Bisse Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Kefeli

Bisse, 30uncu yılını kutluyor. Yıllarını dünya çapında ve üst sıralarda bir marka yaratmaya adamış. Firmanın Sahibi İbrahim Kefeli`yle, başarılı bir yerli perakendecinin hikayesini konuştuk

Eklenme Tarihi : 05 Kasım 2007 Pazartesi
bisse-yonetim-kurulu-baskani-ibrahim-kefeli
Perakende'de 30 Yıl Bizim röportajlarımızın klasik başlangıcını yapalım. Sizi kısaca sizden dinleyelim? 1949, Artvin doğumluyum. Evliyim, iki kız çocuğum var. İstanbula 1962 yılında geldim. 1967 yılında tatlı bir tesadüf eseri şimdiki işimle tanıştım. Bir şekilde kader çekti getirdi diyebilirim bunun için. Lise son sınıfa geçtiğimde, üniversiteye gidip gitmeme konusunda hatta liseyi bitirip bitirmeme konusunda bazen kararsızlığa düştüğüm anlar oldu. Sonrasında kader bir şekilde beni çekti ya da iteledi ve ben kendimi bir gömlek atölyesinin şefi olarak buldum. Hep bir ideal peşinde koştum, idealist bir kişiliğe sahibim. Önce bu meslekte ne yapabilirim diye düşündüm, başarılı olacağıma inandım. Kendime bir yol çizdim. 1976da kendi işimi kurduğumda, Türkiyede üretilmeyen bir şey üretmek idealiyle yola çıktım. 1980den itibaren kendi markamı yaratma düşüncesi doğdu. 1976da kendi şirketinizi kurmadan önceki süreyle sektöre girmeniz arasındaki süre ne kadar? Yaklaşık 9 yıl kadar. Ben aslında bundan daha önce kendi işimi kurmayı planlamıştım; ama her şeyi iyice öğrenip, kavramam gerekiyordu. Ayrıca 70lı yıllarda, özellikle Kıbrıs harekatından sonraki dönemler, Türkiye için sıkıntılı dönemlerdi. Anarşizm hat safhadaydı. 1976dan itibaren kendimi hazır hissettim. Tabii, maddi imkanları iyi olan biri değildim, maddi imkanlarımı da kendim yarattım. Özellikle çok önemli ölçüde piyasa kredisi almayı başardım. Kıbrıs Harekatı zamanının efsanevi Türk Dışişleri Bakanı Turan Güneşin bir sözü vardır; siyasetçiyle işadamının emekliliği yoktur diye. Dolayısıyla emekliliğimiz olamayacağına göre, haliyle ideallerimizin olması gerekiyor. Ben bir kişiyle karşılıklı iş yapıyorsam, personelime ve ortağım olan kardeşime hep şunu söylerim, sofraya oturan iki kişinin, ikisinin de karnı tok kalkması lazım. Biri az, biri çok yiyerek doyar; ama herkesin kendi çapına göre yemesi ve masadan karnı tok kalkması lazım. Yani ben, size ürünümü veriyorsam, siz de bunu satıp, geçiminizi sağlayan parayı kazanıyorsanız; sizin de, benim de bundan tatmin olmamız lazım. İkincisi, bir başkasına zarar vererek on kazanacağıma, hiç kimseye zarar vermeden yarım kazanmayı tercih ederim. Yaptığım işin her türlü kurala, etik anlayışa ve yasalara uygun olması lazım. Bisse`yi nasıl tanımlarsınız? Bisse felsefesi 3 ayak üstünedir. Birinci ayak, kalite ve kalitede daima kendini aşmaktır. İkinci ayak, moda ve trenddir. Üçüncü ayaksa, giyside azami rahatlık, kişinin giydiği giysiyi -ki buna ayakkabı ve gömlek de dahil- bütün kullanılacak ürünlerde bir rahatlığın söz konusu olması gerekiyor. Bisse`nin bugün gelmiş olduğu noktayı nasıl değerlendirirsiniz? Bana hep en büyük idealim ne diye sorulur? Ben de bunun bir marka yaratmak, sonra da bunu uluslararası bir marka yapmak olduğunu söylerim daima. Şimdiye kadar bu idealimi büyük çabalarımla geliştirdim, başarılı da oldum. Markamı Avrupada tanınan bir marka haline getirdim ve Amerikaya kadar uzandım. Ancak bu zaman sürecinde ne devletten ne de sektör örgütlerinden en ufak bir destek gördüm, hatta desteği bırakın köstekle bile karşılaştım diyebilirim. Bisse son birkaç yıldır bir değişim sürecinde... 2001 krizinden sonra da yeniden yapılanma sürecine geçiş başladı. Bu resmen bir savurganlık dönemiydi. Bu dönemde, biz Bisse olarak rantıbıl olmayan, kar getirmeyen, kazanç sağlamayan işlere girmeme kararı aldık. Krizden sonra ABD ve Avrupadaki mağazalarımızın hepsini belli kişilere devrettik ve tamamen içe döndük. 2004 yılı, 2. yeniden yapılanma yılımız oldu. Bu sefer erkek giyiminde tüm ürünleri üretme kararı aldık. Tabii ki, bu konuda da kriterlerimiz vardı. Yani Bisse artık sadece bir gömlek markası değil, bir erkek giyim markası... Benim en büyük amaçlarımdan biri de, dış giyim üretmek ve bunu konsept halinde üretmekti. Birbirlerini bütünleyen şeyler üretip, bunu koleksiyon tarzında gerçekleştirecektim. Bunun sonucunda koleksiyon üretimine başladık. Bu koleksiyonun ikinci bir ayağı yeniden yapılanma sürecinde oluştu. Bu da çağdaş mağazacılığa geçiş anlamı taşıyordu. Mağazacılığı o zamana kadar hasbel kader yaptık diyebilirim. Artık çağdaş mağazacılığa geçiş ihtiyacı hissediyorduk. Bunun için altyapı lazımdı, personele eğitim vermemiz gerekiyordu. Kendimin de bu konuda her şeyi bilmesi gerekiyordu. Bu noktada çok ama çok önemli başarılar elde ettik. Bugün 2006nın sonunna doğru geldiğimiz şu zaman zarfında, sonuçlandırmak istediğim işlerden birçoğunu bitirmiş durumdayım. Yurtdışına tekrar açılmayı düşünüyor musunuz? Yurtdışına açılmayı, markamızı ve ürünümüzü göndererek gerçekleştime kararı aldık; bayilik ve distributörlük yoluyla. Bu noktaya gelirken ben, uluslararası 5 büyük firmaya distributörlük ve bayilik teklifi götürdüm. Bunun karşılığında benim amacım dünyaca ünlü markaların şartlarını öğrenmekti, bunları da öğrenmiş oldum. Hatta birinde, çok önemli bir markanın tek bir mağaza açma isteği üzerine, Nişantaşında bir dükkan tutmak zorunda kaldım. Bunu yaparken de bu 5 firmanın şartlarından bir sentez yarattım. Tabii bunda Türkiye gerçeklerini de göz önüne aldım ve şunu gördüm ki biz Türk firmaları olarak kendimizi hep riske sokmuşuz. Hep karşı tarafın menfaatine çalışmışız. Artık burada başka bir yol çizilmesi gerekiyordu. Artık amacımızın yüzde 100 kendi menfaatimizi düşünmek ve karşı tarafı bize bağlı hale getirmek olmalıydı. Benim zaten iç piyasadaki prensiblerim hep böyledir; ama dışarıdaki piyasayı kendimize bağlı hale getiremiyoruz. Bu yüzden alt yapımızın buna göre ayarlanması gerektiğini anladım. Bu ay sonundan itibaren 40a yakın başvuru görüşmem olacak. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki, biz Türkler bu tür konularda araştırma yoksunuyuz, bazı şeyleri dikkate almıyoruz. Bir araştıralım, bakalım, piyasa şartları nedir ne değildir diye bakmadan hemen işe atlıyoruz. Peki bu düşüncenizi uygulayabiliyor musunuz? İsteklerinizi kabul ediyorlar mı? Bir çoğu, Türkiyedeki başka firmalarla görüştükten sonra geri çekildi. Çünkü bizdeki koşulların hiçbiri onlarda yok. Örneğin ben Bisse mağazası açacak bir girişimciye diyorum ki; Projeyi ben vereceğim. Benim dekorasyon ekibim, sizin dekorasyonunuzu yapabilir; ama parayı siz ödersiniz gibi birtakım teminatlar ve garantiler alarak, bir çok koşul öne sürüyorduk. Başka bir ürün satılmaması konusunda kendimizi garantiye alıyorduk. Ama aynı kişiler, Türkiyede başka bir firmaya gittikleri zaman, sen nasıl istersen öyle olur avantajıyla karşılaşıyorlardı ve mağazalarının dekorlarını yapma güvencesi de veriliyordu. Ayrıca ürünlerini başkalarına satabilme imkanına da sahiptiler. Yani, önlerine çok kolay imkanlar sunuluyordu. Türkiye`de, mağazacılık konusunda durumunuz nasıl? Türkiyede mağaza sayımızı arttırıyoruz. Bunu yaparken de eskiden sadece gömlek mağazası olan küçük ölçekli mağazalarımızı, aynı alan içerisinde değiştirme şansımız pek olmuyor. Bu yüzden yeni açacağımız mağazaları daha büyük çaplı olarak tercih ediyoruz. Bu eski küçük çaplı mağzalarımızı da, aynı alışveriş merkezi içerisinde, aynı bölgede, biraz daha büyük ebatlarda yer bulursak değiştirmek üzere bekliyoruz. Bir bölgede yoğunlaşma olduğu zaman, orada yeni müşteri yaratılamıyor. Aynı müşteri, aynı alan içinde değişik yönlere bölüştürülüyor. Yani, biz belli bir yatırım yaparak pastamızı bölmüş oluyoruz. Hem yatırım yapıp pastamızı bölüyoruz, hem de pastayı böldüğümüz zaman masrafı da ikiye katlıyoruz. Benim iddaam şu; alışveriş merkezlerinin genel toplamına baktığımız zaman nüfüs artış oranı kadar ya da sağda solda kapanan cadde mağazalar dahil edilirse, o oranda belki ufak bir artış söz konusu olur. Oysa bir ünite başına incelediğiniz zaman, ne kadar alışveriş merkezi açılmışsa, oranı ne ise, o oranda da ünite başına düşüş vardır. Büyük bir kaynak israfı vardır. Sektör üyeleri, yani mağazacılık yapan firmalar her daim kendi kendilerini budamaktadır. Bunun çözümü, fizibiliteye bağlılıktan geçmektedir. Devletin, ülke yönetiminin de gerektiği zaman gerekli müdaheleleri yapması da bir şarttır. Türkiyede rekabet kurumu diye bir kurum var. Bu kurum ne için var, ne için çalışıyor bilmiyorum. Amacına uygun hizmet verdiğini söylemek güç. Siz kendinizi bu durumdan kurtarmak için nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz? Bazen doğru bir adım attığımızı görüyoruz. Girmediğimiz bir işin başarısız olduğuna şahit oluyoruz. Bazen de biz burada iş yaparız, başarılı oluruz diye giriyoruz; iş yapamıyoruz. Son birkaç yıl içerisinde iş yapmaz diye girmediklerimizden sadece bir tanesi bizi yanılttı, sadece o bir tanesi iş yapıyor. İş yapmak amacıyla girdiklerimizden de iki tanesi bizi yanılttı. Sonuç olarak, ben yapılan bu girişimlerden deneyim kazanarak çıktığımızı düşünüyorum. Bundan sonraki girişimlerimizde daha tedbirli davranacağımıza inanıyorum. Sadık bir müşteri grubuna sahipsiniz. Bu başarıyı neye veya hangi etkenlere bağlıyorsunuz? Bissenin üç ayak prensibine ve ürünün kefili olma prensibimize bağlayabilirim. Öyle ki; bazı müşteri vardır, çok anlamsız bir sebepten ötürü aldığı malı değiştirmek ister, değiştiririz. Bazı müşteri vardır, ortada kendisinden kaynaklanan bir sorun vardır, buna rağmen yine de ürünü değiştirdiğimiz zamanlar olur. Bissenin 30 yılı geride kaldı. Şöyle geriye dönüp baktığınızda neler düşünüyorsunuz? Acı tatlı anılar aklıma geliyor. Sonra bunları bir kenara bırakıp, kendi kendime soruyorum; Peki sen tatmin oldun mu? diye. Tam tatmin olmadım, çoğu kez mutlu oldum; ama tam tatmin olmadım. Tam tatmin olamamam için ne eksikti? Tabii ki insanın her zaman kendisinden kaynaklanan eksiklikleri vardır; ama asıl eksikliklerin benim dışımda gerçekleşen olaylardan kaynaklandığını düşünüyorum; ülke ve sektör sorunları gibi... Krizlerin en çok bizim sektörü vurduğunu düşünüyorum. Tabii biz de günü kurtarma çabası içinde olan bir firma olmadığımız için, prensiblerimizden hiç taviz vermediğimiz için, krizler veya dönemsel sıkıntılar en çok bizi etkiledi. Biz de bilinçli olarak buna tahammül etmeye çalışmışız. Bissenin çok güçlü bir temeli olduğuna inanıyorum. Benden sonra da çocuklarım yürütecek. Onlar Bisseyi nereye götürür? Bu, tabii ki onların bileceği iş. Ancak Bisse belki yerinde sayar, belki daha da genişler, büyür; ama tüm bunlar piyasanın ve ülkenin gelecekte içinde bulunacağı konuma bağlı.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive