Eklenme Tarihi : 06 Ocak 2009 Salı
Yılmaz Pekmezcan

Kriz Teğet Geçmedi; Merkezden de Geçmeyecek!

Küresel Kriz ve Anatomisi başlıklı yazımda küresel krizin nerede ve nasıl başladığı konusunda bazı genel bilgiler vermiştim.


Bugün ülkemizde küresel krizin yansımaları ve kısa gelecekteki sonuçları hakkındaki görüşleri dile getirmeden önce dünya piyasalarını çalkalayan küresel mali krizin ne anlama geldiğini kısaca hatırlamakta yarar var: Krizin en temelinde 10 trilyon dolarlık mortgate piyasalarındaki çarpık kredilendirme mantığı yatmakta. Sektör büyüklüğü itibariyle dünyanın en büyük para hacmine sahip piyasası konumunda. Kredibilitesi düşük kişilere geri dönüşü riskli olan bir kredilendirme politikası izlenerek, sistem içerisindeki spekülatörlerin mevcut gayrimenkullerin yaklaşık 3 katı büyüklüğündeki suni artışları nedeniyle aslında değeri o kadar etmemesine karşın yüklü mali değerler biçilerek sade Amerikan vatandaşlarına yüksek rakamlarla krediler verilmesi sonun başlangıcıydı. Bu tarzdaki kredilerin toplam tutarı yaklaşık 2 trilyon dolar civarında olduğu söyleniyor. Özellikle riskli grupta sayılabilecek kişiler o dönemlerdeki faiz oranlarının düşük seyretmesi sebebiyle değişken faiz oranlı kredileri tercih ettiler. Ancak ne zaman Amerikan Merkez Bankası (FED), faiz oranlarını artırdı işte o zamandan beri gayrimenkul sektörü büyük bir durgunluğa doğru giderek konut fiyatlarında ve kira gelirlerinde büyük bir gerileme yaşandı. İşte bu gerileme büyük umutlarla ve spekülatif değerlerle konut ve kredi sahibi olan Amerikalılar bırakın gayrimenkul satışlarından, kira gelirlerinden ve sahip oldukları ucuz kredilerle kar elde etmeyi, geri ödemelerini dahi yapamaz konuma geldiler. Bu durumda varlıklarını da elden çıkaramayınca ev sahipleri için sistem çöktü. İşte bu süreçte konut kredileri için gerekli olan finansmanı yatırım bankalarından tahviller alarak borçlanan Amerikan bankaları da mortgatedaki krediler geri dönmeyince onlarda mali açıdan krize dahil oldular. 2008 de 11 tane banka ya iflas etti ya da bir gecede el değiştirdi. Örneğin Amerikanın en önde gelen bankalarından Bear Stearns piyasa değeri 20 milyar dolarken iki günde 17 milyar dolar paranın çekilmesi ile birlikte bırakın piyasa değerini, defter değeri 84 dolar olan hisse başı ederi 2 dolardan JP Morgana devredildi. Batan bankaların toplam aktif büyüklüğü ise 200 Milyar doları bulmakta. FED in bazı bankalara müdahale ederek statülerini değiştirmesi aslında Amerikadaki yatırım bankacılığının da bir anlamda sonunu getirmişti.Amerikan Bankalardaki bu çöküş, dalga dalga tüm dünya finans piyasalarını etkisi almaya başlayarak birçok ülkedeki borsa ve bankaları sarsmaya başladı. Finans kaynaklı kriz önce Gayrimenkul sektörüyle başlayıp ardından piyasalardaki mali sıkışma dolayısıyla Reel sektörleri de etkisi altına almaya başladı. Başta Otomotiv olmak üzere gıda dışı üretim yapan küresel birçok firma üretim durdurma kararı aldı.Doğal olarak dünyada bunca ekonomik sarsıntı yaşanırken kriz bizi etkilemez gibi bir öngörü ise en hafifinden romantizm gibi algılanabilirdi. Ancak bir gerçek var ki şu ana kadarki gelişmeler ışığında objektif bir değerlendirme yapıldığında Türkiyedeki krizin etkileri ve boyutlarının daha çok psikolojik türden olduğu söylenebilir. Bir başka ifadeyle İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özincenin de ifade ettiği gibi sanırım biz öncelikle bir güven krizi yaşıyoruz. Sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemem; tabii ki talep daralmasının yaratmış olduğu sıkıntıyı her sektörden binlerce işletme hissetmekte, bu talep daralmasına müteakip gerçekleştirilen üretimin yavaşlaması yada geçici durması sonucu da şu ana kadar binlerce kişi işsiz kalmış durumda. Fakat ben resmin geneline bakmak gerektiğini düşünüyorum. Aslında kriz dediğimizde kime göre? sorusunu sormamız gerekir. 2009 yılı yatırımlarını gözden geçirip yavaşlatan işletmeler bulunmasında rağmen halen büyümeye devam eden bir o kadar firma sayabilirim size. Krizin kelime anlamı itibarıyla Çincede fırsat ve tehdit sözcüklerinin bileşimi olarak kullanılması sanırım bu durumu özetleyen bir örnek olarak değerlendirilebilir. Gayrimenkul ve İnşaatta sektörel bir yavaşlama yaşanmasına rağmen şu ana kadar ne bankalardan ne de piyasalardan ödeme zorlukları neticesinde geriye çağrılan kredilerle ilgili elimizde kayda değer bir istatistik yok. Büyük inşaat firmalarından resesyona girmiş olanı da yok. Bırakın durgunluğu Ağaoğlu İnşaat TMSFden satın aldıkları Yeniköydeki Charlton arazisine metrekaresi 30 bin Eurodan satışa sunacakları bir projeye başlayacaklarını dile getiriyor. Aslında özellikle gıda dışı piyasalarda ciddi bir yavaşlama söz konusu olmasına rağmen durma yok. Yani Türkiye yine ortalama yüzde 3-4 civarında büyümeye devam edecektir ki bu rakam zaten ortalama dünya büyüme rakamlarıdır. O halde krizin bizi teğet geçmediği bir gerçek ama tam merkezden geçerek geriye döndürülmesi zor bir tahribat yaratmayacağı da aşikâr. Sanırım ABDnin en büyük hatası bankalarını batırmış olmasıdır. Çünkü kapitalizm gibi bir ekonomik modelde en büyük hata banka batırmak denebilir. Bankalar açısından ülkemizdeki değerlendirmelere baktığınızda riskli denebilecek durumda olduğunu bildiğimiz ya da resmen ilan edilen bir banka da yok. Halen en küçüğünden en büyüğüne kadar krediler verilmeye devam ediyor. Yalnızca bir temkinli hareket etme hali doğal olarak var. Zaten bir tane bile bankanın batması bizi tahminlerimizin dahi ötesinde bir sıkıntıya yol açar. Zaten bizdeki krizin güven temelli psikolojik bir kriz olduğundan hareket edersek talep neredeyse durma noktasında gelir ki domino etkisi işte o zaman yıkıcı bir şekilde tüm tarafları; gerek üreticiyi gerek tüketiciyi etkisi altına alır.Genel olarak düşündüğümüzde ülkemizde maaşını alamayan kamu personeli yok. Özel sektöründe halen önemli bir kısmında maaş sorunu olmadığını düşünecek olursak sabit gelirli ailelerin gelirlerinde herhangi bir düşüş yaşanmamasına rağmen; hatta talep yavaşlaması nedeniyle gerileyen fiyatlara rağmen tüketim yapılmıyor. Bu durumun tek izahı piyasalardaki belirsizliğin devam ediyor olması ve bu durumun tüketiciler üzerinde gerçekleştirdiği psikolojik etki olduğu söylenebilir. İnsanlar gelecek endişesi taşıdığından harcama yapmıyor. Oysa bizim durumumuzdaki bir ülkenin krizden çıkış yollarından en önemlisi talebin artırılması konusunda yapılacak çalışmalar olmalıdır. Örneğin medya daha etkin bir şekilde kullanılarak halkın gelirleri konusunda herhangi bir kesinti, azalma olmayacağı konusunda ikna edilmeye çalışılabilirdi. Böylelikle halk üzerinde psikolojik bir iyimserlik sağlanabilirdi. Devlet işverenlerle ve sivil toplum kuruluşları ile sıkı bir işbirliği halinde bir takım paketler ile özellikle işten çıkarmalar konusunda çalışanları rahatlatacak önemler alabilirdi. Bu krizin küresel olarak özellikle tartıştırdığı bir diğer önemli konu ise devlet müdahaleci kapitalizm konusu olmuştur. Her ne kadar serbest piyasa ekonomisi kapitalizmin olmazsa olmazı sayılsa da devlet müdahalesinin gerektiğinde şart olduğu da açıkça gözlemlenmiştir.Kanaatimce Amerikada Obama hükümeti ile birlikte dipten sonra bir çıkış süreci yaşanacak ve bu süreç yine başlangıcında olduğu gibi tüm dünyada yavaş yavaş yerini toparlanmaya bırakacaktır. Bu açıdan baktığımızda ülkemizde, evet kriz teğet geçmeyecek ama merkezden de geçmeyecek denebilir. Ancak, hükümetin duruma müdahalesi şart! Krizden etkilenecek taraflara yönelik hem kişisel hem kurumsal korunma yolları konusunda bilinçlendirmeye çalışmaları; hem de iyileştirmeye yönelik bir dizi önlemler paketi daha açmak zorundadır. İşsizliğin önlenmesi ve gelirleri artırmaya yönelik adımlar bu çalışmanın ana eksenini oluşturmalıdır.Kendi gelecekleri ile ilgili planları olmayanlar başkalarının planlarına dahil olurlar.
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive