Eklenme Tarihi : 21 Aralık 2015 Pazartesi
Ayça Ferda Kansu

Zihin ve Kalp

Düşünce ve ruh sağlığı konularında yazılar yazan Ayça Ferda Kansu, felsefi ve psikolojik danışmalık yapıyor. İnsan ilişkileri konusuna farklı bir pencere açan Kansu, "Aşk" temasını karşılaştırmalı olarak ele aldı


ABD’nin çok satan kitaplarını yazmış psikiyatrlarından S.Haltzman’ın “Zihin yol gösterirse kalp peşinden gider mi?“ başlıklı konuşmasını dinlerken, onun Mevlânâ’yı bilip bilmediği takıldı aklıma. Uluslararası bir psikiyatri kongresi organizasyonuna gölge düşürüp de; batıydı doğuydu; yok laikti-laisistdi, yok dindi-dinciydi gibi kalıp yargıların göbeğine oturan bir dış ilişkiler sorununa yol açmamak için sormadım tabii.


Her ne kadar “evlilik-mutluluk” konulu araştırmalar, çoğunlukla ABD ve Avrupa insanı üzerinden yapılmış olsa da, “zihin-kalp ilişkisi”, temel meselelerimizden olması bakımından önemli. Kültürel farkları gözeterek yapılmış az sayıdaki araştırmalardan biri ise;  bizdeki tabiriyle “görücü usulü” ile “aşk evliliği” kıyaslaması.


Aşk evliliklerinde başarı oranının, görücü usulüne göre düşük olduğunu gösteren araştırmalar yapılmış. Aşkın başarısızlık nedenlerine dair varsayımlardan biri ise tartışmaya değer. Teoriye göre : “[0-10] arası bir puanlama cetveli varsayarsak, aşk evlilikleri 10 puanda başlıyor. Dolaysıyla zaman içinde gideceği bir yer yok. Zaten tepe noktada başladığından,  mecburi istikamet aşağı doğru iniyorsunuz. Sıfır noktasında başlayan görücü usulündeyse mecburen yukarı doğru çıkıyorsunuz.”


Burada “görücü usulü” sözünün, klasik eski anlamıyla değil de kıyaslama yaparken (işi çok dallandırmadan rahat ifade edebilmek için) “aşık olmak dışındaki sebeplerle başlayan evlilikler”i topyekûn ifade etmek üzere kullanıldığını düşünüyorum. Aşk dışında kalan evlilik ilişkilerindeki bağ türleri de çeşit çeşit elbette; mantık – uyum – uygunluk – amaç birliği – geleneksellik – arkadaşlık ya da görücülüğün çağdaş versiyonları.


Fark etmiyor, varılan yer hepsinde aynı: “Çok duygusal” bir ilişki tipi olan “aşk”, evlilikte  kaybederken, farklı kapsamdaki bağları baskın olan ilişki tipleri kazanıyor. Teori böyle. Peki ama biz, sevgi-aşk türlerine İngilizcedeki gibi toptan “love” deyip de çıkmıyoruz ki işin içinden. Aşk-sevgi ayrımımız da var bireşimimiz de.


O halde aşkın düşmesi, mecburî bir “dibi boylama” yerine, “sevgi”ye evrilip yükselmek olamaz mı? Burada da iş gene “niyet”te bitiyor. Nasıl başlamış olursa olsun; bağlı kalmak – kopmamak niyeti durdukça, ilişkiyi farklı aşamalara taşımak; aşkı sevgiye, sevgiyi aşka katık ederek yoldaş olmak mümkün değil mi?


Cevap “bağlılık niyetinin” tek taraflı olup olmamasında düğümleniyor. Ve taraflar samimiyetle bu niyetteyse her şey mümkün ve çözülemeyecek hiçbir sorun da yok. Ne diyor Mevlânâ “Aşk, namaz kılmaya benzer, niyet ettikten sonra etrafa bakılmaz…”


Niyetli kalplerin kanı, ister aşkla ister sevgiyle, eninde sonunda birbirine karışır.

Yazarın Diğer Makaleleri

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive