Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı

Abdullah Kiğılı... Henüz 26 yaşındayken, babasından gizlice açtığı ilk mağazanın üzerinden 50 yıl geçmiş Babasından 4 çalışanı ile aldığı tek mağazayı bugün 203e, çalışan sayısını ise 2 bine çıkarmış Rusyadan Mısıra dek pek çok yurt dışı mağazasına ise bugünlerde Paristeki mağazayı eklemeye çalışıyor Kiğılı Kendi ismini verdiği mağazaları ile Türk perakende sektörünün önemli markalarından Abdullah Kiğılı ile başarılarını, hedeflerini, özel hayatını ve elbette hayallerini konuştuk Marka, eşittir güven diyen Kiğılı, uzun soluklu başarının altında ise dürüstlük yattığını anlatıyor

Eklenme Tarihi : 16 Aralık 2011 Cuma
kigili-yonetim-kurulu-baskani-abdullah-kigili

 

Fulya B. ÖZTÜRK

 

AMPD ve BMD federasyon çatısı altında birleşme kararında bile “kimsenin itiraz etmeyeceği” isim konusunda siz önerildiniz. Öncelikle sormak istiyorum, neden size kimse itiraz etmez? Neden bu kadar seviliyorsunuz?
Sektörde bu yıl 50’inci yılımı tamamladım. Bu sektörün başlangıcında ve bugünlere gelene dek benim imzam var. 50 yıldır hep aynı işi yapan bir insan düşünün… En iyi bildiğim iş bu, onun dışında başka hiçbir şeyle uğraşmadım. Sektördeki birçok arkadaşımız farklı sektörlere girdiler, başka alanlarla da uğraşıyorlar. Fakat ben tüm mesaimi 50 yıldır bu işe verdim. Makine intizamıyla çalışıyorum. Sabah 9’da işin başındayım, akşam 7’ye kadar çalışıyorum. Gerekiyorsa da hafta sonları da çalışıyorum ve mağazaları geziyorum. Ve sadece bildiğim işi yapıyorum. Benim kuşağım, Türkiye’de yokluklarla mücadele etti. Sektöre dair hiçbir şey yoktu. Düşünün ki, hazır giyim 1971 senesinde İGS ve Beymen’le fabrikasyon üretimle başladı.  Ondan önce giyim ihtiyacı hep ısmarlama olarak yapılıyordu. Kumaş mağazaları vardı, tüccar terziler vardı. Kumaş ve ölçü alınıyor, sürekli prova yapılıyor ve 1 ay gibi bir sürede takım elbise teslim ediliyordu. Bugünlere geldiğimiz zaman hazır giyim sektörü inanılmaz bir enerji kazandı. Gelişme hızı çok büyük… Biz hem toptancı hem imalatçıydık. Aslında perakende sektörüne hiç sıcak bakmıyorduk. 1980 yılında Kiğılı konfeksiyon fabrikasını kurdum. Daha sonra da yıllar boyu hep toptancılık yaptık. Türkiye’nin o zaman 45 kentine mal veriyorduk. 500’ün üzerinde bayiimiz vardı. Pazarlama diye bir şey yoktu, doğrusu da, yanlışı da, eğrisi de her çıkardığın mal satılıyordu ve müthiş bir tüketim vardı. Arz azdı, tüketim çoktu, 1990 yılına kadar böyle devam etti. Ama 1990 yılından sonra ciddi anlamda ticaretin ahlakı bozuldu. Yani ödememe alışkanlığı başladı. Çünkü aylık faizler yüzde 10’u buldu, yıllık faizler neredeyse yüzde 150’lere dayandı. Böylece paradan para kazanma devri başlayınca, ödememe sorunu yaşandı. Baktık ki biz sermayeyi kediye yükleyeceğiz, bunun üzerine 1990 senesinden itibaren yavaş yavaş toptan satışlarımızı küçültmeye başladık ve 1994 yılına geldiğimizde tamamen kaldırdık.  AVM’lerde kendi mağazamızı kendimiz açmaya başladık. Daha sonraki yıllarda bildiğiniz gibi 2001 krizi başladı. 2001 krizinde de Türkiye ciddi anlamda büyük bir sekteye uğradı ve cumhuriyet tarihinin en büyük darbesini yedi. Ondan sonra da hızlı bir şekilde satış politikamızı, fiyat politikamızı, kalite politikamızı, her şeyimizi değiştirdik. Yani 50 yıldır bir insan aynı işi yapıyorum, tabiri caizse kısa pantolonla sektöre başladım. Bugün geldiğim noktada önümde birkaç kişi kalmış. Kendi rakiplerim de dâhim olmak üzere herkese yardım etmeye çalışıyorum. Telefonum herkese açık, herkese “merhaba” diyorum. Dolayısıyla da insanlar seni sevmeye başlıyor.

Sizin de dediğiniz gibi özellikle tekstil ekonomik krizlerde çok büyük hasarlar gördü. Tekstil, krizlerden en çok etkilenen sektörlerin başında geliyor. Ama siz 50 yıldır ayakta kaldınız, bu hiç kolay bir başarı değil. Bu başarının altında yatan en önemli şey nedir?
Ticari hayatta uzun süreli başarılı olmak istiyorsan ahlaklı, adaletli olacaksın, kimsenin hakkını yemeyeceksin, yalan söylemeyeceksin ve doğru iş yapacaksın.  Bu başarının arkasında bu saydığım faktörler yer alıyor. Bunları gerçekleştirip başarabiliyorsan, ticarette ayakta kalabilirsin. Hiçbir alacaklım, 50 sene boyunca ticaret yaptığım hiçbir meslek arkadaşım alacağından dolayı kapımda beklemedi.  Bütün tedarikçilerimizi ailemizden birisi gibi görürüz. Yıllar boyu bize çalışırlar, emeklerini asla istismar etmeyiz. “Kazan-kazan” politikasıyla çalışıyoruz. Hem kendin kazanacaksın hem de karşı tarafa kazandıracaksın.  Özetle adaletli olacaksın, kul hakkı yemeyeceksin. Dolayısıyla insanlarla olan beşeri münasebetlerinde insana sevgiyi, saygıyı eksik etmeyeceksin. Bunlar olduğu sürece ayakta kalıyorsun, olmadığı zaman da ayaklardan biri sakat doğuyor ve bir süreç içerisinde kaybolup gidiyor.

“Hedeflerimi çoktan aştım”

İlk hazır giyim mağazanızı 1969 yılında Beyoğlu’nda açtınız.  O zaman kaç metrekare bir yerdi, umutlar hayaller nelerdi?
Şu anda bir sokağın köşesinde bulunan mağazamız, bizim uğurlu mağazamızdır. İlk mağazayı, babamdan gizli olarak açtım. Muhafazakâr bir ailem vardı, mağaza açmama müsade etmiyorlardı. İstiklal Caddesi’nin bir gündüz bir gece yüzü vardı. Henüz 26 yaşındaydım ve ailem “Biz oğlanı kaybederiz” düşüncesiyle mağaza açmama razı gelmiyordu. Bu nedenle gizli açmak zorunda kaldım ama daha sonra çok hayırlı ve bereketli geldi. Bugünkü gelişmemizin ana unsuru o 42 yıllık mağazadır.

 

Abdullah Bey, bir markanın marka olması nelere bağlıdır? Sadece etikete logo basmakla olmuyor sanırım? Bir marka nasıl marka olur sizce?
Markanın tek bir tarifi vardır, marka, eşittir güven. O güveni tüketiciye aşılayabiliyorsanız marka olursunuz. Bizim sloganımız 2001 senesinden sonra  “Doğru ürün, doğru zaman, doğru fiyat”. Biz bunu 10 yıldır her yerde söylüyoruz. Kiğılı bu şekilde bu seviyeye geldi. Bugün 203 mağazamız var, 17 yurt dışı mağazamız bulunuyor. Hayal bile edemediğimiz bir yerdeyiz. Erkek kategorisindeki markalardan bizi ayıran en büyük özelliğimiz, mağazalarımızın tamamının bize ait olması ve yine aynı şekilde işletmemiz. Rakiplerimiz gibi bayilik sistemiyle büyümüyoruz, her mağazayı kendimiz yönetiyoruz. 25 bin metrekarelik lojistik merkezimizle Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik, böyle bir lojistik merkezi kimsede yok. Birçok yeniliği yapan bir firmayız.

Peki, yarım asırlık bu markanın öyküsünde şu anda hedeflerinizin neresindesiniz?
Ben hedeflerimi çok aştım. Bugün hayal bile edemediğim yerlere geldim. Biz 10 yıl öncesine kadar hayal etmediğimiz şeyleri başardık. Yurt dışındaki tüm mağazalarımızın hepsi franchise, biz kendimiz açmıyoruz. Rusya, Azerbaycan, Gürcistan, Türki cumhuriyetlerin hepsinde varız, Kuzey Irak’ta, Mısır’da mağazalarımız var. Yakında Sibirya’da mağaza açıyoruz. Şu anda Paris’te mağaza açma çalışmaları içindeyiz, çok yakında Paris’te de olacağız.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Örneğin Avrupa’ya Amerika’ya açılmak mı?
Talep gelirse her türlü alt yapımız hazır. 2 bin kişinin çalıştığı bir şirketiz. Yani hem imalat, hem pazarlama, hem de mağaza çalışanlarımız var. Mesela Türkiye’de olmayan bir şey, bizim bütün Kiğilı mağazalarının arka tarafında bir terzihanemiz bulunuyor. Böyle bir şey hiçbir erkek mağazasında yok. 203 mağazamızın hepsinde bu hizmet müşterilerimize sunuluyor. 203 mağaza demek 203 terzi demek…  Yani biz bu işte doğru olan neyse onu yapıyoruz. 

Başka sektörde yatırım yok

Kiğılı yıllarca sadece erkek kıyafeti üreterek aslında profesyonelliğini de ortaya koyuyor. Ancak diğer rakipleriniz gibi sizi farklı yatırımlarda görmeyecek miyiz? Mesela AVM yatırımı, inşaat projeleri…
Hiçbir şeyde olmayız. Sadece en iyi bildiğimiz iş olan kendi işimizi yapacağız. Ben bilmediğim işe hayatta girmem, kimseyle ortaklık yapmam. Mevcutla yetinmesini bilen bir insanım. Buraya geldiğim vakit babamdan bir mağazayı, 4 kişiyle devraldım. Bugün Türkiye’de 203 mağaza, 2 bin çalışana ulaştık. Bunların hepsi Allah’ın bir lütfu… Çevrem çok geniştir, her sektörde pek çok insan tanıyorum. Benim bir tane kafam var, bir tane beynim var, bir tane aklım var. O aklımı yalnız bildiğim işe veriyorum. Çok para kazanmanın hırsında değilim. Doğru işi yapmanın hırsındayım, güzel işler yapmanın peşindeyim. Sonucunda bu görmüş olduğunuz markayı Türk halkı yarattı. Onar benimsedi, onlar seviyorlar. Dolayısıyla bu bir hizmet yarışı... Daha iyi, daha doğru zamanda, daha doğru fiyata nasıl verebilirim, gece gündüz onun için çalışıyorum.

Peki, “Kiğılı kadın koleksiyonu” da uzak mı sizin için? Kadınlara yönelik bir marka düşünceniz var mı? 
Asla girmeyiz. Rakiplerimizin hepsi kadın koleksiyonuna girdiler ama biz girmeyiz. Doğru da bulmuyorum. Sıkıştıkça kadın giyimine, çocuk giyimine giriliyor. Dünyada bana bir marka söyleyin hepsinde başarılı olsun. Yok, böyle bir şey… Yani tek işe odaklanmak ve konsantre olmak mecburiyetindesiniz. Bildiğimiz iş bu, kadın giyimine girsek yapamayacağız, ne gerek var? Çünkü erkek giyimiyle uğraşmak çok zor. Bakın saat 10’da mağazalar açılıyor, erkek giyiminde saat 16.00’dan sonra hareket başlıyor. Bizim esas satışlarımız 16.00 - 22.00 arasında. Şu andaki müşterilerimizin yüzde 28’i kadın. Kadınların yüzde 28’i eşleri için alışveriş yapıyorlar.                                                                                                                    

 

“Erkek giyiminde yabancı markalar başarılı olamaz”

Hem AVM yatırımları artıyor, yabancı markalar Türkiye’de yatırımlarını sürdürüyor hem de diğer yandan Türk markaları sürekli atakta… Bu kadar dinamik ve zorlu bir sektörde rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Markaların hepsi gelsin. Ülkemize gelen yabancı markalarını hepsinin başarılı olduğunu mu sanıyorsunuz? 1-2 tane İspanyol markasının dışında gelenlerin hiçbiri ciddi bir kazanç elde edemiyor. Altını çizerek söylüyorum, erkek giyiminde Türkiye’ye kim gelirse gelsin, başarılı olma şansı sıfır. Bizimle rekabet etmesi mümkün değil. Çünkü aynı teknolojiyi kullanıyoruz, aynı makinelerde bu işi yapıyoruz.  Her türlü eğitimden geçmiş bir çalışanımız var. Onlardan çok daha uygun fiyata dikiş maliyetini temin edebiliyoruz. 20 sene öncesinde ürünlerde “Made in Turkey”  yazdığında kimse yüzümüze bakmazdı. Şu anda ise mal satmak için yurt dışından yığınla insan geliyor.

Peki, yabancı markaların gelmesi sizi tetikliyor mu?
Tabi ki tetikliyor. Sonuçta ben onların gelmesine karşı değilim. Geldikçe bizi de daha çok tetikliyor, daha çok çalışma arzumuz artıyor, işimize daha iyi asılıyoruz. Dolayısıyla neredeyse günün 12 saatinde dimdik ayaktayız, çalışmaya devam ediyoruz. Öyle kolay bir iş değil tabi ama önemli olan zoru başarmak.

Siz yine sektörde bir ilke imza attınız. Ve “Big and Tall” koleksiyonunu yaptınız. Aslında çok önemli bir ihtiyaca da hizmet veriyorsunuz. 70 bedenin dâhil olduğu bu koleksiyon fikri nasıl doğdu, nasıl gelişti, sizden dinleyebilir miyiz?

Yurt dışında “Big and Tall” mağazaları çokça var. Amerika’da bu tip mağazaların geniş bir ağı bulunuyor. Çünkü onların insan yapıları çok değişik. Bunu yapmaya başladık ama bu bir sabır işi… Yani kolay bir iş değil, belki 15 günde bir tane satarsınız, belki ayda 4-5 adet bir şey satarsınız. Ama böyle bir müşteriyi yakaladığınız an ve sürekli müşteri yaptığınız zaman, ihtiyacı varsa 5 elbise birden alır. Yani şu anda mağazalarımızda her bedende, her kiloda, her boyda kişiye servis yapabilecek kabiliyetimiz var. Tüm Kiğılı mağazalarında Big and Tall koleksiyonunu bulabilirsiniz.

“AVM seçimine ben karar veriyorum”

Siz, ismen de Kiğılı mağazalarına isminizi vermiş bir perakendecisiniz. Kiğılı mağazaları sizinle özleşmiş durumda. Ama ayrıca “Abdullah Kiğılı” olarak da mağazalaşma sürecine girdiniz. Neden?
Mağazaları ziyaret ettiğimde müşterilerle sohbet etme imkânım oluyor. Bu sohbetlerde “Aldığım ürünleri çok fazla insanın üstünde görmek istemiyorum” fikirleriyle karşılaşıyorduk. Şimdi Abdullah Kiğılı için yapılan ürünlerde belli adetler var. Şu anda bu konseptte 8 mağazamız bulunuyor. Zaten çok da büyütmüyoruz, en fazla 10 mağazada kalacağız. Burada yaptığımız dikiş, kumaş kalitesi aynı. Ama kumaşlar 50 ile 100 metre arasında özel yapılmış, ısmarlanmış kumaşlar… Çok fazla kişinin üstünde göremeyeceğiniz kumaşlar. 50 metrelik bir kumaş, taş çatlasa 15 kişinin üzerinde olur. Çok özel kumaşlardan, çok özel kompozisyonlar hazırlanıyor.  Dolayısıyla fiyatı da biraz daha fazla. Bu konsepti büyütme imkânımız yok, çünkü Türk halkının durumunu biliyoruz. Türkiye’nin A plus grubundan, diğer markalardan ciddi müşteri aldık. Çünkü neredeyse yarı fiyatına satıyoruz.

 

Mağaza lokasyon seçiminizde neler etkili oluyor? Öncelikle AVM’leri tercih etmenizdeki nedenler nelerdir? “Abdullah Kiğılı, iyi AVM kokusu alır” diyor sektördekiler. Mağaza yatırımlarına nasıl karar veriyorsunuz?

Tek başıma ben karar veriyorum. AVM yatırımına başlandığı zaman ilk önce gıdacılara, elektronikçilere gidilir. AVM projeleri, giyim sektöründe de LC Waikiki ve sonra da bize gelir. 15 sene önce AVM’lere gireceğim zaman yer bulamıyordum. Kartımı verdiğimde pek kimse yüzümüze bakmıyordu. Birkaç aracıyla başladık bu işe. Bugün bu işe yeni başlayan meslektaşlarımın çektiği sıkıntıları, 20 sene önce biz de yaşadık. Mağaza sayımızı artırmaya, her yerde görülmeye, tüketicinin güvenini kazanmaya başladık, o zaman projeler önce bize gelmeye başladı. Bir marka kolay oluşmuyor. 50 yılın birikimi, çalışmasıyla bir marka yaratılıyor. Dolayısıyla 15 yıldır ağırlığımız AVM’lerde.  Caddelere pek mağaza açmıyoruz, AVM’lerin olmadığı yerlerde caddelere açıyoruz ama caddelerde de 3-5 yıl sonra mal sahibiyle devamlı bir sıkıntıya düşüyoruz. Ve caddelerde kira bedelleri çok yüksek. Örneğin geçen ay Erzincan’da mağaza açtık. Erzincan’da iki tane cadde var ve bu caddelerde gıda marketçileri, elektronikçiler ve bankalar yerini almış. Şimdi böyle olunca zaten mağaza sayısı da az oluyor. Arz az, talep çok olunca fiyat da yüksek oluyor.  Erzincan’da tuttuğumuz mağazanın kira bedeli, İstanbul’daki mağazamızla neredeyse aynı bedelde. Daha sonra da mal sahibi geliyor, kira bedelinin ciddi anlamda artırmak istiyor veya “benim ihtiyacım var” diyor. Dolayısıyla sıkıntı yaratıyor. AVM’lerde eğer AVM doğru yönetiliyorsa, senin markanda içeride doğru yönetiliyorsa, yıllar boyu kal. Böylesine sağlam kontratlar yapıyoruz tabi. AVM konusunda meraklıyım, gidiyorum, bakıyorum, yerini tespit ediyorum, nerede olmam gerektiğini bizzat yerinde görüyorum. Etrafında fizibilite yapıyoruz, oturan yaş grubunu tespit ediyoruz. Bu fizibiliteyi yapmak 2-3 ay sürüyor.

Bugüne kadar AVM projelerinde yanıldığınız oldu mu?
Yani her insan yanılır, yanılmayan insan yok. Bu kadar mağaza açtık ama şu ana kadar kapattığımız mağaza sayısı 8. Bu kadar mağaza içinde 8 mağaza kapanmış ama 8’inde de benim hatam yok. Tamamen AVM’nin yönetiminden kaynaklanan ciddi hatalar var. Benim şahsi hatalarım yüzünden mağaza kapatmadık. Çok kısa zamanda önlemini alırız. Nerede çalışmıyorsa; çalışmayan mağazanın çalışanından mı kaynaklanıyor, çeşitten mi kaynaklanıyor, gönderdiğimiz malın zamanlamasından mı kaynaklanıyor…  Bunların hepsi bizim bilgi işlem merkezimizde anında görülüyor. Dolayısıyla bizden kaynaklanan şeyleri kısa zamanda telafi edebiliriz. Ama AVM yanlış yapıyorsa ve bu yanlışı da devam ettiriyorsa, bizim de orada olmamız son derece yanlış.

“Türk erkeklerinin durumu zavallıca”

Siz uzun zamandır Türk erkeklerini giydiriyorsunuz.  Sizce Türk erkekleri şık giyiniyor mu? Kıyafet seçimlerini nasıl buluyorsunuz? Kıyafet seçiminde yaptıkları hatalar nedir sizce?
Türk erkeği maalesef bu krizlerle beraber öyle bir noktaya geldi ki… Zavallı bir durumda Türk erkeği… Evde ilk önce kadının borazanı ötüyor, sonra çocuğun, erkeğe de zaten fırsat kalmıyor. Şimdi dikkatli bir bakın, nereye giderseniz gidin, son 5 yılda özellikle imalatın yüzde 50’si siyaha döndü. Biz eskiden siyah elbiseyi bayramlarda ve yılbaşında satardık. Siyah kumaş satılmazdı. Bu durum Türk erkeğinin yüzde 50’si matem elbisesi giyiyor anlamına geliyor. Siyah takım aldığı zaman, hem resmi hem günlük kıyafet olarak kullanabiliyor. Bugün bir davette yan yana gelen erkeklere bakın, hep siyah… Çünkü gelir seviyesinde yükselme olmayınca, erkek de aile idare eden reis konumunda olunca, kendi ihtiyaçlarını erteliyor. Önce kira, gıda ve diğer aile üyelerinin giyim ihtiyaçları geliyor. Kendine sıra gelmiyor.  O yüzden son 5 senede erkek giyiminde moda yok.

Peki, Kiğılı’da daha çok gömlek mi satılıyor? Son zamanlarda bu en çok satılan ürünlerde bir değişme oldu mu?
Bizim adet olarak en çok sattığımız gömlek. Şu anda gömlek ve pantolonda ciddi anlamda satışlar devam ediyor. Triko, tişört yani aklınıza ne geliyorsa mağazalarımızda görebilirsiniz. Eskiden 24 ve üzeri yaş grubundaki müşterilerimize ürünler sunuyorduk, şimdi bu rakamı 18 yaşa indi. 18 yaş genç erkeğe hitap etmeye başladık. Çünkü kıyafetlerimizi daha dar kesim yapmaya başladık. “Slim fit” takım elbiseler üretiyoruz. Ceketi, pantolonu diğer aksesuarlarını hazırlamaya başladık.
 


 

“Çok mutlu bir insanım”

Herkes Abdullah Kiğılı’nın neleri sevdiğini, nelerden hoşlandığını da merak ediyor. Bir gününüz nasıl geçiyor? Sabah kaçta kalkarsınız, hobileriniz nelerdir?
Güne her sabah saat 7’de yüzerek başlıyorum. Günde yarım saat yüzerim… Mutlaka haftanın 3 günü buhar banyosu alırım. Yüzmek bana çok iyi geliyor, saat 9 olunca da işe başlıyorum. Son zamanlarda malum Fenerbahçe Kulübü’nde bir sürü sıkıntılar var, hafta içi epey bir zaman ayırmaya başladım. Onun dışında gördüğünüz derneklerde, çeşitli vakıflarda, hastanelerde, birçok görevim bulunuyor. Yani sabah uyanmamla beraber akşamın nasıl olduğunu anlamıyorum.

Akşam kaçta uyuyorsunuz? 
Evdeysem en geç 23.00’te yataktayım. Sabah çok erken kalkarım, uykuda geçen zamanıma acırım. Onun için az uyuyan bir insanım.

Kiğılı’nın yanı sıra ismen de önemli bir markasınız. Sizin prensiplerinizi, hayat felsefenizi öğrenebilir miyiz?
Hayat felsefem doğruluk, hak, hukuk, düzen üzerine kurulu… Yani ne kimsenin hakkını yerim, ne de kimseye hakkımı yediririm. Dolayısıyla bunun üzerine kurulu bir düzenim ve hayatım var. Bundan da çok mutluyum, çok memnunum. Yani ticari hayatımda da özel hayatımı da yalan üzerine kurmadım. Yalancılığı hiç sevmem. Bir malı çok parlatarak, cilalı yaparak çok iyi bir şekilde göstermeyi sevmem.  Ne gerektiriyorsa o kadar konuşurum.

Çok önemli işlere imza atmış biri olarak, pişmanlıklarınız bulunuyor mu?
Hayatta en sevmediğim şey pişmanlıktır. Benim lügatimde “keşke” lafı yoktur.  Hiçbir şeyden pişmanlık duymam. Her şeyi düşünerek yaparım. Eksik yapmış olabilirim ama geriye dönüp “keşke şöyle yapsaydım” demeyi sevmem.  Daima ileriye dönük bakarım.

Son olarak hayallerinizi sormak istiyorum. Hem özel hayatınızda hem de iş hayatınızda içinizde uhde kalan var mı?
Hiçbir şey yok.  Çok mutlu bir insanım. 45 yıllık evliliğim var, çok mutlu bir aile babasıyım. Çok sevdiğim ve saydığım bir eşim var. 3 kızım, 3 damadım, 6 torunum var. Şimdi torunlar işe girmeye başladı. Dolayısıyla ben mutlu bir insanım. Stresi olabildiğince az taşıyan bir insanım ve herkese de tavsiye ederim. Nerede mutluluğu buluyorsunuz oralarda bulunmaya bakın ve akşam 7 deyince de işinizi düşünmeyin.



Bu röportaj Mağaza dergisinden alınmıştır.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive