Yükselen Değer: Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü-II

Zeytin ve zeytinyağı üretimi, ülkemizin en önemli geçim kaynakları arasında yer alıyor. Dünyada en fazla zeytin üretimi yapan ülkelerden biri olmamıza rağmen, özellikle zeytinyağı tüketimi buna paralel oranlarda gerçekleşmiyor. Yine de Türk ekonomisinin yükselen değeri olarak görülen sektörün 3 yıl içinde 3 kat büyüyerek 4 milyar dolara ulaşması bekleniyor

Özlem Elgün Ekol Zeytin Genel Müdür Yardımcısı Bilgin AktaşGenel merkezimiz Ankarada, fabrikamız ise Bursa Gemlikte. Yeni fabrikamıza Eylül 2009 itibarıyla taşındık. Fabrikamızın bulunduğu alan, ek binaların tamamlanmasıyla 5 bin 100 metrekareye ulaşacak. Üretim kapasitemiz ise makine yatırımlarımızla aylık 750 tona çıkacak. Tarımsal bir ürün olan zeytini 12 ay boyunca aynı kalitede müşteriye sunmak oldukça zahmetli ve maliyetli. Ekol olarak havuzlarımızda her kalibreden ürün bulunuyor. Ancak iklim koşulları ve rekolte her yıl değişiyor, bu da her yıl için havuzlarda farklı stratejide ürün olmasını gerektiriyor. Gemlik bölgesindeki köylerin müstahsillerinden aldığımız zeytinler, firmamızın kalite standartlarına uygunluğuna bakılarak alınıyor ve özenle seçiliyor. Bu konuda oldukça iddialıyız çünkü bizim ürünlerimizde yumuşak ve kızıl oranı oldukça düşüktür. Yıl boyunca da bu kaliteyi koruruz. Zeytin pazarında geldiğimiz noktadan memnunuz. Ancak önümüzde birçok fırsat olduğunu düşünüyoruz. Ürünlerimize özellikle dış piyasada oldukça talep var. İç pazarda ulusal zincir marketler ve Türkiye genelinde 32 bayimizle hizmet veriyoruz. Ayrıca fason üretimlerimiz bulunuyor. Yaklaşık 10 yıldır lojistik merkezimiz Ankarada. Bu bize hızlı ve etkin bir dağıtım sağlıyor. Ankaradaki depomuz yaklaşık 3 bin 800 metrekare. 2009 yılı şirketimiz için büyüme yılı oldu. Ekonomik krizden sonra küçük ölçekli firmaların pazarda rekabet şansı kalmadı. Bizim hem üretim giderlerimiz hem de pazarlama giderlerimiz oldukça yüksek. Bu da ürün fiyatlarına yansıyor. Kaliteli bir ürün, ucuz olamaz. Ucuz olması için kaliteden ödün vermek gerekir. Ağırlıklı olarak siyah gemlik zeytin olmak üzere siyah ve yeşil zeytin üretimi yapıyoruz. Sele ve salamuranın yanında değişik ambalaj çeşitlerimiz mevcut. Ambalaj kalitesi ve görünüme önem veriyoruz. Dış pazar ile iç pazar arasında talep farkları bulunuyor. İç pazarda büyük, dış pazarda ise küçük ambalajlar talep ediliyor. Gemlik zeytininin lezzet ve kalitesi diğer ülke zeytinlerinden çok farklı ve pahalı olması sebebiyle ilk girdiğimiz pazarlarda zorlanıyoruz. Ülkelerin yemek kültürlerine girmek zaman alıyor ancak ürünlerimizi tadan müşterilerimizden hep olumlu düşünceler ve siparişler alıyoruz. Özellikle az tuzlu gemlik zeytininde dış pazarda çok fırsat var. Tarımsal bir ürünün üretimindeki sıkıntılar saymakla bitmez. Çünkü elinizde olmayan sebepler oluşuyor. Bilinçsiz rekabet ve kısa vadede kâr etme isteği her sektörde olduğu gibi zeytin sektörünün de sıkıntısı. Elita Genel Müdürü Hüseyin Nuri ÇomuSunar Grup şirketlerinin kökeni 1970li yılların ilk yarısına dayanıyor. O dönemde Çukurovada yaygın olarak yetiştirilen pamuk ve pirinci işleyen çırçır ve çeltik tesisleriyle tarımsal sanayi alanına adım atıldı. 1980lere gelindiğinde Çukurova bölgesinde yoğun olarak ekilen buğday ve mısırı işleyecek yeterli tesis yoktu. Yüksek Ziraat Mühendisi Nuri Çomu tarafından, 1981 yılında Osmaniyede kurulan Sunar Özlem Un Fabrikası, 1986 yılında ise Sunar Mısır Entegre Tesisleri faaliyete geçti. Bu iki tesisteki üretim sonucu ortaya çıkan kepek, küspe gibi yan ürünleri değerlendirmek ve hayvancılıkla uğraşan bölgedeki çiftçinin yem ihtiyacını karşılamak üzere 1990lı yıllarda kurulan yem tesisinin eklenmesiyle un fabrikası Sunar Özlem Un ve Yem Sanayi adını aldı. Yine aynı şekilde Sunar Mısır Entegre tesislerinde işlenen mısırdan geriye kalan mısır özünü işlemek üzere 1990 yılında yağ üretim ünitesi devreye alındı ve Sunar markasıyla mısır yağı üretimine başlandı. Sunar Grup, 2006 yılına geldiğinde bünyesine NÇS ve Elita Yağ Gıda Sanayini kattı. NÇS, yurt dışı piyasaların ihtiyacı olan yüksek kaliteli meyvelerin üretim ve pazarlamasını yapıyor. Elita Yağ ise bitkisel yağ imal etmek için kuruldu. Doğrudan Çukurova çiftçisinden temin ettiği yağlı tohumları işleyen Elita Yağ; mısır, ayçiçeği, soya, kanola, fındık yağı ile zeytinyağı üretimi gerçekleştiriyor. Sunar ve Elita markasıyla hem yurt içinde hem de yurt dışında ürünlerinin dağıtım ve pazarlamasını yapıyor. Sahip olduğu entegre tesislerinde Çukurovada ve ülkemizde yetişen yağlı tohumları işleyerek bir yandan ülkemizin bitkisel yağ alanındaki dışa bağımlılığını azaltıyor, diğer yandan da sektördeki önemli ihracatçılardan biri olarak Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu pazarına bitkisel yağ ihraç ediyor. Yağ piyasası, büyük firmaların satın almalarla daha da büyüdüğü ve bazı büyük firmaların piyasadan çekildiği rekabeti yüksek, dinamik bir pazar. Yağ piyasasını genel olarak üçe ayırmak mümkün: Büyük, orta ve küçük oyuncular Krizle birlikte küçük firmaların piyasadan çekilmesiyle orta ölçekteki firmalar kendilerini güçlendirme çabası içine girdi. Başarılı olanlar büyüklerle yarışabilir hale gelmeye başladı. Sektörümüzün en temel sorunu, yurt içerisinde yetiştirilen yağlı tohumların bitkisel yağ sanayinin hammadde ihtiyacını karşılamaktan uzak olması. Sektör, gerek ham yağ gerekse de yağlı tohum alımları için her yıl 1 milyar doların üzerinde bir kaynağı yurt dışına aktarıyor. Yağlı tohum üretiminde son yıllarda ön plana çıkan Çukurova bölgesinde ayçiçeğinin ikinci ürün olarak üretiminin teşvik edilmesi, bu açığın giderilmesine imkân tanıyabilir. Gerek devlet kurum ve kuruluşları gerek sivil toplum örgütleri gerekse de sektörün üyeleri bu bilinçle hareket ederlerse, Çukurova bölgesi Trakyadan sonra Türkiyenin ikinci yağlı tohum ambarı olabilecek kapasiteye sahip. Sunar Grup olarak bu konuda yapılacak girişimleri bugüne kadar destekledik, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Helvacızade A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Büyükhelvacıgil Helvacızade A.Ş, faaliyete 1920li yıllarda gıda ticareti ile başladı. 102 bin metrekare açık, 42 bin metrekare kapalı alan üzerine kurulan Zade Yağ Rafinasyon tesislerinde, 1991 yılından beri bitkisel yağ üretimi yapılıyor. Ayçiçeği yağı üretim ve satışı ile başlayan Zade; zeytinyağı, fındık, mısır, pamuk, kanola, soya, fıstık yağları ve karma prina yağı üretimi ile devam ediyor. Zade Naturel ürünleri ise üzüm ve nar çekirdeği, keten tohumu, kabak çekirdeği, haşhaş, susam, çörekotu, aspir, kanola ve ceviz yağları gibi 21 farklı çeşit yağdan oluşuyor. Üretim süreci, aynı kaliteyi sürekli olarak üretebilecek, insan hatasından bağımsız, PLC Otomasyon sistemlerinin kontrolünde. El değmeden, sürekli sistemlerde yapılan rafinasyon işlemi ve ürünün yine el değmeden ambalajlanarak tüketiciye ulaştırılmasıyla insan sağlığı güven altına alınarak üretim HACCP, BRC ve Mavi Bayrak kapsamında yapılıyor. Dünya yağ sektöründe bir ilki başararak ISO 22000 Gıda Güvenliği Sistemini almaya hak kazanan Zade aynı zamanda Türkiyede de tüm sektörlerde bu unvanı almaya hak kazanan ilk şirket... Yağın kalitesi ISO 17025 akredite belgeli laboratuarlarda izleniyor ve kontrol altına alınıyor. Zade aynı zamanda Türkiyede gıda sektöründe ilk defa ISO 9002 kalite sistem belgesini alan bitkisel yağ rafinasyon tesisi... TÜBİTAK ile yapılan Trans İzomer Kontrolü isimli araştırma sonucunda da yağın kararlılığında etkili bir gösterge olan trans yağ asidi oluşumunun en aza indirilmesi sağlandı. Zade markası Kazakistan, AB ülkeleri, Suudi Arabistan, Amerika, Gana ve Avustralya gibi dünyanın birçok ülkesinde bulunuyor. Yağ sektörü ülkemizdeki en hareketli sektörlerden biri. Fiyatların sürekli değiştiği ve her sene rekolte farklarının yaşandığı bir tarım alanı olmasından dolayı geleceğe bakarak ticareti geliştirmek bir hayli güç. Bitkisel tohum yağlarında bu sıkıntılar çok daha öne çıksa da; son yıllarda zeytin ve zeytinyağına verilen destekler sayesinde zeytinyağı sektörü güzel gelişimler elde ederek ileriye biraz daha umutlu bakmamızı sağlıyor. Geçtiğimiz birkaç yıldan bu yana zeytin ağacı sayısında olumlu yönde bir artış başladı. Bu artışın devam ederek rekolte artışına sebep olmasını bekliyoruz. Sağlıklı yaşam bilincinin son yıllarda artması ile birlikte zeytinyağı tüketimi de artış gösteriyor ve dünyanın en zengin 8 ülkesinde de bu artış hissediliyor. Türkiye olarak üretimimizin önümüzdeki yıllarda artacağını göz önüne alarak birtakım önlemler üzerinde düşünmeliyiz. Dünyaya yaptığımız ihracat, markalıdan ziyade dökme ürünler. Devletin diğer dünya ülkelerini inceleyerek markalı ürün satışına gereken desteği vermesi gerekiyor. Birçok dünya ülkesinde olduğu gibi ülkemiz de zeytinyağı kotasından istifade etmeli. Bununla birlikte dâhilde işleme rejimi kapsamına alınması takdirinde yapılacak ihracatlarda vergilerden muaf tutulmamız söz konusu. Ülkemizdeki kooperatifçilik işleyişinin gözden geçirilerek, özel sektörün üretimde önünün açılması gerekiyor. Tüm bunlara ek olarak en büyük sıkıntılarımızdan biri olan tağşişin önüne geçilmeli ve yapılacak kontrollerle haksız rekabet önlenerek merdiven altı üretimler durdurulmalı. Olağanüstü faydaları olan zeytinyağının ülkemiz topraklarında yetişiyor olması bizim için büyük bir şans. Bizim bu şansı iyi değerlendiriyor olup, böylesine güzel bir ürüne sahip çıkarak hem ülkemizi kalkındırmalı hem de insanlarımızın sağlıklı yaşam biçimini benimsemelerini sağlayarak sonraki nesillere güzel bir gelecek bırakmalıyız. Montolivya Gıda Genel Müdürü Metin Ölken Montolivyanın ana işi ihracat olduğu için son 2-3 yıldır sürekli gerileyen ihracattan bizler de payımıza düşen sıkıntıyı çekiyoruz. Yurt dışına sürekli, istikrarlı ve de sürdürülebilir rekabetçi fiyatlarla mal veremediğimiz sürece ne yazık ki marka olma şansımız yok. Fiyat uygun olunca mal satabilen bir ülke imajı ise katma değeri yüksek ürün satmak isteyen bizlere zarar veriyor. Sürdürülebilir ihracat için mutlaka rekabetçi ve istikrarlı hammadde temini gerekiyor. Bu ise son 2-3 yıldır istenilen düzeyde olmadığından, kan kaybı devam ediyor. Bunun önüne geçebilecek yegane çare, ihraç etme şartı ile dahilde işleme rejimi kapsamında yurt dışından mal tedarik izninin verilmesi. Ancak bu da yasak olması sebebiyle günümüz şartlarında mümkün değil... Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Cahit Çetin Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, Egeli 28 bin zeytinyağı üreticisinin örgütlü olduğu tarım satış kooperatifleri birliğidir. Çanakkaleden Muğlaya kadar Egenin 6 ilinde 33 kooperatifi bulunan birlik, sektör lideridir. 16 Haziran 2000de yürürlüğe giren 4572 sayılı Özerkleşme Yasası ile atağa kalkan birlik, yeniden yapılanmanın yanı sıra marka konumlanması ve tarım satış birliklerinin en önemli eksiği olan satış konusuna ağırlık verdi. 2001 yılında birliğe bağlı satış ve pazarlama şirketi Tariş Zeytin A.Ş. kuruldu. Şirket Tariş zeytinyağı markasını iç ve dış pazarlara taşıdı. 2000 yılı öncesi Tariş zeytinyağının pazar payı iç piyasada yüzde 11 ve sıralamadaki yeri 5incilik olurken, kısa sürede yapılan marka yatırımı ve uygulanan satış pazarlama stratejileriyle yüzde 25 pazar payı ile lider oldu. Türkiyenin ilk zeytinyağı web sitesi ve sanal mağazası olan www.ta-ze.com.tr ile yurt içi ve yurt dışı açılımları yapılarak, zeytinyağı satışlarının yanı sıra zeytinyağı kültürüne de sahip çıkıldı. Üretim-tüketim dengesinde arz yönlü açığın varlığı ve bunun önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceği düşünülüyor. Yılda ortalama 20 bin ton ürün arzı gerçekleştiriyoruz. Bunun yüzde 40ı iç piyasa ve yüzde 60ı ihracat olmak üzere dağılım gösteriyor. 41 ülkeye Tariş markasıyla ihracat gerçekleştiriyoruz. Bunun yanı sıra süpermarket ve distribütör markasıyla da yaklaşık 200 çeşit ürün ve ambalajlarda ihracat yapıyoruz. Her ülkenin kendi dilinde etiketleme ayrıca kültürlerine ve tüketim alışkanlıklarına uygun ambalajlama yapıyoruz. Yurt dışı pazarlara girmeden önce ciddi bir pazar araştırması yapıyor, ürün seçimini de buna göre belirliyoruz. İhracatın yanı sıra Tariş ürünleri dünyanın birçok ülkesinde prestijli noktalarda satılıyor. Kaufhof/Almanya, Hyatt Regency Dubai ve Suudi Arabistan, Tesco ve Walmart süpermarket zincirleri/Çin bunlara örnek gösterilebilir. Bunun yanı sıra Ege, Antalya ve İstanbul Serbest Bölgeleri de markalı ihracat yaptığımız bölgeler. Ayrıca dökme olarak İspanya, İtalya ve Rusyaya da ihracat gerçekleştiriyoruz. Bir ilke imza atarak açtığımız İzmir Konak Pier, İstanbul Suadiye ve İstinye Park, ABD Chicago, Kanada Toronto ve Almanya Dusseldorftaki Ta-Ze butik mağazalarımız da hem yurt içi hem de yurt dışında Türk zeytinyağı sektörünün gelişimine katkı sağlıyor. Bugün zeytinyağında özel ve standart ürünler, üretim şekli ve farklı ambalajlarla ürün çeşitliliğimiz 122. Zeytinde ise varyete, üretim şekli, ambalaj ve kalibrelerine göre 50 farklı ürün çeşidi var. Bunun yanı sıra zeytinyağlı kişisel bakım ürünleri ve sabunlar da ürünlerimiz arasında. Zeytinyağı tüm dünyada yükselen bir trend izliyor. Türk zeytinyağının dünya pazarlarında daha önemli paylara sahip olabilmesi için rakip ülke üreticilerinin sahip olduğu desteklere kavuşturulmalı. Zeytinyağına dünyada talep her yıl en az 100 bin ton artıyor. Türkiye gelişen dünya pazarlarından bugünkünden fazla pay almalı. Bunun yanı sıra kişi başına tüketimin artması konusunda tanıtım başta olmak üzere destekleyici çalışmalar yapılmalı, promosyon çalışmaları yürütülmeli. Bu arada yükselen, gelişen sektörlerin bazı risklere açık olduğu unutulmamalı ve dünya ticaretine hâkim lobilerin, uluslararası sermayenin Türkiyedeki politikaları kendilerine göre yönlendirmek istemelerine karşı tedbir alınmalı. Ulusal politikalarımızı kendimiz belirleyip, namusumuz gibi korumalıyız. Öte yandan sektörün bir başka riski de haksız rekabet ve denetimsizlik... Yarın: Adese Alışveriş Merkezleri Satın Alma Müdürü Adil Uzun, Akyurt Satın Alma Uzmanı Mustafa Alkan, Barem Satın Alma Müdürü İsmail Yılmaz, Burda Genel Müdür Yardımcısı Hamit Akçay, CarrefourSA, Makromarket Satın Alma Kategori Müdürü Şükrü Keskin ve Paketli Zeytin ve Zeytinyağı Satın Alma Uzmanı Hakan Taşer, Onur Group Self Servis Satın Alma Yöneticisi Fidan Kılıç, Tesco Kipa Kuru Gıda Satın Alma Kategori Müdürü Önder Kılıç'ın görüşleriyle devam edeceğizBu haber Market dergisinden alınmıştır