Eklenme Tarihi : 07 Ocak 2009 Çarşamba
Doç.Dr. Kenan Aydın

Küresel Kriz ve Türkiye

Perakende sektöründeki krizi değerlendirebilmek için; öncelikle Türkiyede bugüne kadar yaşanan belli başlı krizleri ve bugün yaşadığımız krizi değerlendirmek yerinde olacaktır


Bilindiği üzere; Türkiyede 1950li yıllardan itibaren bazen çok derin bazen de daha hafif olmak üzere birçok kriz yaşanmıştır. 1958de yaşanan ve stabilizasyon kararları diye ekonomi tarihinde yerini alan ekonomik kriz derin sonuçlar doğurmuştur. 24 Ocak 1980 kararları da benzer şekilde sonuçlar doğurmuştur. Daha sonra üzerinde durulması gereken iki önemli kriz ise; 1994 ve 2001 krizleridir. Bu son iki krizin neden ve sonuçlarına bakıldığında; bazı ortak özellikler taşıdıkları görülecektir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu iki krizin de ortaya çıkmasında cari açıklar önemlidir. Esasen burada cari açığın Türkiyenin kronik sorunu olduğunu da vurgulamak gerekir. 5 Nisan 1994 kararları alındığında Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük cari açığı ile karşı karşıya kalmıştı. Bunun nedenlerini burada tartışmayacağım. Ancak, sonuçlarına bakıldığında döviz kuru 12 bin TL den 36 bin TL ye çıkmıştır. Faizler gün içinde yüzde 10 binleri görmüştür. Uluslararası döviz rezervleri yılbaşında 7 milyar dolar iken 5 Nisanda 3 milyar dolara düşmüştü. Hükümet, dövize olan talebi azaltmak ve kamu borçlarını ödeyebilmek için Mayıs 1994te çıkardığı kağıtlar için yüzde 400 faiz vermeyi taahhüt etmişti. Ancak sonuç; işsizliğin artması, ücretlerin düşmesi, yüksek bir devalüasyon ve 3 haneli enflasyona doğru gidiş olmuştur.2001 krizinde de cari açık ve görece yüksek enflasyon krizin temel nedeni idi. 19 Şubat 2001de Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında yaşanan tartışma krizi tetiklemiş ve 21 Şubatta gecelik faiz yüzde 6.200e (ortalama yüzde 4.018) kadar çıktı.16 Şubatta 27 milyar dolar olan MB döviz rezervi 23 Şubatta 22.5 milyar dolara inmişti. Dövize yoğun talep karşısında MB 21 Şubatta kuru dalgalanmaya bıraktı ve döviz kuru 28 Şubatta 686 bin TLden 960 bin TLye çıkmıştı. Daha sonraları ise 1 milyon 800 bin TLye çıkmıştı. Faizler konusunda ise; hükümet 3 aylık repo faizlerini yüzde 225 gibi yüksek bir oranda uygulamıştı.Sonuçta devalüasyona bağlı olarak GSMHda azalma, tüketim ve üretimde daralma, TMSFye devredilen bankalar, işsizlik ve işten çıkarmalar artmıştır.Yukarıda belirtmeye çalıştığım son iki kriz ile şu anda yaşamakta olduğumuz küresel krizi karşılaştırdığımızda benzer olmayan birçok yönünün olduğu söylenebilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu kriz bizim bünyemizden doğan bir kriz değil küresel bir finansal krizdir. Küreselleşen bir dünyada bu krizin Türkiyeyi etkilememesi düşünülemez. Diğer taraftan; önceki iki krizde olduğu gibi bu süreçte de cari açık yüksektir. Ancak, geçmişte kriz öncesinde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 50ler seviyesine düşmüş iken bu dönemde her şeye rağmen yüzde 60lar dolayındadır. Yani bu krizde cari açığın doğrudan etkisi bulunmamaktadır. Döviz (Dolar ve Euro) kurunda bir yükselme olmakla beraber önceki krizlerde olduğu gibi yüzde 300 dolayında değil yüzde 40lar dolayında olmuştur. Faizler yönünden de önceki krizlerde olduğu gibi yüzde binlerle ifade edilen bir faiz yükselmesi olmamıştır.Bu küresel krizin ABDde ortaya çıktığı ve ekonomileri ABDye daha bağımlı olan Çin ve Japonyada daha etkili olmuştur. Diğer taraftan AB, Rusya ve Arap ülkeleri de dahil olmak üzere tüm dünyayı etkilediği tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle Türkiye de bu krizden etkilenmektedir ve etkilenecektir. Türkiyenin krizden daha az etkilenmesinin başlıca nedeni; 2001 krizi sonrasında gerçekleştirilen yapısal değişim ve dönüşümlerdir. Özellikle finansal sistemin yeniden yapılandırılması ve sağlıklı bir kontrol sistemine sahip olması bunda etkili olmuştur. Küresel kriz karşısında Türkiyenin bulunduğu konum ve sahip olduğu olumlu yönlere rağmen; krizin daha az yara ile atlatılabilmesi için başta hükümet olmak üzere her kesimin üzerine düşen görevi zaman geçirmeden yerine getirmesi gerekir. Özellikle belirtmek gerekir ki kriz dönemlerinde tüketicilerin psikolojisi çok önemlidir.2002 yılında Nobel iktisat ödülünün bir psikologa verilmesi de bunun kanıtıdır. 2002 yılı Nobel İktisat Ödülü Daniel Kahnemana verilmiştir. Kahnemanın çalışma alanı iktisat değil psikolojidir. Bu durum Nobel tarihinde ilk defa olmuştur. Prof. Dr. Kahneman; insanların risk almaktan kaçınmalarının çoğu kez onların akılcı davranmalarına engel olacağını ve bunun da toplumun ya da ekonominin geneli için istenilen sonuçları doğurmayacağı tezini savunmaktaydı. Kahnemanın tezinin bir diğer yönü ise bu durumun önceden öngörülebilir olduğu idi.Nobel İktisat ödülünün bir psikologa verilmiş olması; insan davranışlarının makro ekonomide doğurduğu sonuçları algılamak bakımından çok önemli olduğunu belirtmek gerekir. İnsanlar panik havasına girdiklerinde; tüketiciler tüketim için harcama yapmaz, işadamları da yatırım ve üretim yapamaz ise sonunda işsizlik olacaktır. Bu durum ise tüm kesimlerin zararına olacaktır. Bu ortamda Başbakanın vermeye çalıştığı psikolojik hava olumlu değerlendirilebilir. Ancak, bu yeterli değildir. Bazı somut adımların atılması gerekir. Bu adımlar vergi, sigorta ödeme avantajları olabileceği gibi işletmelere kaynak sağlama ya da tüketicilerin harcama konusunda isteklendirilmeleri biçiminde de olabilir. Unutulmamalıdır ki 1929 dünya ekonomik krizinden çıkışta da Keynes talep yetersizliğinin üstesinden gelinmesi gerektiğini vurgulamıştır.Yaşanan küresel ekonomik kriz sürecinde bazı sektör temsilcileri ve STK temsilcileri önemli mesajlar vermişlerdir.İnşaat sektöründen Ahmet Ağaoğlu, kriz var ama çatır çatır satıyoruz diyebilmiştir. Bazı alışveriş merkezlerindeki kiracılar bir araya gelerek ayakta kalabilmek için kiraların düşürülmesini istemişlerdir. Burada alışveriş merkezi ve diğer kesimlere verilmek istenen mesajı, biz ayakta kalacağız, ancak yaşadığımız koşulları da dikkate alalım ve bu süreci birlikte yönetelim biçimde algılamak gerekir. Bu bağlamda ATO Başkanı Sinan Aygünün Halk Bankası ile bir protokol yaparak elindeki kaynakları uygun koşullarda esnaflarının ihtiyacına sunması takdir edilecek ve örnek alınacak bir davranıştır. Kendisini bu duyarlılık ve tutarlılığı nedeniyle tebrik etmek isterim. Diğer kesimlerin de benzer davranışları sergilemeleri krizin kısa sürede ve daha az yara ile atlatılması konusuna katkı sağlayacaktır.Geçen hafta Bahariye Caddesindeki diş hekimi arkadaşıma (Dt. İsmail Beker) gittim. Biraz erken gittiğimden randevu saatimi beklemekte idim. Muayenehanede; gelecek hastaların çocuklarını bırakabilmeleri için çok güzel tasarlanmış çocuk oyun alanı ile TV odası da vardı. Burada beklemekte iken Türkiyeden İngiltereye giden ve orada yaşayan bir çift ile sohbet ediyorduk. Söz krize geldi. Bu çift burada kriz yok, biraz önce pazara gittik insanlar bir şeyler alıp satıyorlardı, pazar çok canlı idi. İngilteredeki durgunluk buradan çok fazla dediler. Organize perakendede 2008 cirolarında düşme olmaması da bunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Sonuç olarak; krizin sona ermesi insanların psikolojik olarak güven kazanmalarına bağlıdır. Bu güven kazanma sadece bizim insanımız için değil tüm dünyadaki insanlar için gereklidir. Bu güven kazanılmadıkça piyasaların canlanması zordur. Hükümetlerin ve diğer kesimlerin görevi bu güvenin kazandırılmasına katkı sağlamaktır.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive