Bir Yeşilçam efsanesi

Dünyaca ünlü grup Pink Martini, 17 yıllık kariyerlerinin en iyi şarkılarını bir araya getirdikleri “A Retrospective” albümlerinin Avrupa Turnesi’nde Atina’dan, Barselona’ya kadar gittikleri her şehirde Yeşilçam’ın efsanevi şarkısı “Aşkım Bahardı”yı da söylüyorlardı

Eklenme Tarihi : 27 Kasım 2012 Salı
bir-yesilcam-efsanesi

Cenk ERDEM

Grubun şarkı yazarı, piyanisti ve beyni Thomas Lauderdale grubun menajerliğini üstlenen Pasion Turca ekibinin hediye ettiği albümler arasında en çok Yeşilçam’ın unutulmaz sesi Belkıs Özener’in koleksiyon albümünü sevmişti. Özener’in sesine ve şarkılarının melodilerine vurulmuştu.

Velhasıl Pink Martini İstanbul konseri öncesinde ünlü yıldızın oğlu Barkın’la iletişime geçtim ve Belkıs Özener’e beraberce bir sürpriz yapmış olduk.

Konser gecesi Özener, Kuruçeşme Arena’da sahneye davet edildiğinde binlerce kişinin alkışlarıyla geceye ve gökyüzüne aşk doluyordu. Grubun solisti Storm Large ve Belkıs Özener’in, rahmetli Yıldırım Gürses’in bu tadına doyulmaz bestesine yaptıkları düetle Arena’da kıyamet koptu ve bu yazın en güzel konser anlarından birine imza atılmış oldu. Peki, Yeşilçam’da 300’den fazla filmin şarkılarına ses olan, Türkan Şoray’dan, Hülya Koçyiğit’e kadar en ünlü yıldızlarımızın filmlerine gişe yaptıran ve o güzel şarkıları söylediği halde hep geride duran büyük efsane neler yapıyor?

En son bir koleksiyon albümüyle, şarkılarıyla Beyoğlu sokaklarını süsleyen Belkıs Özener’le Pink Martini heyecanını, Yeşilçam yıllarını, sevinçlerini ve burukluklarını ve o güzel şarkıları konuştuk.

Oğlunuz Barkın Bey ile en başından beri iletişim halindeydik. Ama size konser günü bir sürpriz yapılmış oldu. Peki, dünyaca ünlü bir grupla, Pink Martini ile sahnede neler hissettiniz?
Konser günü yakınlarımı ziyaretteydim ve çay keyfi yapıyorduk. Barkın telefon açıp da Pink Martini davetini söyleyince apar topar kuaföre gittim. Üstüne, “davet edilseniz sahnede şarkı da söyler misiniz?” diye sizden bir telefon daha alınca, iyice heyecana kapıldım. Solistleriyle sesimizin tutup tutmayacağını bilmiyordum, prova yok, hazırlık yok. Oğlum telefondan, Çeşme konserinde “Aşkım Bahardı” söylerken kaydedilmiş videodan solistlerinin sesini dinletti. Baktım sesimiz tutuyor. Devlet büyüklerinin karşısında da çok şarkı söyledim ama dünyaca ünlü bir grupla sahnede olacağımı hayal bile edemezdim.

Sahnede binlerce kişinin karşısında size büyük bir hayranlıkla yaklaştılar, hatta Thomas Lauderdale diz çöküp hayranlığını gösterdi. O anı biraz daha gözümüzde canlandırabilir misiniz?
Burada asla göremeyeceğim bir tavır ve hayranlık gösterdiler. Piyanistleri diz çöküp, günah çıkarır pozunda bana doğru eğilince kendimi ben de yerde buldum. Tüm dünyada ilgi gören bir grubun tevazusuna ben de hayran kaldım. Kuliste de grubun tamamıyla bir aile gibi sohbet ettik. Demek gerçek yıldızlar büyüdükçe, parladıkça böyle tevazu içinde oluyorlar.

Peki, yüzlerce Yeşilçam filminde neredeyse filmlerden bile büyük sükse yapan o meşhur şarkılardaki seslerine can verdiğiniz Türkan Şoray’dan ya da Hülya Koçyiğit’ten böyle yakınlıklar gördünüz mü?
Türkan Şoray ile el bile sıkışmışlığımız yoktur. Sadece bir kez "Ayşen" filminin kutlaması sırasında, Acar Film Stüdyosu’nun tüm ekibiyle beraberken karşılıklı kadeh kaldırdık hepsi bu. Oysaki çok daha az filmde sesi olmama rağmen Filiz Akın, bana çok yakınlık göstermiştir. Hatta koleksiyon albümüm çıktığında tedavi görüyordu ve Amerika’dan arayıp rahatsız olduğu halde nezaket gösterip tebrik etti. Ama açıkçası bana en çok yakınlık gösteren Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit’tir.

Neredeyse 40 yıl geride durup, geçtiğimiz senelerde ilk kez bir koleksiyon albümüyle gizlediğiniz ışığınızı paylaştınız. İçinizde bu kadar zaman kalıcı bir albüm yapmamış olmakla ilgili bir burukluk yok mu?
Olmaz olur mu? Aslında yıllar boyunca sessiz kaldığım halde böyle projelerle, albümlerle ortaya çıkmanın ve kıymet görmenin beni ne kadar da mutlu ettiğini fark ettim. Nostaljinin annesi benim, şimdi 6’ncı torun yolda, son perdede güzel sürprizler yaşıyorum. Fakat sinema emekçilerine büyük vefasızlıklar olduğuna hep şahit oldum. Kim bilir kaç cenazede içim burkuldu. Yine de böyle fırsatlarla oyun bitmeden son perdeyi yaşıyorum gibi geliyor. Pink Martini de bana böyle güzel bir duygu yaşattı.

Peki, o albümün yeni yayınlandığı dönemde sahnelere çıktınız mı?
Çıkmaz mıyım? Bir ev parası giyindim o dönemde, çok özendim. Şöhretli bir ablanın kız kardeşi olarak Gönül Yazar’ı en iyi şekilde temsil etmek istedim. Sibel Can’la birlikte sahneye çıktım. Ali Kocatepe’nin bir BKM organizasyonu vardı ve Ömür Göksel’in de olduğu bir grup sanatçıyla birlikte sahneye çıktım. Emre Altuğ kulise gelip, “Kadın ben sana ve sesine aşığım” demişti, çok mutlu olmuştum. O dönemde bol bol televizyon programlarına katıldım. 47. Altın Portakal gecesinde Devlet Senfoni Orkestrası ile birlikte “Buruk Acı”yla açılış yaptık ve bize ayrıca Serkan Çağrı ve Rumeli Band eşlik ediyordu.

Popun en başarılı erkek seslerinden biri olarak Emre Altuğ size ne güzel iltifatlar etmiş, peki siz son dönem sesleri içinde en çok kimleri seviyorsunuz; genç yıldızlar içinde size en çok duygu veren sesler hangileri?
Tarkan başı çekiyor. Emre Altuğ, Mustafa Ceceli, Murat Boz hep güzel sesler. Sıla’yı özellikle çok beğeniyorum, bana gençliğimi hatırlatıyor. Tane tane ve duyguyu vererek okuyor. Sibel Can ve Ebru Gündeş yıllardır çok güzel okuyorlar.

Sizin o güzel sesinizle en çok sükse yapan şarkınız 1970 senesinde, “Sevemedim Karagözlüm” olmuş ama o yüzlerce film içinde bir film sahnesi olarak sizi en çok hangi şarkı ve film hislendirmişti?
“Sevemedim Karagözlüm”, aynı zamanda bir jön olarak Kadir İnanır’ı da meşhur eden filmin şarkısı ve benim için de yeri çok özeldir. Ama bir film sahnesi olarak beni en çok “Sürtük” filmindeki bir sahne hep çok etkilemişti. Filmde assolist piyanistine âşık, gazinonun patronu Ekrem Bora da assoliste… Hülya Koçyiğit'in piyaniste hakikaten yanarak “İçin İçin Yanıyor”u söylediği sahne çok etkileyici.

Uzun yıllar Yeşilçam’ın gizli bir kahramanı gibi oldunuz ancak ilk olarak 2004 yılında Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde aldığınız ödülle sizi görmeye başladık. O geceden en çok neler hatırlıyorsunuz?
O gece “Bilge Olgaç Başarı Ödülü” verilmeden önce ekranda daha önceden hazırlanan bazı kayıtlar vardı ve Türkan Şoray’ın da benim hakkımda söylediklerini kaydetmişlerdi. Bu sözleri ekranda bile olsa duymak beni çok mutlu etmişti. Beni en az kadın filmleri festivallerinde aldığım ödül kadar, Lions’lardan aldığım “Fahrettin Kerim Gökay” ödülü de çok mutlu etmişti. Bana rozeti Hülya Koçyiğit takmıştı ve benim için çok güzel bir andı. Bana hep yakınlık göstermiştir.

1962- 1978 yılları arasında yüzlerce film ve birbirinden güzel şarkılardan bahsediyoruz; peki neden sahnelerden ve plaklardan bu kadar uzak kaldınız?
Aslında daha 16 yaşımda Tepebaşı’nda sahne alıyordum. Hatta yaşım tutmadığı için emniyette polislere yalvarıyorduk. Henüz 17 yaşındayken evlendim. Hem rahmetli eşim çok kıskançtı hem de ardı ardına çocuklarım Benek, Bengü, Barkın dünyaya gelince onları sahne yüzünden ihmal etmek istemedim.

Vakti zamanında ünlü besteci Sadun Aksüt sizin için çok “kibar şarkı okuyor” demiş, şimdi de hayranlık uyandıran bir zarafetiniz var. Hatta “Civciv Çıkacak” şarkısını kaydettikten sonra filmin erotik bir film olduğunu öğrendiğinizde çok utanmışsınız. Bizimle hikâyesini paylaşır mısınız?
Seks filmleri furyasının başlangıç filminin şarkısıdır ve benim için son olmuştur. Erman Film Stüdyosu’nda şarkı bana zaten daha başından bir tuhaf gelmişti. “Ben bu şarkıyı okumam” demiştim. Müzisyenler de “ekmek paramız, okuyalım bitsin” diyorlardı. Şarkının kayıtlarına girdik, bir baktım ki “Civciv Çıkacak” kısımlarında filmin başrolü havuz başında soyunuyor. O şarkıyı nasıl bitirdim, kendimi nasıl sokağa attım bilmiyorum. Beyoğlu sokaklarında utancımdan kan ter içinde kalmıştım. Yeşilçam’daki öyküm “Sinekli Bakkal” ile başlamıştı, bu filmden sonra da bitti. Zaten rahmetli eşim de kıskanç, bir de bambaşka türde filmler başlayınca elimi eteğimi çektim.

Sizin yeteneğiniz sadece o şarkıları okumakla da kalmıyor, zannedildiğinin aksine aktrisler sizin okuduğunuza dudak oynatmamış aksine siz onlara sesinizi uydurmaya senkron tutturmaya çalışarak kayıt yapmışsınız. Çok zor iş değil mi?
Montaj odalarında kesip, usul tutup saatlerce uğraşırdım. Şarkı ağza uysun diye yüzlerce prova yapardık. Stüdyoda her şarkıya en az 30 prova alıyorduk. Barkın’a hamileyken, 10 şarkılık “Sürtük” filminin kayıtlarında nasıl yorulduğumuzu hiç unutmam. Öğle molası vermeden çalışırdık, helva ekmekle karnımızı doyurup, yeniden kayda girerdik. Hele hele rahmetli Atıf Yılmaz çok titizdi, senkron tam tutsun diye canımız çıkardı.

Son olarak yeniden Pink Martini’nin tüm Avrupa konserlerinde de seslendirdiği “Aşkım Bahardı”  şarkısına dönecek olursak, sizce neden özellikle o şarkıyı seçmiş olabilirler?
Çello, viyolonsel, kontrbaslar ve saksafon. Bana sahnede Pink Martini, Metin Bükey’in orkestralarını hatırlattı. “Aşkım Bahardı”nın orijinal kayıtlarında da Pink Martini gibi büyük bir orkestraydık. O dönemin çok sesli Yeşilçam şarkıları, böyle büyük orkestralara çok uygun. Thomas’la sizin yanınızda da sohbet ettik, melodisini de çok sevmişler. Rahmetli Yıldırım Gürses’in ailesi bu şarkıyı benim koleksiyon albümümde kullanmam için de hiç tereddütsüz izin vermişti. Ben de sahnede yeniden söylerken çok güzel bir anı yaşadım.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive