Özbuz Yöneticisi Sinan Demirkol

Özbuz`un yöneticisi Sinan Demirkol ile, kendi ofisinde çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Demirkol, açık sözlü bir biçimde hem Özbuz, hem soğutma sektörü, hem de perakende sektörü üzerine düşüncelerini paylaştı

Eklenme Tarihi : 03 Aralık 2007 Pazartesi
ozbuz-yoneticisi-sinan-demirkol
`Sarı Çivi Çakılacak Yere, Demir Çivi Çakmayız` Özbuz`un ikinci kuşak yöneticisi Sinan Demirkol ile, kendi ofisinde çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Oldukça açık sözlü bir biçimde hem Özbuz, hem soğutma sektörü, hem de perakende sektörü üzerine düşüncelerini paylaştığı görüşmemizin ortasında bir müşterisi geldi ve kendisi benden 10 dakika müsade istedi. Müşteri ile aralarında geçen diyalog, adeta röportajda söylediklerinin teyidi gibiydi. Müşteri 7-8 yıl önce pastanecilik yaptığını, ekonomik krizle birlikte kapatmak zorunda kaldığını, şimdi tekrar pastane açmaya karar verdiğini, daha önce de Özbuz`dan dolap aldığını, o zamandan kalma memnuniyetinden dolayı yine ilk tercihinin Özbuz olduğunu söyledi. Müşteri bunları anlatırken, Sinan Bey bana bakıp gülümsüyordu. Söyleşimize başlamadan önce sizi tanıyabilir miyiz? 1977 İstanbul doğumluyum. Aslen Artvinliyim. İşletme Bölümü, Yönetim ve Organizasyon mezunuyum. Evliyim. 2 çocuğum var. Biri kız, biri erkek. Ümraniye de oturuyorum. 13-14 yıldır bu meslekteyim. Baba mesleği... Babam bu işin son demlerini yaşayan bir kuşağı temsil ediyor. Kendisi bu işte çok iyidir. Hem teknik anlamda hem de piyasa bazında. Biz de şu anda bir bayrak devralma dönemindeyiz. Şimdi de Özbuz`u tanıyabilir miyiz? Yaptığınız iş sadece soğutma mı? Bizim yaptığımız iş : soğutma! Soğutma ile ilgili hemen her türlü imalatımız var. Soğutma odalarından tutun, pasta, kasap, şarküteri, büfe, restaurant gibi bu tür yerlerin bütün ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Standart olarak yaklaşık 30 modelimiz var. Esas uzmanlık alanımız soğuk hava odaları; ancak market sektöründe de, gerek sanayi tipi sütlük modelleri olsun, gerekse reyon modelleri olsun, bu konularda da iddalı bir firmayız. Bizim sektörde parmakla gösterilen firmalardan biriyiz. Tabii kendi seviyemizde; çünkü bizim sektörde belli başlı büyük firmalar vardır : Fabrikasyon çalışan firmalar... Bunlar tepe firmalardır. Bir de bunların bir altında, orta kademedeki firmalar vardır. Tabii bir de en alt seviyedeki firmalar bulunmakta... Biz, herhalde, tepenin bir altındaki iyi firmalardan biriyiz. Sizce soğutma sektörünün başlıca sorunları nelerdir? Bu sektör çok karışık, standartı olmayan bir sektör. Özellikle fiyat standartı yok. Türkiyedeki piyasa şartlarını biliyorsunuz. Özellikle 1994`teki 5 Nisan kararlarından beri, piyasada bir istikrar yok. Biz, potansiyel müşterilerimiz sayesinde belki de bu krizlerden çıktık. Yoldan geçerken görüp ya da ellerine katoloğumuz geçip reklam vasıtası ile bize ulaşan müşteri lerimizin oranı yüzde 20yi geçmez. Daha çok eski müşterilerimiz ya da tavsiye ile gelen müşterilerimiz bizi ayakta tutar. Biz kriz dönemini de o şekilde atlattık; hepsine müteşekkiriz. Ancak sadece bizim sektörde değil, diğer sektörlerde de bir çok imalatçı tutunamadı, çöktü. Bizim de öyle aman aman tutunmamızı sağlayacak kaynağımız yok kenarda; ama işinizi iyi yaparsanız, birileri gelir sizi bulur. Buna inanırız, hep bu mantıkla çalışmışızdır. Bu iş her sektörde böyledir. Güven bu işte çok önemli. Bir şekilde size geri dönüyor. Kalitemizden kesinlikle ödün vermeyiz. Piyasadaki fiyatları baz alarak; Bizim 10 liraya yaptığımızı, başkası 7 liraya yapıyor. Biz de 7 liraya yapalım gibi bir politikamız hiç olmadı. Bu durumda haksız rekabetle de karşılaşıyorsunuz doğal olarak. Tabiiki. Bu sektörde her sene en az 5-6 firma açılır ve kapanır. Bu arda tabi bizi de etkiliyorlar; ancak marka olabilmek, bir Özbuz olabilmek hiç de kolay değil. Bu sektörde hammadde tedarikini sağlayan firmalardan hiçbiri yoktur ki bize açık kredi vermeyecek! Bu bir güvencedir bir şekilde. Bu hem bizi memnun ediyor hem de müşteriyi. Ancak piyasada bu işi suistimal eden, fiyat ve kaliteyi aşağı çeken bir çok firma var. Bizim müşterimiz dolabın rengine bakıyor Burada sanırım müşterinin de bilinçli olması lazım. Biz ABD`ye de iş yapıyoruz. New York, Mannathan, Brooklyn, Queens... Buralara dolap gönderiyoruz. New York piyasasıyla iş yapmak çok önemli aynı zamanda çok zor bir iş. Çünkü ABD`deki müşteri, şekil olarak, bizim müşteriler gibi değil. Örneğin, et için bir dolap yapıyorsunuz. Oradaki müşteri etteki fire oranını soruyor. Bizim müşterimizin çoğu ise dolabın rengine bakıyor. Gene ABD deki müşteri dolabın içeriğine, kullanılan malzemeye bakar. Bizim müşterimizin ise ilk bakacağı dolabın tipidir, görünüşüdür. Dolabın içeriği ile alakalı soru soran müşteri oranı yüzde 20`yi geçmez. Bizim müşterimiz dolabı güzel duruyor mu diye diğerleriyle karşılaştırır. Dolayısıyla biz ABD piyasasına mal vermekle hem kendimizi geliştirdik hem de artık müşterilerimiz sormasa bile özellikle anlatıyoruz alacakları ürünlerin özelliklerini. Mesela etin fire oranıyla ilgili mal alsa da almasa da müşteriyi aydınlatmışızdır; çünkü tüketicinin bilinçlenmesi tüm sektöre bir yarar bir kalite getirecek. Benden alıp almaması çok önemli değil. Benim söylediklerim aklına gelecektir. Bu konuda potansiyel müşteri sayabileceğimiz tüm kesime seslenmek istiyorum : Hiç kimse benim yoğurdum ekşi demez. Hiç kimse kendi markasını kötülemez. Biz de övüyoruz kendi markamızı. Ancak müşterinin emin olması için piyasada kullanan kişilere sorması lazım; çünkü kullanan kişiler bire bir referanstır. Bunu yapmalarını istiyorum sadece müşterilerden. Servis de çok önemli bu arada. Bunu da sormalı müşteri. Servisten memnun musun?diye. Müşteriye 10 liralık işi 3 liraya yaparsanız; o dolap başını ağrıtmaya başladığında verdiği parayı unutur. Müşteriye `Özbuz`a gözüm kapalı kefilim` dedirtemezsek; bu işi yapmayız Size referans olabilecek müşterilerinizden bahseder misiniz? Örneğin Kebir Süt, Yayla Kardeşler, Köyüm kahvaltı Bu öyle bir iş ki,eğer müşteriyi memnun edemezsen bir firmanın işini en fazla bir sefer yapabilirsin. Bizim şöyle bir politikamız var : Örneğin bir mahalle bakkalı var; 1,5 metre dolap satıyorsunuz. Bu bakkalın göreceği muameleyle, 35-40 metre dolap yaptıran müşterinin gördüğü muamele aynıdır. Çünkü tavsiyedir önemli olan; yaptırdığı malın büyüklüğü değil. Müşteri Özbuz`a gözüm kapalı kefilim diyecek. Bunu dedirtemezseniz bu işi yapmayacaksınız. Bırakacaksınız, dedirtebilenler yapacak ve bu sayede sektöre bir kalite gelecek. Biz hammaddenin en iyisini aldığımız halde, eskisi gibi 35-40 yıl dayanacak dolaplar yapmamız mümkün değil. Kimse yapamaz! Sizi kriz döneminde ayakta tutan, şu anda piyasada güçlü olmanızı sağlayan nedenlerin en başına size duyulan güveni mi koyuyoruz? Kesinlikle. Biz özünde Pakbuz`un devamı niteliğindeyiz. Babam Nurettin Demirkol, Pakbuzun usta başıydı. Orada yetişti. O kültürü aldı. Pakbuz`un dolapları 35-40 senelik; hala ayaktalar. Biz de aynı ekolü devam ettirmeye çalışıyoruz; ancak gün geçtikçe, maliyeti düşürmek adına, tüm sektörlerde bir incelme var. Bizim sektörde de öyle. Teknoloji sürekli bir ilerleme halinde olduğu halde eski malzemeler, makineler daha sağlam. Eskisi gibi 35-40 yıl dayanacak dolapların montajını şimdiki hammaddelerle yapamayız. Kimse yapamaz. Biz hammaddenin en iyisini aldığımız halde 35-40 yıl dayanması, bugünkü şartlarda mümkün değil!.. Tüm şartlara göre, bizim dolaplarımız gayet dayanıklı ve kalitelidir; ama eski dolapların sağlamlığını yakalayamıyorsunuz. Teknoloji, makine, elektronik şu anda çok çok ilerde ama hammadde, malzeme anlamında çok çok gerideyiz. Merdiven altının, haksız rekabetin, Avrupa Birliği`ne uyum süreciyle birlikte yok olacağına katılıyor musunuz? Önümüzde Avrupa Birliği var. Çok önemli bir dönemden geçiyoruz. AB şartları var. Bunları yakalamak için hem üreticinin, hem de tüketicinin bilinçli olması lazım. Tüketici bilinçli tüketim yapmalı. Benden ya da başka firmadan istemesini bilmeli. Artık eskisi gibi müşteriye sırtını dönüp hizmet etme devri kapandı. Müşterinin gözü önünde yapacaksın her şeyi. Temiz ve sağlıklı bir şekilde. Yakında denetlemeler gelecek. Hatta bizim sektörde yavaş yavaş başladı bile. Alphindi hindi üretim tesislerinin soğuk hava odalarını yapıyoruz. Beni aradılar geçenlerde. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, soğutma odalarında kullanılan soğutma gazının ne olduğunu sormuş. Bu bir denetimdir. Aslında bu denetimler bir bakıma iyi olacak; çünkü çürük elmalar düşecek. Bu piyasayı karıştıran firmalar; çünkü bu iş kolay bir iş değil. Bir nevi montaj işi yapıyoruz. 8-10 üründen bir ürün meydana getiriyoruz. Bu montaj aşamasında kaliteli ürünler meydana getirmek lazım. Bu piyasada kaliteyi düşüren çok firma var. Bir bakıyorsunuz 10 liralık mala 5 lira fiyat koymuş. Görünce şaşırıyorum. Diğer yandan bu işi hakkıyla yapan firmalar da yok değil. Atlattığımız kriz dönemindeki kapanan firmalara şöyle bir bakacak olursak hep 3-5 yıllık firmalar. Bildiğin işi yapacaksın. Hiç bilmediğin bir sektöre soyunursan böyle olur. Yarın öbür gün seni darmadağın ederler. Kısaca bir fark yaratacaksın. Müşteriyi tanıyacak; sektörü bileceksin. Sarı çivi çakılacak yere demir çivi çakmayız AB standartları konusunda sizin durumunuz ne? Biz her zaman kendimize güveniyoruz; çünkü işte kesinlikle suistimal yapmıyoruz. Tabir-i caizse, bir imalat deyimidir bu, Sarı çivi çakılacak yere demir çivi çakmayız. İmalat aşamasında müşterinin gelmesini isteriz. Dolapları görmesi için atölyeye götürmekten haz duyarız. Esas yorgunluğumuzu alan da, iş bittikten sonra müşterinin Elinize sağlık, çok güzel olmuş demesidir. AB ile birlikte sektörün tamamında el işi üretimden seri üretime bir geçiş yaşanacak. Bu sizi nasıl etkileyecek? Biz el işçiliği yapıyoruz. Elişçiliği ile ortaya çıkan ürünün, seri üretimin ürünü yanında artı bir dayanıklılığı vardır. Fabrikasyon daha hızlıdır; ama bizim 5`imiz var, 8 olsun diye bir gayemiz hiç olmadı. Bizim tek gayemiz; Özbuz ve kalite kelimelerinin, insanların kafasında birlikte yer etmesini sağlamak. Ben müşteri dolabı yaptırmadan önce, dolabın avantajlarını ve dezavantajlarını anlatırım. Sonra yaptırır ya da yaptırmaz. Örneğin müşteri geliyor, emekli olmuş. Market açmak istiyor; ama hiçbir şey bilmiyor bu konuda. Marketçilik çok zor bir iştir. İlk bunu anlatıyorum iyi düşündü mü diye. Biz satıştan önce bunları anlatmak zorundayız. Bu müşteriye bir borçtur. Baktık ki kafaya koymuş. O zaman başlarız dolabı anlatmaya. Fiyatını söyleriz ve kesinlikle piyasayı dolaşmasını tavsiye ederiz. Tüm müşterilere aynısını yaparız. Müşteriler de şaşırır. Sonuçta bu iş kısmet işi. Müşteri 50 yeri dolaşsa da, benim kısmetimse bana gelecektir. İyiyi kötüyü ayırt etsin diye gezmesini isteriz öncelikle. Satış sonrası verdiğiniz destekten bahseder misiniz? Tüm ürünlerde 24 saat arıza servis hizmeti var. En iddalı olduğumuz olay bu. Bir soğuk hava odası düşünün. İçinde 10 ton et var. Arıza yaptığı zaman o odanın içindeki eti düşünmek zorundayız! Düşünmezsen o müşteriyi kaybedersin. O etin heba olması onu üzer; o da yarın öbür gün seni üzer! 4 bin 500`ün üstünde ünitemiz, dolabımız çalışıyorİstanbul`da; 2 tane telefon hattım var. Normalde hiç susmaması gerekirken; nadiren çalıyorlar. Bu ürünün kalitesini gösterir. Ürünüme güvenmezsem, 24 saat servis hizmeti vermem. Öyle firmalar var ki; müşteri pazartesi arıyor arıza servisini, Perşembe gelir diyorlar. Ya da müşteri dolap yaptırmış başka bir firmaya, bizim servise gelip komple değiştiriyor. Bunlara çok rastlıyo ruz ve bunlar çirkin şeyler. Ve her anlamda tüm piyasaları etkileyen bir olay. Sadece bizim sektörü değil. Mallar bozulduğu zaman gıda sektörü etkilenir. AB denetlemeleri olduğu zaman herkes şöyle bir silkelenecek. Bizim dolaplar vardı en altta; o yüzden yıkılması zaman aldı! İhracatınızdan bahseder misiniz? Tavsiye üzerine, ABD`de Manhattan`da iş yapan bir Türk marketçi ile bir müşterimiz bizi tanıştırdı. Orada her ay düzenlenen market reytingleri var. Bu reytinglerde hep birincilik kazanan bir Türk marketçi. Kendisine bir parti buzdolabı yolladık. Limanda hemen kargoları açmış ve ayrıntılı incelemişler. Tabii kolay değil öyle. Dolaplarımız incelendikten sonra ABDye dolap göndermeye başladık. 11 Eylül saldırısından bir hafta önce, yıkılan büyük binanın en alt katında yeni bir Türk marketi açılmıştı. Bizim müşterimiz... Dolap yollamıştık... Sonra o saldırı gerçekleşti. Allah`tan çalışanlar kaçabilmişler. Binanın çökmesi biraz zaman aldı biliyorsunuz. Bizim ABDye giden ilk parti dolaplarımız da enzak altında kalmış oldu. İleriye yönelik planlarınız arasında ihracata yönelmek de var mı? İster istemez olacaktır. Suyun akışına ayak uyduramazsan boğulursun. O yüzden akışa göre, piyasanın nereye gittiğine göre ayak uydurmak lazım. Bu 12 taş oyununa benziyor. 5-6 hamle sonrasını düşünemezsen kaybedersin. Son dönemde bizim piyasada bir istikrar var. Aslında şöyle bir durum var : İş oluyor ama ödeme sıkıntısı çekiliyor. Ancak ne zaman ne olacağı belli olmayan bir dönem yaşadık. Çalkantı içerisindeydik. Şimdi biraz daha sağlam basmaya başladık yere; ama biraz sıkıntı yaşanıyor her alanda. Dişimizi sıkmamız lazım. Türkiye bana göre iyi yolda. Avrupa`nın gözüne batmaya başlamışsak eğer buna ayak uydurmamız lazım. Bu bütün sektörler için geçerli. Millet olarak uyanık geçinme gibi bir durumumuz var; ancak herkesin kendine bir çekidüzen vermesi gerek. Hem iş hem kişilik anlamında. Bu ülke hepimizin. Bizim ileriye yönelik temel hedefimiz ise marka olmak. Son olarak, perakende sektöründeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle belirtmek istediğim bir konu var : Büyük marketler, isim zikretmeye gerek yok. Yani içinde hed türlü ihtiyacı barındıran marketler, küçük esnafı öldürdü. Ve İstanbul piyasasında tabiri caizse geleneksel mahalle bakkalcılığı sıfır noktasına geldi. Ve bazen bunların bazıları, nadiren bir araya gelerek daha büyük bir yer açıyorlar. Bu şekilde olamayan ve bu şekilde bir araya gelemeyenler ise silinip gidiyor. Türkiye ekonomisini ayakta tutan önemli bir kesim Kobilerdir. Küçük marketi, bakkalı, pastaneyi öldürürseniz ekonomiyi olumsuz etkilersiniz. Kesenlikle merkezi yerlere büyük marketlerin kurulmaması lazım. Diğer taraftan şu da bir gerçek ki, büyük markete müşteri giriyor ve toptancısının bile 3e sattığı malı 2 liraya alma fırsatı buluyor. Oradan oraya parçalanmıyor ve tüm ihtiyaçlarını;yani giyiminden gıdasına, temizlik malzemesine kadar tek bir yerden karşılıyor. Kredi kartları, 3er 5er taksit havada uçuşuyor bu arada. Hal böyleyken, görüyorsunuz işte redi kartlarındaki düzensizliği. Taksitler küçük olduğu zaman kart sahibi rehavete kapılıyor. Ayrıca herkese kredi kartı veriliyor. Maaşına bakıyorsunuz 5 lira, kredi kartının limiti 7 lira! Büyük marketler olmasın demiyoruz. Bunu kimse diyemez, isteyemez. Ama belirli ölçülerde, küçük esnafı öldürmeyecek şekilde olmalı. O market, merkezi bir nktaya indiğinde, etrafını ister istemez kurutuyor. Pastanesini de, marketini de, kasabını da... Bir pastane yada bir market düşünün... 20 yıldır aynı yerde iş yapıyor. Sonra birgün yanı başına büyük bir market geliyor. Fazla değil, 2 ay içerisinde esnaf kepengini indiriyor ve dolaplarına müşteri aramaya başlıyor. Ya da camına Devren satılık yazısı asıyor. Yazıktır, günahtır!.. Küçük de gözükse, bunları üst üste koyduğunuz zaman bu kesim ekonominin can damarıdır. Peki bizi etkiliyor mu? Tabii ki etkiliyor. Çünkü marketler genelde dolaplarını ya Avrupadan getiriyor, ya da en üst tepe dediğimiz bir iki frmayla çalışıyorlar. Bu durumu hiç hoş karşılamıyor ve iyi görmüyorum. Bu bana göre acı bir tablo. Her şeyi kapsayan büyük marketler; pastane, bakkal, manav, kasap gibi küçük esnafı öldürüyor. Özellikle İstanbul piyasasında mahalle bakkalları diye bir şey kalmadı. Halbuki bu tür KOBİler, Türk ekonomisini ayakta tutan çekirdektir. Bu yüzden büyük marketler kesinlikle şehir merkezine kurulmamalı. Hiç olmasın demiyoruz; merkezde olmasın yeter. Bizi de etkiliyor tabii bu durum. Küçük işletmeyi adam kapatıyor gidiyor. Büyük Marketler de işini ya tepedeki firmalara ya da Avrupa da yaptırıyor. Benim 15 senelik müşterim de gelip diyor ki Ben kapatıyorum; bu dolapları ne yapabilirim? Sonra adam uzağa bir bakkal açacak; ama bu gidişle büyük market oraya da gelecektir. Şöyle de bir durum var : Toptancıdan 3 liraya aldığını büyük markette 2 liraya alıyorsun. Parçalanmıyorsun. Kasap, manav, pastane, şarküteri aynı yerde... Ayrıca kredi kartları taksitleri de 3er 5er havada uçuşuyor. Ama bu durumun kaçınılmaz sonu işsizlik artışı olacaktır; çünkü, küçük esnaf ölüyor ve ekonomi de bundan olumsuz etkileniyor.

Firmanın Diğer Haberleri

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive