Kiler. Yeni Lojistik Merkeziyle Geleceğe Hazır

Yaptıklarının yarattığı etki ve hakkında konuşulanlarla Kiler, son yıllarda perakende sektörü için tartışmasız en önemli markalardan biri... Kilerin Genel Müdür koltuğunda ise profesyonel yöneticilik aşamasında kendisi de marka olmuş bir isim olan Nihat Özdemir oturuyor. Yeni ofisinde bir araya geldiğimiz Özdemir ile gündemdeki krizi de kapsayan pek çok konuda konuştuk...

Eklenme Tarihi : 17 Kasım 2008 Pazartesi
kiler-yeni-lojistik-merkeziyle-gelecege-hazir
Emre DurduSohbetimize yeni lojistik merkezinden başlayalım isterseniz. Bu kadar büyük bir yatırıma neden gerek duyuldu?Bildiğiniz gibi perakendeyle lojistik iç içedir; lojistik perakendenin olmazsa olmazıdır. İyi perakendeciler, iyi lojistikçilerden doğar. Mağazanızda ürün yoksa işiniz de yok demektir. Daha önceki, lojistik merkezimiz 8 bin metrekarelik bir alandı ama Kilerin büyüme hızına cevap verebilen, çok sayıda mağazaya hizmet verebilecek kapasiteye sahip değildi. Bu yüzden, şu anda seninle konuştuğum bu mekanın temellerini 2005 yılında attık. 50 dönüm alan üzerine kurulu, 100 bin metrekarelik kapalı alana sahip bu lojistik üssünü, 2,5 senelik inşaat sürecinin ardından bitirdik.Peki amaç sadece İstanbuldaki operasyonu yürütebilmek miydi? Ne kadar bir bölgeye hizmet verecek?İstanbuldaki 400 mağazamız için bize lojistik destek sağlayacak. Ayrıca yönetim birimlerimizi ve idari ofislerimizi de buraya taşıdık. Bunların dışında entegre tesislerimiz de burada Et, yufka, mantı, meze çeşitlerini burada üretip veya işleyip mağazalarımıza bu merkezden yolluyoruz. Operasyon büyüdükçe detaylar önem kazanıyor ve bu merkez, benim gördüğüm kadarıyla detayları mükemmelleştirmek için kurulmuş. Peki açıldığından bugüne elle tutulur, pozitif etkisini ne kadar gördünüz?Bu lojistik üssünü açtıktan sonra, mağazalarımıza firmadan direk giden ve depomuzdan giden lojistik aktarma sürecindeki oranlar ciddi biçimde değişti. Eskiden yüzde 35-40 arası olan depo karşılaması şimdi yüzde 60- 65 civarlarında. Lojistik merkezi bir fiziki büyümeden ötesini gösteriyor. Adrese dayalı bir sistem oturtturduk; tamamen entegre bir sistem üzerinden gelen siparişler, anında adrese yönlendiriliyor. Ürünler adreslerinden toplanıp mağazalara sevk ediliyor. Bunlar günlük sevkiyata dönebilmede bizi çok rahatlattı. Depoda var olan bir ürün, mağazada tarafından sistem üzerinden isteniyorsa bunun temin edilmesi oranı şu an yüzde 100 diyebilirim. Bu sisteme geçmeden önce depoda olan bir ürünün mağazaya gönderilmesi de bir problem yaratabiliyordu. Depoya mal indirirken ve kamyonlara mal yüklerken fireler yaşayabiliyorduk. Yeni depolarımızda, ürüne hasar vermeyen rulo sistemine geçtik. Kamyonlarımıza lifler taktık. Böylece mağazalara ürün indirirken oluşan fire oranımız çok düştü. Hepsinden önemlisi zaman... Bizim için artık zaman çok değerli hale geldi. Bu merkezde kullandığımız teknoloji, rutin operasyonlarımızla ilgili bize çok önemli bir zaman avantajı sağladı.Kiler, şu anda mağaza açacak verimli yer bulabiliyor mu?İstanbulda ve büyük kentlerde artık pek fazla yer kalmadı, bu çok açık... Anadoluda hâlâ şehrin tümüne hitap edebilecek mağazalar açıyoruz ama özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük illerde, şehrin tamamını kapsayacak mağazalar kurabileceğimiz bir alan artık yok. Zaten yapı da değişti, çok fazla market var ve hiçbir mağaza rekabette artık yalnız kalmıyor. Mutlaka yanında, yakınında ya açılmış ya da hemen sizin ardınızdan açılacak birkaç market var. Bu dönemde müthiş verim alınacak bir yatırımı özellikle büyük kentlerde beklemek hayal oldu. Tabi ki bu herkes için geçerli bir durum, sadece bizim için değil...Kiler hem ulusal hem yerel bir markaPeki ne yapıyorsunuz, bu durum yatırım stratejilerinizi ne yönde etkiliyor?Bin metrekarenin altında mağaza açmak istemiyoruz ama lokasyonuna güvendiğimiz bir yer varsa bu rakam 800 ya da 900 metrekareye kadar düşebiliyor. Bir gıda perakendecisi için bin ile 2 bin 500 metrekare arası ideal büyüklüklerdir. Hipermarket tarafına bakarsak 10 bin metrekareye de çıkarsınız. Ama günümüz koşullarında 10 bin metrekareyi kaldırabilecek bir lokasyon bulmak gerçekten çok zor. Fiyatlar arasında tüketicileri mahallesinden başka bir yere götürecek kadar ciddi uçurumlar yok artık. Onun için, müşteriye ne kadar yakın olursanız, avantaj o kadar fazla olur diye düşünüyorum. Dolayısıyla artık metrekareyle ilgili çok net bir standart belirlemiyoruz. Tabi ki bizim yapımız gereği 300 400 metrekareye inmemiz mümkün değil ancak iyi lokasyonda uygun yer bulduğumuz takdirde 800 metrekareden 10 bin metrekareye kadar geniş bir marjda yatırım yapabiliriz. Bu konuda bir kısıtlamamız yok.Sizce tüketicilerin gözündeki Kiler algısı nasıl?Biz her semtin süpermarketiyiz... Ulusalız, her yerde varız ama aynı zamanda o semtin kendi marketiyiz. Bu çok önemli, bakın bunun altını özellikle çiziyorum. Büyürken müşterileriyle bu kadar samimi kalabilmiş marka sayısı çok azdır, Kiler bunu başarmış bir marka...Bazı perakende markaları ucuzluğuyla, bazıları da özellikle kalite algısına vurgu yapmak için daha pahalı ama daha iyi hizmet sunmasıyla öne çıkar. Bu bağlamda Kilerin belli bir fiyat politikası var mı?Biz ne pahalıyız, ne de çok ucuzuz. Biz raflarımızda yer almayı ve müşterilerimize sunulmayı hak eden ürünlere, doğru fiyatlar uygulayan bir markayız. Gıda ağırlıklıyız ve non-food alanında temel ihtiyaçlar dışına çıkmıyoruz. İnsanların günlük olarak tükettiği, taze olarak bulmak istediği peynir, zeytin, ekmek, süt, meyve ve sebze gibi ürünleriyle tercih edilen, diğer ürünlerde de piyasanın üzerinde fiyatlar taşımayan, tüketiciyi başka yerlere yönlendirmeyecek bir çizgideyiz. Bu belirttiğim noktalarda, aranılan, bölgenin tercih edilen marketi olmak istiyoruz. Tübitak ile işbirliği yapan tek perakendeciGıda güvenliği ile ilgili önemli adımlar attınız, özellikle de son birkaç yıl içinde... Nedir şu anda durum, Tübitak ile çalışmalarınız devam ediyor mu?Kilerin gıda güvenliğiyle ilgili geldiği noktayı bu merkezi ve tesislerimizi gezen biri olarak sen de gördün. Bunu özellikle söylüyorum çünkü Kiler, hakikaten bu çalışmalarıyla Türkiye perakendesi adına gurur verici bir noktaya geldi. Biliyorsun ki biz yüzde yüz yerli sermayeli olan Türkiyedeki en büyük perakendeciyiz. Bu bağlamda bir misyon da taşıyoruz ve bunun bilincindeyiz.Kiler şu anda Türkiyenin OSSAS 22000 ve TSE 2001 belgelerine sahip perakendecilerinden biri. Bu belgeler ortalama altı aylık denetleme süreçleri sonunda veriliyor; gururla söylüyorum ki Türk Standartları Enstitüsü bu denetleme sürecini bizim için altı aydan bir yıla uzattı; Kileri ikinci altı ayda tekrar denetlemeye gerek görmedi. Bu ISO konusunda müthiş bir çalışma gerçekleştiren ekibimiz, kalite yönetimi temsilcilerimiz sayesinde oldu. Gerek hijyen, gerek sistem yönetimi konusunda üstün performans gösterdiler. Ayrıca Tübitak tarafından denetlenen Türkiye'deki tek perakende markasıyız. Bu süreçten kurumsal bir kitapçık doğdu. Artık mağaza içi düzenlemelerin nasıl şekilleneceğine kadar varan bütün bilgileri içeren kurumsal bir kitapçığımız var. Anlattıklarınız ışığında Kiler aile şirketlerinin kurumsallaşması noktasında yerel markalara örnek olabilirEvet ama vizyon çok önemli. Aile işe inanırsa bu size moral sağlar, motivasyonunuz artar. Perakendede kurumsallaşmayla ilgili operasyon zaten mesleğin şartlarından dolayı oldukça zor. Ayrıca aile önünüze taş koyarsa o zaman kurumsal ilkeleri oturtmak mümkün olmaz. Kilerde biz bu açıdan çok şanslıyız çünkü ailenin her attığımız adıma büyük desteği oldu. Bunun örnek olmasını ve diğer yerli perakendecilerin de profesyonellere şans ve destek vermesini umuyorum.Ulusal olmanın farkı oturduğun yerden görebilmekGünden güne büyüyen yerel bir zincirde yöneticilik ve ardından ulusal bir zincirde yöneticilik... Perakendenin tüm yönlerini gördüğünüz için özellikle sormak istiyorum, nedir aradaki fark?Ulusal olmak, bir şeyi görerek yönetmekten, görmeyerek yönetme sürecine geçiş demek aslında... Yani şubeleri tek tek dolaşabiliyor, mağaza müdürlerini tek tek tanıyabiliyor, tüm satın almalarınızı tek tek sürece dahil olarak takip edebiliyorken bir süre sonra artık her şeyi ekran üzerinden görüyorsunuz. Marka imajınız ve bilinirliğiniz artıyor, dolayısıyla her şeye daha çok dikkat etmeniz gerekiyor. Ancak her şeye dikkat etmeniz gerekirken eskiden uğraşmak zorunda olmadığınız masa başı görevleriniz, takip etmeniz gereken evraklar ve yorumlamanız gereken bilgiler açığa çıkıyor. Bu yüzden isteseniz de her şeyi takip edemiyorsunuz. Sizin için takip edebilecek ekibiniz, sizin o ekibi denetleyip yönlendirmenizi sağlayacak uygun bir sisteminiz olması gerekiyor. Operasyon bambaşka bir hale bürünüyor. Bu yüzden iki şey çok önemli. Birincisi altyapıyı gerçekten iyi oturtmuş olmanız gerekli, ikincisi güvenilir ve iyi çalışan bir ekip kurmanız gerekli. Bunlar olmadan ulusallığa geçiş mümkün olmaz. Çok merak edilen bir soru da Kilerin büyüme stratejileri içinde satın almaların devam edip etmeyeceği. Ne söyleyebilirsiniz bu konuda?Satın almalara açık olduğumuzu zaten şu güne kadar gösterdik. Canerler ile başlayan süreç Güler, Karıncalar ve son olarak Yimpaş ile devam etti. Tabi satın alma bir anda şube sayınızı artırıyor ancak sonraki yapılanma, mağazaların dönüşüm süreci, yeni çalışanlarımızın kurum kültürüne adapte edilmesi zaman alıyor. Yimpaş ile ilgili dönüşüm sürecini gerçekleştiriyoruz halen. Bunu tam olarak bitirmeden yeni bir adım atmak için erken olacak. Önümüzdeki günlerde tüm şartlar uygun olursa tekrar bir satın alma yapabiliriz, organik ya da inorganik büyüme ile ilgili kısıtlayıcı kurallarımız yok. Önemli olan doğru hamle olması.Zarar etme lüksümüz yokDoğruluk kriterleri nedir? Her satın alma size hemen kazandırmaya başlıyor mu? Gelecek için atılan adımlar şeklinde düşünüp zararı göze alarak yaptığınız satın almalar oluyor mu?Hayır, biz hem kazanmak, hem büyümek, hem yatırım yapmak hedefindeyiz. Üçünü bir arada yürütmeye çalışıyoruz. Böyle bir lüksümüz yok. Dolayısıyla kazandırmayacak bir yatırımı gerçekleştirmeyiz. Satın alma ile ilgili genel algı yanlışlığı var. Sanki satılan marka başarısızmış gibi algılanıyor. Burada bir genelleme yapmamak gerekiyor. Perakendecilik zor bir meslek, bazen ailenin bu işi yürütecek şevki kalmıyor ve çekilmek istiyor. Bu karara da saygı göstermek gerekli çünkü bu hakikaten çok zor bir meslek. Bu noktada mağazaların performansı başarılı olsa bile satmak isteyebiliyor. Yimpaş dışındaki tüm satın almalarımızda şartlar bu şekildeydi, dolayısıyla hep başarılı, iş yapar mağazalar devralmış olduk. Yimpaş ile ilgili konuları da zaten biliyorsunuz. Ancak markanın ismiyle ilgili algıya karşın bu mağazaların lokasyonları ve performansları da iyiydi. Yani Kiler bu satın almalarda adımlarını hep dikkatli attı, gerçekten doğru hamleler yaptı.Peki yabancı bir ortak düşünülüyor mu hâlâ? Bir ara böyle bir konu gündeme geldiği için soruyorum...Bununla ilgili ailenin yaptığı açıklamayı hatırlatmak dışında başka bir şey söylemem. O açıklama da şöyleydi; Büyüme hedefimizi gerçekleştirmek adına, Kiler ismini kesinlikle değiştirmeden ve hisse çoğunluğu ailede kalacak şekilde uluslar arası yatırımcılarla işbirliği yapabiliriz. Yani yabancı bir yatırım grubu ile anlaşılabilir ancak Kiler Ailesinin markayı ve operasyonu tamamen satma ile ilgili bir düşüncesi kesinlikle yok. Sadece hedeflere daha iyi koşmak adına operasyona uluslararası bir ortak dahil edilebilir. Şu günlerin klasik gündemi kriz oldu. Siz ne düşünüyorsunuz?Global krizin gıda ve hızlı tüketim perakendesini şu ana kadar ciddi boyutta etkilediğini düşünmüyorum. Doğal olarak tedarikçilerin hassasiyetleri arttı, eskiden iltimas gösterdikleri konulara artık daha katı bakıyorlar. Bu da daha küçük boyuttaki perakende zincirlerinin işini biraz zorlaştıracaktır. Ancak yine de çok sarsıcı sonuçları olacağını düşünmüyorum çünkü adı üstünde, gıda ve hızlı tüketim... İnsanımızın bunlardan vazgeçme gibi bir durumu yok. Tüketici bizden zaten havyar almıyordu ki alışverişi dursun; zeytin, peynir, deterjan gibi zorunlu ihtiyaçlarını alıyordu. Yereller fiyata odaklanmamalıSektörün geleceğine dair ne düşünüyorsunuz? Yerel ulusal dengesi nasıl gelişecek sizce?Yerel marketlerin, ulusallarla rekabet etmek adına kesinlikle fiyat rekabetine odaklanarak boğulmamaları lazım Rekabet sadece fiyat noktasında olursa, bir gün biri gelir en düşük fiyatı verir ve herkesi yok eder diye düşünüyorum. Bu yüzden fiyat rekabetinin dışına kalıp, özellikle şarküteri ve meyve sebzede kaliteli, güler yüzlü ve samimi çalışanıyla üst düzey hizmet veren, lokasyonu iyi mağazaları olan bir yapıda kalmaları gerekiyor. Bu temel kurallara sadık kalan yerel markalar, ulusallar ne kadar zorlarsa zorlasın varlıklarını koruyacaklardır. Şu anda doğalgaz ve elektrik artışları da krizden daha büyük sektörel problemler Kira rakamlarıyla, elektrik giderleri neredeyse eşitlendi. Kâr marjı giderek düşüyor. Çok büyük bir satın alma gücünüz yoksa, para kazanmanın tek yolu ürün ve hizmet kalitesine önem vermek, operasyonunuz içindeki gereksiz maliyetleri teknolojiyi iyi kullanarak ortadan kaldırmak, daha verimli çalışır hâle gelmek. Yerel zincirlerde son yıllarda örgütlenmelerinin de etkisiyle önemli bir bilinçlenme oldu. Bu söylediklerimin hemen hepsi farkında, gerçekten başarılı şekilde kendilerini şartlara uyduran, rekabete dayanıklı duruma gelen pek çok yerel zincir var artık. Bu beni mutlu ediyor.Perakende sektörünün kemikleşmiş sorunlarından birisi çalışan sirkülasyonu Bu sorun Kilerde nasıl yaşanıyor? Sorunu aşmak için neler yapıyorsunuz?Perakendenin tek başına aşacağı bir sorun değil bu. Evlilik ve askerlik yaşının genel ortalamadaki düşüklüğü, askerlik görevinin uzun olması vs. Yatırım yapılan birçok çalışan, ne yazık ki bu yatırımın karşılığı alınamadan sektörden ayrılıyor. Bu şartlar altında sirkülasyon kaçınılmaz ancak bunu minimuma, zarar vermeyen bir düzeye indirmek gerekiyor. Bunun için de perakendecinin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor. Kilerde göreve başladıktan sonra ilk el attığımız işlerden biri bu oldu. İyi bir omurga oluşturduk; başta bir eğitim müdürü, onun yardımcıları, bölge eğitim sorumluları, bölge eğitim sorumlularının altında da iç eğitim sorumluları yer alıyor. Mesleki, kurumsal ve oryantasyon eğitimleri veren 164 kişilik bir ekibimiz var. Bu ekip sadece profesyonel eğitimcilerden oluşmuyor, mağazalardaki tecrübeli çalışanlarımız da daha yeni arkadaşlarına eğitim verebiliyor. Tüm bölgeleri tek bir yere toplamaktansa, her bölgenin kendi eğitim merkezine sahip olmasını tercih ettik. Şu an Adana, Kayseri, Ankara, Edirne, İstanbul Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası Pendikde eğitim alanlarımız var. Dış kaynak kullanıyor musunuz, tamamen kendi bünyenizde mi bu eğitim faaliyetleri?Bunu sağlayabilecek gücümüz olduğu için tamamen kendi çatımız altına aldık. Her perakendeci için bu mümkün değil ancak yapılabiliyorsa bence doğrusu bu. Dışarıdan alınan eğitimler zaman zaman kurum kültürüyle uyuşmayabiliyor. Özellikle mağaza personeline verilen eğitimin, kurum kültürüyle uyuşması sonradan pürüzler yaşamamamız için çok önem taşıyor. Mağaza yöneticileri için zaman zaman istisna olabilir, ufuklarının açılması, farklı pencerelerden bakabilmeleri için dışarıdan eğitimciler getirilebilir. Ancak personel için kurum kültürünü özümsemiş eğitimciler daha doğru.Gıda perakendesinde ismini iş dünyası içinde yer edecek şekilde duyurmuş çok az profesyonel isim var. Bu isimlerden biri de siz olduğunuz için size soruyorum, neden böyle?Genelde aile şirketi ve aileler yönetiyor. Uluslar arası zincirler zaten kendi ülkelerinden yönetici getiriyor, bunlar da görev süresi dolunca ayrılıyor. Türk profesyonel sayısı az. Ancak tekrar söylemek istiyorum; Türk perakendeciliği epey mesafe aldı. Temiz, titiz, düzenli, kültüre önem veren ve işini iyi yapan diye düşününce aklıma gelen birçok yerli müteşebbis var. Bu kadar iyi kurumun olması, ülkedeki profesyoneller açısından çok iyi; eskiden bu meslekten emekli olunmaz anlayışı kırıldı. Örneğin bu yıl En Başarılı Profesyonel Ödülüne beni layık gördüler. Meslek kuruluşlarının oylarıyla bu ödülü almış olmak da ayrıca onur verici. Ödülü veren kurum da genelde hazır giyim ve gıda dışı perakendeden isimlere bu ödülü veriyor, bizim alanımızda öne çıkan isim olmadığı için doğal olarak... Bu yıl benim almam, tüm sektör profesyonellerine de bizden biri aldı, ben de alabilirim noktasında motive kaynağı oldu diye düşünüyorum. Gıda perakendesinden bu ödülleri alanlar çoğaldıkça, mesleği basamak değil, kariyerini sürdürebileceği uzun soluklu bir alan olarak gören profesyonellerin sayısı da artacaktır. Ne kadar zaman içinde değişecektir bu yapı sizce? Yani ailelerin yerini profesyonellerin alması...Daha birinci kuşaktayız. Bu insanlar bakkallıktan gelip, dişiyle tırnağıyla bu noktaya getirmişler. Tabi ki bırakamıyorlar, müdahale etmeden duramıyorlar. İkinci kuşak yani oğullar ve genç akrabalar yeni yeni yönetici pozisyonlarında görev almaya başladı. Onların profesyonellere bakışı daha geniş perspektifli, daha çok sorumluluk ve şans veriyorlar. Avrupa ve Amerikada 100 yıllık zincirler var, bunlarda artık 3üncü, 4üncü kuşak gelmiş. Dolayısıyla profesyoneller etkin. Biz de bu işin geçmişi yerli markalarda maksimum 30 yıl. Esasında bu açıdan profesyonellerin azlığını normal karşılamak gerek. Gelecekte sektörde yetiştiren yetenekli, kapasitesi çok yüksek arkadaşların, perakendeciliği çok ileriye taşıyacağını düşünüyorum. Nedir peki tavsiyeniz bu yöneticilere? Perakende insan sevgisiyle olur. İnsanı seveceksiniz, ona saygı duyacaksınız. Benim hep söylediğim bir şey; mağazamıza giren insan, her kim olursa olsun aynı muameleyi görmeli. İnsan sevgisinin yanında biraz da tutarlılık eklerseniz başarılı olursunuz. Eğer böyle bir özellikleri yoksa, yani insanlarla iletişim kurmaktan, dert dinlemekten, insanlarla iç içe olmaktan hoşlanmıyorlarsa yanlış meslek seçmiş demektir.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive