkemize gelmesi ile birlikte bu sektör büyük önem kazandı. Sektör içinde markalaşmaya ve imaja önem verilmesi, discount marketlerin sayılarının artması ile birlikte PL ürünler de hızlı bir şekilde pazardaki yerlerini aldılar. Firma olarak dört hipermarket ve discount market için PL ürünler üretiyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Ülkemizde, süt sektöründe sürdürülebilir stratejiler uygulanmadığından ve sektöre gerekli ilgi uzun zamandır gösterilmediğinden ötürü büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Öncelikle, Türkiyede halen tam olarak süt haritası oluşturulamadığından ve üretim miktarları tam olarak tespit edilemediğinden, orta ve uzun vade yatırım stratejilerimizi oluştururken çok zorluk çekiyoruz. Bizlerin en önemli girdisini çiğ süt oluşturduğu için problemlerimiz de direkt çiğ süt ile ilgili. Çiğ sütün kalitesinin çok düşük olması ve sütün kalite fiyat dengesizliği Avrupadaki üreticilere göre bizler için bir sorun oluşturuyor. Düşük kaliteli bir ham maddeden, yüksek kaliteli mamul yapılmaz düşüncesinden yola çıkacak olursak, şu anda bütün yoğunluğumuzu ham madde kalitemizin artırılmasına verdik. Sütte hem mikrobiyolojik hem de kimyasal olarak kalitenin artırılması konusunda üreticilerimiz ile birlikte çalışıyoruz. Bir diğer ciddi problem de, ülkemize özgü birçok yöresel peynirin tanımlanması, fakat standardının olmaması. Üreticiler olarak peynir grubunda tek bir kodeksin olması ve kodeksteki mikrobiyoloji kriterlerindeki eksiklikler bizleri zor durumda bırakıyor. İhracatçı bir firma olarak rekabet ettiğimiz Avrupalı üreticilere karşı çok büyük bir dezavantajımız bulunuyor. Avrupalı üreticiler ihraç ettikleri her bir kg peynir için 55 euro/cent destek alırken, bizler ihracatlarımızda böyle bir destekten yararlanamıyoruz. Bizler sadece Dahilde İşleme Rejimi içinde süt tozu desteği alıyoruz ve bu da yeterli olmuyor. Eğer ülkemiz süt ürünleri konusunda ihracatını artırmak istiyorsa, üretici firmalara direkt destek verilmeli. Firmanızın yakın dönem hedefleri hakkında bilgi verir misiniz? Tekirdağ Malkara ve Çanakkale Ezinede bulunan tesislerimize ek olarak bu yılın sonunda yeni bir tesis inşaatına başlayacağız. Bu şekilde 2008 itibariyle 600 ton süt işleme kapasitesine ulaşmayı hedefliyoruz. İstanbula da hizmet vermeye hazırlanıyoruz Zafer Arslan / Manav Group İş Geliştirme Yönetmeni Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Manav Gıda A.Ş. 1996 yılında Manav Şirketler Grubu bünyesinde kuruldu. 1996 yılından bu yana süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet göstermekte olan Manav Gıdada ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemi uygulanıyor ve HACCP çalışmaları itinalı bir şekilde sürdürülüyor. Manav Gıda ürünleri TSE kapsamında. Firmamız tam yağlı-yarım yağlı beyaz peynir, tam yağlı-yarım yağlı yoğurt, tam yağlı kaşar peyniri, tam yağlı ve yarım yağlı ayran ve tereyağı üretiyor. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Manav Gıda, Trakya Bölgesi ile Bursa ve Çanakkale illerinin tamamına ve Bandırma bölgesi ile Balıkesir ili ve Balıkesir Körfez Bölgesine hizmet veriyor. Firmamız kısa vadede İstanbul Bölge Müdürlüğünü oluşturarak İstanbul bölgesine de hizmet vermeyi hedefliyor. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Kalite politikamız ekip ruhu ile; iç ve dış müşteri memnuniyetini ön planda tutarak kalite hedefimizi belirleyerek, ürünlerimizde yasaların istediği standartlara uygun hijyenik koşulları ve kaliteyi sürekli sağlayıp, kalite yönetim sistemi etkinliğinin gözden geçirilmesi ve iyileştirilmesini sağlamak. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Bölge müdürlükleri, bölge bayileri ve tüccar plasiyerler aracılığıyla ürünlerimiz tüketiciyle buluşuyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Manav Gıda, çiğ süt kalitesinin düşmesini engellemek amacıyla köylerde kurduğu süt toplama merkezlerinde 4 santigrat dereceye kadar sütü soğutarak izolasyonlu tanklarla soğuk zincir sistemi altında sütün işletmeye alınmasını sağlıyor. Böylece çiğ sütün yağ ve protein oranları ve mikrobiyolojik kalitesi koruyor. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Ülkemizde süt ve süt ürünleri sanayi iç pazar ağırlıklı olup, süt ve süt ürünleri sanayicileri için dış pazarlar ikinci planda kalıyor. Türkiye`de 2005 yılında 510 bin ton UHT süt, 1 milyon 10 bin ton yoğurt, 265 bin ton beyaz peynir, 80 bin ton kaşar peyniri, 158 bin ton tereyağı üretimi yapıldı; buna istinaden bin 150 ton tatlandırıcı madde içeren süt ve krema, 2 bin 40 ton konsantre edilmiş sade süt ve krema, 2 bin 85 ton konsantre edilmiş yoğurt, 56 ton tereyağı, 13 bin 500 ton peynir ve lor ihraç edildi. Ülkemizin süt ve süt ürünlerindeki ihraç pazarları Ortadoğu ile Türk Cumhuriyetleri. Başlıca ihraç pazarlarımız arasında Azerbaycan, Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan; ayrıca KKTC, ABD, Makedonya ve Yugoslavya yer alıyor. Dünya ticaretinde ise peynir ve tereyağı ticaretinde önemlerini koruyor. Ancak dünya peynir ve tereyağı ticareti süt ticaretinin gerisinde kaldı. Tereyağı dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olmakla birlikte diğer süt ürünlerine kıyasla çok daha artış hızı gösteriyor. Yoğurt ise miktar olarak dünya ticaretinde halen çok küçük hacme sahip olmasına karşın son 25 yılda hızlı bir gelişme gösterdi. 2005 yılında dünyada 18 milyon 500 bin ton peynir, 8 milyon 200 bin ton tereyağı üretimi yapıldı. Ülkemizde süt sektörü; üretimde belirli kriterler sağlandığında, istenilen koşullar yerine getirildiğinde uzun vadeli olarak önü açık bir sektördür. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Süt ürünleri sanayicileri her zaman kaliteli hammadde bulma konusunda sıkıntılar yaşadı. Üretim steril koşullarda yapılmadığı için daha sağım aşamasında sütün kalitesi düşüyor. Bu nedenle üreticilerin; Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının yapacağı çalışmalar doğrultusunda hayvan yetiştiriciliği ve üreticiliği ile süt üretimi konusunda bilinçlendirilmesi ve üreticilere bu konularda eğitimler verilmesi gerekir. Ayrıca sütün ilk sağımdan depoya alınmasına kadar olan süreçte teknolojik donanımın alınması konusunda üreticinin desteklenmesi ve bu şekildeki donanımların alınmasında üreticiye teşvik sağlanması gerekli. Devletimiz tarafından köylerde çiğ sütün yağ ve protein oranlarının ve mikrobiyolojik kalitesini korunması amacıyla toplu süt üretim merkezleri kurularak süt ürünleri sanayisine kaliteli ham madde sağlanmalı. Süt ürünlerinin raf ömrü kısa olmasından dolayı tüketimin hızlandırılması amacıyla kaliteli üretim yapılması ve hızlı bir servis ağının oluşturulması gerekiyor. Ülkemizde modern süt sanayi sektörünün karşılaştığı en önemli problemlerden birisi de talep istikrarsızlığı. Bu yüzden iç tüketim ve dış satımın alınacak önlemler ve yapılacak teşviklerle geliştirilmesine, ithalatta korumacı politikaların genişletilmesine gerek duyuluyor. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2006 yılı firmamız açısından bir yatırım yılı olarak değerlendirildi. Büyüme olarak cirolarda 2005 yılında elde ettiğimiz başarıyı ilk dokuz ayda aşarak iyi bir başarı sağladık. Önümüzdeki yıl farklı stratejiler, daha iyi ürün ve hizmet kalitesiyle sektörel büyümemize hız kazandırmayı hedefliyoruz. Ayrıca 2007 yılında bayilik ağımızı genişletmeyi Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde bayilikler vermeyi planlıyoruz. Manav Gıda olarak 2006 yılında işletmemize kısa vadede gerekli yatırımlar yapıldığı için küçük yatırımlar harici büyük çaplı bir yatırım düşünmüyoruz. En ufak noktaya kadar ulaşmaya çalışıyoruz İbrahim Akbil / Muratbey Gıda ve Süt Ürünleri Satış Koordinatörü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Muratbey, süt ve süt ürünleri üzerine endüstriyel bazda üretim yapan bir tesis. Fabrikamız Uşakta. Çok eski bir firmayız. 1968den itibaren peynir ve türevleriyle uğraşıyoruz. Antalyada da bir fabrikamız var. Ana iştigal alanımız beyaz peynir ve çeşitleri. Kültürlü, klasik ve koyun peynirleri üretiyoruz. Kaşar peynirinde 250 gramdan 2 kga kadar tüm gramajlarımız mevcut. Onun dışında yöresel diye tabir ettiğimiz Türkiyenin her yöresine ait, kültürümüzden kaynaklanan peynir çeşitlerimiz var. Bunları sayarsak Diyarbakırın örgü peyniri, Erzurumun çeçil peyniri, Antepin Antep peyniri, Kıbrısın kızartma peyniri dediğimiz hellim peyniri, Van yöresinin otlu peyniri, mihaliç peyniri. Bunları ağırlıklı olarak 250 grlık ambalajlar olarak üretiyoruz. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Türkiye genelinde ulusal bir firma olmak için çaba harcıyoruz. Bunun için Türkiye genelinde en ufak noktaya kadar ulaşmaya çalışıyoruz. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? TSE, ISO, HACCP dediğimiz tüm standart kalite belgelerimiz mevcut. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? İstanbulda kendi bölge müdürlüğümüz var. Ulusal ve yerel marketler için tamamen kendi dağıtım teşkilatımızı kullanıyoruz. Onun dışında alt gruplarda yetkili satıcı diye tabir ettiğimiz aracı kurumlarla işbirliği yapıyoruz. Ankarada yine kendi bölge müdürlüğümüz var. Ankara merkez ulusal ve yerel marketlerin hepsine kendimiz hizmet ediyoruz. Bunun dışındaki küçük ve orta ölçekli satış noktalarına yine yetkili satıcılık sistemiyle ulaşmaya çalışıyoruz. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Sütü sadece Ege ve Akdenizden değil tüm Türkiye genelinden topluyoruz. Uşak tesislerinde yaklaşık 250 ton civarı, Antalya tesislerinde yine yaklaşık 150 ton civarı çiğ süt işliyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Türkiyede ana sıkıntı çiğ sütten başlıyor. Ne yazık ki Türkiyede Batıda olduğu gibi 3 bin, 5 bin, 10 bin baş hayvan çiftlikleri söz konusu değil. Biz az önce belirttiğim ciddi tonajları 15-20 ineği olan insanlardan topluyoruz. Böyle olunca da sektör endüstrileşemiyor. Dolayısıyla hayvancılık gelişemiyor. Süt ve et hayvancılığı için de geçerli bu. Altyapıyla ilgili ülke sorunumuz bu bizim. Bu konuda SETBİRin ciddi çabaları var, bir şeyler yapılmaya çalışıyor. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2006 yılını hem fabrika altyapısı hem şirketin kurumsallığı hem de pazar yönünden açısından büyüyerek geçirdik. 2007de de bunu devam ettireceğiz. Çiğ süt tonajımız hızla büyüyor. 2007de perakende sektöründe değişiklikler olacak diye bekliyoruz. Perakendecilerin de artık kendi birlikleri var, Ankarada Federasyon kuruldu. 2007de Türkiyede perakende sektörü gelişecek. Üretim açısından ara firmalar, kayıt dışı firmalar artık yavaş yavaş kalmayacak. Endüstriyel anlamda belirli metrekare, belirli çiğ süt işleme kapasitesine sahip, her anlamda uluslararası standartları yakalamış firmalar ayakta kalacak. Özpey 20 yeni çeşide hazırlanıyor Fikret Özdemir / Özpey-Akyüz Süt Ürünleri Finans Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Özpey markasıyla peynir üretimi yapıyoruz. Firmamız 1992 yılında kuruldu. O zaman üretici değildik. 2000 yılında Kütahyanın Hisarcık ilçesinde üretime başladık. Ürün portföyümüzde kaşar peyniri, klasik tam yağlı peynir, çeçil peyniri, dilme peynir, örgü peynirimiz var. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? ISO, HACCP belgelerimiz mevcut, TSE için ön çalışmaları yaptık, denetleme için müracaatımız olacak. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Ürünlerimizin dağıtımını İstanbulda kendimiz yapıyoruz. Anadolu için Kütahyada yeni bir pazarlama şirketi kurduk. 2007 yılı içinde de yeni bayiliklerle birçok ilde satışa başlayacağız. İstanbul Avrupa Yakasında birçok markette ürünlerimiz bulunuyor. İstanbul dışında da bayiler oluşturup diğer illerle çalışmak istiyoruz. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Sütü yöremizde ilçelerde kurmuş olduğumuz soğutma merkezlerinden temin ediyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Sektörde rekabet çok fazla. Belli başlı firmaların dışında çok fazla üretici olması nedeniyle, birçoğu da merdiven altı diye tabir ettiğimiz firma sayısı çok fazla. Süt üretimi çok dağınık. 3-5 ton sütün çıktığı yerlerde mandıralar oluşmuş durumda. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Kayıt dışı firmaların birçoğu yöresel olarak çalışıyor ama piyasa daralmaya başladığında İstanbul, Ankara gibi pazarlara girmeye çalışıyorlar. Bunlar bizi olumsuz yönde etkiliyor. Biz belli alanlarda yatırımlar yapıyoruz, AR-GE çalışmalarımız var, pazarlama gibi maliyetlerimiz var. Bizi çok fazla etkiliyorlar. Bizim kaliteye yaptığımız yatırım maliyete yansıyor, ancak onlar böyle yatırımlar yapmadıkları için düşük fiyatlarla pazara girip bizim önümüzü kesiyorlar. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? Yeni yatırımlarınız olacak mı? 2007 yılı için üretim izinlerini aldığımız 20ye yakın ürün çeşidimiz daha var. Mozarella, cezayir gibi pek çok peynirin üretimine hazırlanıyoruz. En kısa süre içinde üretime başlayacağız. Biz artık bölgesel bir firma olmaktan çıkıp tüm Türkiyeye hitap eden bir firma olmaya başladık. 2007de yeni ürünlerimizle de bunu gerçekleştireceğiz. 108 bin satış noktasında Pınar var Ergun Akyol / Pınar Süt Genel Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Gerçekleştirdiği yatırımları ve ürünleriyle Türk gıda sanayisine yön veren Yaşar Gıda Grubu, en son teknolojiyi kullanarak, çağdaş üretim tesislerinde Türk ve dünya damak tadına uygun, kaliteli, lezzetli ve güvenilir gıdaları üretiyor. Pınarın yurt içi ve yurt dışına yönelik olarak ürettiği 600ün üzerinde ürünü bulunuyor. Bu ürünlerden bazıları süt, peynir, tereyağı, ayran, fonksiyonel ürünler, şarküteri ürünleri (salam-sucuk-sosis vb), meyve suları, soslar, hazır yemekler, su, taze etler, tatlılar, balık ürünleri ve un olarak sıralanabilir. Yaşar Gıda Grubu, Pınar markasıyla, süt, et, ambalajlı su sanayilerinin öncülüğünü yapan kurumlardan birisi. Grubun ilk şirketi olan Pınar Süt, kurulduğu 1970lerde Türkiyenin ve Ortadoğunun en büyük modern süt fabrikası olarak hayata geçti. Yaşar Gıda Grubu, ilk adımı Pınar Süt ile atarak, sokak sütüyle beslenen nesillerin yerini, sağlıklı koşullarda üretilenlerle değiştirmeyi hedefledi. Özel sektörün ilk uzun ömürlü süt fabrikasını kurdu ve Türk Gıda sektörünün sanayileşmesinde öncü bir rol üstlendi. Yaşar Gıda Grubu, Pınar markası ile kurulduğu günden bu güne sektörün lider markası olmaya devam ediyor. Grubun bünyesinde 3 bine yakın çalışan bulunuyor. Türkiye çapında pazar payınız nedir? Pınar, UHT sütte yüzde 27, sürülebilir peynirde yüzde 48, işlenmiş ette yüzde 21 pazar payıyla sektörün lider markası konumunda bulunuyor. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Pınar, Kalite Yönetim Sistemini kurarken müşteri ihtiyaçlarını baz aldı ve tüm iş süreçlerini geriye doğru yapılandırdı. Kalite Yönetim Sistemi 1993 yılından beri sahip olduğu ISO 9001 Kalite Yönetim Sistem Standartı ve EFQM (Avrupa Kalite Yönetim Vakfı) Mükemmellik Modeli baz alınarak denetleniyor ve sürekli iyileştiriliyor. Pınar, ÇiftliktenSofraya Gıda Güvenliği konsepti gereği uluslararası kabul görmüş HACCP programını 1998 yılında bünyesine yerleştişti ve bu konudaki başarısını tüm şirketlerinde TS 13001 Gıda Güvenliği sistem sertifikasyonunu alarak kanıtladı. Üretim faaliyetlerini yürütürken, içinde bulunduğu çevrenin en üst seviyede korunması ve doğal kaynakların dikkatli kullanımı Pınarın önemli değerlerinden biridir. Pınar bu konudaki inancını sahip olduğu tüm tesisler için ISO 14001 Çevre Yönetim Sertifikasyonu alarak tüm paydaşlarına yaymış bulunuyor. Kalite Sistem sertifikasyonları, Pınarın 31 yıllık kalite yolculuğunun ve kurumsallaşma çabalarının beraberinde doğal olarak getirdiği kaçınılmaz bir olgu ve tüm bireylerin etkin katılımını gerektiriyor. Şirketlerin kendi tercihleri doğrultusunda alınan tüm sistem sertifikasyonları özünde birer taahhüt içerir. Bir başka deyişle şirketin başta çalışanları, tedarikçileri ve müşterileri olmak üzere tüm paydaşlarına üretim anlayışı ile ilgili verdiği bir mesajdır. Pınar sözü edilen sistem standartlarını, ulaşmak istediği hedeflere giden yolda kılavuz olarak kullandı ve kendisini periyodik olarak değerlendirme ve iyileştirme fırsatı buldu. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Yaşar Holding bünyesinde yer alan Yaşar Birleşik Pazarlama satış ve dağıtım örgütü ile ayrıca Türkiyenin her yerinde 130un üzerinde bayi ve 108 bin satış noktasında Pınar ürünleri satılıyor. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Pınarın tüketicilerine sunduğu ürünlerin üstün kalitesi, süt hayvanlarının yetiştirilmesinden sütün toplanmasına, paketlenmesinden dağıtımına kadar mükemmel bir organizasyon ve teknolojiyle güvence altına alınmış durumda. Bu sistemin geliştirilmesi için Pınar Süt, süt üreticilerine hayvan bakımı, hayvan sağlığı ve hastalıkları konularında sürekli eğitim veriyor. Ayrıca sözleşmeli çiftlik modeliyle 150 çiftlikle anlaşmalı çalışma yapılıyor ve Pınar Sütün toplam kalite anlayışı bu çiftliklere de yerleştiriliyor. Pınar Süt, 140 veteriner kontrolünde günde 2 defa alım yaptığı için en kaliteli sütü en taze haliyle topluyor. Alınan sütler ürün halinde tüketiciye ulaşıncaya kadar 132 kez kontrolden geçiriliyor. Pınar Süt, kaliteli hammaddesini 90 süt toplama merkezi aracılığıyla Ege, Akdeniz, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinden sağlıyor. Standarda uygun olarak toplanan sütler +4 dereceye soğutularak paslanmaz çelik tankerler ile yine +4 derecede İzmir, Eskişehir ve Yozgat fabrikalarına ulaştırılıyor. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Türkiyede süt ve süt mamulleri sektörü hak ettiği konumda değil. Türkiyede 11 milyon ton süt üretildiği tahmin ediliyor. Bu sütün ancak 3 milyon tonu kayıt altında. Tarım Bakanlığının 2005-2013 dönemi hayvancılık ana planı ve stratejisini, büyükbaş süt verim ortalamasını 1,9 tondan 4 tona, toplam süt üretimini 11 milyon tondan kayıtlı olarak 25 milyon tona, endüstriyel işletmelerde işlenen süt oranını yüzde 20den yüzde 80e çıkarmak ve FAOnun tavsiyesi ile önümüzdeki dönemde 100 baş ve üzeri çiftliklerin desteklenmesine öncelik vermek şeklinde sıralamak mümkün. Türkiye süt üretiminin yüzde 97lik kısmı 46 başlık işletmelerde üretiliyor. Süt sektörü, üretimi son on yıllık dönemde değer bazında yıllık ortalama yüzde 6 ile en hızlı büyüyen sektörler arasında. Türkiyedeki süt üretiminin sadece yüzde 25 civarı kayıtlı durumdadır. AB ve gümrük birliği açısından sistemin bir an önce kayıt altına alınması denetim mekanizmalarının kurulması, ihracat ve ithalat açısından da çok önemlidir. Diğer yandan (ambalajlı süt tüketimi çok düşüktür, kişi başı sadece 5-6 litre civarında) gelecek nesillerin sağlıklı yetişmesi açısından kişi başı süt tüketiminin artırılması için devlet sanayici işbirliği gerekiyor. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Ülkemizde tarım ve hayvancılık ağırlıklı olarak aile içi küçük işletmelerde ve dar alanlarda verimsiz bir şekilde ek iş olarak yapılıyor. Türkiyede çiğ süt üretimi artmakla beraber büyük bölümü mandıralarda ve evde işleniyor. Süt işi profesyonelce yapılmadığı için çiğ süt kalitesi AB standartlarını yakalayamıyor. Denetimsiz alınan sütler merdiven altı üretime gidiyor. Kayıt dışı ekonomi, sağlıksız üretim, denetim eksikliği haksız rekabete sebep oluyor. Türkiyede hayvancılık ve süt üretimi gelişmeye müsait, yeter ki süt verimini artırmaya yönelik önlemler alınabilsin. Burada hem üreticilere, hem tüketicilere, hem devlete, hem de sanayi kuruluşlarına büyük iş düşüyor. Süt üretim organizasyonu profesyonelleştikçe, AB standartlarına uygun üretim yapan işletmeler artacak, kayıt dışı azalacak, verimlik ve kalite ile birlikte süt üreticisinin kazancı da artacaktır. Pınar gibi modern işletmeler ve çiftlikler arttıkça, kalitede artmaya devam edecektir. Son dönemlerde Tarım Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemelerin olumlu yönde katkılar sağlayacağı düşünülüyor. Kayıtlı işletmelerin desteklenmesi, süt ve süt mamullerindeki KDVnin yüzde 1e indirilmesi kayıtsız ekonominin kayıt altına alınmasına ve tüketimin artmasına sebep olacaktır. Süt ürünlerini gençlere sevdiren marka Sütaş Süt ve süt ürünleri sektöründe Türkiyenin lider firmalarından biri olan Sütaş, ilginç reklam filmleri ve karikatür çalışmalarıyla pek çok insana sütü ve türevlerini sevdirdi. Geleneksel ürünler olarak algılanan ve gençler tarafından fazla tüketilmeyen bu ürünleri hem yaptığı tanıtım çalışmaları hem de ürün çeşitliliği ile genç kitlelere de sevdirmeyi ve tükettirmeyi başaran Sütaş, kalite konusunda da asla taviz vermiyor. Sütaşın kalite sistemi Müşteri odaklı bir firma olan Sütaş için insan sağlığı ve bunun için de gıda güvenliği ve kalite sürekliliği her şeyden önce geliyor. Bir yandan Türkiye`nin sütçüsü olma iddiasını taşıyan, diğer yandan da sektöründe bir dünya markası olmayı hedefleyen Sütaş için üretim ve gıda güvenliğinde uygulanan kriterler, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de uygulanan kriterler. Sütaş bugün, doğal gıdanın en kıymetlisi olan sütten, doğallığını bozmadan yüksek kaliteli ve güvenli, doğal lezzetin kaynağı süt ürünleri üretmek için tüm dünyanın kabul ettiği ISO 9000:2000 Kalite Yönetim Sistemi ile çalışıyor. Sütaş, ISO 9000:2000 Kalite Yönetim Sistemi`ni Türkiye`de ilk kez ISO 15161 ile destekleyerek HACCP sistemini de belgeledi. Gıda üretiminde tehlike analizi yolu ile kritik kontrol noktalarının tespitini öngören HACCP uygulaması, Türkiye`de gıda üretimi yapan tüm firmalar için yasal bir zorunluluk. HACCP, bir gıda firmasının tüketicisine ne kadar değer verdiğinin önemli bir göstergesi. Kalite politikası Sütaş, süt gibi önemli hatta kutsal bir hammadde ile çalışmanın gereği olarak, kaliteyi yalnızca ürünlerin üretimi sırasında önem verilen bir kavram olmanın ötesinde değerlendiriyor. Sütaş kalite anlayışı, tedarik, satış, pazarlama, ürün gerçekleştirme ve etkin eğitim almış çalışan politikaları ile oluşturuldu. Sütaş, sektörün en önemli sorunu olduğuna inandığı süt kalitesi ve hayvancılık organizasyonu için, gerek sözleşmeli çiftçilik, gerek örnek çiftlikler, gerekse de kaliteli damızlık düve yetiştirilmesi konusunda başlattığı çalışmaları ve kurduğu Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezinde yürüttüğü eğitim faaliyetleri ile Türkiye`ye örnek olan bir firma. Doğal lezzet, doğal ürünler politikasından hiçbir zaman taviz vermemek Sütaşın ana üretim politikası. En lezzetli ürünleri en doğal haliyle, hijyenik koşullarda hazırlamak ve pratik, sağlıklı ambalajlarda, çevre sağlığını bozmadan tüketiciye sunmak için gereken ileri teknoloji, her zaman takip ediliyor ve kullanıyor. Ürünler Pastörize süt, UHT süt, yoğurt, ayran, beyaz peynir, kaşar peyniri, tereyağı, çocuk ürünleri, sınai ürünler ve light ürünler üreten Sütaş, fonksiyonel ürün pazarında da yovita ile yer alıyor. Teksüt üretimini iki katına çıkarmaya hazırlanıyor Teksüt / Ferdi Cem Karaca Pazarlama Müdürü Firmanızı ve ürünlerinizi tanıyabilir miyiz? Teksüt, 1950 yılında Gönende kuruldu ve üretim tesisleri de burada bulunuyor. Farklı ürün ve gramajlarda 60 çeşit mamul üretiliyor. Gıda alanında üretim yapan bir firma olarak üretim standartlarınız ve kalite politikanız nedir? Gıda standartları ve hijyen en az lezzet kadar öncelikli konularımız. ISO 9002 ve HACCP kalite belgelerine sahibiz. Kalite politikamız için de gerçi çok klasik olacak ama şunu söyleyebilirim ki, gerçekten de evimizde yediğimiz ürünlerin üretimini yapıyoruz. Ürünlerinizi hangi kanallar aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorsunuz? Teksüt ürünleri tüketiciye, Türkiye genelinde, ulusal ve yerel zincir marketlerde, bakkal ve toplu tüketim noktalarında ulaşıyor. Ayrıca Teksüt olarak pek çok zincir marketin özel markalı ürünlerinin üretimini de yapıyoruz. Sütü nasıl temin ediyorsunuz? Sütümüz Gönen ve çevre illerin merkez ve köylerinden temin ediliyor. Süt aldığımız her noktada soğutma tanklarımız mevcut. Bu sütleri de soğutuculu araçlarla fabrikamıza ulaştırıyoruz. Türkiyede süt ve süt ürünleri sektörü sizce ne durumdadır? Türkiyede önemli süt ve süt ürünleri üreticileri olduğu gibi merdiven altı olarak tabir ettiğimiz, üretim koşulları denetlenmeyen ve bu yüzden halk sağlığını tehdit eden yapılanmalar da var. Biz sosyal sorumluluğumuza bağlı olarak Türk tüketicisini markalı ürün kullanma yönünde bilinçlendirmek adına çalışmalar da yürütüyoruz. Üretici bir firma olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yetkililerden beklentileriniz nelerdir? Az önce belirttiğim gibi merdiven altı işletmelerin önünün kesilmesi şart. Ancak o zaman ülkemiz süt ve süt ürünleri sektöründe toplam bir kaliteden bahsedebiliriz. Aksi takdirde biz ve bizim gibi yaptığı işe saygı duyan ve özen gösteren üreticilerin emeğine saygısızlık edilmiş oluyor. 2006 yılı firmanız açısından nasıl geçti? Önümüzdeki yıl için hazırlıklarınız var mı? 2006 yılı hedeflerimize ulaştığımızı söyleyebilirim. Bugün itibariyle günlük süt işleme kapasitemiz 200 tonu buluyor. 2007 yılının öncelikli hedeflerini ise üretimi iki katına çıkarmak ve Amerikada da tescillenen Teksüt markasının ürün çeşitliliğini artırarak hem iç hem dış pazarda marka bilinirliğimizi en üst düzeye çıkarmak olarak belirledik. Marsadan Ustam süt Türkiye`nin önde gelen yağ üreticilerinden Marsa`nın ev dışı tüketim birimi Profesyonel Gıda Servisi Proser, Ustam Süt ile hızla gelişen ev dışı tüketim sektörüne uygun çözümler sunmaya devam ediyor. Profesyoneller için lezzeti, kalitesi, kullanım kolaylığı ile en mükemmel sonuç sloganıyla hareket eden Proser, Ustam Süt ile ev dışı tüketim sektöründeki yeniliklerine bir yenisini daha ekledi. Proser, en ileri teknoloji ve en yüksek standartlarda ürettiği ürünleri ile profesyonellere kullanım kolaylığı sağlıyor. Profesyonellerin kullanımına yönelik ürün olan Ustam Süt yüzde 100 doğal ve katkısız inek sütünden UHT tekniği ile üretiliyor. Kullanmadan önce kaynatmaya gerek olmayan Ustam Sütün, yağlı ve yarım yağlı olmak üzere iki çeşidi var. Ustam Süt Yağlı özellikle pastacılık ve tatlı süt mamülerinde ideal yapımın elde edilmesini sağlarken lezzet açısından beklenilenin üzerinde lezzet performansı veriyor. Catering kullanımı için tavsiye edilen Ustam Süt Yarım Yağlı ise hafif içim lezzeti ile ikramlarda istenilen sonucun alınmasını sağlıyor. Ürüne hem kullanım kolaylığı getirmesi hem de açıldıktan sonra olumsuz koşullardan etkilenmemesi amacıyla Tetra Pak ambalajlarda 1ltx12 ve 10 lt bib ambalajıyla satışa sunulan ve Proser Bölge Distribütörlerinden de temin edilebilen Ustam Süt, tüketicisine üstün kaliteli ve sağlıklı ürünler sunmayı hedefleyerek, profesyonellerin memnuniyetini de ön planda tutmayı amaçlıyor.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive