Eklenme Tarihi : 12 Nisan 2012 Perşembe
Yılmaz Attila

Yüzde 25

Hamdi Beyin yeni teklifi: Yüzde 25 indirim. Üstüne 3 ayı ödemesiz 12 ayda ödeme imkânı. Var mısın, yok musun?


Teknoloji marketlerinin gazetelerin sayfalarını tam boy süsleyen yeni teklifleri X, Y, Z ürünlerinde yüzde 25 indirim, endüstri standardı haline geldi. 1 milyon liralık bir televizyonda, 250 liralık indirim reddedilmesi zor bir teklif. Kentin öteki ucuna gidebilirsiniz ve saatlerce mağazanın açılmasını bekleyebilirsiniz. 5 yıl önce benzer kuyrukları oluşturmaya yüzde 5 indirim yeterli oluyordu!Soru şudur: Bir indirim eşiği endüstri standardı haline geldiğinde, bu cazip bir indirim teklifi midir, yoksa bir fiyat kabarıklığı işareti mi?2001 krizinden sonra bankalar yurt dışından ve vatandaşlardan topladıkları fonları devlete satamaz hale geldiklerinde, taretlerini tüketicilere çevirdiler. Ne günlerdi ama Her ay yüzde 6 ile 8 arasında operasyon dışı karları alt satıra yazarken ne kadar da mutluyduk! Yeni politika aşama aşama uygulamaya konuldu. Dayanıklı tüketim mallarına verilen tüketici kredileri birinci aşama idi. Bankalar ödeme gücü olan tüketicilere ev, araba, beyaz ve kahverengi eşya almaları için kredi musluklarını açtılar. Pazar doygunluğa ulaştığında, tüketicilerin bütün ihtiyaçlarını kredi kartı ile almalarının teşvik edildiği ikinci aşamaya geçildi. Bankalar ikinci aşamanın birinci adımı olarak perakendecilerin, bu arada gıda perakendecilerinin kapılarını çaldılar ve taksitli satış yapmanın dayanılmaz cazibesini anlattılar. Teklif netti: Perakendeciler, X kartı kullanın ve 6 taksitle vade farksız ödeyin diyerek bankalara kart müşterileri getirecekler, bankalar da faiz maliyetini perakendecilere yansıtmayacaklardı.Kriz sonrası toparlanma döneminde teklif perakendeciler için cazipti: Satış var! Masraf yok!Mağazalarda kart müracaat masaları kuruldu ve kart dağıtımına gaz verildi; o güne kadar kredi kartı vermek için kırkı kırk yaran bankalar, her müracaat edene en kısa sürede kart vermeye başladı. Cüzdanlar kredi kartları ile kabardı. Kara delik oluşmuş, perakendeciler sıra ile içine ittirilmişti. Müşteriler ekmek, süt, gazete gibi günlük ürünleri 6 taksitle almaktan mutlu idiler. Taksit borçları kabarmaya, kart limitleri daralmaya başladı. Bankaların komisyonları ve gününde ödenmeyen taksitlerden aldıkları yüksek faizler artmaya başladı. Şema perakendeciler tarafından benimsendiğinde ve daha sık kampanya talep etmeye başladıklarında, ikinci aşamanın ikinci adımını atma zamanı gelmişti.Kart kullanımının artmasına ve fonlama maliyetlerinin düşmesine rağmen maliyet artışı gerekçe gösterilerek, masrafları paylaşırlarsa şemaya devam edebileceklerini perakendecilere söylediler. Gıda perakendecileri Pavlovun deneyinde olduğu gibi koşullandıklarından oyundan çıkmaya cesaret edemediler, paylarına düşen maliyeti ödemeye başladılar.2005 yılına gelindiğinde, faizler düşmeye devam etti ve taksitler 12 aya kadar tırmandı. En sonunda kabaran tüketici borçlarından ve taksitli satışların enflasyonist baskısından rahatsız olan hükümet, bankaları uyararak gıda ürünlerinde taksitli satışları durdurmalarını istedi. Aba altındaki sopayı gören bankalar, gıda ürünlerindeki taksit uygulamasını bir gecede durdurdu.Elektronik ürünler Moore yasasını takip ederek ucuzlarken, firmalar gelirlerini düşürmemek için temel fonksiyonu değişmemiş ürünleri, yeni özelliklerle zenginleştirerek piyasaya sürdüler. Neredeyse her atı ayda bir yeni sürüm piyasada idi. Şirketler ellerindeki teknolojik olarak eskimiş ürünleri gelişmekte olan ülkelere, bu arada Türkiyeye de pazarladılar. Ne de olsa altı ay önce aldıkları ürünü sosyal medyanın fiyatları şeffaflaştırdığı gelişmiş pazarlarda tüketicinin önüne yarı fiyatına sürmek çok akıllı bir politika değildi!Türkiye yeni uzmanlık perakendeciliğine kucak açtı, alışveriş merkezleri ve çarşılar teknoloji mağazalarıyla dolmaya başladı.Teknoloji pazarının yoğunluğu düşüktü ve endüstri standardı haline gelen 12 ay vade farksız taksitli satış, pazarı yeterince canlı tutuyordu. Artık üçüncü aşama devrede idi. Faiz maliyeti tüketici fiyatlarının içine gömüldü ve fiyatlar kabardı. Peşin ödeme yapmak istediğinizde, önerilen indirim ya reddediliyordu, ya da komik bir indirim teklif ediliyordu.Peki, yüzde 25 ifade ediyor?Basit bir hesap yapalım. Satış noktasına kadar reklam giderleri dahil maliyetler ve satış karının toplamına 100 diyelim. Üzerine yüzde 6 vade giderini ekler ve yüzde 25 indirim uygularsak; 100*1.06/0.75=141 gibi bir fiyat endeksine ulaşırız. Yeni aşamada, perakendeci hedeflediği satış karına, net fiyatına yüzde 40 mark-up uygularsa ulaşabilecektir.Yüzde 25 indirim, teknoloji ürünlerin, özellikle televizyon ve telefon fiyatlarının, promosyon indirimlerini de dikkate alarak yüzde 25 ile 40 arasında şişkin olduğunu tescil etmektedir. Teknoloji ürünlerinde, enflasyon eskiden olduğu gibi koşarak değil ama yıllar içinde emekleyerek tırmanmaktadır.Artık, ihtiyacımız olduğunda değil, indirim olduğunda satın almak zorundayız. Yeni koşullanmamız budur!Nitekim geçenlerde sürekli alışveriş yaptığım bir mağazadan 130 liraya bir ses kayıt cihazı aldım. Hafta sonunda bir başka perakendecinin dergisinde aynı ürün 98 liraya satışa çıktı. Tam yüzde 25 indirim. 32 lira çok fazla değil diyebilirsiniz. Olabilir. Eğer bu bir bin TLlik bir LCD televizyon olsaydı, ya da 2 bin TLlik 3 boyutlu bir televizyon, alnımdaki yazı ne kadar derin olacaktı diye merak ediyorum.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive