Eklenme Tarihi : 13 Mart 2009 Cuma
Sinan Asılyazıcı

Bir Elin Nesi Var? (*)

Perakende sektörünün sahip olduğu milyarlarca dolarlık pazar payı cazibesini artırdığı kadar, bu payın sürekli artıyor olması da önemli birlikteliklere ihtiyacı ortaya çıkardı


Sen saflarını belli etmezken başkalarını saflaşmaya zorladığında, sen birlik içindeyken düşmanın parçalanır. Sun TzuSektör, örgütlenmenin öneminin ve kazanılan ivmenin farkına; daha başındayken vardı. Konuya, iki farklı dernekleşmeden bahsederek yaklaşmak istiyorum. İlk olarak ağırlıkla AVMleri temsil amaçlı kurulan ancak ülkemizde faaliyet gösteren bazı uluslararası market zincirlerini de üye olarak barındıran AMPD, ilk ve uzun sürede tek örnek olarak yer aldı ve halen temsil ettiği kategori içinde bu özelliğini koruyor. Temsil ettiği veya orada olan kuruluşların birbiriyle olan ciddi rekabeti dikkate alındığında, önemli bir konumda olduğu gerçeği dikkate değer. Ağırlıklı olarak AVMlerin temsil edildiği bu derneğin faaliyetlerine, yazımın ilerleyen bölümünde değineceğim. İkinci bir dernekleşme modeli ise yerel zincirler içerisinde yaşandı. Ankara ve Samsun (PERDER ve SAMPER), önemli bir sacayağı oldular. Ancak yerel zincirlerde birliktelik denince, dernekle ilgisi olmasa da ilk akla gelen örnek İSMAR oluyor. İSMAR, ANMAR vb. örneklerden önceleri uzun süre etkilenildiğinden, yerel zincirler her türlü birleşik organizasyonlara İSMAR odaklı bir yaklaşım olarak yaklaştı. Perakende Bilgi Platformu, yerel zincir odaklı bir açılım sergileyerek buluşmalar düzenledi ve bu tip çalışmalarda İSMAR gerçeğinin, askeri operasyonların sonuçları gibi analiz edilmesinin sonuç ve faydalarının anlaşılması açısından yeniden yorumlanmasını gündeme taşıdı. Sonuçta, 1 Şubatta yerel zincirler İstanbul Swiss Otelde bir araya geldi ve sonrası toplantılarda İstanbul PERDER kuruldu. İstanbul birlikteliği sektörel anlamda tetikleyici oldu ve PERDER kuruluşları ile çalışmaları hızlandı ve sonuçta TPF (Türkiye Perakendeciler Federasyonu) kuruldu. Bir yılı doldurduğunda da başına ülkemizin adı eklenerek, ulusal tescilini aldı.Sonuçta sektörümüz daha yoğun faaliyetlerle tanıştı ve bu da yeni etkileşimleri beraberinde getirdi. Dernekleşme, ilk olarak rakipleri birer meslektaş olarak bir araya getirdi ve sonrasında da eğitimden başlayarak, çeşitlilik göstererek devam etti. Doğallıkla bunun en başında örgütlenme geliyor. Edward de Bono, Rekabet Üstü (Sur/Petition) adlı kitabında, birbiriyle kıyasıya rekabet içerisinde olan Japon otomotiv üreticilerinin ortak sorunları gündemde olduğunda, hep birlikte karar alarak hükümete gittiklerinden ve karar sonrasında ise rekabetlerine devam ettiklerinden bahseder! Aynı kitaptan bir alıntı daha yapmak istiyorum. Bononun aklımda yer eden bir benzetmesi: Su çorba için gereklidir ama çorba, suyun ötesinde bir şey olmak zorundadır. Rekabeti ve yöntemlerini bilmeyen kalmadığına göre, şimdi dernekleşmenin önemine ve faydalarına geçebiliriz. İlk olarak bu tarz örgütlenmeler, devlet kademelerinde ve yerel yönetimlerde daha rahat ve geniş tabanlı olarak kabul görüyor ve sorunlarını daha sesli ve etkili olarak dile getirebiliyor. Market Yasa Tasarısında bu kendini gösterdi. AMPD ve TPF farklı tandansta oldu ve sanırım bir süre daha öyle kalacaklar. Her üye aynı olsa da aynı beklenti içerisinde olamayacağından, sektör örgütlenmelerinin liderleri çeşitli gruplara bir sahnede konser verdirebilen şefler gibi olmalı! Şeflikten öte bir şey bu! Şüphesiz tüm sektörel dernekler örgütlenmelerini tamamlar tamamlamaz, aynı çatı altında olan üye kuruluşların çalışanlarını eğitme konusunda çalışmalara başlar.Çalışan sirkülasyonuna sektör olarak baktığımızda, azımsanmayacak sayıda olan kuruluşta yüksek bir dönüş hızı ile karşılaşırız! Çatı birleşenlerinin birçoğunun ortak sorunu olan bu olgu, her geçen gün etkisini artırıyor! Neden? Arz-talep! Kalifiye çalışan, eğitimin önemini ve gerekliliğini bilir ve bilecektir de. Ancak, işi daha geniş kitlelere meslek olarak benimsetme konusuna gelince, daha yapacak çok şey var diyebilirim. Atılan iyi ve gerekli adımların sıklığı kadar, daha fazla nitelikli ve her şeyden önce işi meslek olarak benimsemeye hazır bireyleri bir araya getirmek olmalı. İşte bu kişilere, işi meslek olarak benimsetmeye çalışmalı ve onlardan iyi ekipler çıkarmalıyız. Bu yapılmıyor demiyorum ve yapıldığını da biliyorum. Artan mağaza sayısı kadar üye artmadığını ve artamayacağını da hepimiz biliyoruz.Örgütlenmeler arttıkça, doğallıkla beklentiler de aynı oranda artacak ve bu çeşitlilik iyi şeflere olan gereksinimi artıracak. Sektör şanslı, çünkü şefler müziği bilen kişilerden seçiliyor ve notalar kadar nabzı tutmayı da biliyorlar genelde.Taşlar gene yerinden oynuyor, perakendenin zeminleri yeniden şekilleniyor ve sektör dinamizmini hâlâ koruyor. Kriz, beklenti ve gelişme üçgeni, örgütlenmenin önemini bir kez daha gün ışığına çıkarıyor.Yazımı Sun Tzu ile başladığım gibi, onun bir sözüyle bitirmek istiyorum:Savaştaki yengi tekrarlanmaz, ama sürekli şekil değiştirir.İyi ve verimli birliktelikler dilerim (*) Bir elin nesi var? İki elin sesi var. Atasözü.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive