Hayat ağacının gölgesinde: Zeytincilik

Başlı başına bir kültür olan zeytin, bu coğrafyada doğdu. Doğumundan binlerce yıl sonra, bugün de sağlık ve lezzet dağıtmaya devam eden zeytini ve altın sıvısını sektörün önde gelen firmalarından dinledik

Eklenme Tarihi : 20 Ekim 2010 Çarşamba
hayat-agacinin-golgesinde-zeytincilik
Özlem ELGÜN HARPUTLUOĞLU, Tuğçe AKSELZeytine ait bilinen en eski veri Ege Denizindeki Santorini Adasında ortaya çıkarılan 39 bin yıllık zeytin yaprağı fosilleri. Aradan geçen 40 bin yılda, dünya üzerinde pek çok şey değişirken, zeytin her daim varoldu sofralarımızda.Zeytinin hem meyvesi hem de yağıyla beslendik, şifa bulduk ve güzelleştik. Yaprağıyla nazardan korunduk. Zeytin dalı uzatıldı ki, dalın alındığı yerde barışın hâkim olduğu ve narin bir bitki olan zeytinin yetişebildiği gösterilsin. Zeytin varsa her şey yolundaydı. Asırlar önce başladı zeytinin serüveni. Yunan mitolojisine göre tanrılar kralı Zeus, Atina şehrine sahip olmak isteyen denizler tanrısı Poseidon ile bilgelik tanrıçası Athenayı bir araya getirir. İnsanlık için en faydalı şeyi bulup getirene, Atinaya sahip olma şerefini bahşedecektir. Poseidon, denizden dört muhteşem at çıkarır. Bu atlarla dünyanın dört bir yanına gider, ordular kurar, fetihler yaparsınız der. Bilgelik tanrıçası Athena ise mızrağını yere saplar ve zeytin ağacını çıkarır. Bu ağaç yüzyıllarca yaşar, meyvesini yeşilken de siyahken de yersiniz. Meyvesinden yağ yapar, yağından ateş yakarsınız der. İnsanlar Athenanın hediyesini seçer, şehir onun adıyla anılır. Görünen o ki; geçen zaman Athenayı haklı çıkardı.Efsanelerde ölmez ağaç ve hayat ağacı olarak geçer zeytin ağacı. Bu cömert ağaç biraz nazlıdır, büyümesi zaman alır, ilgi ister ama emekleri de boşa çıkartmaz. Narindir fakat dayanıklıdır. Fakir toprakların zengin ağacı adını diye anılması boşuna değildir, iklim koşullarına kolay uyum sağlar. Toprak yapısı ve dokusu müsaitse, köklerini derine salar, büyür ve gelişir. Zeytin ağacı, meyvesini paylaşmanın yanı sıra yeşilimsi-sarımtırak iksirini de esirgemez biz fanilerden. Bu iksir ki; Homeros tarafından altın sıvı olarak betimlenmiş, şifa dağıtan özellikleri nedeniyle tıp biliminin babası Hipokrat tarafından övülmüştür. Akdenizin sağlık ile özdeşleşmesinde en büyük payın zeytinyağına ait olduğu bilinen bir gerçek.Elbette, üzerinde bulunduğumuz topraklarda filizlenen zeytin uygarlığının bir de bugününe bakmak gerekiyor. Ülkemize bakınca görünen tabloda, son yıllarda yükselişe geçen doğaya dönüş eğilimiyle beraber zeytinin ve zeytinyağının önem kazandığı görülüyor. Fakat istatiksel verilere bakılırsa, bu alandaki üretimi yüksek Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkelere nazaran daha az zeytinyağı tükettiğimiz ortaya çıkıyor. Kişi başına yaklaşık 1 ile 1,5 litre civarında zeytinyağı tüketiyoruz. Oysa bu rakam, Yunanistanda 25 litreyi, İspanyada ise 15 litreyi aşmış durumda. Bu verilerden yola çıkarak, Türkiyedeki zeytin ve zeytinyağı sektörüne bakalım istedik. Zeytin ve zeytinyağında neredeyiz? Nereye gidiyoruz? Varmak istediğimiz nokta neresi? Sektörün öncü firmaları, sorularımıza ışık tuttular.Zeytinyağı sektörü gerilediNielsen Perakende Endeksi raporlarına göre yıllık miktar satışlara bakıldığında rakamlar şöyle: Bulunduğumuz ay, yani Eylül itibarıyla 2009 Zeytinyağı Volume 19.760(1000lt), 2010 Zeytinyağı Volume 18.474(1000lt). 2009-2010 yılları arasında zeytinyağı satışlarında volümetrik anlamda yüzde 6,5 daralma gözleniyor. Sektörün durumuna ilişkin daha ayrıntılı bilgileri ise Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Ölkenden aldıkTürk zeytin ve zeytinyağı sektörü, geçmiş yıllarla kıyaslandığında şu anda hangi noktaya geldi? Sektörün büyüklüğü nedir?Türk zeytinyağı sektörü geçmiş yıllara kıyasla geriledi. Bu gerilemede sektörde yaşanan sorunlar, iklimsel değişiklik nedeniyle üretimde yaşanan kalite kaybı, fidana devlet desteklerinin ezber bilgilerle verilmesi, devlet tarafından zeytinyağına verilen pirimin rakip ülkelere göre çok düşük olması gibi birçok etken var. Bu sorunları üretici, tüketici, tüccar ve ihracatçı sorunları diye ayıramayız. Çünkü sektörün herhangi bir alanında yaşanan sorun, diğer alandaki başka bir sorunu tetikliyor. Örneğin tağşiş, kalite sorununu getiriyor. Kalitesiz yağlar piyasada tercih edilmediği için iç tüketim eksikliği yaşanıyor. Ayrıca kalitesiz zeytinyağları yurt dışı pazarlarında da tercih edilmediği için ihracat rakamlarımız düşük. Sektörümüz Türkiyede önemli bir kesimin (500 bin kişi) geçimini sağlayarak, iyi bir istihdam kaynağı yaratıyor. Sektörümüz rakip ülkelere göre ithal zeytin ve zeytinyağı girdisi yapmadan ayakta kalarak aslında önemli bir rekabet gücü olduğunu ispatladı. Türkiye dünya zeytin ve zeytinyağı üretiminde kaçıncı sırada?Ülkemizin isim yapacak kadar üretimde iyi olduğu alan, siyah sofralık zeytindir. Siyah zeytinde her yıl birincilik ya da ikincilik alıyoruz. Ama aynı başarıyı yeşil sofralık zeytinde gösteremiyoruz. Zeytinyağı üretiminde 6ncı sıraya kadar geriledik. Ancak son dönemde dikilen yeni ağaçlarla zeytinyağında önemli bir üretim artışı olması bekleniyor. 2009 yılı zeytin ihracat rakamları nelerdir?01.11.2008 31.10.2009 döneminde 78 milyon 968 bin 908 dolarlık ihracat yapıldı. (Kaynak: Ege İhracatçı Birlikleri resmi sitesi)Yıllık kişi başı zeytin ve zeytinyağı tüketimi ne kadar? Sizce Türkiye, elinde bulunan potansiyeli yeterli ölçüde değerlendirebiliyor mu?Türkiye, zeytinyağı tüketiminde ne yazık ki çok kötü bir noktaya getirildi. Getirildi diyorum, çünkü biz, eskiden zeytinyağı tüketen bir toplumduk. Şimdi insanlara karışımlı yağlar yedirilmesi ve bitkisel yağlar satan firmaların yaptığı reklam kampanyalarının empoze boyutunda uygulanmasıyla zeytinyağı, Türk mutfaklarından uzaklaştırıldı. Satılan o karışımlı yağlar, zeytinyağının orijinal tadını bozarak kötü kokmasına neden oldu. Zeytinyağında oluşan bu kötü kokularda tabii ki hatalı üretimlerin yapılması ve depolama koşullarının elverişsizliği de etkili. Şu an gelinen noktada, ülkemizde yıllık kişi başı zeytinyağı tüketimi 1 ile 1,5 litre civarında. Türkiyenin, zeytin ve zeytinyağında kalitesiyle önemli bir pazar olmasına rağmen, tanıtım faaliyetleri yetersiz kalıyor. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor mu?Şu döneme kadar zeytinyağının tanıtımı yok denecek kadar azdı. Ama Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesinin (ZZTK) çalışmalarıyla yurt içi ve dışında önemli tanıtımlar yapılmaya başlandı. Gerek yurt dışı fuarlarda, gerekse yurt içi tanıtım projelerinde basınla birlikte hareket edildi. ZZTK, internet ortamında Zeytin Aşkına isimli fan sayfasıyla da tanıtım faaliyetlerini sürdürüyor. Tanıtım ve reklam, sabır isteyen bir süreç. Zaman içinde bu faaliyetlerin sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Ancak kabul etmeliyiz ki ülkemizde kitleleri etkileyen ve ardında sürükleyen popüler bir kesim var. Zeytinyağı tüketiminin artması için bu kişilerin ulusal kanallarda zeytinyağının faydalarından bahsetmesi, yurt içi tanıtımda son derece etkili. Örneğin ünlü bir Onkoloji profesörünün ulusal televizyon kanallarında Kanola yağı kanseri önlemede yardımcı demesiyle halk, bu yağa yöneldi. Bu ve buna benzer çalışmalara da başvurulmalı. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün son birkaç yılı nasıl geçti? Sektördeki sorunlardan bahseder misiniz?Öncelikli sorunumuz, kalite. Bu sorun çözülmedikçe beraberinde getirdiği diğer sorunlar da çözülemez. Zeytinyağı bir gıda maddesi... Kalitesiz, kötü bir gıda maddesini kimseye yediremezsiniz, yurt dışına satamazsınız. Bu da iç tüketimin azlığı ve ihracat sorununu getirir. Kalite sorununu karşımıza iki etken çıkarıyor. Bir tanesi tağşiş yapılarak yağların kalitesizleştirilmesi, diğeri üretim ve depolama koşullarında yapılan hatalar yüzünden kalitesi düşük zeytinyağlarının üretilmesi. Zeytinyağının içine farklı yağların karıştırılmasıyla yapılan tağşiş yoluyla kalite bozuluyor ve gerçek zeytinyağının pazar payına saldırılıyor. Haksız rekabet doğuyor, halk sağlığı tehdit ediliyor, kötü tat nedeniyle tüketilmiyor. Sektörün sorunu değilse de sektörü doğrudan etkileyen bir sorun var ki, o da tüketicinin bilinçsizliği ve zeytinyağını tanımaması. Kimse bilmediği ve sevmediği bir gıda maddesini tüketmez. Başka bir sorun, zeytinyağı üretim aşamasında yapılan hatalar ve depolama sürecinde elverişsiz kapların/ortamların kullanılması. Bu sorunu aşmak için üretim aşamasında fidan dikiminden meyveyi alana kadar tüm intansif tarım uygulamaları kullanılmalı. Sıkıma kaliteli olarak gelen zeytinler kontinü sistem makineleri ile sıkılmalı ve çıkan zeytinyağları krom tanklarda, havayla temas etmeden, serin bir ortamda saklanmalı. Sektörün bir diğer sorunu da Türkiyenin dünyadaki diğer zeytinyağlarıyla raf fiyatları bakımından rekabet etmekte zorlanması... Bu sebeple zeytinyağı ihracatımız düşük. İhracatın artması için öncelikle kalite sorununun çözülmesi, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve zeytinyağına verilen pirimin en az rakip ülkelerin pirim seviyesine ulaşması gerekiyor. Bu üçü başarıldığında, firmaların ticari manevralarıyla zeytinyağı ihracatımız artacaktır. Bu da ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır.Antgıda: Pazarın en büyük ikinci şirketiyizAntgıda, sermayesinin yüzde 99,9u Türkiye İş Bankasına ait olan, tamamen ulusal sermayeli bir şirket. Balıkesir ili Havran ilçesinde kurulan Antgıda, oldukça büyük bir zeytin işleme tesisine sahip. 70 bin metrekare kapalı alanda toplam 280 personelle faaliyet gösteren, siyah ve yeşil zeytin çeşitlerinin tümünü ve zeytinyağı üreten dünyada tek şirket olduklarını belirten Antgıda A.Ş Genel Müdürü Muammer Güngör, ürünlerinin Fora markasıyla sunulduğunu, bazı ürünler ve pazarlar için farklı markalar da kullandıklarını sözlerine ekledi. Güngör, Şirketimiz sofralık siyah salamura, sele, az tuzlu, az yağlı, dilimli, çekirdeksiz zeytinler, zeytin ezmeleri, bütün yeşil zeytin, biber / badem / jalepeno / portakal / limon dolgulu zeytinler, çizik ve kırma zeytin, zeytin salataları, marineli zeytin, biber ezmeleri, yüzde 100 doğal zeytinyağı sabunları ve zeytinyağı üretiyor. Sektörün en fazla ürün çeşidine sahip firması, Türkiye zeytin pazarının en büyük ikinci şirketiyiz. Ürünlerimiz ülkemizde tüm ulusal marketlerde ve yerel marketlerde satılıyor dedi. Ülkemizde zeytinin yüzde 80 gibi çok yüksek bir bölümünün sağlıksız ortamlarda, gıda güvenliği ve hijyen gereklerinin yerine getirilmediği yerlerde ve kayıt dışı olarak üretilip satıldığına dikkati çeken Güngör, şunları söyledi: Faaliyetimizin her safhasında yasal gereklere ve gıda güvenliği kriterlerine uygun çalışıyoruz. Ancak bu durum kayıt dışı çalışan firmalarla aramızda çok önemli dezavantaj yaratıyor. Sektörümüzün en büyük sorunu bu... Bu sorun, 2009 yılında krizin etkisiyle daha belirgin olarak hissedildi. Normalde zeytin, dalından koparıldığında yenilemeyecek bir ürün. İçindeki acılık maddesinin giderilmesi gerekir. Sadece tuzlu su ve baskı altında işlendiğinde tatlanma süreci yaklaşık 8 - 9 ay sürüyor. Ancak merdiven altı üretim yapılan yerlerde çeşitli kimyasallar kullanılarak bu süreç birkaç aya indiriliyor ve ürün natürel tatlandırmaya kıyasla çok daha kısa sürede satılarak paraya çevriliyor. Kriz süreci maliyetleri daha önemli hale getirdi, bu da sağlıksız üretimi artırdı. Zeytinyağında ise tağşiş denilen, zeytinyağının ucuz başka yağlarla karıştırılarak satılması maalesef en yaygın sorun. Piyasada satılan bazı zeytinyağlarının fiyatına bakıldığında, zeytinyağı olmadığı çok kolayca anlaşılabilir. Çünkü sadece yağı elde etmek için alınması gereken zeytin miktarını ve fiyatını hesapladığınızda bile, bu fiyata zeytinyağı satılamayacağı ortaya çıkıyor. Ülkemizde maalesef tarım stratejisi yok. Tarımda karşılaşılan sorunların çok büyük bölümünün gerçekçi bir stratejiyle çözülmesi mümkün... Sektör, düzenlemeye ihtiyaç duyuyor. Ulusal bir tarım stratejisinin en kısa zamanda hazırlanarak uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Aksi takdirde ürün rekoltelerinde yıldan yıla büyük dalgalanmalar, fiyat istikrarsızlıkları, kalitesizlik, boşa giden yatırımlar, kimseye yararı olmayan rekabet, çiftçinin yeterli gelir sağlayamaması, verimsizlik, tüketicinin korunamaması gibi sorunlar sürecek.Aydoğmuş Zeytinleri: Ambalaj yelpazesi en geniş firmayız1986 yılında kurulan Aydoğmuş Zeytinleri, genç kadrosuyla İstanbul merkez ofis olmak üzere Türkiye genelinde 37 bayi ile faaliyet gösteriyor. Aydoğmuş Zeytinlerinin ayrıca Gemlik ve Akhisarda iki adet zeytin, Orhangazide bir adet turşu fabrikası bulunuyor. Gemlik ve Ege tipi siyah zeytin ürünlerinin dolumu Gemlikteki, yeşil zeytin ürünlerinin dolumu ise Akhisardaki tesislerinde yapılıyor. Zeytin sektöründe, ambalaj yelpazesi en geniş firmalardan biri olan Aydoğmuş Zeytinlerinin 40 gramdan 15 kilograma kadar vakumlu paket, pet, kova, kavanoz, teneke gibi birçok ambalaj çeşidi bulunuyor. Toplam üretim ve depolama alanı olarak 15 bin metrekarede faaliyet gösteriyor. Zeytincilikte üretim kapasitesinin zeytin toplama zamanında alınan zeytinle orantılı olduğunu söyleyen Aydoğmuş Zeytinleri Genel Müdürü Çetin Aydoğmuş, bu yüzden de kapasitenin her sene değişiklik gösterdiğini belirtti. Ürünün bol olduğu senelerde 550 - 600 ton kapasite ile çalışabildiklerini kaydeden Çetin Aydoğmuş, 2010 senesini ise ortalama 400 - 450 ton arasında geçirdiklerini belirtti. Çetin Aydoğmuş, Fabrikalarımızdaki mal işleme kapasitesi, ürün ile bağlantılı olarak değişiyor. Bu yüzden de biz, işletme olarak yüksek kapasiteli depolama ve üretim alanlarında faaliyet göstermeyi daha uygun buluyoruz. İşimizi iyi yapmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Bu yüzden dikkatli ve emin adımlarla ilerliyoruz dedi. Sektörün en büyük sıkıntısının deneyimli personel eksikliği olduğunu dile getiren Çetin Aydoğmuş, konuyla ilgili şunları aktardı: Mal alımından lojistiğe, tüketim noktalarına satışından tezgâhtaki satışına kadar olan tüm süreçlerde personel sıkıntısı yaşanıyor. Bu sorunun çözülebilmesi için eğitim seminerleri yapılması gerekiyor. Biz, tezgâhtaki satışla iligili seminerler veriyoruz. Birlikte çalışsak da, çalışmasak da, bu teklifi tüm firmalara yapıyoruz. Çünkü o tezgâhlar, bizim de tezgahlarımız.Bulutoğlu: Egetaç markasıyla yurt dışına açılacağızBulutlar, sofralık zeytin üretimine 2010 yılı itibarıyla girdi. Şirket, zeytinciliğin merkezlerinden biri olarak kabul edilen Akhisar bölgesinde, 5 bin 300 metrekare kapalı, 18 bin metrekare açık alanda faaliyet gösteriyor. Ürünlerini ISO 9001 2008 ve ISO 22 000 gıda güvenliği kalitesiyle üreten şirket, yaptığı Ar-Ge çalışmalarıyla sektörün lokomotifi olma yolunda çalışıyor. Ürün gamında sofralık salamura siyah zeytin, dilimli zeytin, sofralık salamura yeşil zeytin, çizik zeytin, kırma zeytin, biberli zeytin bulunuyor. Yıllık 6 bin ton ürün kapasitesi ile üretim gerçekleştiriyor. Bulutlar Dış Ticaret olarak önümüzdeki dönemlerde sofralık zeytin dışında konserve ve turşu üretimi yapmayı da düşündüklerini söyleyen Bulutoğlu Group Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Bulutoğlu, bu amaçla işletmelerindeki gerekli alt yapı çalışmalarını yürüttüklerini dile getirdi. Bülent Bulutoğlu, Egetaç markası adı altında yurt içi pazarda hizmet verecek olan firmanın yurt dışı pazar araştırmaları yaptığını da sözlerine ekledi. Bülent Bulutoğlu, zeytin ve zeytinyağı sektörünün içinde bulunduğu durumu şu şekilde değerlendirdi: Ülkemizin coğrafi konumu, zeytin tarımının çok geniş alanlarda yapılmasına olanak sağlıyor. Sofralık zeytin üretiminde dünyada ikinci, zeytinyağı üretiminde ise beşinci sırada yer alıyoruz. Sektörün içinde bulunduğu sıkıntılar, üretici ayağından başlıyor. Üretici konumundaki çiftçimiz tarlasında bilinçli üretimi yapamadığı için zeytinde var yılı yok yılı olarak bilinen rekolte farkını artırıyor. Bu da yıllardır fiyatlarda belli standardı yakalamamıza engel oluyor. Aynı şekilde bu sorun zeytinyağı sektörüne de yansıyor. Ülkemizde zeytin tarımından 400-500 bin aile geçim sağlıyor. Sektörde istihdam edilen kişi ise yaklaşık 10 milyon. Bu denli büyük pazara sahip bir sektördeki üreticinin konu hakkında bilinçlendirilmesi gerekiyor. Son yıllarda dünyada hızla yayılan iyi tarım uygulamaları ülkemizde de hızla geliştirilmeli. Sektörün fabrikasyon ayağındaki başlıca sorun ise merdiven altı diye tabir edilen işletmelerin üretimlerini kolaylıkla gerçekleştirmeleri ve ürünlerini piyasaya sokarak kaliteyi ve fiyat standartlarını düşürmeleri. Bu sebeple tüketicimizin ürünlerini güvenilir markalardan almaları gerektiğini savunuyoruz. Sofralık zeytin birçok farklı şekilde üretiliyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinde üretilen sofralık zeytinin tüketim şekli bölge bölge değişiyor. Sektörün bir diğer problemi ise dünyada kabul görmüş sofralık zeytin işletme metotlarının ülkemizde yeterince araştırılmaması, yurt dışı pazarımızın iyi irdelenmemesi neticesinde ihracatımızın düşük olması. Bulutoğlu Group olarak bu amaçla çalışmalar yapıyor ve bu çalışmaların ihracatımızı olumlu yönde artıracağını ısrarla vurguluyoruz. Celayir: Yurt içi ve dışına yıllık 3 bin ton zeytin ve zeytin ürünü sunacağızAile şirketi olarak 1960lı yılların başında kurulan Celayir Zeytincilik, 1990lı yıllarda teknolojik altyapısını tamamlayarak aynı zamanda üretim kapasitesini ve kalitesini artırdı. Profesyonel yönetim kadrosuyla kurumsallaşma yolunda önemli adımlar atan firma, her çeşit zeytin ve zeytin ürünlerini işlemekle beraber, özellikle Gemlik sofralık siyah zeytin konusunda uzmanlaştı. 3 bin metrekarelik kapalı alanda hizmet veren firma, yıllık ortalama 3 bin ton zeytin ve ürünlerini iç - dış piyasaya Celayir ve Ceolive markalarıyla sunmayı hedefliyor. Sektörün ciddi sorunları olduğuna değinen Celayir Zeytin Gıda Genel Koordinatörü Umur Celayir, bunların ham dane zeytin, depolama şartları, standart eksikliği, üretim aşaması problemleri, sermaye yetersizliği ve kayıt dışı gibi sorunlar olduğuna işaret etti. Umur Celayir, bu sorunların ciddi yapısal reformlar gerektiren, ancak kısa zamanda radikal kararlarla hayata geçirilmesi kolay olmayan sorunlar olduğuna dikkati çekti. Umur Celayir, sofralık zeytin, zeytin ürünleri, sorunları ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerilerini üretim, işleme ve pazarlama olarak üç ana başlık altında toplayarak şunları kaydetti: Zeytin tarımının ulusal bir tarım politikası ve buna bağlı üretim planlaması kapsamında ele alınması gerekir. Günümüzde yöreye ve ekolojiye uygun olmayan çeşitlerin, gerek sofralık zeytin gerekse yağlık zeytinin, iç ve dış pazar araştırılmaları yapılmadan yaygın bir şekilde ve plansız olarak dikilmesi, gelecekte daha ciddi sorunların yaşanacağının habercisidir. Bölgemizdeki sorunların en önemlilerinden biri, miras yoluyla parçalanmış olan zeytin arazilerine sahip üreticinin, üretmiş olduğu ürünleri yeterli bilince sahip olmadığı ve kalite standardında üretim gerçekleştiremediğinden zayiata sebebiyet veriyor. Dolayısıyla üreticilerin sağlıklı örgütlenmesinin artırılması, köy kooperatifleri ve benzeri üretici örgütlerinin yaygınlaştırılması, lisanslı depoculuğun hayata geçirilip, modern işleme depolarının oluşturulması, üreticilerin ve tüccarın bu çatı altında toplanması sağlanmalı. İşletmeler desteklenmeli, üretim ve işleme verimini artırarak sağlıklı standartlar oluşturulmalı, coğrafi işaretleme ve ürün takip sistemi ile kaliteli zeytini güvence altına almalıyız. Kalite ve hijyen konusunda, tüketicilerin dökme zeytin yerine ambalajlı zeytin tüketmeleri için bilinçlendirme çalışmaları yapılması, firmaların hijyen ve sağlıklı ufak ambalajlarla ürün satmalarının teşvik edilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Sonuç olarak sektörün tüm bileşenlerinin ortak iradesi ile ülkemiz zeytinciliğinin plan ve politikalarının oluşturulması, ulusal bir tarım politikası kapsamında ele alınması ve uluslararası etkinliğin artırılması, zeytincilik kültür ve sanatının oluşturulması, anavatanı Anadolu olan zeytine yaraşır çalışmalar yapılması elzem.Ekol: Açık zeytin sorununa çözüm için ambalajlı ürün üretiyoruzEkol Zeytin, çalışmalarına 1960 yılında Çorumda başladı, 1980 yılında Ankara Gimatta Aktaş Gıda adı altında devam etti. Sonrasında zeytin üretimine başlayan Ekolün zeytin fabrikası Gemlikte yer alıyor. 5 bin 100 metrekarelik bir alan üzerine kurulu üretim tesislerinde ciddi bir teknolojik yapılanma ve ekipmanlarla çalışan Ekolün üretim kapasitesi aylık 750 ton civarında. Ekol, ürünlerini iç pazarda ulusal zincir marketler ve bayiler kanalıyla tüketiciyle buluşturuyor. Yönetim ofisleri ve lojistik merkezi Ankarada olan Ekol Zeytinin güçlü bir dağıtım ağı var. Yenilikle geleneği harmanlamayı hedefleyen Ekol, bu doğrultuda ürün gamını domates kurulu, acılı ve baharatlı zeytinleri ile çeşitlendirdi. Ekol Genel Müdürü Bilgin Aktaş, sektörü ve sorunlarını şu sözlerle değerlendirdi: Sadece zeytin sektörünün değil, genel olarak gıda sektörünün sıkıntılarından bahsetmekte yarar var. Sonuçta zeytin üreticileri olarak bizler, gıda sektörünün sorunlarından doğrudan etkileniyoruz. Biz ürünümüzü topraktan alıyoruz. Dolayısıyla en başta doğa ile bir mücadele içerisine giriyoruz. Bir yıl aldığınız mahsulle bir sonraki yıl alacağınız mahsulün aynı olmama ihtimali var. Doğanın size ne hazırlayacağını, neler getireceğini bilemiyorsunuz. Ama bununla birlikte tüketiciye verdiğiniz aynı kalitede üretme sözü var. Bu, ürününü topraktan elde eden tüm gıdacıların sorunu... O yüzden öncelikle tabiatla bir anlaşma sağlamanız gerekiyor. Zeytin sektörünün bir başka temel sorunu, merdiven altı üreticiler. Kurumsal markaların yanında merdiven altı üreticinin de fazla olduğu sektörümüzde sağlıklı ürünü ortaya koyabilmeniz için merdiven altı üreticiler ile mücadele etmeniz gerekiyor. Tarım ve Sağlık Bakanlığının denetiminden geçmeyen bu üreticiler, son zamanlarda basına da yansıyan tekstil boyaları ile karartılmış, kimyasal işlemlerden geçirilmiş zeytinleri tüketiciye sunarak sektörde ciddi bir güvensizlik yaratıyorlar. Ekol Zeytin olarak bizler, üretimimizin her aşamasında, toplamadan yıkamaya, ambalajlamadan sevkiyata kadar sağlıkla ilgili karşılaşabileceğimiz her türlü problemi önceden öngörerek tedbirlerimizi alıyoruz. En önemli mücadelemiz ise ambalajlı zeytin konusunda oluyor. Yılda ortalama 200 bin ton sofralık zeytin tüketilmesine karşılık ülkemizde ambalajlı zeytin üretimi ve tüketimi maalesef son derece sınırlı. Geçmiş yıllarda pazar alanlarında üstü açık halde satılan zeytinleri satın alma alışkanlığı edinen tüketici, bu alışkanlığını günümüzde de sürdürüyor. Burada en büyük mücadeleyi tüketicinin satın alma alışkanlıkları ile yaşıyoruz. Bizler, tüketiciyi ambalajlı zeytin noktasında bilgilendirmek, bilinçlendirmek için üzerimize düşen görevleri yerine getiriyor ve tüm zorluklarına rağmen ambalajlı zeytin üretmeye devam ediyoruz. Çoğu sektörde olduğu gibi bizde de sorun çok. Önemli olan bu sorunlarla nasıl başa çıktığınız. Biz sektördeki tek düzeliği yenilikçi yaklaşımlarımızla, yeni ve farklı ürünlerimizle ortadan kaldırma çabasındayız. Tabiattan kaynaklanabilecek sorunlarla karşılaşmamak için en iyi mahsulü üretecek müstahsillerle çalışıyoruz. Açık zeytin sorununa bir çözüm getirmek için ambalajlı zeytin üretiyor ve bu ürünü benimsetebilmek için durmadan çalışıyoruz. Merdiven altı üreticilerin yarattığı sorunları ortadan kaldırabilmek için de markamıza yatırım yapmaya devam ediyor ve tüketicinin kaliteli zeytini de uygun fiyatla alabileceğini onlara göstermeye çalışıyoruz.Gem-Zey Zeytincilik: Marka bilinirliğimizi artırmaya çalışıyoruzGem-Zey Zeytincilik, sektörde 1996 yılında, Sel-San Gıda Toptan Pazarlama adı altında faaliyet göstermeye başladı. 2002 yılında patentli markası olan Gem-Zey ile ilk zeytin üretimini Bursa Gemlikteki fabrikasında gerçekleştirdi. Deneyim ve tecrübelerimizi artırarak toptan ve perakende sektöründe yerini almaya başlayan firma, 2004 yılında Sel-Sanı feshederek ana sermayesini yine 2004 yılında kurmuş olduğu Gem-Zey Zeytincilike aktardı. Gem-Zey Zeytincilik Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yüksel ve Pazarlama Müdürü Ayhan Memiş, firmaları hakkında şu bilgileri aktardılar: Günden güne emin adımlarla marka yatırımlarımızla beraber Gem-Zey markasını kaliteden ödün vermeden üretim ve pazarlama bölümümüzle, her geçen gün nokta sayımızı çoğaltmaya ve marka bilinirliliğimizi artırma hedefi içinde ilerliyoruz. Ağırlıklı olarak Marmara, Ege, Akdeniz, Batı Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesinde ana bayilik sistemiyle ürünlerimizin dağıtımını sağlıyoruz. İkram Zeytin: Sürekli ve dengeli büyümeyi hedefliyoruzİkram Zeytin, Ahmet Yıldız tarafından 1998 yılında İstanbulda kuruldu. İlk yıllarda pazar ve piyasa şartları gereği İstanbul piyasasında faaliyet gösteren firma, 2003 yılında faaliyete soktuğu 3 bin 500 metrekarelik kapalı alana sahip tesisleri ve kurduğu pazarlama ağıyla kısa sürede ulusal ve uluslararası piyasada yer buldu. Strateji olarak sürekli ve dengeli büyümeyi hedefleyen firma, günlük 20 ton zeytin işleme kapasitesine sahip tesislerinde Gemlik ve İznik bölgesinin siyah zeytinlerini, Akhisar bölgesinin biberli, kırma, kokteyl yeşil zeytinlerini ve Edremit bölgesinin çizik yeşil zeytinlerini gıda mühendisleri kontrolü altında, hasat zamanında depolayarak ve fermantasyon işlemi boyunca tüm değerlerini kayıt altına alarak üretiyor. Son 10 yıllık dönemde, özellikle Ege Bölgesinde devletin de teşvikleriyle çok sayıda zeytin fidanı dikildiğini belirten İkram Zeytinin Genel Koordinatörü Ali Yıldız, Önümüzdeki yıllarda bu ağaçlar tam verimli bir şekilde meyve vermeye başladığında Akdeniz ülkelerinin ürettiği sofralık zeytinden çok daha kaliteli ve besin değeri yüksek ürün arzı artacak. Arz-talep ilişkisinden dolayı fiyatı daha makul seviyelerde kalacak olan bu ürünlerin uluslararası piyasalarda rakipleriyle daha rahat rekabet edebileceğine ve kalitesiyle diğerlerinin önüne geçeceğine inanıyorum. Bu madalyonun bir yüzü... Bir de diğer yüzü var. 21inci yüzyılın ilk 10 yılını geride bıraktığımız şu günlerde devletin merdiven altı firmaları hala önleyememesi, piyasadaki büyük üreticilere fazlasıyla zarar veriyor. Hiçbir masrafı, hatta vergi levhası bile olmayan bazı üreticiler, müstahsilden aldıkları ürünleri altyapısı olmadan ve sağlık koşullarını hiçe sayarak ambalajlayıp diğer firmaların maliyetlerinin çok altında fiyatlarla piyasaya sokuyor. Bu da insanların zeytinin efsanevi şifasına duyduğu güveni zedeliyor, aynı zamanda üretici - bayi arasındaki ilişkileri de zora sokuyor. Buna acilen bir önlem alınması Türkiyede zeytin sektörünün bilinçli bir şekilde gelişip büyümesi için şart dedi. Siyah Yeşil: Başlıca sorun gıda güvenliğiAdını zeytinin siyah ve yeşil çeşidinden alan Siyah Yeşil Zeytincilik, Volkan Tahsildaroğlu ve Bora Manavoğlu ortaklığında kuruldu. Bursa Orhangazi ORZİMde bulunan tesisinde Siyah Yeşil markasıyla üretim yapan firma, zeytinlerini İstanbul Mega Centerda bulunan merkez ofise bağlı profesyonel satış ekibi ve bölge bayilikleri aracılığı ile yurt içi ve dışında pazarlıyor. Genç ve eğitimli kadrosuyla dikkati çeken firma, tüketicilere en kaliteli ürünleri sunabilme hedefiyle, yeni teknolojileri ve gıda dünyasındaki gelişmeleri takip ederek faaliyet gösteriyor. Türkiyede gıda sektörünün olması gereken noktanın çok uzağında olduğu görüşünü bildiren firma sahibi Volkan Tahsildaroğlu, sektör geneli açısından başlıca sorunun gıda güvenliği olduğuna vurgu yaparak şunları dile getirdi: Gıda zincirindeki en zayıf halkalar, birincil üretim noktası olan tarım işletmeler. Ayrıca sektörün yüzde 90ını oluşturan KOBİ düzeyindeki gıda işletmelerinde kalite güvence sistemlerinin oluşturulması da önemli... Gıda kodeksine ve kalite güvence sistemlerine uygun olarak yapılan üretim ile merdiven altı diye tabir ettiğimiz üretim, satış aşamasına geldiğinde haksız rekabet doğuruyor. Kaliteli üretim yapılmalı, haksız rekabet olmamalı.Sunar: Zeytinyağı pazarı bu yıl daha yüksek bir pay alacakSunar Mısır entegre tesislerinde işlenen mısırdan geriye kalan mısır özünü işlemek üzere 1990 yılında yağ üretim ünitesi devreye alınarak Sunar markasıyla mısır yağı üretimine başladı. 35 bin metrekarelik alana yayılan Sunar Yağ tesisleri, yıllık 36 bin ton rafine yağ üretim ve 72 bin ton dolum kapasitesine sahip. Firma, doğrudan doğruya çiftçiden temin ederek işlediği yağlı tohumlarla, Sunar markasıyla mısır, ayçiçeği, kanola, soya, fındık ve zeytinyağı üretiyor. Ürün gamında ayrıca Sarı Ulak ve Soğuk Sıkma Naturel Sızma zeytinyağları da butik olarak yer alıyor. Sunar Grup Direktörü Mevlüt Nacar, oturmuş bir yapıya sahip olan sıvı yağ pazarının yıllık ortalama yüzde 3 civarında büyüme gösterdiğini ifade etti. Bu yıl da benzeri bir trend ile büyüyeceğini düşündüklerini dile getiren Nacar, Türkiye 2010 yılı toplam sıvı yağ ihracatı hedefi 150 bin ton. Bu ihracat hedefi ile Türkiye 250 milyon dolarlık gelir elde etmeyi hedefliyor. Bu rakamların yüzde 11i mısır yağı, yüzde 69u ayçiçeği, yüzde 18i zeytinyağı ve yüzde 0.02si soya yağı dedi. Nacar, sektörün temel sorunlarına dairse şunları söyledi: Bu yıl bilinçsiz olarak cereyan eden GDO tartışmaları yüzünden yağ piyasasındaki tüketicilerin eğilimlerinde segmentsel bazı kaymalar gözlemlendi. Bu dönemde yapılan haberlerin de etkisiyle tüketicilerde zeytinyağına doğru bir yönelme oldu. Bu nedenle zeytinyağı pazarının toplam yağ pazarı içerisinde önceki yıllara göre bu yıl daha yüksek bir paya sahip olacağını öngörüyoruz. Sektörün bir başka sorunu ise kanun ve yürürlüklerin sık değişikliğe uğraması. Yürürlükteki kanunların ve yönetmeliklerin sık sık değiştirilmemesi ve piyasanın stabilitesinin sağlanması gerekiyor. Maalesef, 2009 yılında bu durumun aksi yaşandı, yağlı tohum ithalatı ile ilgili yönetmelik dokuz kez değişti. Bu değişiklikler hem fiyatları hem de hacimleri etkiliyor. 2010 yılında ise uygulanacak olan tarife kontenjanına yönelik yönetmelik ve uygulama talimatı halen bekliyor. Özetle sektörü ilgilendiren konularda değişiklikler yapılırken daha titiz davranılmalı ve gerekli düzenlemeler sırasında sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla istişare edilmeli. Sektörde yaşanan en büyük problemlerden bir diğeri ise dışa bağımlılığımız. Ülkemiz maalesef sektörün toplam hammadde ihtiyacının sadece 3te birini üretebiliyor. Türkiye toplam yağlı tohum ithalatı 1 milyon ton civarında. 2009 yılı toplam yağılı tohum ve yağlara ödenen ithalat bedeli 2 milyar doların üzerinde. Bu nedenle yağlı tohum ve yağ ithalatı Türkiyede petrolden sonra ikinci ithalat kalemi. Bu ithalat aynı zamanda geri dönüşü olmayan ithalat... Türkiye toplam yağlı tohum ihtiyacı 2 milyon ton civarında. İç piyasada yağlı tohum üretimini artırmaya yönelik teşvikler verilmeli. Bu bir devlet politikası haline gelmeli, Türkiyedeki tüm ekili alanların kontrolü yapılmalı, ekim programları belirli plan çerçevesinde yürütülmeli.Zeytin İskelesi: En önemli konu, zeytinyağının tazeliğinin korunmasıİzmir - Tire Organize Sanayi Bölgesinde, kalite standartları ve gıda güvenliği açısından dünyadaki en gelişmiş teknolojiye sahip zeytinyağı üretim tesislerinden biri olarak kuruldu. Tesis, zeytinyağı depolama ve dolum tesisi olarak faaliyet gösteriyor. Ege Bölgesinin; sadece natürel ve organik zeytinyağlarından Zeytin İskelesi markası ile üretim yapılıyor. Zeytin İskelesi Genel Müdürü Fatih Cenikli, zeytinyağında en önemli konunun en yüksek değerlere sahip olduğu üretim zamanındaki tazeliğinin korunması olduğu bilgisini vererek, zeytinyağlarının depolamasının paslanmaz çelik tanklarda, iklimlendirilmiş ortamda ve azot yastıklaması ile hava temasını keserek otomatik bilgisayar kontrollü (PLC sistemli) tank çiftliğinde yapıldığını belirtti. Yine zeytinyağı dolumu yapılırken hepa filtreler ile havası temizlenmiş ve azot yastıklaması ile oksidasyonu önleyici tam otomatik dolum yapıldığını, böylece, natürel zeytinyağının tazeliği tüketicinin evinde kapağı açılana kadar korunduğunu sözlerine ekledi. Cenikli, Tesisimiz, doğrudan tüketilen natürel zeytinyağı üretimi için en önemli bölüm olan tam donanımlı kimyasal ve duyusal analiz laboratuarına sahip. Laboratuarımızda; ürünün hangi bölgeye ait, hangi zeytin çeşidinden üretildiği, hangi yıl üretildiği, içinde karışım olup olmadığı, tadı açısından kusursuzluğu gibi konularda analiz ediliyor. Zeytinyağı toplam 42 noktada kontrole tabi tutuluyor dedi. Zeytin İskelesinin üretim tesisi; 20 bin metrekare üzerinde, 5 bin 400 metrekare kapalı alandan oluşuyor. 15 bin ton/yıl dolum kapasitesine ve 500 5 bin ton depolamaya sahip. Zeytin İskelesi, sadece işlem görmemiş doğrudan tüketime uygun natürel zeytinyağı grubunda üç çeşit ürün ile tüketicilerin beğenisine sunulmaktadır. Bunlar; Natürel Sızma Zeytinyağı (Maksimum yüzde 0,8 asit), Natürel Birinci Zeytinyağı (Maksimum yüzde 2,0 asit) ve Organik Natürel Sızma Zeytinyağı (Maksimum yüzde 0,8 asit). Sektörün sorunlarına da değinen Cenikli, konuyla ilgili olarak şunları aktardı: Üretici açısından; üretim maliyetlerindeki artışlara karşılık diğer üretici ülkelere göre devlet desteklerinin yetersiz olması. Tüketici açısından; ürünün yeterince tanınmaması nedeniyle, diğer sıvı yağlarla kıyaslanması, yüksek fiyatlı algılanması ve gelir dağılımındaki dengesizlik sonucu, dar bir tüketici grubunun tüketmesi. Yani tüketimi özendirici, tanıtım ve tüketici desteklerinin olmaması. Sanayici açısından; üretimin yıllara göre farklılık göstermesi, düzenli hammadde tedarik edememesi, yok yıllarında beklenmedik fiyat artışları, belli bir dönemde üretildiği için lisanslı depoların olmamasına bağlı kalite kayıpları oluşması. İhracatçı açısından; düzensiz ve yetersiz üretim sonucu, hammadde fiyatlarındaki istikrarsızlık, pazarlama desteklerinin yetersizliği.Bu haber ve röportajlar Market dergisinden alınmıştır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive