Onur Group'un Başarılı Genel Müdürü Cemal Özen

İstanbul perakendesinin kıyasıya rekabetinde 30 yıllık köklü bir isim Onur Group. Bakkallıkla adım attıkları sektörde bugün 7 mağazaya ulaşan firma, kurumsallaşma adına yaptığı yatırımlar ve altyapıya verdiği önemle örnek gösterilen yerel zincirler içinde yer alıyor. Onur Group Genel Müdürü Cemal Özenle, mağazalarındaki son gelişmeleri, gurubun perakendeye yönelik yeni projelerini ve İstanbul yerel perakendeciliğinin gündem maddelerini konuştuk

Eklenme Tarihi : 11 Kasım 2007 Pazar
onur-groupun-basarili-genel-muduru-cemal-ozen
Yereller birbirine destek olmalı Onur Group`un kuruluş hikayesini ve zincir mağazacılıkta bugünlere geliş öykünüzü sizden dinleyebilir miyiz? 1976 yılından bugüne yaklaşık 30 yıldır ticaretin içindeyiz. Şirketler grubu olarak bu süre zarfında birçok alanda faaliyet gösterdik. Perakende kanadında ise bakkallıktan zincir hipermarketlere uzanan bir çizgide ilerledik. Hipermarket bazında mağaza açma kararını ise Türkiye`de sektörün gösterdiği büyük gelişimden yola çıkarak bu alanda önemli bir gelecek olduğunu anladığımız için verdik. İlk mağazamızı 1996`da Levent`te açtık. Böylece büyük metrekareli perakende mağazacılığa adım atmış olduk. Daha sonra İstanbul`un Avrupa Yakası`nda Yeşilyurt, Çağlayan, Bahçelievler, İkitelli, Avcılar ve Sultançiftliği`ndeki mağazalarımızı açtık. Bugün 7 şubede toplam 4 bin 700 metrekareye ulaştık. Kurumsal gelişiminizle paralel olarak insan kaynaklarına ne gibi yatırımlarda bulunuyorsunuz? Çalışanlarınızı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Yönetim birimlerimizde görev alacak üst düzey personelimizi genelde kendi içimizde yetiştiriyoruz. Bunun yanında tabi profesyonel yöneticileri de bünyemize katıyoruz. Bu işlemleri sağlayan güçlü bir kurumsal yapımız var. Mağazalarımızda görev alacak reyon görevlisi ya da kasiyer gibi kadrolarımızı ise ağırlıklı yatırımın olduğu bölgeden istihdam ediyoruz. Çalışanlarına daha fazla yatırım yapmak isteyen perakendecilerin genel sorunu olan eleman sirkülasyonu, sizde nasıl yaşanıyor? Takım lideri ve daha üst düzeye gelmiş yönetim birimlerinde böyle bir sirkülasyon yok. Sonuçta iyi bir kurumsal yapı sağlarsanız bunun önüne geçiyorsunuz. Zaten perakendecilik sevilmeden yapılabilecek bir meslek değil. Bu meslekte yönetici pozisyonuna gelmiş kişiler, kendilerine gerekli imkanlar da sağlanıyorsa kurumlarına bağlı kalır. Eskisi gibi perakendeciliği bir basamak olarak görmek, artık gerilerde kalıyor. Perakendecilik her yerde geleceği en parlak mesleklerin başında gösteriliyor. Alt kadrolarda ise böyle bir problem her kuruluşta yaşanıyor. Örneğin kasiyerliğin yapısı gereği bir sirkülasyon var. Ancak sigortası tam yapılan, ücretlendirmede haksızlık yapılmayan ve çalışma saatleri makul tutulan personel için bu oran minimuma iner. Onur Group bünyesinde bu yapıya sahip olduğu için bizim alt kadrolarımızdaki sirkülasyon da minimum seviyede yaşanıyor. Çalışanlar bu durumda kurumlarını kendisinin gibi benimsiyor, işlerine daha sıkı sarılıyor. Mağaza açarken hangi yatırım şartlarını göz önünde bulunduruyorsunuz? Önemli olan tabiki mağazanın açılacağı yer. Bölgenin perakende mağazacılığı açısından yatırımı kaldırıp kaldıramayacağını araştırıyoruz. Bizim metrekare konseptimize uygun bir mekan olup olmadığına bakıyoruz. 2005i 10 mağazayla kapatmayı istiyoruz Yakın zamanda bir açılış olacak mı? 2005 yılını 10 mağazayla kapatmak istiyoruz. Bu yıl içinde yeni mağazalarımız açılacak. Ancak yeri ve zamanıyla ilgili şu an net bir bilgi vermek için erken. Gelecek dönemde İstanbul Anadolu Yakası`nda bir mağaza ya da İstanbul dışında bir yatırımla bölgesel yapılanmaya doğru bir geçiş düşünüyor musunuz? Öncelikli olarak İstanbul Anadolu Yakası için yoğun görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bu yatırımı çok ciddi düşünüyoruz ve gerçekleşme olasılığı büyük. İstanbul dışında ise Trakya Bölgesi`yle ilgili çalışmalarımız var. 2006 yılında bu yönde bir gelişme olabilir. Müşterilerle ilişkileriniz ne durumda? Müşteri sadakati sağlamak ve rakiplerinizden farklılaşmak adına ne gibi çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz? İlk başta söylemek istediğim en iyi malı en ucuza satıyoruz. Müşterilerin ürüne ödediği fiyat, kimse için fark göstermemeli. Bizim için bu çok önemli çünkü Onur Hipermarket en iyiyi, en ucuza sunarak bugünlere geldi. Müşterilerimizi daha yakından tanımak, onların beklentilerine daha iyi cevap verebilmek için düzenli kampanyalar gerçekleştiriyoruz. Böylece fiyat rekabetinde her zaman kendimizi üst seviyede tutarken müşterilerimizle ilgili en taze bilgilere ulaşabiliyoruz. Üretici ve tedarikçilerinizi hangi kriterlere göre seçiyorsunuz? Onlarla ilişkileriniz nasıl? Bize mal satan üretici firma, sistem, altyapı ve düzen olarak bizim altımızda olmamalı. Ürünleri bizim mağazamızda satılacağı için onlardan kaynaklanan bir problem, müşterilerimizle olan ilişkilerimizi etkiler. Tedarikçileri de iş ortağımız olarak görüyoruz. Onlarla karşılıklı paylaşım içinde, birbirimizi olumlu yönde geliştirerek çalışıyoruz. Avrupa Birliği`ne giriş sürecini perakende sektörü açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? En büyük etkisi teknoloji anlamında olacak. Avrupa Birliği`ne geçiş sürecinde tüm ticari işletmeler teknolojik altyapısını belli bir standartın üzerine taşımaya mecbur. Altyapısını doğru kurmayan, sistemi olmayan teknolojiyi verimli kullanmayan firmalar, yeni yapılanma içinde eleneceklerdir. Perakende sektöründe farklı olan ise, bu durumun etkisini bizim sektörümüzün çok uzun süreden bu yana yaşıyor olması. Rekabetin çok üst düzeyde olması, uluslararası yatırımların en çok gerçekleştiği sektörlerin başında gelmesi, perakendeyi teknoloji yatırımı anlamında çok hızlı disipline etti. Yerel perakendeciler bu rekabetin içinde devamlılıklarını sürdürebilmek adına teknolojik yapılanmalarına önem verdiler. Bugün genel bir bakışla sektörü değerlendirdiğinizde, yerel zincirlerin gerek mağaza içinde gerekse merkez ofislerinde tüm teknik detaylara büyük önem verdiğini görebilirsiniz. Zaten yerellerin başarılı olmasının ardında yatan gerçeklerin başında neyin doğru olduğunu çok çabuk kavramaları ve bunları kararlı ama hızlı bir biçimde, hemen hayata geçirebilmeleri vardır. AB sürecinde kurumsallaşmaya verilen önem arttıkça yereller bu özelliklerini kaybedebilir mi? Onları ayakta tutan hızlı karar alma yetenekleri, gelecek yıllarda da devam eder mi sizce? Yerel olmanın avantajı bu zaten. Yerel zincir pazarı tüm dünyada küçülürken Türkiye`de hâlâ büyüyor. Benzer pazarlara baktığınızda oralarda bir perakende geleneği oturmadan büyük kuruluşların hızlı operasyonlarla tüm sektöre hakim olduğunu ya da dış sermayenin pazarı paylaştığını görürsünüz. Ancak Türkiye yüzlerce yıldır ticaretin merkezi olmuş topraklarda kurulu ve bakkallıktan hipermarkete geçen süreçte kendi perakende değerlerini yaratmış bir ülke. Bugün yereller, hem yabancılar kadar altyapısı düzgün ve iyi çalışan sistemler oluşturuyor, hem de onlardan artı olarak daha hızlı karar alıyor, uyguluyor. Türkiye`deki tüketicilerin beklentilerini, isteklerini daha iyi tanıyor. Bu noktadan sonra yerellerin diğer ülkelerde olduğu gibi çok büyük şekilde pazar kaybedeceğini düşünmüyorum. Güç birliği yapmamız gerekiyor Yereller bir arada değerlendirildiğinde sizin de değindiğiniz gibi büyük bir pazara sahip. Tek tek bakıldığında da kendi içinde güzel işlere, ayrı ayrı bölgelerde önemli başarılara imza atan firmalar. Peki niye sektörel dergiler dışında ulusal medyada, ticaret odalarında, devlet birimlerinde hep daha az pazara sahip yabancı perakendeciler konuşuluyor, kararlar onlar merkez alınarak veriliyor? Biz birlikte hareket edemiyoruz. Bazen gücümüzün farkına varamıyoruz, varsak bile bunu etkili biçimde kullanamıyoruz. Tek başına bir yerel perakendeci Başbakan`a gidip derdini anlatabilir mi? Fakat bir güç şeklinde gitsek istediğimiz kapıyı açarız. Aynı şekilde ticaret odalarında yeterli etkinliğimizin bulunmaması da bundan. Direkt olarak bizim kaderimizi belirleyen kararları dahi seyirci olarak izliyoruz. Bu durumu değiştirmek için harakete geçmemiz gerekiyor. Hipermarket Yasa Tasarısı ile ilgili sizin düşünceleriniz nelerdir? Bu kararın tüketiciye danışarak alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü karardan etkilenecek ve mağdur olacak kesim kentli tüketiciler. Bu yatırımlar kanunlara uygun bir şekilde, devletin kontrolünde gerçekleştirilmiş. Şimdi biz kararı değiştirdik, siz kent dışına gidin gibi bir durum son derece yanlış olur. Zaten böyle bir yaklaşımın olabileceğine çok ihtimal vermiyorum. Tasarının ortaya atılma nedenlerinden biri olan küçük esnafı koruma mantığını da rekabet kurallarına uymadığı için gerçekçi bulmuyorum. Dürüst ve doğru rekabet, her zaman iyi sonuçlar doğurur. Hizmet kalitesi bu şekilde artar, böylece hem tüketici kazanır hem de sektör kazanır. Rekabetten konu açılmışken; Türkiye`de merdivenaltı olarak tabir edilen bir gerçek var. 17 Aralık sonrası alınan kararlarla bunun da önüne geçilmek için adımlar atılıyor. Siz nasıl bakıyorsunuz bu konuya? Yapılan çalışmaları destekliyor ve daha da sıkı denetimler uygulanması gerektiğini düşünüyoruz, ancak bu denetlemelerin yönünün belirlenmesinde birtakım yanlışlıklar yapılıyor. Örneğin üretici firmaların hatalarında dahi perakendeciler sorumlu tutulabiliyor. Özellikle de kayıt altında olan ve her birimiyle denetime açık gıda perakendecilerinin üzerine geliyorlar. Oysa bu kararlar tüm sektör için uygulanmalı ve bir gelişim sağlanacaksa hep birlikte sağlanmalı. Belirli marketlere bu denetim uygulanırken bazı marketler bildiğini okumaya devam ederse de bu iş olmaz. Ayrıca bir de bizim önümüzde bir semt pazarları gerçeği var. Madem denetim uygulanacak, bu yapılanmaya neden seyirci kalınıyor. Gıda kriterleri, halk sağlığı ve çevre kirlililiği açısından tam anlamıyla yanlışlıklarla dolu bir yapılanmadır semt pazarları. Ayrıca vergide de devleti büyük bir kayba uğratır. Kısacası bu kriterlerin uygulanması için atılan her adımı destekliyoruz ama çifte standart yapılmaması gerektiğini de tekrar hatırlatmak istiyoruz. Ankaralı perakendecilerin ortaya attığı pazar günleri kapanma düşüncesiyle ilgili sizin görüşleriniz nedir? Ben doğru bulmuyorum. Yasa tasarısıyla ilgili görüşüm burada da geçerli. Biz hizmet sektöründeyiz, tüketiciyi karşımıza alacak kararlar vermemeliyiz. Türk insanı alışverişinin çoğunu zaten haftasonu ailece yapıyor. Böyle bir karar almak tüketiciyi alışveriş yapmak istemediği noktalara zorla göndermektir. Ayrıca bunu uygulayan az sayıdaki ülkenin de vazgeçmeye ve tekrar açmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu yüzden bence yanlış bir adım olur. Private Label konusunda yatırımlarınızı artırmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda Türkiye`de yaşanan gelişmeleri değerlendirir misiniz? Private Label yatırımlarına önümüzdeki dönem içinde devam edebiliriz. Kendi markamızla sunduğumuz ürünlerin satış grafiğinden de memnunuz. Fakat şunu belirtmeden geçmeyelim market markalı ürünlere talep birkaç yıl önceki gibi değil, bu bir gerçek. Ekonomi rayına oturdukça, satın alma gücü artıkça, insanların tekrar premium markalara dönmesi gibi bir durum yaşandı. Ayrıca private label anlayışı değişti. Eskiden Private Label düşük kalitede ürün olarak görülebiliyorken, şimdi marketin kendi adını taşıdığı ve direkt olarak kurumsal imajını yansıttığı için tam tersine özel olarak dikkat edilerek üretiliyor. Dolayısıyla bu ürünlerde kalite artarken enflasyonsuz ortamda normal markaların fiyatları da yükselmeyince aradaki makas daraldı. Yine de ben bu sektörün geleceğini açık görüyorum. Private Label üretimi Türkiye`de pazarını artırmaya ve büyümeye devam edecektir. Yabancı perakendecilerin performanslarını yerellerle kıyasladığınızda neler söyleyebilirsiniz? Sizce neleri doğru, neleri yanlış yapıyorlar? Doğru yanlıştan çok aslında. Kurumların özüyle ilgili farklılıklar ve bunların hizmet anlayışına yansıması var. Onların belli bir standartı var bunu değiştirmeden dünyanın her yerinde uygulamaya çalışıyor. Adeta müşteriyi kendi şartlarına göre disipline ediyorlar. Müşteriye göre hizmet vermek yerine müşterilerin onların şartlarına ayak uydurmaları gerekiyor. Başarılı da olsalar bundan dolayı hiçbir zaman Türk tüketicisi onları tam olarak benimseyemiyor, sahiplenemiyor. Büyük metrekareleri, her ürünü bulundurabilme avantajları ve metrakerenin verdiği imkanları kullanarak sosyal yaşam alanları yaratmalarıyla özellikle aileleri mağazalarına çekmeyi başarıyorlar. Ancak yerellerdeki sıcaklığı, içtenliği hiçbir zaman yakalayamıyorlar. Yereller müşterinin beklentilerine çok daha hızlı reaksiyon gösteriyor. Tam anlamıyla müşteri odaklı çalışıyor. Bizlerde alışveriş yapanlar kendilerini daha rahat hissediyor. Bu sıcaklığı, doğru altyapılarla desteklersek onların sürekli önünde olacağımıza inanıyorum. Gima`nın satışından sonra sürekli yeni satın alma söylentileri gündeme geliyor. Adı sürekli geçen yabancı yatırımcılar var. Siz önümüzdeki 5 yıla bu noktadan bakınca neler görüyorsunuz? Perakende, Türkiye`nin geneline bakarsak daha gidecek çok yolu olan bir sektör. Ancak ister yerli ister yabancı olsun artık eskisi gibi bir anda büyüyebilecek, çok büyük kârlar sağlanabilecek bir sektör değil. Enflasyonsuz ortamda stok önemini yitirdi. Eskiden çok daha rahat kazanırken şimdi operasyonel kârlılığını iyi ayarlayamayan, stoğunu iyi takip etmeyen, lojistik altyapısında zorluklarla boğuşan bir firmanın işi çok zor. Ben yurt içinden de yurt dışından da bakıldığında, perakendenin hâlâ cazip bir pazar olduğunu düşünüyorum. Ancak eski rekabet koşulları ortadan kalktığı için, daha dikkatli olunması gerekiyor. Onur Groupu 10 yıl sonra sektörün neresinde görüyorsunuz? Amacımız mağazacılık standartlarını iyi yaparak sektörün gelişimine de katkıda bulunarak firmamızı hak ettiği noktalara taşımak. Biz, tükeciye sağlıklı, güvenilir ve ucuz ürün sunmak adına her türlü çabayı sarf ediyoruz. Perakendede başarılı olmak artık sadece fiyat rekabeti değil bir fark yaratmayı da istiyor. Biz bunun bilincinde hareket ediyoruz. Onur Group, her şeyden önce kendini tanıyor. Finansal yönetimimizden stok kontrolümüze kadar her operasyonumuzu doğru şekilde yapılandırdık. Bakkallıktan bugünlere gelmenin tecrübesiyle işimize sahip çıkıyoruz ancak profesyonellerden de destek alarak çağın gerektirdiği adımları atmayı da ihmal etmiyoruz. Mağazacılıkta işletmelerin yürümesi için iki çeşit sermaye vardır: Kapitalist sermaye ve entellektüel sermaye... Kapitalist sermaye ne kadar güçlü olursa olsun, entellektüel sermayesi zayıf olanların bir yere gitme şansı yok, kapitalist sermayesi zayıf olanlar bile entellektüel sermayeleri güçlüyse mutlaka büyüyeceklerdir. Onur Group, bunun bilincinde sağlam adımlarla yoluna devam ediyor.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive