Eklenme Tarihi : 19 Ocak 2010 Salı
Yılmaz Pekmezcan

Genetiği Değiştirilen Toplumlar!

GDOlu ürünler, insan sağlığı ve çevreye etkileri konusunda eleştirilerin merkezine yerleşti. Konuyu sağlık açısından ele alan bilim adamları, GDO içeren yiyeceklerin insan sağlığına zararlı olabileceğini savunuyor. Gen, bitkinin içine yerleştirildiği için, onu tüketenlerin de risk altında olacağı, sağlık konusundaki eleştirilerde sık sık dile getiriliyor.


GDOlu bitkilere getirilen eleştirilerin önemli bir bölümü de doğal çevreye olan etkileri ile ilgili. Karşıt görüştekiler, GDO içeren ürünlerinin tohumlarının çevreye karışarak, doğal ürünleri etkileyip, yapısını bozabileceğini savunuyor. GDOlu ürünlerin doğal ortama yayılıp yaygınlaşması sonucunda böcek nüfusunun olumsuz etkilenmesi ve tüm ekosistemin çökme olasılığı da dile getirilen bir başka eleştiri. GDOlu ürünlerin biyoçeşitliliği tehlikeye sokacağı ve biyolojik kirliliğe neden olacağı da yaygın eleştiriler arasında. Tartışmanın bir başka boyutu da ekonomi temelli. Bugün GDOlu gıda üretimi birkaç şirketin tekeli altında. Geleneksel tarımda kullanılan bitkilerin tohumlarıyla, bir sonraki yıl yeniden ürün alınabiliyor. GDOlu tarımda ise bu mümkün değil; üreticiler, firmalardan her sene tohum almak zorunda! Eleştirilen bir diğer konu da ticaret ve etiğin kesiştiği patent konusu. GDOlu bitkilerin patentinin neredeyse tamamı şirketlerin elinde bulunuyor. Tüm insanlığa ait bir materyal olan DNAnın özelleştirilmesi ise ayrı bir endişe ve tartışma konusu. Halen yetiştirilmekte olan transgenik ürünlerin yetiştirildiği ekim alanlarının yüzde 99u ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya ve Çinde yer alıyor. ABDde işlenmiş gıdaların yüzde 75i GDOlu ürün içeriyor. Yapılan araştırmalarda, Amerikan vatandaşlarının çoğunun GDO içeren ürünler hakkında resmi kuruluşlara güvendiği, AB vatandaşlarınınsa daha çok sivil toplum kuruluşları ile üniversitelere itibar ettiği görülüyor. Herhangi bir denetim olmadığı için Türkiyede GDOlu ürün yetiştirildiği bilinmiyor. Bununla birlikte genetiği değiştirilmiş bitkilerin kontrolsüz biçimde Türkiyeye girdiği ve gıda sanayiinde yıllardır kullanıldığı biliniyor. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiyede satılan 800e yakın gıda maddesi GDO içeriyor (ntvmsnbc.com).Konunun yasal boyutundan önce sorulması gerekli en önemli soru, ülkemiz GDOlu ürün ithal edecek mi? Ve de üretecek mi?. Anladığım kadarıyla karar vericilerin bu konuda henüz net bir tavrı ya da herhangi bir resmi görüşü bulunmuyor. Bu resmi görüşün alınabilmesinin tek yolu, insan sağlığını ilgilendiren bu önemli konuda üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, devletin resmi kurumlarının ve meclisin ortak bir noktada buluşabilmesinden geçiyor. Aksi takdirde kan yapısını bozduğu, bağışıklık sistemini çökerttiği, sinir sistemini tahrip ettiği, organlarda küçülme meydana getirdiği ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiği bazı bilimsel raporlarla kanıtlanmış olan GDOlarla ilgili uygulamaya izin veren kişi ya da kurumların en hafifinden sorumlu olduklarını unutmamaları gerekiyor. Çıkan yönetmelikle ilgili yapılan eleştirilerin başında, bu önemli konunun yasa yerine yönetmelikle geçiştirilmesi geliyor. İzin ve başvuru koşulları ile ithalat başlıklarında Mart 2010 tarihine kadar muafiyet uygulanması, bebek mamaları ve takviye gıdalarında kullanılmasının kesinlikle yasak olduğu, bu ürünlerin kullanımının anne ve babalara serbest bırakılması, Ulusal Biyogüvenlik Yasasının bir türlü çıkarılmaması, GDOlu yemlerle beslenen hayvanların durumunun belirlenememiş olması, ürünler üzerinde GDO bulunmamaktadır ibaresini yazma yasağı, patent yoluyla çiftçilerin biyoteknoloji şirketlerine mahkûm edilmesi ve tohum satan şirketlerin aynı zamanda ilaç satması da eleştirilen diğer konular. İddialar karşılıklı. Kimileri daha dayanıklı ve verimli bitkiler elde edilerek gıda sorunlarına çare olacağını, kimileri ise insan sağlığına, ekosisteme son derece zarar verdiğini söylüyor. Sanırım en doğrusu bu konuyu politik kaygılardan uzak bir şekilde, tüm kurum ve kuruluşların etraflıca değerlendirerek ülkemiz ve insanlarımız için en doğru yolu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde sonuçlandırmaları... Hayal de olsa bence yapmamız gereken bu. Yaşamın tohumla başladığını ve böyle de devam edeceğini unutmamak gerekiyor. Birçok yararlı bilimsel çalışma maalesef art niyetlere de hizmet etti. Einstein atomu icat ederken, kuşkusuz insanlığa büyük hizmetler yapmayı amaçlamıştı. Korkarım ticari kaygılarla gözü dönmüş insanlık, yine yaşamı değiştirdiği tohumla bitirecek.Cevaplanması gereken temel soru: Genetiği değiştirilen organizmalar mı? Yoksa toplumlar mı? Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır!..Kızılderili Atasözü
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive