Şekerciler Genel Müdürü Mustafa Şekerci

Ankaranın etkin yerli perakende markalarından bir başkasını daha, Şekercileri konuk ediyoruz bu ay perakendeci köşemize. Yeni genel merkezini ve lojistik deposunu yakında hizmete açacak olan Ankaranın köklü perakende kuruluşunun Genel Müdürü Mustafa Şekerci ile güzel bir sohbet gerçekleştirdik

Eklenme Tarihi : 07 Kasım 2007 Çarşamba
sekerciler-genel-muduru-mustafa-sekerci
Şekercilerin öyküsüyle başlayalım isterseniz. Perakende sektöründe çalışmaya nasıl karar verdiniz? Babamız 1953de Çankırıdan Ankaraya gelerek gıda toptancılığına başlamış. 1977ye kadar bu işi ortağıyla beraber devam ettirmişler. Bu arada işi büyütmüş, geliştirmişler ve 1979 yılında bakkal tarzı tanzim hizmet veren bir dükkan ile perakende satışa adım atmışlar . O zaman ben 12 yaşlarındaydım. Hem okudum hem çalıştım dükkanımızda. Tabi sektörün içindeki herkesin bildiği gibi o zamanki tüketim kültürü, alışkanlıkları, daha henüz bugünkü boyutlarına ulaşmamıştı. Dolayısıyla sektörün durağan yapısından kaynaklanan şekilde biz uzun süre tek dükkanımızda hizmet vermeyi sürdürdük. Zincirleşme süreci nasıl başladı? 1990larda Metro Groupun, Güneşli mağazasıyla Türkiyeye girişi, hepimiz için sektörde dinamikleri değiştiren olaydır. Biz de buradaki uygulamaları gördüğümüz zaman, kendimizi geliştirmek için bir takım şeyler uygulamaya çalıştık. Fakat nitelik anlamında kendimizi sürekli geliştirmemize karşın, nicelik olarak 1999a kadar tek şube geldik. Babamız tam olarak hazır olmadan, risk almak istemedi. Kendi açımızdan şartları uygun gördüğümüzde yaklaşık 20 yıldır Keçiörende hizmet veren tek şubemizin ardından 1999da ikinci marketimizi devraldık. Daha sonra da, geçmiş yıllarımıza kıyasla oldukça hızlı ancak yine de emin ve dikkatli adımlarla her yıl bir şube açarak bugüne geldik. Şu anda 6 şubemiz var. Mağazalardan biraz bahsedelim isterseniz. Metrekare bazında çalışma sisteminiz nasıl? En küçük şubemiz 300 metrekare, en büyük şubemiz ise 750 metrekare. Toplam 2 bin 500 metrekare bir satış alanımız var. Genelde reyonlarımız gıda ve temizlik malzemeleri ağırlıklı ancak daha büyük metrekareli mağazalarımızda diğer ürün gruplarını da raflarımızda sunuyoruz. 120 tane personelimiz var. Kasa sayısı her şubede ortalama 3-4, toplamda ise 20 kasamız var. Geleceğe dair gelişiminiz bu paralelde mi olacak? Tam olarak değil. Bunda sonra biraz farklı planlarımız var. Altyapı çalışmalarımızı tamamlayıp, perakende sektöründe daha etkili yer almak, sektöre daha çok hizmet etmek istiyoruz. Bunun için de açmayı planladığımız mağazalarımızı daha farklı düşünüyoruz. Bina altı marketçiliğinden çıkıp, alışveriş merkezi tarzında, 500 ile bin 500 metrekare arası alanlarda hizmet vermeyi istiyoruz. Tabi sektörün en önemli sorunlarından birisi uygun yer bulmak. Son dönemde iyice ortaya çıkan bir gerçek, 500 altı metrekarede, iyi yer bulmanın inanılmaz zorlaşmış olması. Hedeflerin yerel zincirler açısından yatırım planları bazında büyümesinin yanı sıra, küçük metrekarede verimli yer bulmanın da zorlaşmasıyla, son dönemde açılan yatırımlarda bu tip bir gelişim görülüyor. Tabi verimli bir yer bulursak küçük metrekarede de açabiliriz ama şu an için planımız daha büyük metrekareli mağazalar açmak. Çıraklık artık kayboldu Sohbetimizi biraz sektör sorunlarına kaydıralım isterseniz. Sizce perakende de çözüm bekleyen en önemli konular neler? Değişik birçok konu var ama hepsinin tepesinde personel sorunu geliyor. Özellikle şarküteri, kasap reyonlarında olmak üzere, mağazanın diğer alanlarında da tezgahtarlık dediğimiz işe ilgi azaldı. Bugün PERDER bünyesinde bir araya geldiğimiz arkadaşlarıma bakıyorum, büyük çoğunluğu benim gibi çıraklıktan yetişme şeklinde bu işi öğrenmiş insanlar. Zamanla işin başına geçmişler ve bu bilgi birikimleriyle başarı kazanmışlar. Günümüzün gerçeği artık eskisi gibi bakkallıktan, toptancılıktan mesleği öğrenerek gelen insan bulmak imkansız. Öğrenecekse bizlerin yanında, yeni marketlerde öğrenecekler. Ancak maalesef işimizin çok yoğun, ağır şartlarda olması, bu işin tercih edilirliğini azaltıyor. Sektörde eleman yetişmez hale geldi. Biz bu sorunu çözmek adına, çalışanlarımızla sürekli iletişim kuruyoruz. Sirkülasyon sorununu aşabiliyor musunuz peki? Tabi çok sıkıntı çekiyoruz, bu işin gerçeği bu. Ama dediğim gibi iletişim kurarak ve çalışanlarımızın beklentilerini en iyi şekilde karşılamaya çalışarak, sirkülasyonu minimuma indirdik. Eğitim çalışmalarına da bugünden sonra ağırlık vererek bu sorunu aşacağımıza inanıyorum. Bu bağlamda yasa tasarısından biraz bahsedelim isterseniz. Sektöre AB standartlarını getirmesi ve çalışanların şartlarını düzelterek sirkülasyonu önlemesi beklenen yasa, yıllardır bekletiliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiyede maalesef her alanda olduğu gibi bizim sektörümüzde de bir altyapı eksikliği var. Yıllardır biz sektörün içerisindeyiz. Bu çalışma saatleri bizim gerek işimize yaklaşımımızı, gerekse personelimize ve müşterilerimize yaklaşımımızı önemli ölçüde olumsuz etkiliyor. Çalışma saatleri daha uygun zamanlara çekilirse, bizler ve tüm çalışanlarımız açısından işe geliş-gidişlerde bir rahatlama olacak. Başka şeyler yapmaya zamanımız kalacak, daha farklı uygulamalar yapmaya, eğitimlere zamanımız olacak. Pazar günü tatil olması işin bir başka boyutu. Çünkü pazar günü çalışan personel evine, çocuğu varsa çocuğuna, ailesine zaman ayıramıyor. Bu çok büyük bir eksiklik. Sadece sektör açısından değil, insana verilen değer açısından bu problemin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Bu bağlamda yasayı kesinlikle destekliyoruz. İnanın elimizde olsa şu an pazar günü kapatmak isterim. Ancak rekabet ortamında böyle bir kararı tek başınıza alamıyorsunuz. Umarım bir an önce bu yasa tasarısı bir çözüme kavuşur ve kayıtlı sektörümüz olması gerektiği gibi artık hem kayıtlı hem kurallı olur. İşin bir de tüketici boyutu var tabi. Siz yıllardır bu sektörün her kademesinde bulundunuz. Sizce tüketicilerin bakışı nedir bu konuya? Dünyada daha farklı uygulamalar da var. Mesela İtalyada saat 13:00 ile 16:00 arası alışveriş yerleri dahi birçok yerin kapanıp, 16:00da açılıp saat 22:00ye kadar açık kaldığını gördüm. Latin ülkeleri farklı, Orta Avrupa farklı, Kuzey Avrupa farklı uygulamalar geliştirebilir. Ancak şunu unutmayalım, hafta içi çalışma saatleri değişse de, pazar günlerinin tatil olması durumu bu bahsettiğimiz ülkelerin büyük çoğunluğunda var. Bu sektörlerde çalışanların da insanca yaşamaya hakkı var. onların da ailelerine ayıracak, ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir zamana gereksinimleri var. Bu işi bir bütün olarak görmemiz lazım. Sektörün şartları çalışılabilir duruma gelirse, sirkülasyon azalacak ve sektörü tercih edenlerin kalitesi artacak. Buna bağlı olarak çalışanlarımıza sunduğumuz maddi olanaklar da artacak. Tüketicilerin, yanlış ve yetersiz aktarılan bilgilerden dolayı ilk başta bir tepkileri olacaktır ancak hizmet sektöründe çalışan onca insanımızın ailesi, yakınları da sonuçta bizim müşterimiz. Bu tepkiler azalıp şöyle bir bakıldığında, yapılan işin doğru bir iş olduğu görülecektir. Federasyonumuz umut veriyor Türkiye çapındaki dernekleşme çalışmaları ve kurulan Türkiye Perakendeciler Federasyonu ile ilgili neler söylemek istersiniz? Ankaradaki meslektaşlarımızla Ankara PERDERi kurduk ve kendi bölgemizde güzel işler yapmaya çalıştık. Ancak şartların müsait olmaması nedeniyle bu çalışmalarımız hep Ankara ile sınırlı kaldı, yeterince ses getiremedi, olması gerektiği kadar etki sağlayamadı. Ancak artık sadece Ankaradaki meslektaşlarımız değil, tüm Türkiyedeki meslektaşlarımızın bu konunun önemini anladı. Sorunlarımızın beraber çözülmesi konusunda son derece istekli olduklarını görüyorum. Bu tablodan çok çok mutluyum. Umut ediyoruz ki federasyon çalışmalarımız devam edecek, derneklerimiz kendi içlerinde güç birliği yaparken, diğer derneklerle birbirine destek vererek gelişimini sürdürecek. Açıkçası zorlaşan rekabet şartlarına karşın, bu gelişmelerden dolayı ben son dönemde geleceğe daha umutla bakıyorum. Ankaranın yerel zincirlerin etkinliği açısından diğer illerden farklı bir yapısı var. Sizce bunun sebebi nedir? Anadolunun genel yapısının bir yansıması var tabi. Burada insanlar yerel markalarına biraz daha sahip çıkıyor. Ayrıca Ankara PERDERin de katkısı büyük oldu, işlerin bu şekilde gelişmesinde. Biz perakendeci meslektaşlarımızla bir araya geldiğimizde, hem çözüm önerileri geliştiriyoruz, hem de rekabetimize devam ediyoruz. Ankaranın farklılığı bu diye düşünüyorum ancak diğer kentlerimizde de derneklerimiz kurulduğu için artık onlar da sorunlara birlikte eğilerek daha da güçleneceklerdir. Sizin müşteri portföyünüz nasıl? Sabit, kemikleşmiş bir müşteri portföyümüz var. Birtakım kampanya ve etkinlikler düzenliyoruz, geçen sene müşterilerimiz arasında yaptığımız çekiliş sonucu 1 tane araç, 100 tane beyaz eşya hediye ettik. Bu tip çalışmaların müşterileri daha yakından tanımak açısından da yararları oluyor. Ancak etkin CRM uygulamalarına önümüzdeki dönemde geçeceğiz. Bununla ilgili altyapı çalışmalarını tamamladık, artık daha detaylı bir çalışma yapacağız. Yapılanma adına gerçekleştirdiğiniz diğer çalışmalardan da bahseder misiniz. Örneğin eğitim konusunda neler gerçekleştiriyorsunuz? Sektörün önde gelen eğitim ve danışmanlık kuruluşu Perakende Bilgi Evi (PEBEV) ile çalışmalara başlıyoruz. Daha eğitimli ve dolayısıyla daha nitelikli personel için eğitim çalışmalarının önemini biliyoruz. Ben işimizin bir adına da insan çalıştırma sanatı diyorum. Çünkü yaptığımız işlemin her kanadında insanla iç içeyiz. Bu konuda maalesef Türkiyede büyük bir eksiklik olduğu düşüncesindeyim. Perakende sektörü ciddi bir büyüklüğe sahip olmasına rağmen, devlet tarafından mesleki eğitim verilmiyor. Bu nedenle biz kendi içimizde, düzenli eğitimlerle bu işi çözmeyi düşünüyoruz. Ayrıca kendi adımıza Daha gelişmiş merkezi bir yönetimin olması gerektiğine inanarak Ankarada 6 bin 800 metrekarelik kapalı bir alanda genel merkezimizi ve depomuzu kuruyoruz. Çok yakında hayata geçecek bu tesis ile, daha başarılı şekilde gelişimimizi sürdüreceğiz. Yine çok tartışılan AB uyum sürecinde bir takım kriterler var biliyorsunuz. Bunlar sizi nasıl etkiledi bugüne kadar ve bundan sonra nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Bunlar aslında şimdiye kadar olması gereken çalışmalardı. Avrupa Birliği uyum sürecinde özellikle gıda güvenliği ile ilgili kriterler, hem bizler, hem de tüketici açısından olumlu. Ama bu gelişmeleri biz kendi içimizde sağlarken, tüketicimize de bunu sunarken, kültürümüze alışkanlıklarımıza ters düşen şeylerle de karşılaşıyoruz. Mesela etin saklama koşullarına kesinlikle karşı değiliz ancak mesela etin vakumlanarak satılması Türk tüketicisinin alışkın olmadığı bir durum. Bu konularda belki esneklik olabilir. Bu geçiş daha yavaş olabilir. Ama işin insanları sağlığını ilgilendiren boyutunda kesinlikle taviz olmaması gerekiyor. Özellikle meyve-sebzede, yurtdışına giden ürünlerin döndüğüne, hormon dengelerinin bozuk olduğuna şahit oluyoruz. Bu konuda da bizim perakendeciler olarak pek fazla yapabileceğimiz bir şey yok. Neticede ihracata giden ürünlerin 8 hafta önceden kontrol edildiğini, verilen ilaçların ve hormonların Tarım Bakanlığı bünyesinde kontrol edildiğini biliyoruz. Ama bunun sadece ihracat ürünlerinde değil, Türk tüketicisine sunulan ürünlerde de uygulanmasını, çiftçilerin bilinçlenmesini daha doğru buluyorum. Rekabet adil olmalı İçinde bulunduğumuz süreç sadece mesleki standartları değil, rekabetin boyutlarını da etkiledi. Stok yönetimi ve verimli çalışmanın çok önem kazandığı bu dönemde siz sektördeki rekabet şartlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kayıtlı ve kurallı yapılan rekabete sözümüz yok. Sektörün gelişimi adına da böyle rekabeti destekliyoruz. Örneğin bizim Ankarada yereller arasında böyle bir rekabet var. Ancak biz organize perakendeciler olarak sürekli kontrol altında oluyorsak, semt pazarlarının ve küçük satış noktalarının da bu uygulamaya tabi olmasını isteriz. Çünkü neticede daha önce de bahsettiğimiz gibi ihracattan dönen ürünler, semt pazarlarında satılabiliyor. İlgili kurumların bu konuda da hassasiyet göstermesini bekliyoruz. Sanırım biraz da müşterilerin bilinçlendirilmesi gerekiyor. İlgili kurumlar tarafından bir altyapı çalışmasının olmaması, AB uyum süreci ile birlikte çok hızlı bir şekilde bu sisteme geçiliyor olması, belli bir süre sıkıntı yaratabilir. Neticede AB ile müzakerelerin başlaması için Türkiyeye belirli bir süre verildi. ABye üyelik anlamında ise tahmini bir 10-15 yıllık bir süre öngörülüyor. Bence bu süreç içerisinde sektörümüzde ilgili düzenlemelerin de, gelişmelerin de belli bir uyum, plan içerisinde olması ve zaman yayılması hem üretici, hem de perakendeci açısından çok daha uygun olur diye düşünüyorum. Genel olarak bir değerlendirme yaparsak bir 10 yıl sonra Türkiye perakendesi sizce nerede olacak? Beklenin aksine ben yabancı yatırımcıların pazara tamamen hakim olacağını ve yerli girişimcilerimizin çok zor durumlara düşeceği kara bir tablo görmüyorum gelecek günlerde. Yerli perakendecilerin de önemli bir gelişme içerisinde olduğunu, çok anlamlı , doğru yatırımlar içerisinde olduğunu görüyorum. İşini doğru yapan herkesin gelecekte de başarılı olacağını düşünüyorum. Büyük yabancı şirketlere baktığımızda 200-300 yıllık bir geçmişleri var. Aile şirketi olarak başlamışlar. Ama yerinde ve zamanında kurumsallaşma çalışmalarını tamamlamışlar ve hala o aile şirketinin adı geçiyor ama karşımızda dev bir kurumsallaşmış şirket görüyoruz. Bu bence Türkiyedeki en büyük eksikliklerden bir tanesi. Biz bunu değiştirmek için uğraşacağız ve inşallah başarılı olup Türkiyeden dünyaya yayılan güçlü perakende markaları yetiştireceğiz.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive