Hande K. Binns

Hande K. Binns

Uzman Psikolog, Yönetici Koçu ve Danışman
ODTÜ Psikoloji Lisans, Sosyal Psikoloji Yüksek Lisansı aldıktan sonra uzun yıllar insan kaynakları alanında Türkiye’de ve yurt dışında çalışan Hande K. Binns, uluslararası firmanın İK Direktörü olarak 10 yılı aşkın bir süre çalıştı.

Kültürlerarası iletişimin kodları

01 Ağustos 2017 Salı

Bilmiyorum “Geliş” (Arrival) filmini izlediniz mi? Amy Adams’ın başrolünü üstlendiği bu film, birden çok uzay gemisinin dünyaya iniş yapması üzerine onlarla iletişim kurmak için bir dilbilimcinin hikâyesi. Film baştan sona pek çok soru ve önerme ile dolu. Ama benim için en önemli olan nokta dilbilimci Amy Adams’ın uzaylıların ne istediğini öğrenmek için onlarla iletişime geçme çabası idi. Bir psikolog, eğitimci ve danışman olarak filme bu noktada vuruldum. Filmin takım çalışmasına yönelik ve insanlığın barış içinde yaşamasına yönelik genel ve birbirinden güzel mesajlarını hiç yadsımadan doğrudan iletişim üzerinden devam etmek istiyorum.

Bir dilbilimcinin dünyaya gelen uzaylılarla iletişime geçme çabası, gösterdiği azim, asla pes etmemesi metaforu bana hızla küreselleşen ve küçülen dünyamızda karşılaştığımız, iş yaptığımız farklı kültürden insanlar ve onlarla iletişimimizi hatırlattı. Perakende sektöründe çalışan herkes şöyle ya da böyle bu sözünü ettiğim farklı kültürlerden insanlarla mutlaka karşılaşmış, iş yapmış, anlaşma imzalamıştır. Bu süreçte herkesin başına eşe dosta anlatılacak komik, ilginç olaylar gelmiştir.

 

Örneğin danışmanlık yaptığım ve Çin’de üretim yapan bir firmanın yetkilisi, Çinli üretici tarafından yemeğe davet edilmişti. Üretici seçtiği restoran için,”bu restoran çok iyi mi bilmiyorum” dediğinde, bizim yetkili ne diyeceğini bilemez duruma düşmüş ve çok bizim kültürümüze uygun bir şekilde durumu kurtarma yolunu seçmişti: “olsun, önemli olan bir arada olmak”. Türkiye’ye döndüğünde bu yetkili herkese bu hikâyeyi şaşkınlıkla anlatıyor ve madem iyi bir restoran değildi neden beni götürdü diye de gülerek soruyordu. İşin ilginç tarafı, o yemekten sonra, üretici ile iyi giden ilişkiler de sorunlar yaşanmaya başlamıştı ve kimse buna bir anlam veremiyordu.

 

Oysa Çinli’nin gözünden durum çok basitti. Çinli, kendi ülkesini ziyaret eden bir yabancıya misafirperverlik göstermiş, onu şehirdeki en pahalı ve en güzel restorana götürmüştü. Kültürü gereği, övünmek “ayıp” olduğundan, yine kültürünün ona öğrettiği bir şekilde restoranı övme işini misafirine bırakmıştı: Bu restoran çok iyi mi, bilmiyorum. Oysa misafir, restoranı ve restoran seçimini övmek yerine, konuyu geçiştirmişti! Yani misafir “kabalık” etmişti!

 

Bu basit olaya baktığımızda aslında her iki tarafında kendi kültürü açısından çok kibar davrandıklarını görüyoruz. Oysa arada bir iletişim sorunu yaşanmış ve her iki tarafta da birbirini en hafifinden anlayamamış ve ‘kaba’ bulmuştu!

 

Başka kültürlerle, hele birlikte iş yaptığımız farklı kültürlerle niye iyi bir iletişim kurmamız gerektiğini anlatmayacağım burada. Sanırım, nedenleri herkes için açıktır. Ama burada size, eğitimlerimde uzun uzun anlattığım başka kültürlerle başarılı iletişim kurabilmenin püf noktalarını kısaca birkaç madde ile özetlemeye çalışacağım:

 

Farkındalık: Her şeyden önce, kendi kültürümüzün dünyanın merkezi olmadığını Kabul etmeliyiz. Kendi kültürümüz içinde bile birbirinden farklı alt kültürler varken bir başka ülkenin vatandaşlarının ya da bir başka ırkın tümüyle aynı olduğunu düşünmek hiç de mantıklı değil. Öyle ya Erzurum’un Dadaşı ile İzmir’in Efesi tabii ki bu toprakların çocukları ama farklılıkları da var. Ve biz onları o farklılıkları ile seviyoruz. Başka bir kültürden biri ile karşılaşınca hepsinin aynı olmadığını kabul ederek iletişime geçmenin en büyük katkısı karşınızdaki kişiyi “insan” olarak tanıma şansını size sunmasıdır.

 

Önyargılardan ve Stereotipilerden Kaçınma: Beynimiz her gün, her an gelen milyonlarca uyaranı yönetebilmek için, olayları, insanları her şeyi ama her şeyi kategorilere ayırarak depoluyor. Bu çok doğal, yaşamsal bir durum. Böylece, kapasitesinin kullanımını maksimize etmiş oluyor. Bu durumda biz örneğin beyaz olan her şeyi beyazlar kategorisine, siyahları siyaha yerleştiriyoruz. Bilgiyi çağırmamız gerektiği zaman oralardan gidip buluyor beynimiz.  Bu işleyiş farklıları hemen hemen tümüyle göz ardı eden bir işleyiş. Çünkü benzer olanları bir araya koyuyoruz genellikle. Bu durumda, bir siyah suç işlediğinde bütün siyahlar suç işlemiş ya da suça yatkındır gibi kodluyoruz beynimizde. Ayrıca kendi ait olduğumuz grubun benzerlik ve farklılıklarını çok iyi bilmekle birlikte, karşı grubun hepsini sanki hepsi birbirinin aynı imiş gibi kodluyoruz. Hal böyle olunca, bütün Almanlar çok disiplinli, bütün Finlandiyalılar çok çalışkan, bütün Hintliler sessiz, sakin, bütün zenciler suça yatkın, bütün Japonlar kibar gibi algılar oluşturuyoruz. Çünkü böylece herkesi tek tek kodlamaktansa grup olarak kodlamış oluyoruz.   Oysa çok iyi bildiğimiz gibi, gerçekler hiç de öyle değil. O zaman bize düşen, yeni bir kültürle karşılaştığımızda bütün ön yargılarımızdan bağımsız yaklaşmaya çalışmaktır. Ancak bu şekilde, sağlıklı bir iletişim için ilk adımlar atılacaktır. Geliş filminde Amy Adams, uzaylılarla iletişimi daha kolay kurabilmek için, güven yaratmak için üzerindeki uzay giysisini çıkarıp, uzaylıların karşısına geçtiğinde, şöyle  diyor: I am human, human… İnsanım, İnsan…

 

Merak: Karşılaştığımız kültür hakkında önceden bilgi edinmek ya da bilmiyorsak sormak, yani merak etmek çok önemli başarılı bir iletişim için. Merak edin, deneyin, yeni şeyler öğrenin. Bundan yıllar önce Abu Dhabi’de bir şirkette yönetici olarak çalışırken, şirkette düzenlenen bir doğum günü partisinde Filipinli bir çalışanımızın ona aldığımız hediyeyi açmadığını gözlemlemiştim. Bu gözlemim, arkadaşlar arası yapılan doğum günlerinde de Filipinliler için devam edince, bir Filipinli arkadaşıma sordum: “Biz Türkiye’de bize verilen hediyeyi hemen hediye sahibinin önünde açarız ve teşekkür ederiz, gördüğüm kadarı ile siz açmıyorsunuz, neden?” Cevabı çok ilginçti: Biz açmayız hediyemizi hediye sahibinin önünde. Çünkü olur da hediyeyi beğenmezsek hediye sahibi yüzümüzden anlamasın diye! Ben yeni bir şey öğrenmiştim. Ama eğer merak etmeseydim, öğrenmek istemeseydim sanırım bugün hala Filipinlilerin kaba insanlar olduğunu düşünüyor olurdum.

 

Küresel İngilizce: Günümüzde artık uluslararası İngilizce diye bir kavram oluştu. İngilizce teknolojide ve bilimde egemen bir uluslararası dil olması nedeniyle herkes tarafından konuşulmaya başlandı ve bu durum daha değişik bir dil yarattı. Yanlış anlaşılmasın farklı bir dil değil ama İngilizce de günlük dilde kullanılan bazı deyimler bu yeni küresel dilde anlam kaybına uğrayabiliyor. Ya da hiç anlaşılamayabiliyor. Çalıştığım şirketin Suudi Arabistan’daki ofisini ziyarete gittiğimde (kadınlarla erkekler ayrı katlarda çalışırlar), bir erkek çalışanımızla merdivenlerde karşılaşıp sohbete başlamıştım. Bana erkekler katında yaptıkları bazı ‘muzırlıkları’ anlatınca, İngilizcede çok yaygın bir deyim olan ve Türkçeye keşke orada olsaydım diye çevirebileceğimiz bir deyimi kullandım: “I wish I was a fly on the wall” . Fly sinek demektir. Ertesi gün hakkımda şikâyet olduğu söylendi ve genel müdürle oturup konuyu konuştuk. Bu genç arkadaş bir gün önce yaptığımız konuşmada ona sinek diyerek hakaret ettiğimi iddia ediyordu! Benim konuyu anlayıp, açıklamam zaman aldı. Sonunda hep beraber çok güldük ama iletişimde nelere dikkat etmemiz gerektiğinin en güzel örneklerinden biri olarak listeme girdi.

Kısaca bir kaç maddede özetlemeye çalıştığım bu bilgilerin sizler için yararlı olmasını diliyorum. Bu arada vaktiniz olursa ve seyretmediyseniz, “Geliş” filmini mutlaka izleyin derim. İletişim, insanlık, barış üzerine 2 saatlik bir yolculuğa çıkacaksınız. Hepinize iyi tatiller dilerim.