Makromarket, Migros'un Halefi Olur mu?

Migros'un uluslarası satışının ardından, Türkiye'de ulusal nitelikle temsil gücüne kimin sahip olacağı tartışılıyor. En yakın adaylardan biri de Makromarket olarak görülüyor.

Eklenme Tarihi : 15 Eylül 2008 Pazartesi
makromarket-migrosun-halefi-olur-mu
Emre Durdu Perakende sektöründe belli markalar vardır ki onların yaptıklarına kayıtsız kalamazsınız. Bu markalar attıkları her adımda sektördeki dinamikleri etkiler, taşları yerinden oynatır. Son yıllarda yerli organize perakendecilikte bu marka hangisi diye sorsanız alınacak cevap hiç tartışmasız Makromarket olacaktır. Makromarket Genel Müdürü Mustafa Songör ile gerçekleşenleri ve Makromarket'in gelecekle ilgili hedeflerini bütün ayrıntılarıyla konuştuk... Makromarket, son zamanlarda pek çok başarılı ve ses getiren işin altına imza attı. İsterseniz Nazar satın almasıyla başlayıp sonraki atılımlarınızla devam edelim.... Nazar, Ankarada önemli bir şube ağına sahip, tanınan, köklü bir markaydı. Bu satın alma, tam da yerli zincirlerin çıkış yapması gerektiği söylemlerinin yoğunlaştığı zamanda olması açısından da önem taşıyor...Makromarketin, Ankaradaki önemli markalardan Nazarı satın alması, yerli organize perakendecilik açısından önemli ve kritikti. O dönemde Satın almaları hep uluslararası zincirler yapar, yerli markalar da kaderine razı olur, olacakları seyreder şeklinde bir hava yaratılmıştı. Biz bunu kırdık. Tabi ki özellikle PERDER üyesi arkadaşlarımızın, mağazalarını satma düşünceleri olduğunda öncelikle yerli markalarla konuşması taraftarıyız. Nazarın yöneticileri, özellikle de Levent Gündoğdu ile Ankara PERDERin çalışmaları esnasında güçlenen ve pekişen bir dostluğumuz vardı. Satın alma işlemi de bu dostluk çerçevesinde gelişti ve sorunsuz bir süreç yaşadık. Ancak tabi ki satın almadan sonra, yeni mağazaların Makromarkete uyumu sürecinde, karşımıza birçok detay çıktı. Zaten satın alma aşamasından çok, satın aldıktan sonraki aşamalara zaman ayırdık ve çaba harcadık. Nazar mağazalarının satın almasıyla birlikte, mağaza sayısı bakımından neredeyse yüzde 50ye yakın bir büyüme yaşadınız. Bu biraz korkutucu değil mi? Nasıl cesaret ettiniz?Tabi ki kendimize güvendiğimiz için bu işe kalkıştık. Siz de biliyorsunuz ki, perakende hiçbir sektöre benzemez. İnanılmaz ayrıntıları olan, herkesin yapamayacağı bir iş dalıdır. Bir perakende markası, kendi içindeki sorunları tam olarak çözmeden; altyapısını, ekibini, lojistiğini ve kurumsal kimliğini düzene oturtmadan, bu tip satın almalara kalkışmamalı. Makromarket, bu saydığım konularda Nazar satın almasına kadar çok önemli bir mesafe kat etmiş, kendi marka değerini, kimliğini ve altyapısını belli bir çıtanın üstüne çekmiş bir marka. Bu açıdan, kendi dinamiklerimizi değerlendirdik. Bu değerlendirmeler sonucunda, finansal gücümüzün yanında, ekibimizin yetkinliğini ve standartlarımızın yüksek olduğunu gördük ve bu işi hakkını vererek başaracağımızı düşündük. Nitekim süreç bizi yanıltmadı. Nazar satınalması, bir başarı öyküsüdür Tabela değişiminden sonra, mağazalarda nasıl bir grafik yakalandı?Çok iyi... Birçok mağazanın cirosunu ikiye katladık. Nazar mağazalarının dönüşümden sonraki performansı, tam anlamıyla bir başarı öyküsü oldu. Makromarket Nazar ile birlikte satın aldığı diğer markalarda da, riskleri fırsata çevirerek aynı satış noktalarını Makromarket markasıyla çok daha verimli hale getirip sektöre yeniden kazandırdı. Nazar mağazalarında yakaladığınız başarının, satın almalarla büyümeye devam etmenizde etkisi var mı?Şüphesiz, bizi motive eden bir etken oldu. Afrayı almadan önce durumunu biliyorduk. Markayı elinde bulunduran grubun sıkıntıları vardı. Bu durum, tabi ki Afraya da yansımıştı. Belirli mağazalar iyiydi ancak diğerleri sıkıntılıydı. Örneğin Konyadaki merkez mağaza çok iyiydi; Buraya ne koysam satarım diyebileceğiniz mağazalardandı Ancak diğerleri, özellikle de Konya dışındakiler, oldukça sıkıntılıydı. Bu durumdan dolayı, Afranın bugüne kadar birçok talibi olmasına karşın, kimse bu işe cesaret edememişti. Biz ise Nazarda kazandığımız tecrübeye güvendik. Çünkü performansın arttırılması adına neler yapılması gerektiğini biliyorduk. Afralarda önce kendimizi tanıttık Afra konusuna girmişken devam edelim. Dönüşüm sürecinde, şimdiye kadar neler yapıldı?Öncelikle kendimizi tanıtmak için çalışmalar yaptık. Çünkü Afra mağazalarının bulunduğu Konya, Karaman, Malatya, Samsun ve Antalya gibi birçok yeni kente, Makromarket markasını bu satın alma ile tanıtmış olduk. Yeni faaliyet göstermeye başlayacağımız kentlerde, bir yandan TV programları ve reklam çalışmaları yürüttük, diğer yandan da mağazaları hızlı bir değişim ve yenilenme sürecinden geçirerek Makromarkete dönüştürdük. 20 mağazayı dönüştürme kararı aldık, bunların önemli bir bölümü bitti. 7sini ise kapattık, devrettik veya başka şekillerde değerlendirdik. Niye kapattınız, o 7 mağazayı? Hiç umut yok muydu?Kapattığımız mağazalar Makromarket konseptine uymayacak şekil bozuklukları ve küçük metrekarelerden oluşuyordu. Dolayısıyla bu mağazalar enerji harcamak yerine kapatmayı tercih ettik. Mevcut mağazalarımız içinde verim alamadığımız düşük performansa sahip olanları kapatıyoruz. Enerjimizi doğru noktalara harcayarak daha yüksek performans elde etmeyi daha doğru buluyorum. Dönüşen Afraların içinde Nanotech ve Nazar ismiyle, teknoloji ve tekstil marketleri açıyorsunuz. Bu da son günlerin gündeminde yer alan önemli bir hamle oldu. Bu mağazalardaki yapılanma nasıl?Teknoloji konseptinde hizmet veren Nanotechle, tekstil konseptinde hizmet veren Nazarı ayrı birer şirket olarak kurduk. Bunların idari birimleri, birbirlerinden bağımsız olarak işliyor. Nazar, Karaman, Konya ve çok yakında Samsunda olmak üzere üç; Nanotech ise, Konyada ve yine çok yakında Samsunda açılacak mağazayla birlikte iki nokta olarak hizmet verecek. Öncelikli amacımız, Nazar ve Nanotechi Afradan devraldığımız AVM konseptine yakın olan geniş metrekareli mağazaların tamamında açmak. Sonrasında, uygun yatırım noktaları bulduğumuz takdirde, yeni mağazalarla bu segmentlerde de zincirin halkalarını çoğaltmak. Nanotech ve Nazar için uygun zamanı bekledik Teknoloji marketi yatırımı yapmanızda, Media Marktın gelişiyle bu pazarın hareketlenmesinin etkisi oldu mu?Evet, bu pazar son bir yıldır büyük ivme kazandı ama Media Marktın gelmesiyle bizim yatırımımızın bir alakası yok. Perakendeciliğin bu bölümünde bir çıkış olacağını, biz uzun süre önce öngörmüştük. Aslında bizim 5 yıl önce bir teknoloji market projemiz vardı. Ancak o dönemin şartları gereği beklemeye almıştık. Afranın alımı sonrasında, bu projemiz için uygun mekanlar oluştu. Özellikle mevcut mağazalarımızda, gıda dışı reyonlarımızda ulaştığımız iyi cirolarımız, Nazar ve Nanotech projelerimizi hayata geçirmemiz için bizi teşvik etti. Nazar ve Nanotech mağazalarımızda başarılı konseptler oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Bu alanda kendimizi daha da geliştirerek özellikle Nanotech ile teknoloji market sektöründe var olmayı hedefliyoruz. Makromarketin gıda dışı ciroları mı?Evet, bu segmentte, sürekli yükselen bir başarı grafiğimiz var. Gıda dışı operasyonumuzu yürüten ekibimiz de geçen süre zarfında deneyim kazandı. Az önce bahsettiğim, 5 yıl önce oluşmayan şartlardan biri de buydu. Perakendecilikte, hiç bilmediğin, yeni bir alana gözü kapalı yatırım yapmak, büyük bir riskti. Bizim gıda dışı operasyonumuz uzun süredir işliyor ve her yıl daha da büyüyerek devam ediyor. Büyük metrekareli mağazalarımızın tamamında ayakkabıdan, elektirikli ev aletlerine, kırtasiyeden cep telefonu ve saate, giyimden ev tekstiline, aydınlatmadan mobilyaya kadar bir çok reyon bulunmaktadır. Burada edindiğimiz tecrübelerimiz; Nazar ve Nanotech projeleri için doğru zaman olduğunu düşünmemizi sağladı. Bu çerçevede de gerekli yatırımları yaptık. Ayakkabı zinciri gibi satış yapıyoruz Gıda dışında iyi olma konusu, özellikle ilgimi çekti. Meyve-sebze veya şarküteriyi anlarım ama gıda dışı, yerli markaların çok iddialı olduğu bir kategori değildir. Bu konuyu biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz? Bu konuya iyi bir örnekleme yaparak, Makromarketin gıda dışı reyonlarda ne kadar iyi olduğunu anlamanızda yardımcı olabilirim. Bizim bir yılda sattığımız ayakkabıyı, Türkiyedeki en tanınan ve yaygın katlı mağazacılık yapan ayakkabı zincirleri satamıyor. Ya da bize yakın seviyede satış performansı elde edenler vardır. Üstelik bizim asıl işimiz ayakkabı bile değil ama yüksek sirkülasyonda ayakkabı satabiliyoruz. Gıda dışında, diğer segmentlerde de çok iyiyiz. Tedariği nasıl sağlıyorsunuz? Ayrıca gıda ve gıda dışı gruplarda pivate label ürünler üretiyor musunuz? Bu alanda kullandığınız markalarınız neler?En iyi fiyatlı satın almaları, en uygun ürünleri seçerek yapan ayrı ayrı ekiplerimiz var. Ayrıca Makromarketin gıda ürünlerini kapsayan Bende ve gıda dışı ürünlerini kapsayan Sende markalı ürünleri mevcut. Ben, verim alamayacağımız bir segmentte private label ürün yaptırmayı doğru bulmuyorum. Bu yüzden Bende markasıyla temel gıda gruplarında varız. Ancak gıda ve hızlı tüketimde ana markanın çok güçlü ve geride kalan kısıtlı pazarı paylaşmaya çalışan birçok firmanın olduğu alanlara, bir de perakendecinin PL marka yerleştirmesi doğru değil. Bu yüzden gıda ve hızlı tüketimde PL sayımızı özellikle arttırmıyoruz. Sende markasında ise tersi bir durum var. Sende markalı ürün sayımızı mümkün olduğunca arttırmaya ve çeşitlendirmeye çalışıyoruz. Biz Private Label ürünlerimizdeki asıl başarıyı, Sende markasıyla yani gıda dışında yakaladık. Herkes perakendeci olamaz Konu açılmışken biraz da tedarikçilerden konuşalım. Onların perakendecilerle ilgili birçok şikayeti, sıkıntısı var? Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?Bu konuda çok açık konuşayım; hem de bu açıklamalarımı okuyacak tedarikçilere bir mesaj olsun. Öncelikle, perakendecilik zor bir iştir. Herkes perakendeci olamaz. Aynı anda pek çok konuyu bilmeniz ve takip etmeniz gerekir ki bunu herkes kaldıramaz. Hem iyi bir muhasebeci, iyi bir şarküterici, iyi bir kasap, iyi bir manav, iyi bir inşaatçı, iyi bir iç mimar, iyi bir İK yöneticisi, iyi bir satınalmcı, iyi bir lojistikçi, iyi bir pazarlama ve reklamcı , iyi pr uzmanı yani on parmağınızda yüz marifet olması gereken bir sektör. Gecenizi gündüzünüze katacak kadar işkolik ama her gün onlarca insanla temas kurabilecek kadar da sosyal olmanız gerekir. Bu yüzden tekrar söylüyorum, herkes perakendeci olamaz. Tedarikçi ve üreticilerin biraz da bunları düşünmesi gerekir. Hep perakendecilerden şikayet ediyorlar ama biraz da onlar empati kursun ve kendilerini perakendecilerin yerine koysunlar. Tedarikçilerde, perakendecilere dönük olarak şöyle bir bakış açısı var: Bu adamlar ürünleri alıyor, üzerine fiyatı koyuyor, sonra bir rafa yerleştiriyor ve bu ürünler kapış kapış satılıyor. Perakendeciler de sürekli para basıyor. Stok yönetimini kontrol etmek, lojistik yatırımları, enerji giderleri, çalışanların maaş ve sigortaları, hırsızlık kayıpları gibi birçok konudan, sanki hiç haberleri yok. Biz bunlarla hiç uğraşmıyormuşuz, sadece ürünü alıp rafa koyuyormuşuz gibi, anlamakta güçlük çektiğim bir mantıkları var. Bazı şikayetlerini haklı bulduğum oluyor, ama bazen de böyle dümdüz bir mantıkla olaya baktıkları için çok üzülüyorum. Size de geliyor mu bu şikayetler?Geliyor; ama başkalarını bize şikayet ediyorlar. Bizi şikayet eden olamaz çünkü herkesin hakkını en iyi şekilde vermeye dikkat ederiz. Satın almada pazarlık yapmak ayrı konu, bunu tabi ki yaparız, ama tedarikçilerimizin de hakkını veririz. Zaten bizimle bir kere çalışan, sürekli Makromarket ile çalışmak ister. Bu konuyu Üstat Necip Fazıl çok iyi tanımlamış: Olma keser gibi hep bana hep bana; Ol testere gibi bir sana bir bana. Ben de doğru satın almanın testere gibi olması gerektiğini düşünüyorum. Yapılan satış ve satın alma sürecinden hem perakendeci hem de tedarikçi kazanmalıdır. Bunun olabilmesi için, üreticilerle ve tedarikçilerle, perakendeciler arasında bir güven ilişkisi kurmak gerekir. Tekrar Makromarket satın almalarına dönelim Afradan sonraki anlaşma, Kayserideki Ofis-Evim Marketleri ile oldu. Bu süreci anlatır mısınız?Bizim en hızlı karar verdiğimiz satın alma bu oldu. Kayseriye yatırım yapmayı uzun süredir istiyorduk ancak sadece istemekle olmuyor, doğru fırsatlarla karşılaşmak gerekiyor. Ofis-Evim Marketlerinin böyle bir isteği olduğunu duyduk, hızlı bir fizibilitenin ardından kararımızı verdik. Bunun dışında, şu anda bu operasyon hakkında konuşmak için erken. Tabela değişiminden sonra gerekli değerlendirmeleri yapabiliriz ancak ben, Kayseride de başarılı olacağımıza eminim. Yatırımlar devam edecek Bu arada, Ankarada da yeni mağazalar açmaya devam ediyorsunuz. Peki, bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz? Satın almalar ve yeni mağaza açılışları devam edecek mi?Büyümeye devam edeceğiz. Ankarada da tabi ki yeni mağazalar açılacak. Bunun için özel bir çaba harcamıyoruz. Ekiplerimizin fark ettiği, duyduğumuz, gördüğümüz, bize uygun bir yer bulduğumuzda hemen yatırım yapıyoruz. Biz geçtiğimiz yıl, 8 ayrı kentte, 20 ayrı mağazanın tadilatını aynı anda yürüttük. Dolayısıyla kendi şehrimiz olan Ankarada yeni bir mağaza açmak, ekibimizin şu anda kazandığı deneyimle paralel olarak, bizim için zor bir konu değil. İstanbula ne diyorsunuz? İstanbul, hep aklımızın bir köşesinde duruyor. Yurt çapında büyümeyi hedeflerken, İstanbulu düşünmemek mümkün değil. Ancak İstanbulla ilgili şu anda daha fazlasını söyleyemiyorum. Herkesin bekleyip görmesi gerekiyor. Satın almaları bitirdik, biraz da sektörü konuşalım. Ramazan ve okulların açılması bir araya geldi. Bu iyi mi, kötü mü? Bizim gibi, ürün gamı geniş olan perakendeciler için iyi. Ayın ilk bölümünde tekstil, ayakkabı ve kırtasiye ürünlerinde, ikinci yarısında da gıda ürünlerinde çıkış olur. Bayramla birlikte de Eylül ayında, yüzde 40-50 civarı bir ciro artışı yaşarız, diye tahmin ediyorum. Sektörün, siyasi etkenlerin ağırlığı altında geçirdiği bu durgun dönemin ardından harekete ihtiyacı var. Okul açılışı, iki bayram ve yılbaşının arka arkaya gelmesi, bu açıdan iyi oldu. Siyasi gelişmeler yatırım kararlarını etkiliyor Siyaset, sektörü ne kadar etkiledi? Örneğin kapatma davası sonuçlandıktan sonra, gözle görülür bir ciro artışı yaşadınız mı? Dört buçuk ay süren bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte, kriz denilemez ama piyasada bir moralsizliğin yaşandığını düşünüyorum. İnsanların, alım anlamında daha tedbirli davranmaya mecbur kaldıkları noktalarda, müşterilerimizi rahatlatacak hamleler yapmaya başladık. Hatırlarsanız, pirinç fiyatlarıyla ilgili yaşanan gerginlik sürecinde Kim demiş pirinç pahalı! diye kapaklar yapıp, çok özel fiyatlara pirinç sattık. Kapatma davasının sonuçlanmasının, piyasaları bir nebze olsun rahatlattığını ve sektöre hareketlilik getirdiğini düşünüyorum. Bu tip gelişmeler, tüketici kadar perakendecinin de yatırım kararlarını etkiliyor. Sizde böyle bir durum var mıydı? Tabi ki vardı. Afra ile Ofis-Evim arasındaki süreçte yapabileceğimiz birkaç satın almayı yapmadık. Bunların ne olduğunu şimdi söylemeyeyim ancak hacimli ve önemli satın almalar olacaktı. Herkes gibi, biz de durduk, bekledik ve ne olacağını görmek istedik. Bu gelişmeler, sadece perakendeyi değil herkesi etkiliyor. Yerli markalar önce temeli sağlam kurmalı Perakende sektörünün geleceğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Rekabetin, perakende gibi çok yüksek düzeyde olduğu bir sektörde, işletme verimliliğinin mutlaka sağlanması gerekir. Bunun için illa büyümek gerekmiyor; küçülürken ciro ve kârlılığı büyütmek mümkün. Ancak önce altyapı ve kurumsallıkla ilgili sorunları aşmak gerekiyor. Zaten bunları aşınca, siz isteseniz de duramıyorsunuz. Arka planda sorun kalmayınca, geleceğe daha güvenle ve net bakabiliyorsunuz. Ancak temeli sağlam kurmadan büyümeyi, hiçbir yerli markaya tavsiye etmiyorum. Yoksa sonuçları, kaldıramayacakları kadar ağır olur. Büyümenin avantajları neler? Perakendecilikte ölçek ekonomisi çok önemlidir. Daha büyük ölçekli satın alma, rekabetin tüm bileşenlerini besler; PL ürünler sunmaktan, kampanyalar ve promosyonlar yürütmeye kadar varan, rahat bir hareket alanınız olur. Biz hep iyi satın alma yapmışızdır ancak şimdi daha iyi yapıyoruz çünkü daha güçlüyüz. Önümüzdeki yıl, daha da iyi yapacağız. Yüksek iş hacmi, yüksek alım gücünü kendisiyle birlikte getirir. Peki, sonuçta ne olacak? Yerli markalar açısından bu işin sonu nereye varacak?Ne satın alan, ne satan, ne ortaklık yapan, ne de kendi içindeki sorunları çözmek için bir adım atan perakendecimiz var. Durup ne olacağını bekleyerek bir şeylere karşı koyabileceğini sanmak, hiç gerçekçi değil. Eskiden para kazanılıyordu, şimdi idare ediliyor, gelecekte ise hiç şansları olmayacak. İşe inanarak yan yana gelmiş, sağlam kadrolarla kurulacak ortaklıkların, perakende sektörünü ileriye götüreceğine inanıyorum. Makromarket Hakkında1991 yılında Ankarada kurulan Makromarket Mağazalar Zinciri bugün itibariyle 9 ilde ( Ankara, Konya, Kayseri, Samsun, Malatya, Karaman, Mersin, Antalya, Kırıkkale) 104 mağazası ve 4 bini aşkın çalışanı ile hizmet veriyor. Hafta içi ortalama 85 bin 90 bin hafta sonu 105 bin 115 bin müşteriye hitap eden Makromarket; 55 bini aşan ürün çeşidi ile tüketicisine hizmet veriyor. Müşteri odaklı hizmet ilkelerini prensip edinen Makromarket, rahat ve ferah mağazalarında nitelikli personel kadrosu ile makro kalite ürünleri mikro fiyatlarla sunmaktadır. Makromarket Mağazalar Zincirinin her bir mağazasında otopark ve ücretsiz servis imkanı bulunmaktadır. Hatta 2 bin 500 - 5 bin metrekare arasında müşteri hizmet alanı bulunan mağazalarında 300 ila 400 araç kapasiteli, kapalı otoparkları bulunmaktadır.2004 yılında Lojistik yapılanmasını tamamlayan ve bununla beraber yine 41 bin metrekare açık alan üzerinde bulunan, 21 bin 600 metrekare kapalı alan içinde şirket idari merkezi, ürün paketleme, soğuk hava depoları, et işleme tesisi, 3 bin kişilik Yemek Ünitesi, Çamaşır Yıkama Ünitesi ve Kuru Gıda Depolama bölümleri ile birlikte tüm kompleksini 2005 yılında daha da geliştirerek faaliyete geçirdi. Anadolunun yerli markası Makromarket; Hizmet tüm Türkiye sloganından hareketle tecrübeli tüm birimleri ile birlikte alt yapısını hem Ankara hem de bölgelerde önemli ölçüde tamamlayan Makromarket; tam kapasiteli hizmet vermeye devam ediyor. Not: Grubun 2008 yıl sonu hedefi 1 milyar dolar.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive