Sofraların Eskimeyen Dostları

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve aylardır sadece kendisinden bahsettiren kriz, etkilemez denilen gıda sektörünü de sarsmaya başladı... Geleneksel beslenme alışkanlığımızın en önemli parçası olan, aynı zamanda Türkiyenin hatırı sayılır ihraç ürünlerinden bakliyat ne durumda, sektörün krizden başka ne tür sorunları var; yetkili ağızlardan öğrendik...

Eklenme Tarihi : 20 Mart 2009 Cuma
sofralarin-eskimeyen-dostlari
Özlem ElgünTürkiyedeki birçok sektörle birlikte bakliyat sektöründe de yaşanan sıkıntılar belli başlıklar altında toplanıyor. Kayıtdışılık, kurumsal çalışmalarda sektörü ve firmaları olumsuz etkileyen unsurların başında geliyor. Denetimlerdeki yetersizlik haksız rekabet yaratırken; enerji, vergi ve SSK primlerinin yüksekliği firmalarda sektörün geleceğine yönelik isteksizliğe yol açıyor. Pirinç ve bulgur gibi bazı ürünlerdeki KDV oranlarının yüksekliği de kayıt dışılığı tetikliyor. Bu ve buna benzer sorunlar çözüme kavuşmayı bekleyedursun, bir de kriz vuruyor bakliyat sektörünü... Ancak çıkmadık candan umut kesilmez misali, krizin etkilerinin en fazla temmuz ayına kadar sürmesi bekleniyor. Zira ramazan ayı Ağustos 2009'un son çeyreğine denk geldiği için, bu aydan itibaren bakliyat piyasalarında bir hareketlenme olması muhtemel...Türkiyede bakliyat üretimiTürkiyedeki bakliyat üretimine baktığımızda, özellikle 1980li yıllardan itibaren yemeklik tane baklagiller üretimine oldukça önem verilmeye başlandığını görüyoruz. Ülke genelinde uygulanan kırsal kalkınma ve nadas alanlarının daraltılmasına yönelik uygulanan projeler sayesinde bakliyat üretimi önemli ölçüde arttı. Toplam bakliyat üretimindeki artış, esas itibariyle mercimek ve nohut üretimindeki artıştan kaynaklandı. Bu artışlar nedeniyle Türkiye dünya mercimek ve nohut üretiminde en büyük üretici ülkelerden birisi oldu.2005 yılı verilerine göre Türkiyede toplam işlenen tarım alanları 26,6 milyon hektarken, bunun 18,7 milyon hektarlık kısmında tarla ürünleri yetiştiriliyor. Tarla ürünleri ekilen alanların yaklaşık dörtte üç gibi önemli bir kısmı tahıllara tahsis edilirken, ekiliş alanı bakımında baklagiller tahıllardan sonra en önemli yeri tutuyor. Tarla ürünleri ekilen alanın yaklaşık yüzde 6,2sinde (1,2 milyon hektar) yemeklik baklagiller yetiştiriliyor.Bakliyat içerisinde 558 bin hektarla nohut ilk sırayı alıyor. Nohutu 440 bin hektarla mercimek, 141 bin hektarla kuru fasulye, 12 bin hektarla bakla, 3 bin hektarla börülce, bin 400 hektarla da bezelye takip ediyor. Ülkemizde mercimek ekiliş alanlarının yaklaşık yüzde 90ını kırmızı mercimek oluşturuyor. 1980li yıllarda tek başına 350 bin hektara kadar ulaştığı görülen yeşil mercimek ekiliş alanları ise 1990lı yıllardan itibaren sürekli azalma gösterdi ve içinde bulunduğumuz yıllarda da 50 bin hektara kadar geriledi.Üretim miktarı açısından da ülkemizde üretilen bakliyat içerisinde nohut ve mercimek en önemli yeri tutuyor. 2006 yılı itibariyle Türkiye toplam yemeklik baklagiller üretimi 1.221 bin tonken, bunun içerisinde nohutun payı yüzde 41,4, mercimeğin payı yüzde 43,8, fasulyenin payı yüzde 12,6, baklanın payı yüzde 1,7, bezelye ve börülcenin payı ise toplam yüzde 0,5. Bu ürünler içerisinde bezelye ve börülce üretimde olduğu gibi ihracatta da önemli bir yer tutmuyor.Türkiyede organik bakliyat üretimi de gittikçe artıyor. 2007 yılı itibariyle organik bakliyat üretimi 20 bin tonun üzerinde gerçekleşirken, bu üretimin önemli bir kısmını nohut ve mercimek oluşturuyor. Bakliyat üretimi ülke geneline yayılmış durumda. Ancak Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu ve Geçit bölgeleri ile Marmara Bölgesinin güneyi üretimin en yoğun olduğu bölgeler. Genel olarak; kırmızı mercimek Güneydoğuda, yeşil mercimek, nohut ve kuru fasulye Orta Anadolu ve geçit bölgelerinde, bakla Ege ve Güney Marmarada bezelye ise Orta Anadolu ve Marmarada en fazla yetiştiriliyor. İller itibariyle üretimde ise kuru fasulye üretiminde Konya, Maraş, Karaman, Erzincan ve Samsun illeri, nohut üretiminde Konya, Diyarbakır, Uşak, Kütahya ve Yozgat illeri, kırmızı mercimek üretiminde Şanlıurfa, Diyarbakır ve Mardin illeri, yeşil mercimek üretiminde Yozgat, Çorum, Ankara ve Konya illeri, bakla üretiminde Muğla, Çanakkale ve Balıkesir illeri, bezelye üretiminde ise Konya, Bursa, Tunceli ve Hatay illeri ön plana çıkıyor.İthalatın gözdesi kuru fasulyeTürkiye özellikle 1997 yılından itibaren önemli miktarlarda bakliyat ithal etti. 1994 yılına kadar ithalatın hemen hemen tamamını kuru fasulye oluştururken, 1994 yılından itibaren yeşil mercimek, 1997 yılından itibaren de nohut ve kırmızı mercimek ithalatı önemli ölçüde artış gösterdi. 2000 yılında 78 milyon dolar olarak maksimum düzeye ulaşan bakliyat ithalatı, 2001 yılında 64 milyon, 2002 yılında 37 milyon, 2003 yılında da 14 milyon dolara geriledi, 2004 yılında ise bir miktar artış göstererek 15 milyon doların üzerine çıktı. 2005 yılında önemli ölçüde artış göstererek 58,8 milyon dolara, 2006 yılında 66,7 milyon, 2007 yılında da 78,7 milyon dolara yükseldi. 2007 yılı ithalatımızın yüzde 48,8ini kuru fasulye, yüzde 8,72sini kırmızı mercimek, yüzde 14,7sini yeşil mercimek 5,5ini de nohut ithalatı oluşturdu.Ortadoğu ülkeleri ihracatta ilk sıradaÖzellikle 1980 yılından itibaren üretimde görülen artışlar neticesinde bakliyat ihracatı da önemli ölçüde artış gösterdi; 1990 yılında 300 milyon doların üzerine çıkan ihracat değeriyle ülkemiz dünyanın en büyük bakliyat ihracatçısı oldu. Daha sonraki yıllarda dalgalanma gösteren bakliyat ihracatı, 2004 yılı itibariyle 167 milyon dolar, 2005 yılında 158 milyon dolar, 2006 yılında 248 milyon dolar, 2007 yılında ise 189 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiyeden yapılan bakliyat ihracatı; diğer ihracatçı ülkelerin üretim miktarlarında görülen artış ve azalışlar, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde insanların satın alma gücünde görülen değişimler,dünya piyasalarında oluşan bakliyat ve diğer rakip ürünlerin fiyatları ve iklimsel faktörlerin etkisiyle yurt içi üretim miktarında görülen dalgalanmaların etkisinde kalıyor.Türkiyenin bakliyat ihracatında genel olarak Ortadoğu ülkeleri, Batı Avrupa ülkeleri, Kuzey Afrika ülkeleri ve Güney Asya ülkeleri ilk sıraları alıyor. 2007 yılı itibariyle Türkiyeden bakliyat ihracatı gerçekleştirilen ülke sayısı 90'ın üzerinde. 2007 yılı toplam bakliyat ihracatımızda en önemli pazarlar ise Sri Lanka, Bangladeş, Mısır, Sudan, İngiltere, Irak ve Suudi Arabistan. Doğu Avrupa ülkeleri, Güney Amerika ülkeleri, Rusya Federasyonu ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de potansiyel arz eden ülkeler.Dünya bakliyat üretim ve ticaretiBakliyat üretimi dünya geneline yayılmış olmakla beraber, ülkeler genel olarak bir veya iki tür bakliyat ürünü üzerinde ihtisaslaşmışlar. Kuru fasulye üretimi Asya ve Amerika, nohut üretimi Asya, Afrika ve Amerika, bakla üretimi Asya, Afrika ve Avrupa, mercimek üretimi Amerika ve Asya, börülce üretimi Afrika, bezelye üretimi ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde yoğunlukta. 2005 yılı verilerine göre dünya toplam bakliyat üretimi 60 milyon tonun üzerinde. Dünyada en fazla yetiştirilen bakliyat türü kuru fasulyeyken, börülceyle birlikte kuru fasulyenin toplam üretimi yaklaşık 23 milyon ton. Kuru fasulyeyi 11 milyon ton ile bezelye, 8,4 milyon ton ile nohut, 4,3 milyon ton ile bakla ve 4,1 milyon ton ile mercimek takip ediyor. Ülkeler itibariyle dünya bakliyat üretiminde yaklaşık yüzde 25lik payı ile Hindistan ilk sırayı alıyor. Bu ülkeyi ise Kanada, Çin Halk Cumhuriyeti, Brezilya ve Nijerya takip ediyor. Türkiyenin dünya bakliyat üretimindeki yeri ise yıllara göre 8-10unculuk arasında değişiyor.En yüksek ihraç değeri de kuru fasulyedeUluslararası Ticaret Merkezinin 2006 yılı verilerine göre dünya bakliyat ihracatı miktar olarak 9 bin 451 bin ton, değer olarak da 3 bin 539 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yemeklik tane baklagillerin dünya ihracatı değerleri itibariyle dikkate alındığında bin 298 milyon dolar ile kuru fasulyenin en yüksek ihraç değerine sahip olan ürün olduğu ve kuru fasulyeyi 880 milyon dolarlık değeriyle bezelyenin takip ettiği görülüyor. Dünya bakliyat ithalatı da 2006 yılında miktar olarak 9 bin 416 bin ton, değer olarak da 3 bin 650 milyon dolar olarak gerçekleşti. Değer olarak dünya ithalatına konu olan en önemli ürün kuru fasulye olup bu ürünü yine bezelye takip ediyor. Dünya bakliyat ihracatında en önemli ülke Kanada. 2006 yılı verilerine göre Kanadanın dünya ihracatındaki payı yüzde 25,4. Kanadadan sonra ABD ikinci büyük ihracatçıyken, bu ülkeleri sırasıyla Çin Halk Cumhuriyeti, Avustralya ve Türkiye takip ediyor. Dünya ihracatında 5inci sırada yer alan Türkiyenin payı yüzde 6,7. Ülkemiz dünya ihracatında özellikle nohut ve kırmızı mercimek ihracatıyla rol oynuyor. 2006 yılı verilerine göre en büyük ithalatçı ülke olan Hindistan, dünya ithalatının yüzde 10unu gerçekleştirdi. Hindistanı yüzde 6lık payı ile Pakistan, yüzde 5erlik payları ile İspanya ve ABD takip ediyor. Ülkemizin ise dünya ithalatındaki payı miktar olarak yüzde 1,7.Tarım Ürünleri, Hububat Bakliyat İşleme ve Paketleme Sanayicileri Derneği (PAKDER)Sektörde bu işe yıllarını vermiş ve marka olmuş, sektöre yön veren firmaların bir araya gelerek kurdukları PAKDER, 30 Haziran 2001den bu yana faaliyette. Kuruluş amacı, sektördeki sorunların tespitinde ve bu sorunların aşılmasında, devletin ilgili kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerinde aktif rol almak ve bu çalışmalara katkı sağlamak olan dernek, sektör firmaları arasındaki dayanışma ve kaynaşmayı teşvik ederek işbirliklerini güçlendirmeyi ve bu sayede sektörel sorunların çözüm odağı olmayı hedefliyor. Dernek alt yapısı ve çalışmaları itibariyle istihdam olanağı sunma, katma değer yaratma, tarımsal üretimleri ön eleme ve işlemden geçirildikten sonra ülkemiz tüketicisine ulaştırma, aynı zamanda tarımsal üretimin yurt dışına ihracıyla bu ürünleri yabancılara tanıtımda çok önemli bir görev üstleniyor. PAKDER Başkanı Mehmet Tevfik Dinçerle bakliyat sektörünün içinde bulunduğu durumu konuştuk2008 yılında bakliyat alanında neler yaşandı genel olarak değerlendirir misiniz?Bakliyat ve pirinçte, dünyada yaşanan kuraklık faktörü de dikkate alındığında bütün ürünlerde yüzde 30 ila yüzde yüzlük fiyat artışları yaşanmıştı. Dolayısıyla zaten döviz bazında satılan ürünlerde dünyadaki fiyatlar yükseldi ve dövizdeki kur artışından dolayı bu etki daha da ağırlaştı. Ülkemizde pirinç üretimi, kuraklık faktörüne rağmen geçmiş yıllara nazaran her yıl artış gösteriyor ve yurt dışından ithal ettiğimiz miktar azalıyor. Pirinçte üretimimiz yaklaşık 450 bin, tüketimimiz de 550-600 bin ton civarında. Dolayısıyla aradaki tüketim farkı yurt dışından ithal ediliyor. Kırmızı mercimekte geçmiş yıl dahil ortalama üretimimiz 500 bin ton, tüketimimiz 250 bin ton civarında. Tüketim fazlası ihraç ediliyordu ama bu yıl kırmızı mercimeğin yoğun olarak üretildiği Güneydoğu Anadolu Bölgesi kuraklıktan olumsuz etkilendiğinden, geçmiş yıllara nazaran üretim kaybı 350 bin ton civarında oldu. Dolayısıyla önemli ihraç kalemimiz olan üründe bu yıl ithalatçı konumuna düşüldü. Yeşil mercimekte de maalesef benzer durum söz konusu. Bu üründeki üretim 15 bin tonken, tüketim farkı ithalatla karşılanıyor.Nohut üretimi ise yaklaşık 550 bin ton. Sadece bu üründe sıkıntı yaşamıyoruz. Beyaz fasulye ve barbunyada da yaklaşık üretim 200-220 ton, tüketim ise yaklaşık 250 bin ton civarında. Farkı da ithalatla karşılanıyor.Türkiyede, beslenmede ağırlıklı olarak buğdaya dayalı ürünler kullanılıyor. Bu anlamda buğday üretimi ülkemiz açısından önemli. Buğday üretimi 19-20 milyon ton. Bakliyat sektöründe de satılan bulgurun hammaddesi buğday olduğu ve buğday üretiminde şimdilik sorun yaşamadığımız için bulgurda da sorun yaşanmıyor.Yukarıdaki tarımsal ürünlerden tüketimimiz için kalan miktarları dışarıdan karşıladığımız ürünler, dövizde yaşanan bu dalgalanmalar nedeniyle tüketicilerimize fiyat yükselmesi şeklinde yansıyacak.Dövizdeki fiyat artışına rağmen, bugün nohutta ve bulgurda fiyat artışı yaşanmadı.ama geçen yıl 90 kuruş olan kırmızı mercimek bugün 1.90- 2.00 TLden işlem görüyor. (Toptan fiyat, KDV hariç)2009 yılı krizle beraber geldi. 2009 yılı öngörüleriniz neler? Piyasa krizden nasıl etkilenecek, bu konuda neler yapılmalı, kimlerden ne gibi çözüm bekliyorsunuz, hükümet ve Tarım Bakanlığı sektöre ne gibi çözümler sunmalı?Küresel krizin 2009 yılının ortalarından itibaren etkisinin azalması beklentisi sürekli konuşuluyor. Ama sektörümüzde temmuz 2009a kadar bu etkinin devam edeceği düşüncesindeyim. Ramazan ayının ağustos 2009un son çeyreğine denk gelmesi nedeniyle ağustos ayından itibaren bakliyat piyasalarında bir hareketlenme olacağını, dolayısıyla 2009un son çeyreğine kadar bakliyat sektöründe daralma ve altyapısı sağlam olmayan firmaların sektörden çekileceğini düşünüyorum.2008 yılında bakliyatta zam şampiyonu hangi ürün oldu, ürün fiyatlarındaki dalgalanmalar, ani yükselişler ve zaman zaman da sert düşüşler üreticiyi nasıl etkiliyor, üreticinin ve sektörün bundan en az zararla etkilenmesi için neler yapılmalı?2008 yılında kırmızı mercimekte, üretimdeki rekolte kaybımızdan ve bu ürüne olan talepten dolayı çok ciddi bir fiyat artışı oldu. Dünyada yaşanan enerji ve emtia fiyatları mart-nisan 2008de tepe noktasına ulaştı. Aynı şekilde ağustos ayında da ani düşüşler yaşandı. Dolayısıyla özellikle bu sektörde faaliyet gösteren bütün firmalar bu durumdan olumsuz etkilendi. Özellikle bazı ithalatçı firmalar bu ürünleri hem banka kredisi ile hem de dövizle satın alıp yurt içi satışlarını TL ile yaptıklarından dolayı büyük zararlara maruz kaldılar. Dünyada yaşanan emtia ve enerji fiyat istikrarsızlığından sonra da yaşanan dünya kaynaklı finansal krizden etkilenmemek maalesef mümkün değil.Türkiye bakliyat pazarını değerlendirdiğinizde dünyada neredeyiz, hangi ürünleri ihraç ediyoruz, ithal ettiğimiz ürünler hangileri, ürün fiyatları en çok neye göre etkileniyor?Türkiye bakliyat pazarında küçümsenecek bir noktada olmadığını düşünüyorum. Genellikle kırmızı mercimek ve nohut ihracatında (mercimekte bu yıl hariç) iyi konumdayız. Son yıllarda ithal ettiğimiz ürünler yeşil mercimek, kısmen barbunya, fasulye ve beyaz fasulye. Ayrıca kısmen pirinç ithalatı yapılıyor. Ürün fiyatları dünyadaki üretim, arz ve talep dengesine ve döviz kurlarındaki dalgalanmalara göre oluşuyor. Bakliyatta verimliliği arttırmak için neler yapılabilir, üretici üretim aşamasında sizce yeterince bilinçli mi?Tüketimde yeterliliğin nüfus artışı göz önünde bulundurarak sağlanması için planlama şart. Planlamanın yanında verimlilik de elbette çok önemli. Son yıllarda tarımsal ürünlerdeki yüksek fiyat artışlarını hepimiz ilgiyle izliyoruz. Uluslararası yatırım uzmanları, bu fiyat artışlarının önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini öngörüyor ve önümüzdeki yıllarda küresel krizin beslenme ve tarımsal ürünlerden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Dünyada tarımsal ürünlerin fiyatlarını belirleyen ülkelerin politikalarını incelediğimizde; küresel ısınmadan dolayı üretim politikalarına özel önem veriyorlar. Fiyat politikalarını, dünyadan gelen talepten dolayı karlı bir yatırıma dönüştürdüler. Görünen o ki, bundan sonra tarımsal ürün üretimi oldukça önem kazanacak. Ayrıca iyi ve sağlıklı bir planlamayla çiftçi ürettiği üründen para kazanacak. Bu yıl para eden ürüne yönelme olasılığı doğabilir. Bu yıl özellikle paket bakliyat sanayicisinin temininde güçlük çektiği yeşil mercimek, barbunya, kısmen beyaz fasulye gibi ürünlerin temininde yine sıkıntı yaşanabilir. Ancak bu ürünlere verilen prim desteğinin üretime olumlu katkı sağlayacağına inanıyorum.Ayrıca Türkiye, AB'ye girme çabası içerisinde. Bu nedenle AB ülkelerine uyum çalışmalarının sürdürülmesi ve neticelenmesine önemli bir katkı sağlayacak. Ülkemiz tarım arazilerinin korunması, geliştirilmesi, ekolojik, ekonomik ve toplumsal işlevlerini yerine getirmesi büyük oranda sürdürülebilir planlı kullanımına bağlı. Ülkemizde tarım arazilerinin sağlıklı kullanım planlarının hazırlanması, üretim artışı ve tarımsal üretimimizle birlikte tarımsal sanayiimizin gelişmesini de tetikleyecektir.Reis GıdaReis Tarımsal Ürünler Sanayii Ticaret A.Ş., İstanbul İkitellide 3 bin metrekare kapalı alanda, yıllık 30 bin ton üretim kapasiteli tesislerinde faaliyet gösteriyor. Reis pirinç ve bakliyat ürünleri, Mehmet Reis ve ekibinin çeyrek asırlık deneyimiyle, lezzet ve standart özelliği değişmeyen yörelerden seçilerek toplatılıyor. Reis, her zaman gıda güvenliği ve damak tadına uygun; çabuk pişen, kabuk atmayan, ezilmeyen, midede şişkinlik yapmayan, daha fazla artımlı, tane tane, standart lezzette, besleyici ve daima en kaliteli ürünleri bilinçli ve çağdaş tüketicisine sunma çabası içinde. Reis'te tüm süreçlerde, gıda mühendisinin kesintisiz denetiminde HACCP yöntemi uygulanıyor. NASA tarafından da Sıfır Hatalı Astronot Yiyeceği üretmekte kullanılan HACCP, gıda güvenliği sağlamada etkili bir standart. Aynı yöreden, aynı tarlanın ürünü; temizliği, pişme ve lezzeti aynı, sadece kalibrajı bir kademe düşük olan ürünler, ekonomik ürün niteliğiyle Verim markası ile pazara sunuluyor. Doğal aromalı Jasmine Pirinç ve pirincin prensi olarak bilinen Basmati Pirinci'ni Türk tüketicisi ile tanıştıran Reis, ayrıca Konya'da modern fabrikalarda ürettirdiği Reis Un ve irmiği de ürün portföyüne kattı. Yurtdışında Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde, Ortadoğu'da ve Türk Cumhuriyetleri'nde satılan Reis ürünleri, yurtiçinde de Afra, BIM, Boğaziçi, Carrefour, Çetinkaya, Çanpa, Ergüner, Ersan, Kiler, Kipa, Kopuzlar, Mega, Metro, Migros, Maxi, Mopaş, Optimum, Oyak, Özdilek, Selam, Tempo, Tansaş, Uyum gibi süpermarket ve hipermarketlerde Türkiye çapında satışa sunuluyor. Reis, Türkiyede ihtiyaç duyulan pirinç ve bakliyat ürünlerinin yurtdışından ithalatını da gerçekleştirerek, doğrudan tüketiciye ulaşmasını sağlıyor.Ayrıca Kastamonu Taşköprüde, Türkiyede ilk ve tek olan Sarmoni Sarımsak Entegre Tesisi 8 yıldır faaliyet gösteriyor. Sarımsak İşleme Tesisinde, endüstriyel tüketimde pastırma-sucuk ve hazır çorba fabrikalarının hammaddesini karşılayan sarımsaklar el değmeden otomatik makinelerde soyuluyor.Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis Bakliyat sektörünün sorunları nelerdir?Pirinç ve mercimek fiyatlarında yine artış söz konusu. Bunun nedeni, geçen sene ülkemize gelen ithal pirinçlerin tamamının bitmiş olması. Bu pirinçler iç piyasada da tüketilmedi, daha çok dışarıya satıldı. Yerli olarak bir tek Osmancık ve Baldo pirinci var. Osmancık pirinçleri de Baldo diye de satılıyor. Hepsi Osmancık pirinci olarak tüketilmeye başladığından dolayı şu an tarladaki üreticinin çeltik fiyatlarında artış söz konusu. Bundan dolayı pirinç fiyatlarında da artış var. Pirinç fiyatlarının bu değişikliğe maruz kalması, Türkiyenin kendi kendine yeterliliği sağlayamamasından kaynaklanıyor. 2008 mahsulünün yüzde 70-80 civarında az çıkmasından dolayı Kanadadan kırmızı mercimek geliyor. Aynı şekilde yeşil mercimek de Türkiyede ancak üretilen miktar bir ay yettiği için 11 ayımızı maalesef yine Kanadadan ithal ederek geçiriyoruz. Bunun yanı sıra fasulye çeşitleri de yurtdışından satın alınacak. Biliyorsunuz 2008de pirinçte yüzde 70, diğer ürünlerde de yüzde 50 bir artış olmuştu. Ama krizden sonra bu dönemde fiyat artışı yok. 1994 ve 2001 krizi dönemlerinde bu sektörde, döviz fiyatları yukarıya doğru çıkarken ürün fiyatları da çıkıyordu. Şimdi tam tersine ürün fiyatları dövize paralel iniyor. Bunun ana nedenlerinden biri iç talepte daralma olması, tüketim harcamalarının kısılması. İnsanlar artık gıdasından da kısmakta. Küresel krizin Türkiyede en fazla etkisi gıda sektöründe görülüyor. Bunun nedeni de Türk Ticaret Kanunu 711inci maddesinde yer alan Çekim hilafım (isteğim) dışında elimden çıktı ifadesi yüzünden çeklerin ödenmemesi. Dolayısıyla krizin aslında en büyük etkisi iş ahlakının çöküşü. Eskiden sözle alışveriş yaparken, şimdi çeke, senete dahi güvenemiyoruz. Bu da pek çok firmanın kapanmasına, kişilerin işsiz kalmasına neden oluyor. Pirinç ve bakliyat sektöründe kayıt dışılık mevzubahis, merdiven altı üretim var. Bunu özellikle 1994te ve 2001de görmüştük. Ancak şu günlerde en ucuz ürün en çok satar düşüncesiyle çoğu market ürünleri sadece fiyatına bakarak rafa koyuyor. Tüketicinin alım gücünün düşmesinden dolayı private label ürünler piyasada. Bunu artık bütün perakende noktaları yapıyor. Bir de açıkta ürünler satılıyor.Türkiyede markalı ürün satmak, dürüst satıcı olmak, hijyen üretim yapmak çok zor. Bu arz ve talep dengesi. Perakende noktaları böyle talep edince pirinç ve bakliyatta anormal şekilde hile görüyoruz. Pirinç, bakliyat ve bulgur fiyatları konusunda kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor. Örneğin çeltik ve kabuklu mercimek fiyatı pirinç ve işlenmiş mercimek fiyatıymış gibi belirleniyor. Raftaki fiyatla tarladaki ürün arasında fiyat farkı tabii ki olacaktır. Raftaki ürünün kalitesi, cinsi, yöre farkına göre fiyat farkı oluşuyor. Bir de marketin belirlediği kondisyon bütçeleri var. Raf bedeli, yıldönümü, festival bedeli, mağaza giriş bedeli gibi bir sürü kondisyon bedeli isteniyor. Hatta markalı ürünlerden daha çok isteniyor. Bu, tedarikçinin sırtına yüklenen aşırı bir maliyet. Bütün bunlar sektörü olumsuz yönde etkileyen şeyler. Çözüm önerileriniz neler?2008in ilk çeyreğinde dünya borsalarında, özellikle Chicago borsasında Emtia borsasına bir yöneliş oldu. Petrolden sonra gıda maddelerine yatırım yaptı ve dünya piyasalarında artış oldu. Bu spekülatif hareketlere Türkiye de ayak uydurdu ve bir balon oluştu. Bu balon, 2008in sonlarında sönmeye başladı. Tam fiyatlar oturdu derken, pirincin vergisi yüzünden pirinç fiyatı yukarı çıktı. Halbuki AB ülkelerinin müdahale kuruluşları var. Anormal fiyat artışlarında bu kuruluşlar devreye girip piyasayı balans ediyor. Türkiyenin bunu bir an önce yapması lazım.2008 yılında farklı bir dönem yaşandı. Çünkü iki yıl öncesinden gelen bir kuraklık vardı. Fiyatlar tırmanışa geçti. Türkiyede de daha farklı bir şekilde arttı. Ülkemizde eksik olan buğday, kırmızı-yeşil mercimek, fasulye, pirinç gibi ürünler eksikse muhakkak ithal etmek zorundayız. Çünkü enflasyonun en büyük nedenlerinden biri gıda. Onun için bu tür konularda çok dikkat etmemiz lazım. Açık bakliyat satışı kaldırılmadığı ve markalı ürünlerde uygulanan politikalar değişmediği sürece paketli bakliyat sektörünün geleceğini iyi görmüyorum. Paketli bakliyat sektörünün gelişmesi için önce paketçiler kendilerini sorgulayacak, şeffaf olacak, birbirinin kuyusunu kazmayacak. Haksız rekabeti önleyecek tedbirler alınmalı. Devlete düşense sadece tarım olarak görmemesi ve destek vermesi. Kayıt dışı ve merdiven altı üretim yapanlara da kesinlikle müsaade edilmemeli. Perakende noktalarında bugün satışlarda düşüş olduğu söyleniyor. Gıda, Türkiyedeki aile bütçesinin üçte biri. Demek ki pirinç-bakliyat reyonu çok önemli marketlerde. Ama vatandaş şu anda alım gücünün azlığından dolayı raftaki fiyatlara daha çok önem veriyor. Çok speküle ediliyor bu fiyatlar. Özellikle kuru gıdada enflasyon var. Bu sıkıntıları marketçiyle beraber aşmalıyız. Kondisyon bütçesi adı altında aldıkları paraları kesinlikle kaldırmaları, aldılarsa da bunu rafa yansıtmaları lazım. Rafta sirkülasyon yapabilmesi için karşılıklı fedakarlık gerekiyor. Biz kâr marjlarımızı düşürüyoruz. Kârları daha da minimize edip tüketicinin alım gücüne uygun davranmalıyız. Bunu yaparsak eğer, inanıyorum ki tüketicinin alım gücü daha rahat olacak, hem marketçi hem de bizler de bu sorunu aşmış olacağız. Yayla BakliyatDurukan Gıda Sanayi ve Nakliyat A.Ş, 1980li yıllarda Durukan Ltd. Şti. olarak kuruldu. Yurtdışı pazarında da faaliyetlerini sürdüren firma, bu pazar için ayrı ekip kurdu. Yurt içi pazarında ise 65 ilde kurduğu bayilik ağıyla 80 vilayette Migros, Tansaş, Real, Şok, Kipa, Makromarket, Carrefour öncü olmak üzere 20 binden fazla noktada ürün satıyor.Firma, Gıda kodeksi, TSE belgeleri gibi sektörde bulunan firmaların alması gereken belgelere sahip. Bu olması gereken belgelerin dışında ISO 9000 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi belgelerini de aldı.Ankara Saraydaki 35 bin metrekare kapalı alan tesislerinde 150 bin ton yıllık üretim kapasitesi bulunuyor. Eski Ankara-İstanbul yolu üzeri Saray mevkiinde 27 dönüm arazi üzerine 35 bin metrekare yeni tesis inşaatını temmuz sonunda tamamladı ve bu tesiste faaliyete başladı. 2008 yılında iki tane Çeltik Fabrikası satın aldı ve bu fabrikalara yapılan ilave yatırımlarla 25 bin metrekarelik Çeltik İşleme Tesislerine sahip oldu. ÇankırıKızılırmak bölgesinde bulunan fabrika ve Edirneİpsalada bulunan fabrikanın yanı sıra yine 2008 yılı içerisinde Mersin il sınırları içerisinde depolar satın aldı.Kutulu ambalaj hammaddesinde kullanılan kağıt ve alüminyumdan dolayı kuru gıda ve bakliyat için uygun bir saklama kabı niteliğinde. Ambalajın dış kısmının kağıt, iç kısmının alüminyum kaplama olması sayesinde içinde bulunan gıda sağlıklı şekilde saklanıyor ve dış etkilerden dolayı oluşabilecek bozulmalar engelleniyor. Üst kapağının açılıp kapanabilir olması sayesinde satın alınan ürünün bitmesinden sonra da paket halinde alınan gıdalar içine boşaltılmak suretiyle daha iyi koşullarda saklanabiliyor. Gövdede bulunan şeffaf pencere sayesinde kutunun içi görünebiliyor. Ambalaj ürünün el değmeden doldurulduktan sonra kapağın sabitlenmesi ve emniyet bandının takılmasıyla açılmadan tüketiciye ulaştırma garantisi sağlıyor. Kağıdın geri dönüşüm özelliği sayesinde de çevre için duyarlı bir ürün. Firma bu yenilikler dışında paketli bakliyat konusunda Ar-Ge çalışmalarını sürdürüyor.2008 yılı TSE Altın Ambalaj yarışmasına Kutulu Bakliyat ile katılan firma, farklı ambalajı ve yeni tasarımı ile bu ödülü almaya hak kazandı.Tesislerine gelen her bir ürünü kalite, lezzet, kalibre ve nicelik bakımından değerlendiren firma bu normlara uyan ürünleri Yayla markası ile pazara sunuyor. Bununla beraber her kesimden ve her bütçeden tüketiciye hitap edebilme adına Yunus markasıyla ikinci bir ürün daha üretiyor. Firma kapasite ve kalite spektleri sayesinde Türkiyede faaliyette bulunan bir çok ulusal ve yerel marketlerin Private Label ürünlerini de yapıyor. Bu konuda 2005, 2006 ve 2007 yılı bakliyat kategorisi PL ödülü de firmaya ait.Bayilik ağı sayesinde kurduğu lojistik ağı ve kendi lojistik destek altyapısı ile Türkiyenin her noktasına tüm ürünlerini 2 işgünü içerisinde ulaştırıyor.Firma, Türkiyede sektöründe bir ilki gerçekleştirerek her şeyiyle faal olan yürüyen mutfak şeklinde tadım araçları yaparak bunları ürünlerinin bulunduğu her ile göndermek kaydıyla tadım ve promosyon çalışmaları yapıyor.Yayla Bakliyat İdari İşler Müdürü Kenan DemirtaşBakliyat sektörünün belli başlı sorunları küresel iklim değişikliği, değişen iklim koşullarına göre ülke tarım politikasının yeniden yapılandırılması, sektörde örgütlenememek ve küresel mali kriz. Malumunuz, ABD kaynaklı küresel mali krizi yaşıyoruz. Bu nedenle dünyada ve Türkiyede bütün firmalar kendilerini krizden koruyacak önlemler geliştiriyor. Bakliyat sektörü olarak krizden otomotiv ve tekstil sektörü kadar etkilendiğimizi söylemesek de bize de soğuk yüzünü gösterdiği bir gerçek... Piyasayı insan vücudu gibi görürsek bir organı diğerinden önemsiz tutmamız söz konusu olamaz. Bir tarafımızdaki ağrıyı vücudun bütün organları hisseder. Finans kurumlarından küçük esnafa kadar herkes önünü göremediğinden ihtiyatlı davranıyor, bu da piyasada sıkışıklığa neden oluyor. Hükümetin piyasayı rahatlatıcı tedbirleri bir an önce uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Sıcak paranın bir şekilde piyasaya girmesi ve nakit sıkışıklığı çeken piyasanın krizin ortasında olduğumuz şu günlerde nefes alması gerekiyor. Ülkemiz krizlere alışık bir ülke çok kırılgan bir yapıya sahip değiliz. Şirketlerimiz bu tür krizlere karşı koyabilecek güçteler biraz önce değindiğim devlet gereken desteği piyasalara sağlarsa daha çabuk kriz ortamını aşarız. Bakliyat sektörü son yıllarda değişen hava koşulları, iklim normallerinin üstünde seyreden hava sıcaklıkları gibi arttırabileceğimiz nedenlerden dolayı büyük sorunlar yaşıyor. Kendi kendine yetebilecek kaynaklara sahip olan ülkemiz son yıllarda maalesef tamamen dışa bağımlı bir ülke haline geldi. Bunda hala babadan kalma yöntemlerle üretim yapmaya çalışan çiftçinin sorumluluğu olduğu kadar çiftçiye yol gösteremeyen geçmişten günümüze kadar görevde bulunan Tarım Bakanlıklarının da sorumluluğu var. Genel tarım politikası oluşturulması gerekiyor. 2008de bakliyatçıları stok yapmakla suçlayan bazı kesimler, ülke genelinde ürün olmadığını görmedikleri gibi yaklaşan kuraklığa karşı tedbir almadılar ve her zamanki gibi bir kurban seçildi. 2008 senesinde bu kurban bakliyat üreticileri oldu. Sektörde örgütlenemediğimiz için sesimizi gür çıkartamıyoruz. Bireysel bazda bütün bakliyatçılar doğru şeylerden bahsediyoruz. Bu doğruları bir örgüt çatısı altında söylemediğimiz için sesimiz çok fazla duyulmuyor, tepkimiz kriz dönemlerinde gazetelere verilen bireysel bazdaki demeçlerle sınırla kalıyor. Bir sinerji yaratamamış olmamız bir eksiğimiz. Sektör olarak bir an önce ciddi bir yapılanmaya gitmemiz gerekiyor. Tarım politikamızın değişmesinden, üretim tekniklerinin yenilenmesinden, devletin tarıma verdiği önemi arttırmasından bahsediyoruz. Bunlar şu an bakliyat piyasasında sıkça konuşulan konular. 2008de tarım sektörünün yaşadığı sıkıntıyı gören hükümetimizin bu konuya daha yapıcı yaklaşacağı kanaatindeyim. Sadece Türkiyede değil bütün dünyada tarımın önemi bir kez daha görülmüş oldu. ABD Başkanı ve BM Genel Sekreterinin bio enerjiye geçmek için acele edilmemesini, önce dünyaya yetecek, dünyanın karnını doyuracak üretimin yapılması gerektiğini söyleyen demeçlerini beraber dinledik. Petrole alternatif enerji kaynaklarını bio enerjiden üretmeyi düşünenler 2008de bunun yakın gelecekte mümkün olmadığını gördüler. Ülkemiz bakliyat sektörü tarıma göbekten bağlı olduğu için tarımın, tarım sektörünün bir an önce gözden geçirilmesi gerekiyor. Yayla Bakliyat olarak 2008 yılında yaşadığımız ürün sıkıntısını en aza indirmek için iki tane çeltik fabrikası satın aldık. ÇankırıKızılırmak ve Edirneİpsala bölgesinde ilavelerle güçlendirdiğimiz çeltik işleme tesislerimizle yaşadığımız ürün sıkıntısını büyük ölçüde aşacağız. Bu sıkıntıyı aşmak içinde tek başına tesis kurmak yeterli olmuyor. Bölge halkını modern üretim teknikleri hakkında bilgilendirerek, ürün kalitesini ve verimliliği artırmaya yönelik eğitimler vererek sıkıntılarımızı aşacağımız düşünüyoruz. Bakliyatın yeni nesle sevdirilmesi için bir çalışma yapmalıyız. Sağlıklı ve doğal beslenmek, çocuklarımıza doğru gıdalar vermek için bakliyatı onları anlatmamız gerekiyor. Hazır yiyecekler yerine çocuklarımıza pilav, nohut, fasulye yemeklerini sevdirmeliyiz. Bunun için yazılı ve görsel basına, Milli Eğitime de görevler düşüyor. Sağlıklı bir gelecek için bakliyat tüketmek gerek sloganıyla bayrağı elimizde taşıyoruz. Bayrak koşusunda bizimle aynı takımda koşacak herkesle seve seve yardımlaşırız.Dinçer Gıdaİstanbulda gıda piyasasının Unkapanında olması ve bütün gıda işletmelerinin ihtiyaçlarını buradan temin etmesi üzerine Anadolu yakasındaki boşluğu doldurmak için doğan Dinçer Gıda, 1980 yılında kuruldu. Kuruluşunun ilk yıllarında Üsküdarın Bağlarbaşı semtinde faaliyet gösteren firma, 1992 yılında Ümraniyede kendi inşa ettikleri binaya taşındı. Türkiyede hipermarketçiliğin yaygınlaşmasıyla birlikte 90lı yıllarda dökme diye tabir edilen açık ürünlerin yanı sıra paket bakliyat üreticisi oldu.Dinçerin ürün portföyü Marmara ve Trakya Bölgesinde üretilen Baldo ve Osmancık pirinç çeşitleri, Gaziantep ve Mardinde üretilen kırmızı mercimek, pilavlık, köftelik ve çiğköftelik bulgur çeşitleri, Yozgat, Çorum havalisinde yetişen yeşil mercimek, Nevşehir, Gülşehir havalisindeki nohut, İzmirde üretilen aşurelik buğday, bakla, börülce ve sarı mercimek, Erzincanda ve Konyada üretilen fasulye çeşitleri , Niğdede yetiştirilen Barbunya fasulyesindan oluşuyor. Bu ürünler 500 gram-1-2,5-5-10-25 ve 50 kilogramlık ambalajlarda satışa hazır şekilde müşterilere sunuluyor. Tarım Bakanlığından üretim izni sertifikalarını alan ve bu standartlara uygun şekilde üretim yapan Dinçer, ISO 9001-2000 ile HACCP belgelerine de sahip.Almanya başta olmak üzere Fransa, Belçika, İsveç, Kosova ve Arnavutluka ihracat yapıyor.Yurtiçindeki satışlarının tamamı Ümraniyedeki merkezden sevk ediliyor. Bu ürünler toptancı, market, hipermarket ve servisçi kanallarıyla dağıtılıyor. Dinçer Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tevfik Dinçer Ürün fiyatları genellikle üretim bölgelerinde oluşuyor. Bu fiyat da arz ve talep dengesine bağlı. Ama son yıllarda iletişimdeki gelişmelere bağlı olarak dünya fiyatları da bu fiyatların oluşmasında önemli ve belirleyici bir durum arz ediyor. Özellikle ithalat ve ihracat firmaları dünya fiyatlarını çok yakından takip ediyor ve ürün fiyatlarındaki duruma bağlı olarak pozisyon alıyor. İç piyasalarda ise durum, serbest piyasa ekonomisi şartlarına ve arz talep dengesine bağlı oluşuyor. Ama üretim bölgelerinde oluşan fiyatlar ile nihai tüketicilere ulaşımın son noktası olan market ve pazar rafları arasında elbette bir fiyat farkı oluşuyor. Ürünlerde, tarladan sofraya kadarki süreçte yüklenen ek maliyetler yüzünden ortalama yüzde 50 civarında bir fiyat farkı oluşuyor. Ama burada belirtmek istediğim en önemli husus üretimdeki maliyet. Bunu da belirleyen en önemli şey, üretimdeki verimlilik. Dolayısıyla tüketilen ürünlerdeki üretim kabiliyeti ile üretim ve tüketimin planlanması, buna uygun politikaların belirlenmesi. Bu konuda bilgi kirliliğine de kısmen değinmek istiyorum. Genellikle fiyat kıyaslamasında, ürünlerin kabuklu fiyatları ile işlenmiş ürün fiyatlarındaki makas baz alınıyor. (Örneğin çeltik-pirinç, kabuklu mercimek-işlenmiş mercimek gibi) ve aradaki farklar örnek gösteriliyor. Mesela pirinci örnek alırsak, Osmancık çeltiğin kilosu 95 kuruş, Osmancık pirincin kilosu 1,65 TL. Arada yüzde 73 bir fark görünüyor. Bu fark, randıman farkı. Yani çeltik, pirince dönüşürken kabuk, kepek, kırık gibi yan ürünler oluşuyor. Bu da bu üründe yaklaşık yüzde 20lere tekabül ediyor. Ayrıca her ürünün cinsine bağlı olarak farklı fiyatı ve farklı randımanı alınıyor. Fiyat farkları konuşulurken, örneğin pirinçteki en ucuz cins çeltik baz alınıyor, en pahalı cins yani Baldo pirincinin raftaki fiyatı ile karşılaştırma yapılıyor. Zaten Osmancık ile Baldo pirinç arasındaki fiyat farkı dönemsel olarak değişiyor ama her zaman Baldo pirinci Osmancık pirincinin fiyatından daha yüksek. Bu oran da yüzde 20 ila 30 civarında.Kısaca toparlamak gerekirse, yıllardır bu sektörde emek vermiş işletmeler, tüketicilerine en kaliteli ürünü en uygun fiyata sunmak için çaba harcıyor. Bu çabayı speküle etmek, sektöre zarar verir. Sektör, kendi doğallığı içinde bu tür spekülatif hareketlere her zaman karşı oldu. Dolayısıyla ilgili devlet kurumlarımızın denetimi de oldukça önem arz ediyor. Temel çözüm ise üretkenliği arttırmak...Duru Bulgur Firmanın temeli, Karamanda Ziya Duru tarafından atıldı. Askeriyenin bulgur talebinin karşılaması amacıyla bulgur imalathanesi açıldı ve bulgur üretimi burada gerçekleştirildi. 1989 yılında fabrikasyon üretimine geçilerek ilk paketleme yapıldı. 1997 yılında müşterilere daha iyi hizmet vermek amacıyla ürün yelpazesine bakliyat ürünlerini de ekleyen Duru Bulgur, 2000 yılında markalaşma çalışmalarına başladı. ISO 2000 Kalite Belgesinin ardından 2003 yılında ISO 9001-2000 Kalite Yönetim Sistemleri Belgesini ve son olarak da Almanya Tüv-Certten HACCP Hijyen Belgesini aldı. Üretimin yüzde 45i ihraç edilirken, geri kalan bölümü ise iç pazarda dağıtılıyor. Bulgurun yeterince tanınmadığını düşünen Yönetim Başkanı İhsan Duru, bu hususta kentlerde bulgurun daha iyi tanıtılması amacıyla Bulgurun Kentlileştirilmesi Projesini başlattı ve içerisinde bulgurdan yapılan yemek tariflerinin bulunduğu 110 tane yemek kitabı çıkarıldı. Firma ayrıca faaliyete geçecek olan yeni tesisiyle birlikte, tüketicilerine yeni ürünleri sunmayı hedefliyor.Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan DuruBakliyat sektörünün sorunlarını çözüm önerileriyle birlikte açıklar mısınız?Bakliyat sektörünün en önemli sorunlarından biri tarımsal yapı. Tüketici, ihracatçı ve iç piyasanın istediği standart ürün karşılanamıyor. Türkiyede miras meselesinden dolayı arazilerin parçalı ve dağınık olması hem verim hem de kalite ve maliyeti olumsuz etkiliyor. Ayrıca toprakların parçalı olması, ikinci bir sorun olan kayıt dışı üretime de sebebiyet veriyor. Bu durumda toprak reformunun mutlaka yapılması ve tarlaların toplulaştırılması gerekiyor. Böylece kayıt altına alınan topraklarla vergi kaybının da önüne geçilmiş olur. Dolayısıyla rekabetin eşit şartlarda olması için, denetimin aksamaması gerekli.Üçüncü sorunumuz ise sulama sorunu. Biliyorsunuz ki son yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle kuraklık her gün artıyor. Bundan tarımın olumsuz etkilendiği kesin. Fakat modern tarım yapan çiftçileri ve modern tarımla yetişen ürünleri etkilemedi. Damlama ya da yağmurlama yöntemi uyguladıklarından dolayı ürünlerde kuraklığın etkilediği herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Geleneksel yöntemlerle ekimlerini gerçekleştiren çiftçilerimiz rekolte sıkıntısı yaşadı, ürünlerinde verim düşüklüğü oldu. Bunların yaşanmaması ve su rezervlerinin en verimli şekilde kullanılması için sulamanın damlamayla ya da yağmurlamayla yapılması şart. Ancak bu şekilde tarım yeniden canlanabilir. Sonuç olarak yeni dünya düzenine göre pozisyon almak, ülkemizin öncelikli ihtiyacını belirleyerek buna uygun üretim planları yapmak ve ülkemizi tarımda dünyaya hakim konuma taşımak birincil hedeflerimiz arasında olmalı. Ayrıca, tüketicilerimize sağlıklı, gıda güvenliği sağlanmış ürünlerin seçiminde yardımcı olunmalı ve bu konuda yeterli bilginin verilmesi sağlanmalı.Tat Bakliyat1977 yılında gıda maddeleri ticaretine başlayan Memişoğlu Tat Bakliyat, 1991 yılında Mersin'de bugünkü ticari unvanını aldı. Zamanla artan müşteri taleplerinin daha iyi karşılanabilmesi için 1998' de İstanbul Rami ve İzmir, 1999'da da Mersin Serbest Bölge şubeleri kuruldu. 2001'de 8 ton/saat kapasitesindeki Mercimek Fabrikası, 2002 yılında 1,5 ton/saat kapasiteli hazır çorba tesisi, Mart 2004'te 6 ton/saat kapasitesindeki Çeltik Fabrikası devreye alındı. Aynı yıl Memişoğlu Antrepoları açılarak, büyüyen prosese yer açmak için stok sahalarının bir kısmı buraya taşınmasının ardından C Tipi Fiktif Antrepolar hizmete girdi. Böylece, yıllık 93 bin ton bakliyat ve hububat eleme kapasitesine erişildi, 2004 yılında Mercimek Fabrikası 12 ton/saat, Çeltik Fabrikası 12 ton/saat ortalama kapasiteyle üretim yaptı. 2009 yılının ilk yarısında ise Bulgur Fabrikasının da faaliyete geçmesi planlanıyor.Tat Bakliyat ayrıca, Türkiye çapında 30a yakın bayi ağı ve yurt dışında 55e yakın ülkeye ihracat yapıyor.Tat Bakliyat Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Memişe sektörün sorunları ve çözüm önerilerini sorduk:Tarım ürünlerindeki küresel ısınma, dünya nüfusunun artması ve buna bağlı olarak tüketimin artması, tarımın enerjide kullanılması gibi nedenlerden dolayı tarım sektörünün önemi arttı ve geleceğin önemli yatırım aracı oldu. Türkiyedeki iklim koşulları bakliyat üretimine uygun. Bu alanda yapılacak planlı üretim ve Ar-Ge çalışmaları sonucunda Türkiyenin birçok bakliyat ürünü konusunda dışa bağımlı olması, ithalatçı konumunda olması durumu değişebilir. Tohum ıslahının yapılması, üretimde verimliliğin arttırılması, çiftçiye gereken teşviklerin verilerek üretime yönlendirmeleri bu alanda üretimin artmasını sağlayacaktır.Sektörümüz tarım sektörü olduğu için ürünün kalitesi, miktarı iklim koşullarına bağlı. 2008 yılında özellikle kuraklık probleminden dolayı ürün fiyatları çok yükseldi, bu durumda bakliyat tüketimi azaldı. Özellikle kuraklık yüzünden geçen yıl kırmızı mercimekte büyük problem yaşandı. Sektörümüzün nohutla beraber en önemli ihraç ürünü olan kırmızı mercimeğin geçen yıl üretiminin çok düşük olmasından dolayı ihracat oranı da çok düştü. Bakliyat alanında dünyadaki önemli ihracat ülkeleri arasındaki konumumuzu kaybetmememiz için tarım alanında önemli yatırımlar yapılmalı ve çiftçilerimiz üretime teşvik edilmeli.Kervan GıdaKervan Gıda İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi 1997 yılında gıda sektöründe ihracata yönelik faaliyet göstermek amacıyla kuruldu. Şirket merkezi Antalya'da ancak ayrıca Bursa, İzmir, Manisa illerinde de işletmeleri bulunuyor. Antalya ve Yenişehir (Bursa) işletmelerinde yaş sebze ve meyve paketleme, Kemalpaşa (İzmir) işletmesinde bakliyat, kuruyemiş, salamura, helva, reçel vb. gıda ürünlerinin imalatı, paketlemesi ve Akhisar (Manisa) işletmesinde de zeytin imalatı ve paketlemesi yapılıyor.Üretilen ürünlerin tamamı başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ediliyor.Kervan Bakliyat Yönetim Kurulu Başkanı Osman ÖzsarıBakliyat sektörünün sorunları neler?En büyük sorun fiyatlardaki belirsizlikler. Fiyatlar anormal derecede düşüp yükseliyor. Bunda da ithalatçılar rol oynuyor. Mesela geçen yıl belli bir plan dahilinde yapılmayan ithalat sonrasında herkesin elinde barbunya ve fasulye kaldı. Şu anda bizlerin barbunya maliyeti 2.80 TL, 1.80 TLye satmak istiyoruz. Bunun sebebi, ithalatçıların ortak bir noktada buluşmadan, kendi kafalarına göre ithalat yapması. Aynı durumu geçen yıl pirinçte de yaşadık. Bir ara fiyatlar çok fazla yükseldi ve ithal mallar gelmeye başladı, sonra tekrar yarı yarıya düştü. Bunun yanı sıra değişik kalitedeki ürünlerle piyasada rekabet etmek zor oluyor. Genelde bu çeşit sorunlarla karşılaşıyoruz... Çözüm önerileriniz neler?Özellikle ithalatta bakliyatçılardan ortak bir komisyon kurulup, Türkiye için gereken ihtiyaç belirlenip, bu tür ürünlerin girmesi yasaklanabilir. Pirinç ve bulgurda KDV oranları yüzde 8. Bu bizim için sıkıntı. Mesela pirinç 2 TL ise 1.60 TL KDV farkı var. Bu da fiyata yansıyor. Bakliyat üreticisinden tüketiciye ulaşıncaya kadar anormal fiyatlardan geçiyor. En basitinden pirincin üreticiden toplam fiyatı 1.80 TL iken, bunu markette satabilmemiz için marketlere belirli bir giriş bedeli, insert bedeli vermek zorundayız. Yüzde 60-70 fiyata yansıtmamız gerekiyor. 1.80 TLlik mal, 2.80 TLye mal oluyor. Market de kârını koyduğu zaman bu 3.60 TL oluyor. Yüzde yüz bir farkla tüketiciye ulaşıyoruz. Bu kârı üretici yapmıyor, arada biz toptancılar da yapmıyoruz; marketlere giriş sırasında verdiğimiz bedel bu...Yelkenci GıdaYelkenci Gıda, sektöre 45 yıl önce balık konservesi üretimi ile girdi. 40 yıl devam eden sardalye konserveciliği döneminde zamanının modern ekipmanları ile üretimler yapılarak tüketicilere sunuldu. Değişen tüketici talepleri nedeni ile sardalye konserveciliğine son verilerek, yerine pirinç üzerine entegre tesis yapılmasına karar verildi. Türkiyedeki çeltik ekim alanlarının yüzde 70ine sahip olan Marmara Bölgesinin ekim alanları Güney Marmara ve Trakya Bölgesinde bulunması nedeniyle ürünlerin işlem gördüğü bütün aşamalar için kendi tesislerini kurdu. Çeltik muhafaza depoları, pirinç değirmeni ve pirinç işleme-paketleme ünitelerinden oluşan tesisleri, entegre şekilde çalışıyor. Yelkenci Gıda Entegre Tarım Ürünleri İşleme Tesislerinden, Çeltik Deposu ve Pirinç Değirmeni Bigada, Pirinç İşleme ve Paketleme Tesisi ise Geliboluda bulunuyor.Türkiyedeki pirinç tüketiminin yüzde 30u ithalat ile karşılanıyor. Yelkenci Gıda, yerli üretime destek vermek amacı ile Trakya Bölgesindeki çiftçilere sözleşmeli çeltik ekimi yaptırıyor. Bölgedeki çiftçilere ektirilen çeltikler, Yelkenci Gıdanın entegre tesislerinde son sistem teknoloji ile kalite standardı yüksek tutularak, doğallığı bozulmadan pirinç haline getiriliyor. İşlem gören bu pirinçler, Yelkenci Doğa ve Yelkenci Doyum markalı ambalajlarda, hologram güvenlikli olarak satışa sunuluyor.Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi kontrolünde Ar-Ge çalışmaları yapılıyor, pirinç konusunda uzman ülkelerdeki gelişmeler yakından takip ediliyor ve üreticiler ile işbirliği yapılarak ürün standardı sağlanıyor. Yelkenci Gıda Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatör Turgay Abaya göre pirinç sektörünün karşılaştığı sorunlar şunlar:Pirinçlerin açık olarak ambalajsız şekilde satılmasından kaynaklanan, hijyenik şartların sağlanamaması, üretici bilgisinin bulunmaması, pirinç kodeksine uyulmaması gibi temel sorunlar var. Piyasada satılan ürün çeşitlerinin etiket ismi ile aynı olmamasının yanı sıra Türkiyede üretilen pirinçlerin yüzde 80inin Osmancık çeşidi olmasına karşın, raflarda genelde Baldo ismi ile satıldığını görüyoruz. Bu da tüketiciyi aldatmak anlamına geliyor.Türkiye pirinç tüketimin yaklaık yüzde 25i ithalat ile karşılanıyor. Mısır, Arjantin, USA gibi ülkelerden ithal edilen ürünler kendi ismi ile satılmayıp, genelde yerli ürünler ile karıştırılıp, Baldo veya Osmancık ismi ile satılıyor. Farklı ülkelerden ithal edilen, pişirme özellikleri farklı olan ürünlerin yerli ürünler ile karıştırılmasından dolayı tüketiciler kaliteli yemek yapamıyor. Ayrıca ithalat yapan büyük oyuncuların piyasa belirleyici yapılarından dolayı pirinç fiyatlarında aşırı dalgalanmalar oluyor, fiyat istikrarı sağlanamıyor. Bu sebeple tüketiciler alternatif ürünleri tercih ediyor.Çözüm önerileri ise:Ürünlerin açık şekilde satılmasının yasaklanarak, ambalajlı satılarak üreticilerin kayıt altına alınıp, denetlenebilir olması sağlanmalı. Pirinçlerin ambalajlı satılması için teşvik primi uygulanmalı, üreticilere düşük faizli kredi sağlanmalı. Pirinç ambalaj yönetmeliğine, iki farklı cins ürünün karıştırılamayacağı kesin hükme bağlanmalı. TMO, piyasa dengeleyici görevini unutmayarak gerekli ürün stoklarını bulundurmalı ve yerli üreticiden ürün alımı yapmalı ve gerekli zamanlarda piyasaya müdahale edebilmeli.Kaynak:T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi Uzmanı Yücel Akova - Bakliyat, Ağustos 2008
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive