Mopaş Marketler Zinciri Genel Müdürü; Reşat Narman

Önümüzdeki yıl 10 yaşına girecek Mopaş, ürün ve hizmet kalitesiyle Marmara Bölgesinin en beğenilen ve yaygın perakende markası olmayı hedefliyor. 32 mağazaya ulaşıp yerelden bölgeselliğe geçiş yapan Mopaş Genel Müdürü Reşat Narman, bu ayki perakendeci konuğumuz oldu.

Eklenme Tarihi : 11 Kasım 2007 Pazar
mopas-marketler-zinciri-genel-muduru-resat-narman
Marmaranın en iyisi olacağızİlk mağazayı 1996 yılında Modada hizmete açtınız. Şimdi 32 mağazanız var. Bu süreci anlatır mısınız? Biz üç kuşaktır perakendenin içinde olan bir aileyiz. Bakkallıktan toptancılığa uzanan yolda, sektörün çeşitli kademelerinde bulunduk. Ailenin fertlerini tek bir isim altında birleştiren ve Mopaşın kurulmasına öncülük eden amcam Fazıl Narman oldu. İlk olarak Modada bir mağaza, 3 ay sonra Hasanpaşada bir yer açtık. 1997 yılında ilk büyük mağazamızı Gebzede açtık. İlk yıllar genel olarak büyüme çalışmalarıyla ve bunların getirdiği sorunları çözmekle geçti. Ortaklar birbirine destek olarak güç birliği yaptı. Yatırımlar büyüdükçe sorumlulukta paylaşıldı. Bu yatırımları gerçekleştireceğiniz yerleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Önce tabiki mağaza açmayı planladığımız bölgenin sosyal ve ekonomik yapısına bakıyoruz. Mağazanın konumu ve yerini araştırıyoruz. Bugüne kadar yeni mağaza açmak için Anadolu yakasını seçtik. Sadece büyüme adına yeni mağazalar açalım diye düşünmedik. Büyürken garantili adımlar atmayı ve bize yarar sağlamayacak, verimsiz mağazaları açmamayı tercih ettik. Hala bu düşüncedeyiz. Ancak kesinlikle Anadolu Yakasında devam edeceğiz şeklinde bir düşüncemiz de yok, İstanbulun yakın çevresi veya Avrupa yakasında güzel bir alan bulursak, buralarda da yeni mağazalar açmayı hedefliyoruz. Mağazayı hazırlarken her şeyi en kaliteli, en iyi şekilde yapmaya ve sunuşa başlamadan önce her şeyi ile düzenli bir mağaza hazırlamaya çalışıyoruz. Personelin rahatlığına önem veriyoruz. Müşteri portföyümüz A, B sınıfı. Ona göre bir tercih yapıyoruz. Ürün kalitesini korumaya çalışıyoruz.Mopaş, şube sayısı ve yapı itibariyle artık Marmara Bölgesinde yerelden bölgeselliğe doğru adımlar atıyor. Bu süreç içinde yaşadığınız avantaj ya da dezavantajlar nelerdir? Bakkaldık, market olduk, ardından süper market olduk şimdi zincir olma yolundayız. Bunları hep kazandığımızla yaptık. Bana göre dezavantajı bu. Büyüdükçe kurumsallaşma zor oluyor. Çekirdekten büyüdüğün için büyüme ile kurumsallığı aynı seviyede götüremiyorsun. Yerel girişimcilerin hepsi bir birliktelikle hareket ediyorlar. Koydukları hedefe, uygun gidiyorsalar çok iyi şeyler oluyor. Büyüme hızla gerçekleşiyor, cesaretli oluyorlar. Daha çabuk hareket ediyorlar. Daha iyi plan yapabiliyorlar. Müşteri güveniyor. Birbirlerini destekliyorsa, çok iyi motive ediyorlar. Biz bunu yaşadık, bunu yaşıyoruz. Tüm yönetim kurulu üyelerimiz, hemen hemen her konuda birbirimizi destekliyoruz. Yerellerin avantajı bence asıl olarak bu. Bursadaki Mopaş ile koordinasyon ve yürütmeyi nasıl sağlıyorsunuz? Bursa Mopaş 1999 yılında, Erzurumdan aile dostumuz olan Rıfat ve Hüsnü Akının önderliğinde ve özellikle ortak bir işletmecilik yapalım düşüncesiyle kurulmuştur. Şu an 7 şubesi ile Akmopaş tüzel kişiliğiyle hizmet vermektedir. Yönetimini Ferşat Narman ve Hüsnü Akın birlikte yürütmektedir. Şirket eşit hisseler halinde bütün birimleri ile kendi başına çalışmakta olmasına karşılık isim birliği Mopaş olarak devam etmektedir. Bilgi, hizmet ve şirket gücü olarak birbirimize destek sağlayarak çalışmaktayız. Bursadaki hedefimiz de yeni mağazalarla Bursa ve çevresinin yerellerinden en iyisi olmak istiyoruz. Raflarınızda kaç çeşit ürün var? Şu an faal olan 1213 bin çeşit ürünümüz var. Mağazalara göre gruplandırırsak, hipermarket olan mağazalarımızda 1213 bin, 6 yüz ile bin metrekare olan mağazalarda 7 bin ile 8 bin arası daha küçük olan mağazalarda da 4 bin ile 5 bin arası ürünümüz var. İndirim kartınız var mı? Bu yönde bir çalışmamız olmadı. Çünkü bunların biraz görsellik olduğunu düşünüyorum. Bölgemizdeki bazı mağazalara bakıyoruz indirim kartı var. Ama müşteri size güveniyorsa, indirim kartına ilk planda çok dikkat etmiyor. Gereken özeni zaten gösteriyoruz 3 Ekim tarihiyle birlikte gündemin en önemli konularından bir tanesi AB. Uyum sürecinden en fazla etkilenecek kesimlerden biri de gıda üreticileri. Bu durum perakendecileri nasıl etkiler? Bildiğiniz gibi önce zabıta, il sağlık ve ilçe sağlık vardı. Şimdi Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı var. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yetki aldığından beri bize diyor ki, bakliyatı çuvalında satacaksınız. Çuvalın üzerinde de parti numarası ve izin tarihi yazacak. Lokumu dolapta değil pakette satacaksınız diyor. Et ve şarküteri daha fazla hijyenik olması gereken ürünler. Zaten biz buna gerekli özeni gösteriyoruz. Mağaza düzenimizde, temizliğimizde, ürün kalitesine verdiğimiz özenle biz bunu gösteriyoruz. Benim bu noktada altını çizmek istediğim bir konu var. Yerel gıda zincirlerinin AB standartları gerek devlet kademesinde gerek medyada sürekli gündemde. Bu normal çünkü biz sürekli kayıt altında, göz önünde olan firmalarız. Sorumluluklarımızı da bu çerçevede biliyor ve yerine getiriyoruz. Ama işin bir de semt pazarları boyutu var. Semt pazarlarında her şey açıkta satılıyor. Hatta açıkta et bile satılıyor. Böyle bir çifte standart var. Herkese aynı standartlar uygulanması ve haksız rekabetin önlenmesi gerekiyor. Onlara bir yaptırım, bir yönlendirme yapılmayıp, bize yapılmasını dikkat edilmesi gereken bir çifte standart olduğunu düşünüyorum. AB sonrası bizim işimiz çok. Standartlara uymak, istenilen çalışma ortamını hazırlamak için yapmamız gereken çok şey var. Eğer sektörde varız diyorsak, kısa dönemde para kazanalım sonra ne olursa olsun diye düşünmüyorsak ki düşünmüyoruz bunları yapmak zorundayız. Bu noktada bizim çok sıkıntımız olduğunu düşünmüyorum. Fakat bu sıkıntıları aşarken devlet, ilk aşamada cezalandırıcı değil yol gösterici ve teşvik edici olmalı. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığından gelen yetkililerin, birkaç küçük noktadan dolayı problem çıkarmamalarını istiyoruz. Yerel zincirler her şeyi iyi niyetle gerçekleştirmeye çalışıyor ama bizi ulusal mağazalar ile de aynı kefeye koymaması lazım. Bunu şunun için söylüyorum; uygulamamızı istedikleri kurallar tamamen büyük metrekareli zincirlerin şartlarına göre belirlenmiş ve yerellerin kendi şartları hiç dikkate alınmamış. Nasıl bizi kasapla aynı kefeye koymuyorsa, ulusal mağaza ile de aynı kefeye koymaması lazım. Yereller üreticileri destekliyor Uluslararası perakendecilerin pazar paylarının artması ve AB yolundaki bu bahsettiğimiz gelişmeler üretici ve tedarikçileri nasıl etkiliyor sizce? Tedarikçi bazında 200e yakın firma ile çalışıyoruz. Her müracaat edenle çalışmıyoruz ve kriter olarak öncelikle müşterilerin beğeni ve tercihlerini değerlendiriyoruz. Ne olacağı konusuna gelirsek, tedarikçi ve üreticilerin işi çok zor. Şöyle bir örnek verelim. Migrosun payı yüzde 17. Bir tedarikçi firma Migros ile çalışamıyorsa kendi pazarında yüzde 20yi kaybetti demek. Onlar içinde en az bizim için olduğu kadar zor. Pazar 4-5 aktöre kalırsa bence üreticilerin işi daha zor. Karşıdaki satın almacı kendi isteğine göre satın alacak. Bir alışveriş gibi değil de sadece veriş; ben de pazardan silinmeyeyim diye bir düşüncesi olacak. Biz görüştüğümüz, yıllık plan yaptığımız bütün tedarikçi ve üreticilere bunu önemsemelerini hatırlatıyoruz. Biz size destek veriyoruz, sizin için bir pazar kapısıyız. Bize daha çok destek vermeniz lazım ki, biz de üreticileri koruyalım diye bir düşüncemiz var. Bunu onlara anlatmaya çalışıyoruz. Sonuçta perakende belli bir yolda ilerliyor ve biz de yerli sermaye olarak bu yolda ilerliyorsak birbirimize destek olmalıyız. Teknolojideki gelişmelerle beraber perakendecilik anlayışı da değişiyor. Self servis kasalar, akıllı tartı sistemlerine geçilmesi gibi öngörüler var. Bu tarz perakendeciliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Migros, self servis kasaları bazı mağazalarında bunu denedi. Önce semt marketleri vardı. Ardından zincir mağazalar, ulusal mağazalar ve sanal mağazalar geldi. Standartlar yükseldikçe insanların kişisel samimiyetleri azalıyor. Eski marketlerdeki müşteriyle olan ilişkilerle şimdiki mağazalarda olan davranış çok farklı. Müşterilerin yerel mağazaları tercih etmelerinin sebepleri arasında samimiyetin önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum. Ulusallarda bizlerdeki gibi samimiyet yok. Teknolojinin perakendedeki payının artması belki maliyetleri düşürür. Ama teknoloji ve otomasyonla birlikte soğukluk artacak. Müşteriler, alışverişten şimdiki gibi keyif almayacak. Bu başarı sağlar mı? Bir yorumum yok. Yeni sistemlerin çok kısa dönemde çok pozitif şeyler getireceğini hiç sanmıyorum. Çünkü Türkler, kişisel alışkanlıklarını çok kolay terk edemezler. Son olarak Mopaşın yeni dönem projeleri ve bunların Mopaşı nerelere götüreceğinden bahseder misiniz? 10 bin metre karelik bir depo alanı, 2 bin metrekarelik de bir yönetim alanı yapıyoruz. Baharda hizmete sokmayı hedefliyoruz. O zaman mağazalara lojistiğimiz çok daha iyi olacak. Bu yıl içerisinde 6 mağaza açtık. Sadece Acıbadem mağazamızı kapattık ama oranın da mülkiyetini yapıyoruz. Yakın zamanda yeniden hizmete açılacak. Önümüzdeki yıllarda da aynı trendle büyümeyi hedefliyoruz. Amacımız Marmara Bölgesinde yerellerde en iyi olmak. Bölgemizde, gerek sektördekiler tarafından gerekse müşteriler tarafından iyi bir marka bilinirliğimiz var. Kendimizi yerel olmanın ötesinde ulusal perakende zinciri olarak görüyoruz.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive