Perakende Sektörü Depreme Hazırlıklı mı?

Perakende sektörünün, Türkiyenin önemli bir gerçeğine; depreme nasıl hazırlandığını incelemek ve bu konuda öncü olmak adına Perakende.org konuyu gündeme taşıyor

Eklenme Tarihi : 26 Kasım 2007 Pazartesi
perakende-sektoru-depreme-hazirlikli-mi
Yaz soğuklarında püfür püfür klimalı serin mağazalar. Marketlere girip, evinizin tüm ihtiyacını kolay ve birçok seçeneği bir arada görerek alma imkanı ya da bir alışveriş merkezinde, rahatsız eden olmadan onlarca mağazayı dolaşabilme özgürlüğü... Dinlenme alanları, otoparkı, tuvaletleri, yeme içme alanları, sineması ile kent insanının kendini en rahat ve güvende hissettiği mekanlar... Peki insanlara bu duyguları yaşatan perakendeciler, Türkiyenin önemli bir gerçeğine; depreme yeterince hazır mı? Bina sağlamlığı açısından alışveriş merkezlerinin önemli bir sorunu olmadığını düşünebiliriz. Neticede büyük metrekarelere kurulan ve inşaat alanındaki en modern sistemlerin kullanıldığı yapılar bunlar. Fakat depremde yıkılan yapılar kadar, devrilen veya sürüklenen eşyaların, yangınların, patlamaların ve panik halindeki insanların birbirine verdiği zararın can kaybına yol açtığını tüm uzmanlar dile getiriyor. Gece geç saatlerde yaşanan 1999 depreminde bunlar olmadı. Alışveriş merkezleri ve marketler kapalıydı. Ancak insanların yoğun olduğu bir saatte, örneğin haftaiçi bir akşam üstü, haftasonu bir öğleden sonra ya da Ramazan ayında iftardan birkaç saat önce deprem yaşanırsa ne olur? Küçük metrekarelerde hizmet veren marketler için iyi yer bulmak giderek zorlaşıyor. İyi bir yer bulunduğu zaman hemen mağaza açmak için yarışıldığı bir dönemdeyiz. Birkaç ufak dükkanı birleştirip tek bir markete çevirmek de sıkça gördüğümüz bir uygulama. Bu mağazaların çoğunda küçük bir çıkış kapısı var. Çoğunlukla tamamen cam olan bu kapılarda, genellikle de alışveriş merkezlerinin kullandığı patlamayan bor alaşımlı camlar kullanılarak ekstra masraf edilmiyor. Bu kapıların önünde genelde çok yer kaplayan POS cihazları ve market arabaları duruyor. Kasanın yanında ve tepesinde duran ürünler kafanıza düşüp yaralanmadan ya da market arabalarına çarpmadan kapıya ulaşırsanız bir sorun daha var. O da deprem anında genelde kapıların sıkışması. Dar kaldırımlar üzerine, işlek alanlara açılan mağazalar, kaldırımdan geçen insanları yaralamamak için normal görünen bir uygulamayla kapılarını içeri doğru açıyor. Ancak içeri açılan kapının, menteşelerdeki basınç nedeniyle deprem anında sıkışma riski var. Kapı açıldı, cam kırılmadı, birileri koşarken size çarpmadı ve kendinizi dışarı attınız. Bu durumda dahi ya yine yıkılma tehlikesi olan binanın altında beklemek, ya da kendinizi yola arabaların içine atmak zorundasınız. Aslına bakarsanız uzmanların da söylediği gibi yapılabilecek en mantıklı şey, olduğunuz yere çöküp paniğe kapılmadan beklemek. Ancak bunun için tabi ki marketin bulunduğu yapının sağlam olması gerekiyor. Yapı sağlam olduğu takdirde en büyük tehlike, raflardan düşen ürünler... Bazı marketlerin sınırlı metrekarelere daha fazla ürün sığdırabilmek adına inanılmaz sıkışıklıkta raf aralıkları bıraktığını hepimiz görüyoruz. Bu durumda mağaza içinde güvenli çok fazla alan da kalmıyor. Mağazanın içinde çalışan gaz kaynakları ve fırınlar da, eğer o anda sigara içen bir personel varsa çok büyük bir tehlike arz ediyor. Mağazalara izin verilirken mutlaka binanın sağlamlığının tespit edilmesi, kapıların standartlara uygun, deprem anında elektrik kesilse bile enerjisi kesilmeyen otomatik açılır kapılar olması, döner kapı kesinlikle kullanılmaması, mağaza içindeki ayna ve camların parçalanan değil kendi içine dökülen camdan yapılması, rafların arasında dökülen ürünlerden korunacak güvenli bir mesafenin bulunması, gazı otomatik kesen bir sistem olması, yangın söndürücülerin yeterli sayıda olması, personele kullanma eğitimi verilmesi ve bakımlarının periyodik yapılması, personelin sigara içmemesine maksimum hassasiyet gösterilmesi ilk akla gelen uygulamalar. Bunların şu anda ne kadarının uygulanabildiği ise AMPD ve PERDERlerin konuyla ilgili tatmin edici çalışmalar yapmamasından dolayı henüz bilinmiyor. Ancak bizim gördüklerimiz çok iç açıcı değil. Karamsar bakış açısını bir kenara bırakıp bardağın dolu tarafından bakarsak, mağazaların birçoğunda gaza duyarlı yangın sistemleri olduğunu unutmamak gerek. Perakendeciler, mağaza açabilme izni alırken belediyelerden bina sağlamlığı ve diğer prosedürlerde gerekli izinleri de alıyorlar. Dolayısıyla mağazanın içinde kalmak aniden sokağa fırlamak veya kapıya yüklenmekten çok daha güvenli. Tam bu noktada karamsarlığımız yine ortaya çıkıyor çünkü personel sirkülasyonu yüksek sektörde, deprem anında ne yapılacağına, müşterinin ve kendilerinin can güvenliğini nasıl sağlayacaklarına dair eğitim uygulamalarına neredeyse hiç rastlanmıyor. Konuyla ilgili kendi gözlemlerimizin yanında bir de uzman görüşü alalım dedik ve Türkiyenin bu alanda en tanınan isimlerinden Ahmet Ercanın kapısını çaldık. Jeofizik Profesörü Ahmet Ercan ile sohbetimizde ana konumuz perakende sektörünün deprem konusundaki eksiklikleri oldu: Perakendeciler deprem konusunda mutlaka eğitim almalı Oldukça ilginç bir hayat hikayeniz var. Biraz bizlere bahseder misiniz? Ben Aydın doğumluyum ancak ailem Rumeli göçmeni. Ailenin bir kolu Kavalalı Mehmet Ali Paşaya uzanıyor. Diğer taraftan dedem Mustafa Kemalin ağabeyi. Çocuklukları birlikte geçmiş. Selanikten gelen ailenin bir bölümü Nazilliye yerleşmiş. Atatürk ömrünün sonuna kadar sık sık Nazilliye ziyarete gelmiş. Nazillili olmaktan çok gurur duyarım çünkü ünlü efelerin de hepsi oradan yetişmiştir. Muhalif bir tavrı olan, vatanını çok seven insanlar yetiştirir. Ben de öyle olduğum için Nazillili olduğumu her fırsatta gururla dile getiriyorum. Liseyi bitirdikten sonra babam üniversiteye gitmemi arzu etmiyordu, kendisine yardımcı olmamı istiyordu. Babamın haberi olmadan ben İzmire sınava gittim ve kazandım. Annem de araya girdi ve dayanamayıp beni göndermek zorunda kaldı. Babamı ilk ve tek defa ağlarken görmem beni uğurlarken olmuştur. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik ve Jeoloji bölümüne başladım. Toprakla ilgili, suyla ilgili bilgi sahibi olmak beni çok çekti ve bu bölümü seçtim. Üniversitede çok çalıştım, adeta kendimle yarıştım. Bunun sonucunda üstten de ders alarak, üniversiteyi 2 yılda bitirdim. Daha sonra öğretim üyesi olmak için sınava girdim ve kazandım. 1971 yılında ABDye gittim. Stanford Üniversitesinde master yaptım. Colarado School Of Minesda doktora yaptım. Orada 2 yıl üst üste Amerikanın en başarılı uluslararası öğrencisi seçildim. 3 yıllık doktoramı bütün dersleri bir yılda alarak ve çok yüksek ortalamalarla kısa sürede tamamladım. Kal diye çok ısrar ettiler. Fakat ben hemen Türkiyeye döndüm ve ülkeye hizmet etmek için İstanbul Teknik Üniversitesine geldim. İlk yıllar çok zor oldu. Türkiyenin eğitimcilerine sunduğu şartlar belli, maddi açıdan çok zorlandık o yıllarda. Ancak atlattık, ayakta dimdik kalmayı başardık ve bugünlere geldik. Size ve diğer uzmanlara deprem profesörü deniyor. Nasıl tepki veriyorsunuz böyle denmesine? Sadece depremle ilgilendiğimizi sanıyorlar tabi. Ben jeofizik mühendisiyim depremi bilmem gerekiyor ancak başta yer altı kaynakları olmak üzere birçok konu ile ilgileniyoruz. Bir ülkenin en büyük zenginliği yer altı kaynaklarıdır. Osmanlının parçalanmasının sebebi de dünya petrollerinin yüzde 57sini elinde bulundurmasıdır. Osmanlı üzerine saldırı planları, 1814 yılında başlamıştır, yani petrolün ilk bulunduğu yıllarda. Elimizde petrol bırakmadılar ama Türkiyede maden çeşitliliği fazla. Bor, toryum gibi madenler mevcut ve bunlar stratejik madenler. Bir de yadsınamaz altın yatakları var. Birçok uygarlığın Anadoluya göç etmelerinin sebebi altındır. Türkiyenin en büyük altın madeni Uşak Eşberi ben buldum, yaklaşık 150 ton. Bunu şu anda yabancılar işletiyor. Buna benzer birçok maden yatağı buldum. Çoğunu maalesef yabancılar işletiyor çünkü bizim devletimiz aramıyor. Özel sektörümüz yetkin değil. Hala doğru düzgün bir maden arama ve işletme sistemimiz yok. İstanbula kar yağmazsa Türkiyeye kış gelmez diye bir söz vardır. 1999 depreminden sonra halk uzmanların görüşlerine daha çok değer verir oldu mu? Tabi ki çok etkili oldu. Marmara Bölgesinde merkezi İzmite yakın bir deprem olacağını, çok can kaybı olacağını ben daha 1982 yılında Bilim-Teknikte yayınlanan yazımda anlattım. O zaman eleştirildim, hatta en çok eleştirenlerin başında Ahmet Mete Işıkara vardı. Halkı korkuttuğum, abarttığım söylendi. Oysa sonucu gördük. Gerçekleri sürekli cesurca söyleyebilseydik birşeyleri de değiştirebilirdik belki. Deprem önceden hep doğuda oluyordu. İnsanlar da giymedikleri giysilerini göndererek vicdanlarını rahatlatıyorlardı. Eğer Kocaelideki deprem olmasaydı, İstanbul deprem için hiçbir şey yapmıyordu. Tanrı İstanbulu korudu. Sınırlı da olsa tedbirler alındı, bu psikoloji öğrenildi. Direkt hiç uyarı vermeden İstanbul merkezli olması çok korkunç bir can kaybına yol açardı. Gezdiğiniz marketleri, alışveriş merkezlerini depreme hazır görüyor musunuz? Bu konuda riskler neler? Ben bir jeofizik mühendisi olarak her bulunduğum ortamda depremi düşünürüm. Örneğin alışverişte, sinemada, gezerken, başka iş yerlerine gittiğim zaman, deprem olursa ne yaparım diye düşünürüm. Mesela büyük merdiven yataklarında çok fazla oyalanmam. Çünkü bunlar deprem sırasında ilk yıkılan yerler. Mağazalarda kapıların dışa açılması gerekir. Dönerli kapılar deprem sırasında sıkışır. Alışveriş merkezlerinde çok var bu kapılardan. Sarsıntı başladığında panikle herkes dışarı çıkmaya çalışır. Bu durumda sıkışmış bir döner kapı çok büyük bir tehlike oluşturur. Mağazaların büyük camları da deprem sırasında patlar. Bu durumda kesikler sonucu kan kaybından ölümler olabilir. Dolayısıyla mağazalarda camı mümkün olduğunca küçük tutmak veya kendi içinde çözüşen, oto camları gibi camlar tercih edilmeli. Mağazaların birden fazla kapısı olmalı. Ancak iç güvenlik nedeniyle kapılar tektir. Bir çok giriş ve çıkış kapısı olmalı. Alışveriş merkezlerinin genellikle yapıları sağlam. Burada ABDde zorunlu bir sistem var. Deprem olmaya başladığı anda hemen bir uyarı sesi devreye girer. Bu makinenin bulundurulması zorunludur. Halka şişe gibi, cam gibi kırılabilecek maddelerden uzaklaşıp güvenli bir boşlukta yere yatmaları ve kafalarını koruyarak yerde kalmalarını söyler. Türkiyede bu sistem zorunlu hale getirilmeli. Eğer böyle olursa can kaybı çok az olur. Ancak herkes birden kapılara koşup birbirini ezer, camları patlatırsa kötü sonuçlar doğurur. Marketlerin güvenli olduğunu düşünüyor musunuz? Hayır hiç düşünmüyorum. Apartman altlarında kuruyorlar. Bazen bunu yapmak için mevcut duvarları, kolonları yıkıyorlar. Gölcükte ölenlerin yüzde 26sı eşya çarpmasından öldü. Bu nedenle eşyaların hepsinin bağlı olması gerekiyor. Eskiden rafların önünde siperlikler vardı. Şimdi bakıyorum yeni raf tasarımlarının çoğunda onlar küçültülmüş. Sanırım şık durmuyor diye kaldırıyorlar ancak bu çok tehlikeli. Ürünler insanların kafalarına düşecek. Ayrıca küçük süpermarketlerin koridorlarında kaçacak alan yok, boşluklar çok az. Aynaların da dediğim gibi kendi içinde çözüşen, patlamayan camdan olması gerek. Soğutma dolaplarının, diğer camlı bölmelerin testleri geçmiş, standartlara uygun olması gerek. Doğalgazın, suyun, elektriğin otomatik kapanması için bir sistem olmalı. Aynı zamanla alışveriş merkezlerinde kesinlikle sigara içilmemeli. Çoğunda unlu mamüller bölümü var, fırınlar ocaklar çalışıyor. Yakın yerde sigara içen bir personelin olması bu anda faciaya yol açar. Onu da geçtim panikle sigarayı elinden atsa, doğalgaz açık olmasa bile yangın çıkartır. Siz 1999 depreminde, deprem anında ne yaptınız? Evim sağlam zeminli bir semtte, kontrolü yapılmış bir binada. Ben depremde yataktaydım ve deprem durana kadar yerimden kalmadım. Böyle de yapılması gerekiyor. Deprem başladığı anda bulunduğunuz yere yatmak en doğru şey. Çünkü panikle yapılan şeyler daha kötü sonuçlar doğurabiliyor. Eğer zamanınız varsa masanın, ya da yatağın kenarına yatmak gerekli. Altına girmek değil yanına yatmak lazım çünkü bu eşyalar biraz çökse bile siz altında kalmadan devrilen duvar gibi şeyleri tutup size alan bırakabilir. Altına girince tamamen sıkışma riski var. Tabi yakınınızda duvardan ziyade vazo, ayna, kutu gibi şeylerin olmaması gerekli. Olsa bile bağlı olması gerekli. En fazla risk altındaki bölgeler nereler? Marmara kıyıları. Özellikle Avrupa yakası. Cankurtaran Fenerinden, Beyazıt Camisi, Edirnekapı, İkitelliye kadar olan çizginin Güney kısmı oldukça tehlikeli bölgeler. Ancak her yer sallanacak ve kuzeydeki yapılar çürükse onlar da tehlike altında. Bir mağaza müdürü depreme karşı nasıl önlemler alabilir? Önce insanlar eğitilmeli. Profesyonellerden yardım alınmalı. Mağazanın bulunduğu bina için yapı sertifikası alınmalı. Müşterinin de alışveriş merkezine girerken yapı sertifikasının olup olmadığına bakması gerekiyor. Bu sertifikayı almak eskisi gibi çok bürokratik ve zor değil. Özel şirketler, üniversiteler de verebiliyor. Tabi kimin verdiği önemli. Güvenilir bir isimden alınmışsa müşterinin de içi rahat eder gördüğünde. Yangın söndürme aletlerinin bakımı periyodik yapılmalı, personel nasıl kullanacağını bilmeli. Ayrıca mağaza müdürlerinden bahsettiniz ama o mağazanın içinde deprem anında en riskli olanlar zaten onlar. Çoğunlukla ofislerde cama yakın yere masa koyuyoruz. Bu cam patladığı kırıldığı anda zaten mağaza müdürü hiçbir şeye müdahale edemeyecek konuma düşer. Yönetici masaları camdan, aynadan uzak yerde durmalı. Kapısı içe doğru açılmamalı ki sıkışmasın, çıkıp müdahale edebilsin. Tabi bir de müdahale edebilse dahi eğitim almış olması gerek ki insanları daha çok panik edip kapılara koşturmasın, ne yapacağını bilsin.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive