Sahra Hipermatketleri Yöneticisi Halil Karaaslan

2001de, İstanbul Sefaköyde yola çıkan Sahra Hipermarketleri, kendi bölgesinin büyük zincirlerinden biri olmaya aday. Sahranın sahiplerinden Halil Karaaslan, uygun bir yer bulduklarında, yeni bir şube açmak için hiç düşünmediklerini belirtiyor. Sektörün yaşadığı sorunlarda marketçilerin de payı olduğunu söyleyen Karaaslanla, marketçilik ve Sahra Hipermarketleri üzerine konuştuk

Eklenme Tarihi : 11 Kasım 2007 Pazar
sahra-hipermatketleri-yoneticisi-halil-karaaslan
Müşterilerimizle komşu gibiyiz Kendinizi tanıtır mısınız? 1965, Siirt doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Malazgirt-Muşta yaptım. Liseyi Siirtte bitirdim. 1989 yılında da, İstanbula geldim. Bir buçuk yıl, toptancı olarak bir işletme çalıştırdıktan sonra, 1991in sonlarında da Sirkecide otomotiv alım satımı işine başladım. Nasip oldu, 2001 yılında da market sektörüne girdim. O zamandan bugüne kadar da market sektöründe çalışmaktayım. Neden marketçilik işine girme kararı aldınız? Türkiyenin o anki durumunu gözden geçirerek, yapılacak en uygun iş konusunda araştırma yaptım. Türkiyede bu sektörde bir boşluk olduğu ve marketçilikte bir altyapıya sahip olduğumuzu fark ettik. Böylece market sektörüne adım attık. Şöyle bir baktığınızda, Türkiyede çalışmaya en uygun iki sektör var. Bunlardan biri hizmet, biri de market sektörü. Aslında gıda sektörü de hizmet sektörü içinde değerlendirilebilir. Sonuçta verdiğiniz bir hizmet var ortada tüketiciye. Sefaköyde marketimizi açarken, bu bölgede ilk servis hizmetini biz sunduk. Hatta bölgedeki diğer marketçi arkadaşlar, Sizin yüzünüzden müşteriler bizden de servis istemeye başladı diye sitem etmişlerdi. İlerleyebildiğimiz son noktaya kadar ilerlemeyi düşünüyoruz bu sektörde. Şu anda zincirleşme yolunda olduğumuzu söyleyebilirim. Piyasayı yakından takip etmeye çalışıyoruz. Piyasa şartları hep değişim içerisinde. 2001 yılında marketi kurma aşamasında olduğumuz zamanda birdenbire bir kriz patlak verdi. Marketin demirbaşlarının siparişini vermişiz, bir gecede dolar iki katına çıkmış. Biz o gece oturup, bu işi yapıp yapmayacağımızı tekrardan düşündük. Sonuçta yapılabilecek tek işin bu iş olduğunu düşündük ve devam etme kararı aldık. Şubelerinizden bahseder misiniz? Dört şubemiz var. Biri Sefaköy Merkez; biri İnönü-Sondurak biri Bağcılar Mahmutbey caddesi; diğeri de Cennet-Tepeüstü. Merkez şubemiz kullanılabilir alan olarak 650 metrekare. Dışarıyı da sayarsak 150 metrekare de öyle kullanıyoruz. Yani yaklaşık 800 metrekarelik bir alan kullanıyoruz. İnönüdeki marketimizin kullanım alanı yaklaşık 400 metrekare. Mahmutbeydeki 450 metrekaredir. Tepeüstündeki marketin ise, kullanım alanı 550 metrekare var. Genelde 350-400 üstü metrekarelik alanları tercih ediyoruz. Büyüme devam edecek mi? Biz eğer uygun bir nokta bulursak, fazla düşünmüyoruz. Uygun bir alan belirleyip, iyi bir değerlendirme yaparsak, kendimize uygun görürsek, biz ona her zaman hazırız. Yatırım yapmak için dört gözle bakıyoruz etrafımıza. Şu anda kesin olmamakla beraber, görüştüğümüz dört nokta var. Bu noktalardan ikisine daha sıcak bakıyoruz; ama henüz kesin bir şey yok. Biz krizlerle birlikte büyüdük. Bu andan sonra, krizlerin artık bizi çok fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. Biz, elimizden gelen en iyi hizmeti vermeye çalışıyoruz. Hedeflerimiz büyük, çıtayı hep yüksek tutuyoruz; ama yerine göre dengeyi sağlamayı da biliyoruz. İyi bir ekip ve kadromuz var. Biz, bu ekiple büyümemizi gerçekleştirmek istiyoruz. Şubeleriniz kira mı; yoksa size mi ait? Merkez bizim kendi yerimiz. Diğerlerinin hepsi kira. Kiralar uygun olduğu sürece, bir şekilde kirayla devam etmek istiyoruz. Belirli nokta yerleri ise alabildiğimiz ölçüde almaya çalışıyoruz; ama şartlarımıza uyduğu takdirde, bu tip yerlerin nokta yerler olması şart değil. Kiralama yöntemi ise, çok uygun; çünkü birçok masraftan kaçınabilmek mümkün. Daha iyi hizmet verebiliyorsun, çalışanların çok daha verimli iş yapıyorlar. Ortada bir rekabet var. Bu durum yani, kiralama yöntemi de bir nevi özelleştirmedir. Mesela, kendi aracılığınla halden mal sevkiyatı getirmen başka; halden bir araba kiralayıp, malını getirmen başka. Hesapladığın zaman, oradan kiralayıp getirmek çok daha uygun oluyor; ama bu tabii ki sadece o iş için geçerli. O aracılığı marketler arası kullandığında işe yaramıyor, mecburen araba ihtiyacı oluyor. Yalnız uygun gördüğümüz yerleri, eğer alabiliyorsak alırız. Kaç çalışanınız var? Çalışanlarınızın niteliklerinden bahseder misiniz? Bizim kadromuz aslında çok geniş. Altyapı kadromuz, şirketimizin satın almacıları, asistanları, bilgi işlem ve mağaza müdürleri çok değerli bir kadro. Önemli olanın temel olduğuna inanıyoruz. İyi bir noktadayız şu an. Bu işe başladığımız günden şu zamana kadar hemen hemen aynı kadroyla çalışmaya devam ediyoruz. Ekleniyor, eksilmiyor yani. Biz bu konuda geniş bir perspektife sahibiz. Şu anda bile istediğimiz özelliklere sahip iki üç eleman gelse, yok demem. Gerekli gördüğümüz, eksikliğini hissettiğimiz yerlerde, kadro eksikliğini elimizden geldiği kadar gidermeye çalışıyoruz. Bizim yeni kadrolara, yeni yüzlere ihtiyacımız var; çünkü yeni insan her zaman yeni şeyler getirir ve yeni şeyler üretir, çalıştığı yere yeni bir soluk getirir. Market sektöründe, çok büyük çatlaklar var. Her insanı belli bir yere yoğunlaştırırsak, mevcut çatlakları ve eksiklikleri kapatmış oluruz. İşleyiş açısından, mal alımı ve satımında, müşteri hizmetlerinde, personelin kendi iç işlerinde, bu hareketi yakalamak lazım. Müşterilerle ilişkileriniz ne durumda? Müşterilerle çok iyi bir iletişim kurduğumuza inanıyorum. Müşterilerimizin de bizden memnun olduğu kanaatindeyim. Çok klasik ama doğru bir söz: Müşteri bizim velinimetimizdir. Biz, varlığımızı müşterilerimize borçluyuz ve elimizden geldiğince onları memnun etmek isteriz. Hizmetlerimizi onlara yansıtmak isteriz. Örneğin, biz Sahra şirketi olarak, firmalardan ne kadar hediye gelmişse, bunları müşteriye bırakmışızdır. Yıl dönümlerimizde, açılışlarımızda... Hiçbir zaman gelen hediyeyi, şirketin lehine paraya çevirip kullanmadık. Gelen bütün hediyeleri; basit hediyeler de değildi bunlar; buzdolapları, televizyonlar, çamaşır makinaları, bisikletler, ütüler, ütü masaları... Yani muhtelif marketlerin firmalardan alabileceği bütün ürünleri, ben, özellikle kendi aldığım bir kararla, promosyon olarak müşteriye dağıttım; çünkü biz müşteriyle var olduk, müşteriyle devam edeceğiz. Bizde müşteri hizmeti sınırsızdır. Mesela, ben gerektiğinde arabama müşteri alır, müşteriyi evine bile bırakırım. Müşteri kendisine yapılan bir iyiliği asla unutmaz. Müşteriye ne kadar sahip çıkarsan, ona zor anında, sıkıntılı anında ne kadar yardım edersen, müşteri de sana sanki kendi iş yeriymişsin gibi bağlanıyor. Bu çok önemli. Bizim gibi marketler artık bir nevi eski semt bakkallarına döndü; çünkü burada müşterilerimizin neredeyse yüzde 80ini tanır olduk. Geri kalan yeni gelen, akan bir müşteri kitlesi; ama bu yüzde 80, genelde ayni insanları, aynı simaları kapsıyor. Bu insanlar geldiği zaman, hal hatır sorarız, düğünlerine, cenaze ve sünnetlerine gideriz. Biz, müşterilerimizin en yakın, en samimi oldukları komşuları gibiyiz. Ben kendime bile, markete ve şirkete ayırdığım zamandan çok daha az zaman ayırıyorum. Tüm bunlara rağmen eksiklerimiz vardır, eksiklerimizi minimuma indirmek için çalışmalarımız sürmektedir. En başta bir insan olarak ve sonra esnaf olarak üzerime düşenin en iyisini yapmaya gayret ediyorum. Müşterilerle olan bu yakınlığı, tüm şubelerinizde kurabiliyor musunuz? Evet kuruyoruz. Ben, zamanım olduğu sürece bütün şubelerimi ziyaret ederim, hepsine uğramaya çalışırım. En azından, oradaki genel durumu görürüm, eksik gördüğüm şeyleri not aldırırım, bunların düzeltilmesini isterim. Yani, şubelerime hakim olmaya çalışırım. Personelimizin bizim varlığımızı hissetmeleri lazım; çünkü çalışan elemanlarımızın bir bölümü kalifiye olmadığı için, istenilen seviyede değil. Perakende sektöründe genel olarak bir personel sıkıntısı var. Evet, var. Genel olarak, perakende sektörünün, personel bölümünün, hizmet yönü çok aksıyor. Yalnız burada tek taraflı düşünmemek lazım. Bunun nedeni sadece kalifiye eleman olmayışı değil aslında, bizde de suç olduğunu kabullenmek lazım. Biz de belki gerekli şartları hazırlayamıyoruz; ama bu durum bizim yapımızdan da kaynaklanmıyor, sektörün genel yapısından kaynaklanıyor. Mesela, biz personelimizi sekiz saat çalıştırmak istiyoruz; ama maalesef, bu mümkün olmuyor. Bu sektörde herkes hesabını iyi yapmalı; çünkü yapmayan gidiyor. Hesabımızı iyi yapıp, personelimize iyi bir eğitim verebiliyorsak, sıfırdan başlayıp, personelin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, onların seviyesine göre eğitim uygulayabiliyorsak, o personelden en verimli şekilde faydalanabiliriz. Bu, bizim en fazla önem verdiğimiz konu. Kendi bünyemizde yetişip de, şu anda bir mağaza müdürümüz olan, ilk kez işe girdiğinde reyoncu olan bir personelimiz var. Aynı durumdan gelip, kendi bölümünde şeflik yapan, mağaza müdür yardımcılığı yapan personellerimiz mevcut. Bu kişiler kendi çabalarıyla ve bizim onlara sağladığımız imkanlarla bu noktalara gelebildiler. Biz, işi çok iyi bilen, profesyonel beyinlere yok demeyiz; ama kendi içimizde yetiştirdiğimiz insanların, bize daha fazla katkı sağlayacaklarına inanıyoruz. Bu yüzden, biz personelimizi kendi bünyemizde, hatta ileride kısmet olursa ayrı bir departman kurarak, sadece personel eğitmeyi ve yetiştirmeyi düşünüyoruz. Personel eğitimi konusundan biraz daha bahseder misiniz? Benim istediğim; personeli işe almadan önce, personele gerekli eğitimi sağlamak, vermek. Aksi takdirde, bazı temel bilgiler veriyorsunuz, sonra da tam verim bekliyorsunuz. Bu, kesinlikle yanlış. Bundan dolayı, eğitimin iş öncesi verilmesi şart. Ayrıca, bu iş sadece bilgiyle olacak bir iş değil. Çalışmayla ortaklaşa sürdürülebilir. Yani, öğrenilenlerin hayata geçirilmesi için uygulama alanları gerekli. Bu konuda da marketlere büyük iş düşüyor. Marketlerin, aynı çıraklık uygulaması gibi, işe alacağı elemana önce bir nevi staj imkanı sağlaması lazım. Bunun için gerekirse kendi mağazalarını kullandırması gerekir. Bu dediğim eğitimi veren insanlar işlerini profesyonel anlamda yapan insanlardır. Bizim bünyemizde, satın alma asistanı ve koordinatör olarak çalışan iki arkadaşımızdır. Bu yetkiyi onlara biz verdik. Onlardan eğitim anlamında maksimum derecede faydalandık. Bu arkadaşlar, 15 günde bir, marketteki bütün elemanları belli saatlerde, müdürlerden randevu alarak toplar, onlara kendi işleriyle ilgili, müşteri hizmetleriyle ilgili, iş disiplini ve personel eğitimiyle ilgili bilgiler verir. Personelinizin eğitimli olmasının bir başka önemi de, hem iletişim hem de çalışma zevki konusunda çok rahat etmenizdir. Bizim bir müşteri kaybına bile tahammülümüz yok. Bu yüzden, eğitim olmazsa olmazlarımızdan. Dışarıdan profesyonel anlamda yardım almayı düşünüyor musunuz? Aslında, evet. Bunun çok yararlı olacağına inanıyoruz. Bunu düşündük; ama şu zamana kadar bu konuda ciddi bir çalışmamız olmadı. Tedarikçilerinizi ne tür kriterlere göre seçiyorsunuz? Onlarla ilişkileriniz nasıl? Biz hancıyız, onlar yolcu diyebilirim. Yolcu da illaki hana uğrayacağından, onlar da haftanın belli günleri gelir, siparişlerini alır, aktivitelerini söylerler. Bir problemimiz yok, genelde aramız iyi. Piyasa şu anda bir elek vazifesi görüyor. Piyasada hak eden kalacak. İşi bilen yoluna devam edecek, rekabet ve ahlak kurallarına uymayanların tutunmaları mümkün değil. Bu süreç 2004 yılında başladı ve bu sürecin 2005 yılı sonunda netleştiğini göreceğiz. Bu durumda, haksız rekabetin kalkmasıyla mümkün olacak. Özellikle, bizim sektörümüzde bilinçsiz bir rekabetin süre geldiği kanaatindeyim. Firmalar hem kendilerini, hem yanlarında çalışan personeli, hem de diğer kuruluşları zor durumda bırakıyor. Bu durumda tamamen hesabı kitabı iyi yapamamaktan, piyasa şartlarını sağlıklı değerlendirememekten kaynaklanıyor. Hizmeti aksayan, üründe kaliteyi yakalayamayan, firmalarla hiçbir zaman çalışmadık ve çalışmayız da. Hem ahlaki, hem etik, hem de ticari olarak kaliteden yoksun bir ürünü, biz satmayız. Bize hiçbir getirisi yok. Hem maddi anlamda hem de ahlaken. Kalite belgesinin ve Tarım Bakanlığından izni olması şart. ABye giriş sürecini perakende sektörü açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok olumlu buluyorum. Birçok şeyin değişeceğine inanıyorum. Özellikle kalite, hijyen, güven açısından olumlu gelişmelerin olacağını umuyorum. Merdiven altı olayının tamamıyla ortadan kalkacağına inanıyorum. Bizim, Avrupadan neyi güzel, neyi doğru buluyorsak almamız; ama bunları kendi isteğimizle yapmamız, yenilikleri kendi isteğimizle kabullenmemiz lazım. Bazı çıkar gruplarının istekleri doğrultusunda veya birilerinin baskısıyla değil. Yaş meyve ve sebze haricinde, bütün ürünlerin paketli olması konusunda bir kanun çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yeni açtığımız şubemizde ortaya bir öneri atıldı. Açık bakliyat satma önerisi. Benim buna sıcak bakmamama rağmen, bazı arkadaşların ısrarları ve müşteri talebinin fazlalığından dolayı, böyle bir şey uygulamaya karar verdik. Düzgün bir şekilde olması, kapaklarının olması, şeffaf olması koşuluyla yapmaya başladık. Maliyetimizi artırarak bunları aldık. Örneğin, biz açıkta tuz satmıyoruz; ama nohut satıyoruz. Sonuçta, nohut yıkanarak temizlenebilir; ama aynı durum tuz için geçerli değil tabii ki. Buna rağmen, açıkta toz şeker veya tuz satmamızı isteyen müşterilerimiz oldu. Bu konuda, artık biz tüketicinin bizi yönlendirmesini bekliyoruz. Bilinçli tüketiciler var; ama çok az sayıda. Ben, tamamıyla paket uygulamasına geçmekten yanayım; çünkü bu anda hijyen devreye giriyor. Yani, sırf ufak menfaatlerimiz adına, çağın gerisinde kalmamalıyız. Başka ülkeler çok yaratıcı fikirler üretirken, bizim açıkta ürün satma mantığından kurtulmamız şart. Bu yasanın yürürlüğe girmesine çok olumlu bir gözle bakıyorum. Gerçekten gerekli. Bu durum gerçekleştiği takdirde, buna ön ayak olacak başlıca insanlardan biri de ben olurum.

Firmanın Diğer Haberleri

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive