Rammar Genel Müdürü Mahmut Karadağ

Türkiyedeki perakendecilik anlayışının değişmeye başlamasıyla toptancılıktan perakendeciliğe geçiş yapan Rammar, bugün 18 şubesiyle İstanbulluların hizmetinde. Sektörde ilk ISO 9002 Belgesini alan Rammar Genel Müdürü Mahmut Karadağ ile yeni dönemdeki hedeflerini ve sektördeki gelişmeleri konuştuk

Eklenme Tarihi : 07 Kasım 2007 Çarşamba
rammar-genel-muduru-mahmut-karadag
`PERDER Bizim Gözbebeğimiz Toptancılıktan perakendeciliğe geçişinizle Rammar markası doğdu. Bu süreci ayrıntılarıyla sizden dinleyebilir miyiz? Aslen biz Vanlıyız. İstanbula ilk geldiğimizde nakliyecilik işiyle uğraşmaya başladık. Daha sonra Ramide bir toptancı açtık. Ardından Metronun gelişiyle birlikte perakendecilik anlayışı değişmeye başladı. Bu değişimin dışında kalmamak için 1995 yılında Fatihte ilk mağazamızı açtık. Ardından 1996 yılında Alibeyköy ve Ümraniye şubelerimiz hizmete girdi. İlerleyen zamanlarda yeni şube açılışları ve satın almalarla bugünlere geldik. 18 şubemiz ile, Rammarın kaliteli hizmetini, İstanbulun her iki yakasında ki müşterilerimize ulaştırıyoruz. Sektördeki pek çok yeniliğin altında da ilk Rammar imzası yer aldı. Perakende sektöründeki ilk ISO 9002 Belgesini alan firmayız. Bunun dışında ilk promosyonu sektörde biz yaptık. 1995 yılında Fatih mağazamızın açılışıyla kupon uygulamasını başlattık. Yapılan alışverişlere göre kupon verilip, çeşitli hediyeler dağıtılıyordu. Bundan sonra da aynı büyüme trendi ve yenilikçi yapımızı devam ettirerek, sektördeki konumumuzu güçlendirecek projelere imza atmaya devam edeceğiz. Rammarın ismi nereden geliyor? Önceleri biz Ramide toptancılık yapıyorduk. Daha sonra işi perakendeciliğe dönüştürmeye karar verdik. Raminin Ramı, marketin Marını alıp birleştirdik ve Rammar ismi ortaya çıktı. Sektörde 10 yılı geride bıraktınız. Hem sektör açısından hem de genel ekonomik tablo açısından önemli bir 10 yıldı. Rammar açısından bakıldığında bu süreç nasıl yaşandı? Perakende sektörü açısından bakıldığında en önemli değişimlerden bir tanesi enflasyonlu ortamdan enflasyonsuz ortama geçiş oldu. Enflasyonist ortamda perakendecilik yapmakla enflasyonsuz ortamda perakendecilik yapmak birbirinden çok farklı. Kar marjları düştü, maliyetler arttı. Ama biz sağlam bir alt yapı kurarak bu işe girdik. Ve sistemimiz sayesinde, dış etkenlerden minimum düzeyde etkilenerek, bugünlere geldik. Hangi bölgelerde şube açıyorsunuz? Nasıl bir fizibilite çalışmasıyla mağaza yerlerinizi belirliyorsunuz?İstanbulun her iki yakasında da şubemiz var. Anadolu Yakasında Ümraniye, Bulgurlu ve Beykoz olmak üzere 3, Avrupa Yakasında Alibeyköy, Gaziosmanpaşa, Fatih, Okmeydanı, Yenibosna, İhlas Marmara, İkitelli ve Başakşehirde toplam 15 şubemiz var. Sektördeki 10 yıllık birikimimizin getirmiş olduğu bir marka bilinirliğimiz var. Yeni şube açarken Rammar markasının tanındığı bölgelere öncelik veriyoruz.. Müşteri ve ürün portföyümüze uygun olan yerlerde şube açıyoruz. Ağırlıklı olarak B gelir grubuna hitap ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de, bu kriterler doğrultusunda yeni şubeler açmak için görüşmelerimiz devam ediyor. İstanbulun her iki yakasında da hizmet veriyorsunuz. Bu da lojistik uygulamalarını daha bir önemli kılıyor. Bu yöndeki çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Bizim için hizmette kalite önemlidir. Müşteriye kaliteli bir hizmet sunmak demek sadece mağaza içinde müşteriyi iyi karşılamakla sınırlı değil. Teknik donanımınız, lojistik alt yapınızda çok önemli. Bu bilinçle hareket ettiğimiz için, alt yapı çalışmalarına da ağırlık veriyoruz. Ve diyebilirim ki, İstanbuldaki yerel marketler içinde en iyi alt yapıya sahip perakendecilerdeniz. 18 mağazamız ve toplamda 10 bin metrekarelik bir yere sahibiz. Bunun 6 bin metrekaresi kapalı alan. Lojistik hizmetini kendimiz sağlıyoruz. Ve bugüne kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Çünkü şu an 18 mağazanın lojistiğini sağlamakla beraber, sahip olduğumuz mevcut lojistik kapasitesi 60 mağazaya kadar hizmet verebilecek büyüklükte. Personel sirkülasyonunu en az düzeyde tutmak için ne gibi uygulamalarınız var? Personel sirkülasyonu sektörün en önemli sorunu. Kalıcı bir iş olarak görülmediği ve ağırlıklı olarak genç insanlarla çalıştığımız için pek çok sektöre göre personel değişimi daha hızlı yaşanıyor. Müşteriyle direkt muhatap olan mağaza elemanlarımız olduğu için personel seçimine ve daha sonra onların eğitimine önem veriyoruz. Bu konuda da PEBEVden yardım alıyoruz. PEBEVin sağladığı eğitim desteğinin, personelimizin yaptıkları işin önemini anlamalarında ve kalıcı bir iş olarak görmelerinin sağlanmasında bize büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Personele değerli olduğunu hissettirmek lazım. Biz elemanlarımızı tabandan yetiştirmeye çalışıyoruz. Personelimizin sorunlarını, ihtiyaçlarını yakından takip ederek, onların hem kuruma hem de işlerine olan bağlılığını artırmaya gayet ediyoruz. Örneğin, personelimizi, maliyetleri düşük olsun diye sigortasız çalıştırmıyoruz. İşe başladıkları ilk günden itibaren sigorta primleri düzenli olarak ödüyoruz. Sektörde yabancı payının artması, yabancı tedarikçilerin de pazar payını artmasını sağladı. Yerli üreticiler, market raflarına girmekte büyük sıkıntılar yaşadıklarını söylüyorlar. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 1990lı yıllara kadar Türkiyede perakendecilik, daha çok toptancılık şeklinde yapılıyordu. 1990 yılında Metronun, Türkiyeye gelişiyle gerçek perakendeciliği öğrendik. Aradan geçen 16 yıl içinde yabancı perakendecilerden öğrendiklerimizi kendimize uyarlayarak yereller olarak sektörde önemli bir pay sahibi olduk. Aynı sürecin bir benzeri bugün tedarikçiler tarafında yaşanıyor. Nasıl ki perakendecilik anlayışı Metro ile biçimlendiyse, üreticiler kanadında da böyle bir değişim yaşanacak. Yerli üreticiler açısından bakıldığında Ülker gibi başarılı, büyük markalar da var. Dolayısıyla bu değişime adapte olabilen tedarikçiler hem ayakta kalabilecek, hem de sektörün gelişimine katkı sağlayabilecekler. Rammar raflarında ürünlerine yer verilmesi için pek çok tedarikçiden teklif geliyordur. Seçimi neye göre yapıyorsunuz? En önemli kıstasımız, satış miktarları. Raflarımızda yer verdiğimiz ürünlere, müşterinin talebi de, o firmayla bir daha çalışıp çalışmama kararı vermekte etkili oluyor. Ürünün satışı bizi ve firmayı tatmin ediyorsa iş birliğimize devam ediyoruz. Satışı az olan ürünleri tamamen satmıyoruz diyemem ama çok fazla tercih etmiyoruz. PL ürününüz var mı? Biz PL yapmıyoruz. Şu an öyle bir projemizde yok. Bir şeyi yaparken, kalite ve hijyenden taviz vermemek gerekiyor. Herkes PL yapıyor. Denetim çok yetersiz. Sadece PL ürün yapmak için bu işe girilmemeli. Yerel perakendeciler açısından bakıldığı zaman bölgesel dernekleşmelerle birlikte önemli bir süreç başlamış oldu. PERDERden beklentileriniz neler? PERDER, bizim çok önem verdiğimiz bir oluşum. PERDER, bizim göz bebeğimiz. Sektörde böyle bir birliğe ihtiyaç vardı. Hem sorunların tek bir ses olarak dile getirilmesinde, hem çözüm üretme sürecinde çok büyük katkı sağlayacak. PERDER ile sağladığımız güç birliği sayesinde Sektörde biz de varız mesajını çok daha net bir şekilde verebiliyoruz. PERDER, rekabetin, ticaret ahlakının da istediğimiz noktaya gelmesini sağlamada önemli bir rol üstlenecektir. Ayrıca bu birlikteliğin, yeni market yasa tasarısının tartışıldığı bir dönemde gerçekleşmesi, PERDERi daha önemli ve etkin kılıyor. En önemli gündem maddelerinden biri yasa tasarısı. Siz tasarıdan neler bekliyorsunuz? Yasa tasarısı çeşitli platformlarda tartışılıyor. Herkes kendi cephesinden bakarak bir yorum getiriyor. Önemli olan yasanın bir bütün olarak sektöre fayda sağlaması. Mutlaka tasarının bazı eksi yönleri var. Ama ben yasanın bu haliyle sektöre faydalı olacağına inanıyorum. Çalışma saatlerinin sınırlandırılması ve pazar günü marketlerin kapalı olması özellikle personel sirkülasyonunu azaltmasında ve kar marjlarının artmasında önemli bir etki sağlayacağını düşünüyorum. Marketlerin pazar günleri ve akşam 8den sonra kapalı olmasının tüketiciler açısından sorun olabileceği ileri sürülüyor. Sizce tüketiciler açısından bir memnuniyetsizlik yaratır mı? Ben böyle bir şey olacağına inanmıyorum. Avrupada da bu iş böyle yapılıyor. Ve müşteri açısından bu bir sorun oluşturmuyor. Belki yasanın ilk uygulanmaya başladığı dönemlerde bir sıkıntı yaratabilir. Ama en nihayetinde insanlar buna alışacaklar. AB süreci sektörü nasıl etkileyecektir? Sektörün gelişimi açısından olumlu katkıları olacağına inanıyorum. Semt pazarlarına getirilecek sınırlama, organize perakendenin pazar payının artmasını hızlandıracaktır. Standartların belirlendiği, kayıtlı, kurallı bir perakende sektörüne geçişi hızlandıracaktır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive