Eklenme Tarihi : 15 Kasım 2011 Salı
Vedat Diriker

Benden neden danışman olmaz? 2

Hayat önümüzden yanlışlarla akıp giderken, uzanıp düzeltme imkanımız olan onlarca yanlışı peşinde sürüklerken, yalnızca izleyici olmakla yetinecek miyiz? Yanlışları ayıklayıp, suyun pırıl pırıl akmasını sağlayacak katkımız olsun diye çalışmayacak mıyız?


Geçen yazıdan sonra, çünkü ile başlayan bir dolu cümle daha kurabileceğimi fark ettim. O halde, kaldığımız yerden devam... Benden neden danışman olmaz? Çünkü nerede duracağımı bilmiyorum. Durma sorunum var benim. Haydi, o yazıda bahsettiğim bütün kızgınlıklarımdan, bütün kaygılarımdan arındım diyelim. Sektördeki gözle görülür iyileşmeye bakarak, kendimi motive ettim. Kara deliklerin giderek ufaldığını, azaldığını kabul ettim. Ve başladım, geçtiğim yollardan geçmeye hazırlanan başkalarına da yol göstermeye... Danışman ne yapmalı? Yol göstermeli. Sonra kenara çekilmeli. Danışmanlık ettiği yapı onun gösterdiği yoldan gidiyorsa ne âlâ, gitmiyorsa da Günah benden gitti, ben vazifemi yaptım, yolu yordamı gösterdim deyip çekilebilmeli. Değil mi? İşte, ben, bunu yapamıyorum. Gözüm sürekli arkada. İşin doğası hasbelkader yol göstermek olunca, danışmanlıkla rehberliği birbirine karıştırıyorum sanırım. İster istemez bakıyorum arkama. Yol göstericiliğimi talep edenler, peşimden geliyor mu, gelmiyor mu? Merak ediyorum çünkü. Bazen oldukları yerde durduklarını bazen de bıraktığım yön levhalarını okuyamayıp, bambaşka yollara saptıklarını görüyorum. Bende teller kopuyor o zaman. İlla benden istedikleri yola sokacağım onları. Yoksa benden niye böyle bir hizmet istemiş olsunlar ki? Yani gerçekten istedikleri de ortadaysa... Bu sorumluluk duygusundan bir türlü kurtulamıyorum. Sektörün on yıllarca deneyerek yanlışlığını kanıtladığı türden -bile bile lades dedikleri türden- hataları ısrarla yapmaya devam edenler olunca, benim danışmanlığımın da bir anlamı kalmıyor zaten. Sen danışmanlığını yap, git kardeşim diyeceksiniz. Onlar anlasalarmış. Değil mi? İşte, ben, bunu yapamıyorum. Tecrübe yeni nesillere aktarılmazsa, bir anlamı kalır mı ki? En azından elle tutulur bir anlamı. Ben kafamı vura vura orada duvar olduğunu öğrenmişim, istiyorum ki danışmanlığını yaptığım kurum her neresi ise o da vurmasın kafasını aynı yere. Yok, illa vuracaksa da ben buna şahit olmayayım. Böyle bir durumda, yine tasımı tarağımı toplamam gerekiyor. Çünkü kendime dürüst davranmadığımı düşünmeye başlıyorum ki bu da işin en tatsız tarafı işte. Aslına bakarsanız, danışmanlık potansiyeli de fazla değil. Niye derseniz, güzel ülkemde herkes her işin uzmanı da ondan... Size niye danışsınlar ki? Eh, etrafta yeterince salla başını al maaşını zihniyeti olunca, kimse de sorgulamıyor bu uzmanlığı. Zaten uzmanlık da kalmadı artık, maşallah herkes duayen (!) Ah, şu bir bilenler yok mu, her fırsatta danışılan? Az teknoloji, orta seviyede eğitim yetiyor. Alıp satmak da kanımıza işlemiş madem. İş bu kadar basitleştirilince, bizim sektörde o bir bilenlerden geçilmiyor tabii. Personel politikanız ne? En son ne zaman envanter yaptınız? Düzenli bir raporlama sisteminiz var mı? Peki, mağaza standartları? Fiyatlandırma ilkeleriniz neler? Marjınız ne, gerçekten biliyor musunuz? Ya depo stokları, onlar ne kadar? Haydi, geçin hepsini, neyi niye yaptığınızı biliyor musunuz? Yok! Ama para kazanıyorsunuz, para kazanıyorlar. Nasıl biliyorlar kazandıklarını, ben de bilmiyorum. Sonra bir bakıyorsunuz, A gitmiş, yerine B açılmış. Olsun, o da kazanıyor. Cevabını alana kadar sormaktan bıkmayacağım bir soru var: Ne pahasına? Asıl soru bu. Ne pahasına kazanılıyor bu paralar? Madem perakendeciler bu kadar iyi kazanıyor, öyleyse neden bazı patronların elleri hâlâ çalışanın cebinde? Neden bazı perakendecilerin özel marka diye ürettirdiği ürünler kalitenin dibinde hâlâ? Neden çifte kontratlar yapılıyor hâlâ? Neden SSKlar tam gösterilmiyor hâlâ? Neden ücretler zamanında ödenmiyor? Neden kimse bu sorulara cevap vermiyor? Hani iyi kazananlar? Hani bu başarı öykülerinin müellifleri? Bakın, gene kızmaya başladım. Ama biliyorlar. Bir bilenler olarak biliyorlar. O nedenle iyisini kötüsünü bırakın, danışmaya ihtiyaç duymuyorlar. Duydukları zaman da nerede durulacağını bilen bir danışman istiyorlar haklı olarak. Nerede durulacak? Hayat önümüzden yanlışlarla akıp giderken, uzanıp düzeltme imkanımız olan onlarca yanlışı peşinde sürüklerken, yalnızca izleyici olmakla yetinecek miyiz? Yanlışları ayıklayıp, suyun pırıl pırıl akmasını sağlayacak katkımız olsun diye çalışmayacak mıyız? Bu su, bugünün içinden akıp giderken, içinde barındırdığı her şeyi geleceğe de taşımıyor mu? Geleceğin de bugün olduğu gibi- kirli sularla yıkanmasına göz mü yumacağız? Çok kirli sular gördüm ne yazık ki. Kimine bulandım, kimini temizlemeye gayret ettim. Hiçbir gayretin boşa gittiğini düşünmüyorum. Bir şekilde bize suları temizleme enerjisini veren hayata teşekkür ediyorum. Benim danışmanlığım da bu kadar işte...
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive