Groseri Yönetim Kurulu Üyesi Levent Uğurses

Mersin ve Adananın Yerel Gururu Groseri Marketler zincirinin Yönetim ve İcra Kurulu Üyesi Levent Uğurses ile Groserinin başarısını ve ardındaki uygulamaları konuştuk. Uğurses, mağazalarında yarattıkları standarttan dolayı, kendisinin dahi fotoğraflarına bakarak mağazaları ayırmakta zorlandığını söylüyor.

Eklenme Tarihi : 04 Kasım 2007 Pazar
groseri-yonetim-kurulu-uyesi-levent-ugurses
Çukurovanın Sembol Perakende Markası Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, kendi çalışma hayatınızdan kısaca bahseder misiniz? 1968 Adana doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi burada tamamladım. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezuniyeti ardından ABDde Atlantada Finans üzerine yüksek lisans yaptım. Daha sonra Çekiç Güçte Uluslararası görevle askerliğimi tamamlayıp iş hayatına atıldım. Okul dönemlerimde turizm sektöründe uluslararası kongrelerde öğrenci bütçeme katkı amaçlı mihmandarlık dışında sömestr ve yaz tatillerinde yıllarca babamın Ülker Bölge Müdürlüğü döneminde stajlarım sayesinde piyasa ile yakın temaslarım oldu. Öncelikle İstanbul`da Uluslararası bir firmada iş başvurum kabul edilip göreve başlamak üzereyken babamın ortak olup aktif yönetici olarak çalışmadığı süpermarket işindeki ortaklarının baskısı ve iknası, nişanlılık dönemim ile Adanayı tercih edip hayatıma müteşebbis olarak devam etmeye karar verip benden daha tecrübeli iki piyasa kurdu ortağımla süpermarket işine başladım. Onlar benden dinamizm ve yenilik; bende onlardan bana destek ve birikim aktarımı bekliyordum ve karşılıklı beklentilerimiz güçlü bir harmonide en başından bugünlere kadar devam etti. 1989 da gıda perakende sektörüne giriş yapan, 1996da 15 kasa iken benimde katıldığım ortaklığımız bugün 11 yıl sonra aynı güçle 76 kasada devam ediyor. Bugün halen Groseri Yönetim ve İcra Kurulu Üyesi olarak göreve devam ediyorum. 2003 yılında Jaycees tarafından İş Dünyası ve Ekonomi dalında Akdeniz Bölgesinde en başarılı İşadamı seçildim. 10 yıllık evli ve iki kız çocuk babasıyım. Groserinin kuruluş hikâyesi sektördeki birçok kişi tarafından biliniyor. Yalnız diğer market zincirlerinden farklı olarak, yola başka bir isim altında başlayıp, şimdiki isminizle devam ettiniz. Bu açıdan bakarak, başlangıçtan bugüne, geldiğiniz noktayı özetle değerlendirebilir misiniz? 1989 yılında İzmirde başlayan Tansaş modeli aralarında babamın da olduğu 4 girişimci ortak (Zihni Uğurses, M. Ali Önür, Ersin Özdemir ve Bülent Sarkut) tarafından izlenerek Adanada aynı yapının belediye ile ortak girişimi planlanmıştı. O zamanki Belediye Yönetimi ile mutabık kalınıp açılacak mağazaların lokasyonları bile belirlenmiş iken ilk seçimlerde mevcut belediye seçimi kaybetti. Yeni gelen Belediye yönetimi bu işe soyunmayınca babam dâhil diğer ortaklar yalnız başlarına kalıp yollarına Adana Tansaş ismini verdikleri mağazalarında kendi koydukları sermaye birikimi ile kiminin mevcut yaptıkları bölge müdürlükleri ve yine ortak yürüttükleri toptan gıda dağıtımı işine ek olarak süpermarket operasyonuna başladılar. Daha sonra 96 yılında hiç unutmam tam benim başladığım ilk yılda İzmirde devam eden Tansaşın halka açılma ve marka tescili süreçlerinden sonra bizden isim değiştirmemiz istenince bizde izin isteyip yumuşak bir geçişle müşterilerimize isim yarışması açıp sonra Ankaradan gerekli marka tescili yaptırıp Groseri ismi ile faaliyetlerimize devam kararı aldık. Tansaşı şeklen daha küçültüp yanına şeklen biraz daha büyük Groseri ismini yerleştirerek önce insertlerde, medyada, sonra poşetlerde en son tabelalarımızda ismimizi bir müddet Tansaş-Groseri daha sonra Groseri olarak değiştirdik. Sonra yeni markanın ne zaman oturduğunu öğrenmek üzere dolmuşlara binip yıllarca mağazalarımızın önündeki Tansaş durağı denilen duraklarda insanlar indiklerinde ne zaman Groseri durağı diyecekler diye test ettik. Çokta uzun sürmedi, 1-2 yıl içerisinde artık duraklar Groseri diye anılmaya başladı. Zaten tabelaların değiştiği bu dönem benimde işe başladığım 2. yıl olup benden beklenen yeniliklere hız verip imza attığımız yıllardı. Belki de isim değişimi hayırlı olup yenilediğimiz barkotlu kasalar, ışık, zemin, donanım ve genel mağaza atmosferine isimde eklenince sanki bambaşka bir markanın doğuşu gibi algılandı ve yaptığımız birçok değişiklik müşteri tarafından beğeni topladı. Bu değişim Adanaya o yıllarda gelip ulusal ve uluslararası sermayece açılan değişik semtlerdeki toplam 50 bin metrekare yeni alışveriş alanına rağmen ciddi büyümemize destek olup bizleri bugün Adana ve Mersinde faaliyet gösteren aktif kasa büyüklüğünde en önde giden zincir haline getirdi. Şu anda 3 ortaklı yapımız mevcut olup benle başlayan 2. jenerasyona geçiş süreci 1999da Kazım Önür ve 2005 yılında Dide Tuncer Özdemirle beraber beni en yaşlı ve tecrübeli icra kurulu üyesi yaptı. Yönetim kurulu olarak halen M. Ali Önür ve Ersin Özdemirle halen devam ediyoruz. Adana ve çevresi il ve ilçelerde, yayılma gibi bir hedefiniz var. Bu konudaki planlarınızdan bir miktar bahsedebilir misiniz, 2007 yılında yeni şubeler açmayı planlıyor musunuz? 2010 yılı için, Grosere nasıl bir tablo çizersiniz? Çalışanını, müşterisini, tedarikçi firmalarını çok önemseyen, karını onların zararı üzerine kurmayan, yenilikçi, teknolojiyi takip eden yapımız yanında risk kazanç analizinde adımlarımızı sağlam atma gibi tarif edilebilir bir tarafımızda mevcut. Son on yılda mağazalarımızın yüzde 70inin mülklerine sahip olduk ve son açtığımız 4 mağazayı açmadan satın aldık, bu her ne kadar büyüme hızımızı yavaşlatsa da bence ileriki günlerde oluşacak problemleri önlemede bize yardımcı olacaktır. Belki bu mağazalarla birçok rakibimiz gibi kira kontratı yapsa idik, oralara yatırdığımız paralarla mevcut halin 3 katı büyüklükte bir Groseri olabilirdik ama geriye bir daha dönsek aynı karar ve stratejiyi uygulardık gibi geliyor. Öncelikle Adana ve Mersin operasyonumuza ilave Tarsus, Hatay, İskenderun, Osmaniye, Ceyhan, Kozan, Silifke, Erdemli gibi komşu yerleşimlerde büyümek istiyoruz. Dinamikler bir gün gelip bizi bölgenin dışına iterse öncelikle kararımız İstanbul olacaktır, sonrada hep dediğimiz Paris ve Londra şubeleri inşallah, inandığım Türk yerel perakendeciler mutlaka bir gün Avrupa da bu işi başaracaklardır, bakın Avrupaya hiçbir ülkede güçlü sermayeye karşı biz yerellerin Türkiyede yaptığı mücadele verilmemiştir Avrupada. Daha kolay teslim etmişlerdir pazarlarını, başarırsak bizler burada, oralarda da devamı gelecektir bu işlerin. 2007 de mağaza açmayı planlıyoruz, 2010 yılında ise bölgede liderliği sağlam hale getirecek durumda olacağımıza yüz kasa büyüklüğünde bir zincire kavuşacağımıza inanıyoruz. Mağazacılık konusunda belli standartlara sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz, bunlardan bahsedebilir misiniz? Bu standartlara ve değişime1996 yılında imza attık. Bugün ben bile bazen önüme mağaza fotoğraflarımız geldiğinde hangi mağaza olduğunu anlayamadığım oluyor, bu ciddi bir standarda sahip olduğumuzu gösterir. Tüm mağazalarımızda inşaat işlerini, raf, donanım ve dekorasyon işlerini yıllardır aynı ekiplerle yapıyoruz. Yeni mağaza açarken çok titiz çalışıyoruz; rekabette en zayıf olduğumuz yer burası, asla hata yapma lüksümüz yok. Sermayesi güçlü firmaların var ama bizlerin yok, o yüzden açılacak lokasyondaki araç trafiği, minibüs dolmuş hat durumları, rekabet durumu, bölgenin büyüme potansiyeli, otopark yapısı, belediyenin oradaki ileriki günlere ait planındaki düzenlemeler hep incelediğimiz konular. Daha çok şehir merkezinde ve yerleşimin yoğun olduğu bölgelerde trafiğin sağında eve dönüş yolunda 800 - bin 200 metrekarelerde olmayı tercih ediyoruz. Bildiğimiz ve sevdiğimiz dans bu. Öncelikle hedefimiz açacağımız nokta ile uzun yıllık kira kontratı yapmak(minimum 15 sene), beceremezsek tercihimiz satın alma yönündedir. Personel eğitimi konusunda çalışmalarınız oluyor mu? Rekabette yıllarca sosyal içerikli projelerde farklılaştığımız mücadelemize son 2 yıldır devam eden personelimizle de farklılaşma yönünde ciddi kararlar alıp yatırımlar yaptık. 2004 yılında İnsan Kaynakları ve Eğitim Bölümümüzü kurup çalışmalarımızı hızlandırdık. Öncelikle yönetim danışmanımızla beraber 2005 yılında 520 saat çalışıp ciddi bir yönetmelik hazırladık, bunun Türkiyedeki mevcut Süpermarket Yönetmelikleri arasında çok güçlülerden bir tanesi olduğuna inanıyorum. Hiyerarşik yapımızda kadrolarımızı tespit edip görev tanımlarını tek tek yazıp tebliğ ettik. Performans Değerlendirme Formlarını oluşturup aylık değerlendirmeye 2006 yılında başladık. Mağazalarımızı altıya böldük, her bölüme hedefler koyduk, tüm çalışanlara hedefe göre satış teşvik primleri dağıtmaya başladık. 2006 uygulamaya başladığımız bu çalışmanın AC Nielsenden aldığımız verilere baktığımızda Türkiyedeki rekabetteki payımızın arttığını göstermesi bizlere yaptığımızın doğru olduğunu tescil etti; çünkü işletmeyi omuzlayan personel sayısını artırmıştık. Motive olup 2006 da Ücret Yönetimi çalışmalarına başladık ve işletmede en büyük gider kademi olan ücreti bizler için risk olmaktan çıkaracak çalışmalar başlattık. Yine tamamen performansa dayalı aylık yapılan değerlendirme formları ile çok çalışanı ayırt edip başarılı olanın çok daha fazla kazanacağını taahhüt eden, hakkını veren ve çalışanın hangi kriterlere göre ücretini aldığını şeffafça gösteren bir sistematiğe 2007 yılında geçtik. Hazırladığımız sistematiği yazılıma döktük. Bugün Türkiyede her kurumda uygulanacak bir formata getirdik, belki legal konu müsaitse Ankaraya gidip yapılan çalışmanın telif hakkını talep edeceğiz. Sosyal sorumluluk projelerinizle de dikkat çekiyorsunuz, bunlardan bahsedebilir misiniz? Önümüzdeki dönemde yeni çalışmalarınız olacak mı? Ciddi anlamda bizi rekabette yıllardır farklılaştıran bir konudur bu. Hiç unutmam bir toplantıda Ankaradan yerel zincir sahibi bir arkadaş benim orada olduğumu bilmeden tanımayarak söz aldığında sosyal içerikli kampanyalarımızı çok sevdiğini haftada bir Groserinin web sayfasını ziyaret ettiğini belirttiğinde duygulanmış ve gidip teşekkür etmiştim. Üretici firmalarda çalışan tüm yetkililerde kariyerlerine başka mevki, şehir ve şirketlerde devam ettikleri dönemlerde yeniden bizlere farklı kimlikleri ile yaptıkları ziyaretlerde bizi hep bu aktivitelerimizle hatırlar ve desteklerler. Kimi zaman farklı bölgelerde görev yaparken arayıp bizlerle burada yaptıklarını o gittikleri yerde başkaları ile yapmak için izin alanlar bile olmuş, onaylayınca yapılmıştır. Yaptıklarımız içerisinde 10 yıla yakındır yapılan ve geleneksel hale gelenler başarılı öğrencileri ödüllendirme ve burs kampanyamız, meslek günleri indirimlerimiz, sağlık günleri konferanslarımız, Groseri yaz okulu projemiz, Groseri yemek kursları, Devlet tiyatrosu bilet hediyelerimiz Kasada çalan zille gelen hediyeler, Groseri yılın annesini seçmemiz, hastanelerde o gün tüm doğum yapanları hediyelerle ziyaretimiz, babalar günü tavla yarışmaları, sevgililer günü balomuz, iftar davetlerimiz, yılbaşında her yıl 1000 evi Noel baba kılığında ziyaret ederek hediye vermemiz Aşure, sıkma, sucuk ekmek günlerimiz, yaz tekne turlarımız, doğum gününde indirimler, hamile bayanlara indirimler, eşofmanla gelenlere indirimler şu anda ilk aklıma gelenler. Tedarikçilerinize yaklaşımınız nasıldır, onlardan nasıl bir yaklaşım beklersiniz? Tedarikçilerle iyi diyalogun başarıda temel şartlardan biri olduğuna inanıyorum. Bu insanlardan mantıklı ve analitik ortamda hazırlanan ve istenen her şeyin olumlu şekilde döneceği kanısındayım. Kazan kazanı oynamanın en kolay olduğu gruptur tedarikçilerimiz ve biz bunu yıllardır yapıyoruz. Onlarda Türkiye şartlarında dengeyi kurabilmeleri açısından bizleri desteklemek istemektedirler. Mutlaka ticaret her şekilde ölçek işidir, şartlar ve verilen destekler ölçeğe göre değişir. Bizim tek derdimiz çok çalışıp bir an evvel bu ölçek farkını kapatmak olacaktır. Bunun yanında halen üzerinde çalışılan ve teknik açıdan bu işi en az sermayesi çok olan kadar bilip; hatta ondan bazı durumlarda önde olan; Türkiyedeki birçok yerel zincirin, sadece sermayece zayıf diye rekabet yapmasını engelleyen durumun yasal mevcut düzenlemelerle ve medeni ülkelerdeki gibi Perakende Yasasının çok geç olmadan çıkarılması ile önlenmesidir. Rekabet olacaktır, ama önce bunları zarar ederek ezelim piyasa bize kalınca o zararları telafi ederiz düşüncesine engel olacak düzenlemelere ciddi ihtiyaç vardır, büyük sermaye gücünü zarara satışlara değil hizmette farklılaştırmaya kullanmak daha doğru bence. Olay konfeksiyon terzi meselesi değildir, onlar geldi diye rekabette lokal zincirler yok olmamalıdır ve bu yok olma tüketici lehine değildir, bilakis aleyhinedir. Müşterilerinize yönelik kart çalışmalarınız var, bunlardan bahseder misiniz? Çocuklara yönelik kart uygulamasına geçmek nereden aklınıza geldi? 2003 yılından bu yana CRM çalışmalarına devam ediyoruz. Halen Adana ve Mersinde aktif olarak alışveriş yapan 200 bin kayıtlı müşteri yanında 12 bin 500 çocuk müşteri kaydımız var ve bu insanların sürekli analizlerini yaş, cinsiyet, ürün, saat, meslek, gelir dağılımları bazında inceleyip isteklerine cevap vermeye çalışıyoruz. Hafif haute coutre oluyor yapılanlar. Çocuk kart projesi daha evvel bu insanların harcamalarında yapılan analizlerle ortaya çıkardığımız bir ihtiyacın giderilmesi sonucu doğdu, çok da memnun kaldık ve ettik. Gördüğümüz çocukların ve bayanların alışverişlerde ihmal edilmemesi yönünde, biz bırakın ihmali öne dahi çıkarıyoruz. Çocuk karttan sonra yaz tatili kampanyamız doğdu, halen karne döneminde başarılı olanlara indirimler, yaz tatillerinde piknikler, fabrika gezileri, çocuk film ve tiyatroları yapıyoruz. Sistemimiz sayesinde tedarikçilerimizle daha iyi sepet analizleri yaparak kampanya stratejileri belirliyoruz. Yine tüketiciler lehinde, yapılan kampanyalara katılırken zevk almadıkları form doldurma bürokrasisinden kartlarını kampanyaya iştirak ederken okutmaları sayesinde sağladık. . Gelmek istediğimiz ve çaba harcadığımız nokta kartını mağazaya okutarak giren müşterimizin içeri girdiğini haber alan ve bu müşterinin en tipik özelliklerini önündeki ekranda gören personelimizin hizmetlerini o beklentiler dahilinde yapıp hatta jestlerle süsleyebilmesidir. Adana Bölgesinde perakendecilik yapmanın avantaj ve dezavantajları neler? Ulusal ve uluslar arası zincirlerin bölgedeki varlığı, sizi ne oranda etkiliyor? Bölgede perakendecilik yapmanın en büyük avantajı hizmeti ulusal veya uluslararası rakibe göre aynı oranda iyi yapıyorsanız maça 1-0 önde başlamanızdır, çünkü bölgemiz insanı bu anlamda kaliteli bir perakendecilik söz konusu ise bölge perakendecisine karşı daha duygusal ve destekleyici, burası kesin. Dezavantajı olarak sadece içinde bulunduğumuz coğrafyanın milli gelir dağılımı konusunda geri kaldığı diğer bölgelerdeki büyüme potansiyelini bize sunamamasıdır diyebilirim. Oradaki benzerlerimiz hatta bizden kötüler oranında dahi bazen büyüme şansımız olmayabiliyor. İnşallah ileriki yıllarda kurulacak bölgesel sermaye piyasaları bu zafiyetimizi çözecektir, bölgede markamızı tanıyan ve yönetimi kontrol dışı hisselerimize yatırım yapacak çok insan var bölgemizde, onların katılımı büyümemizi hızlandırır. Ulusal ve uluslararası zincirlerin varlığı mutluluk veriyor bizlere, rekabet bizleri canlı tutuyor, iyi yönlerini daha yakından görüp örnek alıyor, kendimizce avantajlı yönlerimizle rekabetteki mücadelemize devam ediyoruz. Umarım bu rekabet en kısa zamanda legal çerçevesi halledilmiş bir yasa eşliğinde sürer, o zaman daha bir keyif alırız.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive