Oğuz Tokgöz

Oğuz Tokgöz

Finans Uzmanı ve Kişisel Gelişim Koçu
Finans uzmanı ve kişisel gelişim koçu olan Oğuz Tokgöz, 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesi Ayvalık’tan İstanbul’a gelen Tokgöz kendisini Egeli olarak da tanımlıyor. "O" kitabının da yazarı olan Tokgöz, iki kız çocuğu babasıdır.

Başka bir iş hikayesi

17 Ağustos 2017 Perşembe

İş hayatımız, yaşama zamanımız içinde oldukça fazla bir yer tutuyor. Bunun yanı sıra çoğumuz yaşama alanlarımızı, sosyal etkinliklerimizi çalışma alanımızın çevresinde yapılandırıyoruz. Bizim için çok önemli olan, zamanımızı en iyi biçimde kullanmak adına iş hayatımızın etrafında kurduğumuz yaşam bize oldukça huzurlu geliyor. Farkında olmadan işimiz ile kurduğumuz bağ diğer seçimlerimiz ile gittikçe güçleniyor. İş hayatına yeni başladığımızda bu yaptıklarımız çok keyifli seçimler gibi dursa da kariyer basamaklarını tırmandıkça bazen anlamsız hale geldiği de oluyor. Yaptığımız işi iyi yapmak konusunda kendimizi bir yerlere getirdiğimizde, zaman içinde oluşturduğumuz çevremizin desteğiyle geldiğimiz nokta, genç yaşlarımızda öğrendiğimizden farklı bir takım şeyleri gözlemlememizi sağlıyor. Belli saatlerde işte olmak zorunda olmadığımız, iş hayatındaki pek çok kişinin bize bir şeyleri danıştığını, hatta bu anlamdaki fikirlerimizi o kişilerin firmaları için yazılı stratejik planlar haline getirmemiz istendiğini, daha sonra bu planların işleyişinin, sonuçlarının takibi konusunda ısrarlı teklifler aldığımızı gördüğümüzde, artık daha özgür, daha keyif aldığımız ve kendimize zaman ayırdığımız bir işin içinde buluyoruz kendimizi.

O işin içindeyken, pek çok insanın uyması gereken kuralların yazarı oluyoruz. Kurumsal yapılarda bir anayasanın yazılmasını ve uygulanmasını, stratejik planların başarıya ulaşması için gereken düzenin yapı taşı olarak görüyoruz. Ve bu kuralların her sabah fikirleri gelişen, her gün büyüyen dünyamızda bu insanlar tarafından uygulanmasını istiyoruz. Zamanında ilk işe başladığımız, çok çalışarak içinden çıktığımız kuralların farkında olmadan yeni oluşturucusu biz oluyoruz. Tabi bunu fark eder etmez, bir çözüm arayışı içine giriyoruz. Basit kontrol teknikleri bulup, işyerinde oluşan başarıya izin gibi zamansal, prim gibi maddi değerler biçeceğimiz bir ödül yöntemi ilave ediyoruz. Her strateji dönemi sonunda da tüm kişilerin süreç ile ilgili yorumlarını alıp, akılcı, yenilikçi ve gelişime açık olanları ile yeni stratejiler belirliyoruz. Bu yeni fikirleri sunanları da yeni programın daha önemli bir parçası haline getiriyoruz.

 

Toplantı masalarında kişilerin görevlerini bizim dağıttığımız projelerin sonuçları, görevlerini “ben yaparım” diyerek seçen kişilerin yürüttüğü projelerin hep gölgesinde kalıyor. Bu yüzden iş hayatındaki kişilerin kendilerini ortaya çıkarmalarına izin vermemizin önemini hep hatırlamalıyız.

 

İşin ilginç yanı, aslında durup, içine girmeden başlayan o projeyi seyrettiğimizde ortaya çıkıyor. Hele ki bu gözleme kendimizi alıştırırsak, fark ettiğimiz şeyler o projenin bir parçası olmamızdan daha anlamlı sonuçlar ortaya çıkartıyor.

 

Bir üretim firması olsun örneğimiz. Şirket kurucusunun en çok hayalini kurduğu o ülkeden geliyor siparişin bir kısmı. İyi ki şirket kurucusu ile ilk sohbetlerinizde bunu anlayarak telefona bakan kızımızı, arayanı o ülkenin dilini iyi konuşan bir yöneticiye aktarmasını sağlayacak birkaç cümleyi öğretmeyi seçmişsiniz. Bu konuyu o çok beğendiğiniz yazarın kitabında okuyup yaşamınıza dikkatlice uygular olmuştunuz. “En çok istediklerimiz için donanımımız yeterli mi?”

 

Daha sonra, yükleme yapacağınız tıra yüklenen kolilerin seçilen on tanesi içinden hatalı bir ürünün çıkmasını, yüklemenin öylece kalmasını ve bir sürü ağır cezai ödemeyi seyretmenizden keyif almayacağınızı bildiğinizden; üretilecek ürünleri beraberce takip edeceğiniz bir danışmanı yurt dışından davet ettiniz. Onu artık şirketten biri gibi gördünüz. Prosesler belirlendi. Belirlediğiniz sürede teslimat yapıldı. Ödemeleri aldınız. Bütçelediğinizden biraz fazla giderleriniz oldu. Bunu yurtdışındaki müşterinizden talep etmediniz ama bir yazışmada bir sonraki siparişlerin daha farklı bir maliyeti olacağını belirttiniz. Denetlemenin firmanızda yaratacağı karşı taraf duygusunu ustaca yok ettiniz. Bu duygunun işletme de yarattığı korku belki de pek çok hataya neden olacaktı.

 

İş hayatında karşılaştığımız tüm olaylara ve insanlara verdiğimiz tepkileri, sıkı sıkıya tutunduğumuz, doğru olup olmadıkları asla bizim ile tartışılamayan doğrularımızı, duygularımızı, düşüncelerimizi, bakış açılarımızı, inançlarımızı bir an olsun unutarak belki bilinçli, belki bu zamana kadar yaptıklarımızın tam tersine bir tepkiyle değiştirmemizin, hayatımızda aradığımız o yeniliğe bizi itmeyeceğinden hangimiz emin olabiliriz ki?