Burda Genel Müdür Yardımcısı Hamit Akçay

Yaklaşık 13 yıl önce kurulan Ersan AŞ, Kilerle olan franchising işbirliğinden ayrılarak, Kim olarak yoluna devam etti ardından yeni bir ayrılık ile Ocak 2008 itibariyle de Burda Market ismini aldı. Sektöre hızlı giren, ancak 2009da temkinli bir rota izleyen Burdayı, Genel Müdür Yardımcısı Hamit Akçaydan dinledik...

Eklenme Tarihi : 21 Nisan 2009 Salı
burda-genel-mudur-yardimcisi-hamit-akcay
Şirket profili - Kuruluş tarihi: 10 Ocak 2008- Şube sayısı: 18- Mağazaların bulunduğu bölgeler: İstanbul ve İzmir- En büyük mağaza: İzmir AVM- En küçük mağaza: Kartaltepe- Ortalama mağaza metrekaresi: Bin 350- Son açılan mağaza: Florya- Toplam satış alanı: 25 bin- Toplam kasa sayısı: 107- Toplam depo alanı: 12 bin - Çalışan sayısı: 700- Satılan ürün çeşidi: 15 bin - Private Label ürünler: Yokİnsan Kaynakları- Personel seçme kriterleri: Mülakat- Çalışan sirkülasyon oranı: Yüzde 45- Kariyer planlaması: YapılmıyorPozisyon bilgileri: - Yönetim Kurulu Başkanı: Atilla Ersan- Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı: Engin Ersan- Yönetim Kurulu Üyesi: Nazif Ersan- Genel Müdür Yardımcısı: Hamit Akçay- Satın Alma Grup Müdürleri: Murat Aksu, Ahmet Yıldız- Reklam Müdürü: Özlem Erbek- Finans Müdürü: Semra Yavi- Muhasebe Müdürü: Mustafa Yıldız- İnsan Kaynakları Müdürü: Müge Doğan- Bilgi İşlem Müdürü : Yavuz Salih Baba- İdari İşler Müdürü: Levent Ersan- Proje Müdürü: Nevzat ErsanDetay- En çok ciro yapan mağaza: İzmir - Tüm mağazalar ortalama sepet cirosu: 15 TL- Müşteri profili: A2 - B1- B2 - C1 - C2- Müşteri sadakat kartı: BurdaCard Özlem Elgün Burdanın ortaya çıkış hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?Yaklaşık 13 yıl önce, şu anki yönetim kurulu üyelerimizin ortak olduğu Ersan AŞ, Kiler mağazası tabelası altında faaliyete başladı. Yaklaşık 11 sene boyunca, Kilerle birlikte Ersan Grubu da büyüdü. Birlikteliğimiz sona erince, Kim Marketler olarak İstanbulda yerimizi aldık. O dönemde Kim tabelası ile 25 mağazaydık. Bir yıl içerisinde mağaza sayısını 33e çıkardık. 33 şubedeyken yönetim kurulunda alınan karar ile, bu ortaklığı sonlandırdık. Böylece biz Kimden ayrıldık. Kısa bir hazırlık döneminden sonra, 10 Ocak 2008 tarihi itibariyle Burdanın faaliyetleri fiilen başladı. Çeşitli gruplardan mağazalar alarak, kısa sürede güçlü bir marka yarattınız. Gerçekleştirilen mağaza satın almaları hakkında bilgi verir misiniz? Bu mağazaların Burdayla uyumu nasıl gerçekleştirildi?İlk olarak, İEMin 4 şubesini satın aldık. Ardından Kum Marketleri ile Avrupa Yakasındaki 2M ve Avcılar Parsellerdeki Fatih Marketi bünyemize katarak, hızlı bir şekilde şube sayımızı artırdık. Satın almış olduğumuz marketler bizim perakendecilik anlayışımızla yönetilmiyordu. Oturmuş bir lojistik sistemi, merkezileşmiş bilgi işlem altyapısı ve temel bir databasei yoktu. Birbirinden farklı marketleri satın almamız, pek çok sıkıntıya yol açtı. Öncelikle ürün portföyleri farklıydı. Kendi anlayışımız çerçevesinde ürün portföyü oluşturmamız, bunları kayıt altına almamız gerekiyordu. Raf yönetiminde zaaflar vardı. Öyle ki raflarda, son kullanma tarihinin üzerinden bir yıl geçmiş ürünlere bile rastladık. Çalışmalarımızı belli bir temele oturttuktan sonra, mevcut personele ciddi hedeflerle yola çıktığımızı beyan ettik. İşe başlar başlamaz; farklı şirketlerden gelen, iş yapma kültürü ve alışkanlıkları birbirinden farklı bir insan kaynağımız oldu. Bütün bunların doğru yönetilebilmesi için Burda kimliği ile bezememiz gerekiyordu. İşin başka bir zorluğu da buydu. Yukarıdan aşağıya olmak üzere, bir eğitim süreci başlattık. Bunu bir metaforla ifade edecek olursam; uzun bir maratona katılan, fakat ayakkabılarını yolda giymesi gereken bir sporcu gibiydik. Bir taraftan altyapınızı hazırlamanız gerekiyor, yani eşofmanınızı giyip, ayakkabınızı bağlamanız gerekiyor. Bir taraftan da koşmanız... Birçok işi bir arada yapmak durumunda kaldık; bir taraftan kurumsal kimliğimizi oluştururken, bir taraftan var olan mağazaları yeniledik, diğer taraftan yeni mağazalar açmaya devam ettik. Bizim de uzun yıllardır süregelen yönetim alışkanlıklarımız vardı. Geçmişte uygulayıp da verim alamadığımız şeylere kafa yorduk. Çok yorulsak da başarılı olduk diye düşünüyorum. Satın alınan mağazaları bünyenize katmanız zor olmuş. Başka satın almalar da olacak mı önümüzdeki dönemde? Bizim için zor değil artık... O süreçte, 10-15 yılda edinilebilecek tecrübeleri çok kısa sürede tamamladık. Bunu tekrar yapabiliriz ama 2009 yılı için satın alma hedefimiz yok. Ancak perakende çok dinamik bir sektör, geleceğin nasıl ve ne şekilde olacağı bugünden belli olmuyor... Her an her şeye hazır olmak gerekiyor.Verimlilikten taviz vermeyeceğizPeki, büyüme stratejiniz nedir? Satın alma yapmayacağız diyorsunuz, uygun metrekarelerde yer bulmak da zor artık... Nasıl büyüyeceksiniz? İstanbul ve İzmir dışında başka şehirlerde de var olacak mısınız?Büyüme algısı, 2008 ve 2009da herkes açısından çok değişti. Eğer gerçekçi bakarsanız, Türkiye ekonomisinin nereye gideceğini görmeniz gerekiyor. Perakende, ekonominin barometresidir; toplam ekonomiden bağımsız değildir. Üstelik denge işidir. Siz sisteminizi kurduğunuzda, belli bir kârlılık dengesi üzerine kuruyorsunuz. Dengeniz bozulduğunda, örneğin satışlarınız yüzde 20 azaldığında, giderlerinizi de aynı hızla yüzde 20 azaltamıyorsunuz. Bunun için de dünya ve Türkiyedeki gelişmelere bakarak, yeni stratejileri izleyerek karar vermenin daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla 2009 yılı için temkinli bir yaklaşımımız var. Organik ya da inorganik; elbette büyüyeceğiz, yeter ki uygun şartlar bulunsun. Geçtiğimiz iki yıl boyunca, -sektörde ortaya çıkan dernek ve benzeri oluşumlar vesilesiyle- insanlar büyüme noktasında birbirini teşvik etti ve ciddi büyümeler ortaya çıktı. Ancak bu süreçte, verimlilik meselesinin arka plana atıldığını düşünüyorum. Biz, büyürken verimlilikten vazgeçmeyeceğiz. Büyüme stratejimiz, verimlilikle eşdeğer olarak sürecek. Sadece körü körüne büyümek değil burda bahsettiğim. Açtığın mağazadan verim almak, verim alamıyorsan ısrarcı olmamak... Toplam verimliliğimizden taviz vermeyeceğiz. İzmirdeki AVM yatırımınız nasıl gidiyor?Perakendecilik, dünyada az çok belli bir şey... Çok büyük değerler katılabildiğini söyleyemem. Şirketten şirkete değişmeyen işin mekanik bir tarafı, bir mühendislik boyutu var. Perakendecilik, sermayesi neredeyse insan diyebileceğimiz bir oluşum. Böyle olduğu için de işin sosyal boyutu önemli. Şirketten şirkete farklılaşma daha çok bu ikinci boyutta gerçekleşir. Kabul etmek gerekir ki; işin mekanik-mühendislik boyutunu, Türkiyedeki perakendeciler de büyük ölçüde yabancılardan öğrendi. Bizim kendi kendimize icat ettiğimiz bir şey değil... Öte yandan, bu bahsettiğimiz mekanik dünyanın da kendi içerisinde barındırmış olduğu sorunlar var. Herkesin birbirine benzer perakendecilik yaptığını söyledim ama bu mutlaka olması gereken yöntem değil. Çünkü modern perakendecilik, kitle üretim mantığına, tüketim kültürüne dayalı bir şey. Tüm dünya iştahlı bir dev gibi hızlıca tüketiyor. Bu hızlı tüketim talebini karşılamak için de aynı hızda dağıtım-sunum organizasyonları gerekiyor. Fakat tüketilecek bir şey kalmadığında ya da tüketim hızı düştüğünde, kendi kendine infilak eden bir sistem bu... Hatta tüketim alışkanlıklarında oluşacak ciddi bir segmantasyon bile sistemi toptan etkileyebilir. Süpermarket formatında bu işi kitabına göre yapmak isteyenlerin temelde dikkat etmesi gereken unsurlar, tabiri caizse yasalar var. Ürün, stok, raf, insan yönetimi gibi konuların standartları oturmuş durumda. Fakat hipermarket ölçeğinden bahsediyorsanız, bunun standartları biraz daha farklı doğal olarak. Biz, geçmişte hep süpermarket ölçeğindeki işleri yönettik. İzmir, bu anlamda çok önemli. Çünkü Burdanın ve geçmişteki yapılarımızın ilk şehir dışı operasyonuydu; yeni kurulmuş, hızla büyüyen bir şirketin işiydi ve hipermarket formatındaydı. Bu işin altından nasıl kalkacağımızı epey düşündük. Ancak geriye dönüp baktığımızda, hepsinin altından kalkabildiğimizi görüyoruz.Son zamanlarda, krizin de etkisiyle discount mağazacılığa bir yöneliş var... Siz de bu segmentte yer almayı düşünüyor musunuz?Discountta yer almayı düşünmüyoruz. BİMin başarısı ortada ve bu başarıdan herkes kendine bir pay çıkarmak istiyor. Görünürde yatırım maliyetleri daha düşük. Sayısal olarak hızlı büyüme imkanınız var. Sektörde halen nitelikten ziyade nicelikle alakalı değerler konuşulabiliyor. Bir anda, çok büyük bir sermaye koymasanız bile 50 tane discount mağaza açabilirsiniz. Dolayısıyla işin reklamatif bir tarafı var. Fakat perakendenin mühendislik boyutunun en katı uygulaması da yine discount mağazacılıkta... Bunu kuralına uygun ve belli bir ölçekle yapmanız, sabırlı olmanız gerekiyor. Mutlaka belli bir ölçeğiniz, çok sağlam bir altyapınızın olması ve verimliliğinizin oturması gerekiyor. Öte yandan discountun olmazsa olmaz şartı, doğrudan rekabetten, yani ürün rekabetinden uzak kalmak... Bunun için de kendi markanızın olması lazım ki, bu da yine ölçekle alakalı bir şey. Şu anda faaliyette olan Dia ve BİM hariç, diğer discount marketlerin henüz girişim aşamasında olduğunu düşünüyorum. Umarım başarılı olurlar. Neticede biz de bu sektörde başarılı işler gördükçe memnun oluyoruz.Özel markalı ürünlerle ilgili çalışmalarınız var mı?Private label ile brand label kavramı birbirinden farklı. Brand labelı ana markanızla birlikte tutundurmanız daha kolay. Ama ne için kullandığınızı iyi belirlemeniz ve iyi yapmanız gerekiyor. Brand label yapıp, bunu bir ucuzluk satıcısı ile örtüştürmeyi çok doğru bulmuyorum. Böyle yapanlar var. Biz de private labeldan ziyade brand label yapalım istedik ama tescillerin bir kısmının daha önce alınmış olmasından dolayı vazgeçtik. Private label yapmak için tamamen ayrı bir marka konumlandırmanız gerekiyor. Bu da ciddi manada bir ölçeğinizin olmasını gerektiriyor. Sonuç olarak, private label yapmayı şu ölçekte düşünmüyoruz. Tedarikçilerle ilişkiniz nasıl? Bir markanın raflarınıza girmesi için birtakım kriterlere sahip olması gerekiyor mu?Biz, çok basit anlamda al-sat işi yapıyoruz. Bu alım ve satımın kendi içerisinde bir harmonisi olmalı. Türkiyede rekabete uygun bir şekilde firma çeşitliliği olduğu için piyasada fazla sayıda ürün arzı mevcut. Yani perakendecilik açısından bakıldığında, bir monopson piyasa mevcut. Perakendecinin bu ürün arzının tamamını taşıyabilme şansı yok. Böyle olunca, daha rasyonel kriterlerle iş yapması gerekiyor. Çoğunlukla yapılan bu, bize özel bir tarafı yok bunun. Ciro getirici ürünler herkes için önemli. Biz de ürünlerin barometresine, gücüne bakıyoruz. Ürün devir hızı, ürünün katma değeri, üründeki kârlılık gibi unsurlar, çalıştığımız firmalarla ilgili kriterler. Tabii, hem ürün kriterine hem de firma kriterine bakmak gerekiyor. Firma kriterinden bahsedecek olursak, doğrudan kârlılığınızı olumlu yönde geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. İlerleyen zamanlarda perakendecilerin kârlılıkla alakalı sorunları daha fazla olacak. Adeta bir atasözü gibi yaygın kullanılan alırken kazanmak söylemri esnaf kültürüyle yoğrulmuş perakendecilerimiz için çok bilinen bir ifadeydi ve doğruydu. Büyük sermaye şirketleri ile rekabet edebilmek istiyorsanız, bu ilkenizden vazgeçmemeniz gerekiyor. Sosyal sorumluluk çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?Geçtiğimiz yıl bizim açımızdan çok yoğun geçti. Buna karşın neler yapabileceğimiz aklımızın bir kenarındaydı hep... Öncelikle engellilerle ilgili bir şeyler yapalım istedik. Mağazaların girişindeki turnikelerden basamaklara kadar, engellilerin hayatını zorlaştıran unsurları düşündük. Bir kampanya dahilinde 2 bin 9 tane akülü tekerlekli araba alalım dedik ama maliyetlerin tamamını karşılayabilmemiz mümkün olmadığı için tedarikçi firmalardan destek istedik. Piyasa yoklaması yaptığımızda, krizle birlikte neredeyse hiçbir şirketin bu tarz uygulamalara bütçe ayıramadığını gördük. Şimdilik bir kenara bırakmak durumunda kaldık. Ancak kendi içimizde, tüketiciye olan sorumluluklarımıza sahip çıkıyoruz. Çevreye olan duyarlılığımız çerçevesinde, mağazalarımıza atık pil kutuları yerleştirdik. Özellikle İzmirde, halk sağlığını önceleyen işler yaptık. Bu anlamda AVM avantajlarını kullanıyoruz. Göz taramasından ağız bakım etkinliklerine, kanser tanısından aile rehberliğine uzanan, bilinçlendirici ve önleyici tıp çalışmalarını yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Yine İstanbulda, çeşitli eğitim kuruluşları ile birlikte planladığımız eğitici ve öğretici faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Mağazalarınızda hizmet veren Burda-Kiosk interaktif bir bilgi terminallerinden bahsedebilir misiniz?Perakendenin farklılaştırabileceğiniz alanı, müşteri ilişkileridir. Bununla ilgili olarak sektörde en çok yapılan şey, müşteri kartları uygulaması. Herkes yapıyor, ben de yapayım tavrı, maalesef burada da var. Altyapısını düşünmeden, ne yapacağını kafasında şekillendirmeden, henüz rafını, personelini bile yönetemezken müşteriyi yönetmeye kalkmak, abesle iştigal. Ancak CRM, farklılaşmanız açısından önemli bir unsur. Kuruluşumuzdan beri bu konuyu ciddiye alıyor, deneyimlerimizden dolayı da rahat ilerliyoruz. Şu anda 200 bin civarında kartlı müşterimiz var. Bu müşterileri demografik, sosyoekonomik olarak, alışveriş kriterlerinden yola çıkarak tanıyoruz. Gerek müşterilerin kayıtlı bilgilerinden, alışveriş kriterlerinden yola çıkarak; SMS, web sitesi, mail gibi iletişim kanallarını da kullanarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kiosk, müşterilerle aramızdaki iletişim platformu. Müşterilerimizi yönetebilir durumdayız şu an ama daha etkin bir yazılım için çalışmalarımız devam ediyor.Kendimize has perakendecilik modeli geliştirmeliyizPerakende sektörünün en önemli sorunları sizce neler?Yerli perakendecilerin pek çoğu, bu işi yaparken öğreniyor. Daha çok bu taraftaki sorundan bahsetmek gerekiyor. Modern perakendeciliğin dayandığı temeller var; lojistik, finansal, insan kaynakları ve tüm bunları yöneteceğiniz bilgi işlem ayağı. Bu dört ayak da önemli. İş büyüdükçe, kendi içerisinde yönetilebilir olması gerekiyor. Ancak yerli perakendeciler genellikle aile şirketi olduklarından, paranın kontrolünü kimseye vermek istemiyorlar. O zaman da kendinizi bir finansçı gibi eğitmeniz gerekiyor. Finansal dengeleri kuramamaktan dolayı sıkıntı çekenler çoğunlukta. Daha lokal ama yine de önemli bir sorun bu. Büyüdükçe, lojistik ayağı da altyapı gerektiriyor. İnsan kaynakları ayağı, sektörün genelini ilgilendiriyor. İnsan kaynakları meselesi, hizmet sektörüne uygun olan kişileri seçmekten başlayıp, uygun eğitim vermekle devam ediyor. Ayrıca hem ticaretteki bilgiyi hem müşterinizle alakalı bilgiyi devşirerek, size sunacak bir bilgi işlem ayağınızın olması gerekiyor. Maalesef, yerli perakendede buna yeterince önem verilmiş değil. Belki yazılımcıların eksikliğine bağlı. Yabancı yazılımların oldukça yüksek maliyetleri var. Büyük paralarla yazılım alınmasının hata olduğunu düşünüyorum. Makul ölçeklerde ve perakendenin ihtiyaçlarını anlayabilen yazılımlar yeterli olacaktır.Bir de işin perde arkası va sanırım...Haklısınız, üzerinde durulmasa da benim sorun olarak gördüğüm bir şeyden daha söz etmek istiyorum. Türk perakendecileri, kendine özgü bir perakendecilik modeli üzerinde çalışmıyor. Oysa hem fiziki altyapı hem de iş ahlakı anlamında bu birikime sahip olduğumuzu düşünüyorum. Öğrenmede modellemeler önemli bir süreçtir, bunu inkar edemezsiniz. Taklidi bütünüyle hor görmemek gerekiyor ama taklit safhasında kalmak insan türüne bir hakaret... İnsan türü taklidi geçebilen, geçmek zorunda olan bir varlıktır. Çünkü insan tüm diğer canlılardan tasavvuruyla farklılaşır. Kurmaca yapabilen, büyük bir oyunun içerisinde kendi oyununu yaratabilen bir varlık insan... Mesela perakendecilerin bir araya geldiği oluşumlar var. Biz içerisinde yer almadık ama bu tarz oluşumlarda bahsettiğim konuların üzerinde durulabilmeli. Bu işler kulüp havasında kalırsa kimseye bir faydası olmaz. Yerli perakendeciler çeşitli platformlarda bir araya gelip, önümüzdeki 50-100 yıl içerisinde kendimize has bir perakendecilik modeli kurgulayabilir miyiz, sorusuna yanıt aramalı. Hem de çok boyutlu olarak düşünmeli. Teknolojik boyuttan ahlaki boyuta kadar, bir değerler sistemimiz olmalı. Geçmişte Ahi teşkilatını kurmuş bir toplumun fertleri, bunu yapabilecek kapasitede. Bir cadde üzerinde yedi tane marketi yan yana görebiliyorsunuz. Neresinden bakarsanız bakın, tutarsız bir şey bu. Böylesi öldürücü rekabet, bizi ne farklılaştırır, ne de kazanç getirir. Sadece bu emekten yola çıkarak, perakendecilikteki ahlak anlayışı ve mağazaların fiziki yöntemi ile ilgili kendimize has bir model geliştirebiliriz.2009da genel olarak daha sağlam adımlarla ilerleyeceğinizi söylediniz. Önce Burdanın 2009 hedeflerini, sonra da uzun vadeli hedeflerini konuşalım...Türkiyedeki ekonominin tam bir röntgenini çekemiyoruz. Eylül ayından önce bu pek mümkün olmayacak. Bunun için de kendi adımıza eylülden önce net şeyler söylemekten kaçınıyoruz. Malum, Türkiye olarak bizim bir krizimiz yoktu. Ülkemizdeki mevcut kriz, bazı kişilerin, grupların katkısıyla derinleştirildi ama halihazırda devam eden krizin yönü bizimle alakalı değildi. O yüzden Türkiyeden çok, dışarı bakmak gerekiyor. Herkesin kazanımları ve kayıpları var. Popüler söylemleri bir tarafa bırakacak olursak, dünya ölçeğinde büyük finansal arenada birileri kazandı, birileri kaybetti. Böylesi büyük bir finansal tablonun arkasında ne olacağını görmek gerekiyor. Dünya finans piyasasında bir çarpışma var. Birileri paranın üzerinden savaş veriyor. Mesela bize ipucu verebilecek Lehman Brothers meselesi, çok aydınlığa kavuşturulmuş bir şey değil. Kimin kazanıp kimin kaybettiğinin belli olmasından sonra daha net şeyler söylemek mümkün olabilecek. Hamit Akçay iş dışında neler yapar? Çok renkli bir hayatım olduğunu söyleyemem. İş dışında, evinde kitap okuyan bir insanım. Sabahları, genelde saat 6.00da kalkıyorum. İşten önceki iki saat, benim için okuma zamanı. Eve döndüğümde de ev halkı ve çocuklarla zaman geçirdikten sonra, kalan bir saatlik zamanı yine okuyarak geçiriyorum. Üniversiteden mezun olalı 13 sene geçti ama akademik damarlarım depreşti; şimdi İstanbul Üniversitesinde çalışma ekonomisi üzerine yüksek lisans yapıyorum. Sonrasında doktoraya devam edeceğim. Okumaya, yazmaya ve araştırmaya düşkünüm. Edebiyatla lise yıllarından beri ilgiliyim. Çeşitli edebiyat dergileri ve benzeri platformlarda öykülerim, şiirlerim yer aldı. Deneme türü, biraz daha üzerinde durduğum bir tarz. Bu tarzda bir kitap çıkarmayı düşünüyorum. Basılabilecek düzeyde hazır zaten, zaman bulursam niyetim var. Şu anda perakendedeki verimlilikle ilgili bir tez çalışmasını tamamlamak için okuyorum, araştırıyorum, yazıyorum.Serbest çağrışımHayatta bir kelimeyle izah edilecek çok az şey olduğunu düşünen Hamit Akçaya, sektörün ve hayatın içinden seçtiğimiz 10 kelimenin kendisi için ne ifade ettiğini sordukKriz: Oyunİnsan: Eşref-i mahlukatYatırım: FırsatPERDER: Faydalı bir oluşumAVM: Modern mabetRekabet: Ayak oyunlarıMarket dergisi: Sektörün röntgeniKitap: Mehmet Selimoviç- Derviş ve ÖlümTedarikçi: En çok kâr getirenİzmir: Geleceğimiz
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive