Eklenme Tarihi : 28 Haziran 2010 Pazartesi
Vedat Diriker

Uzmanlaşsak da mı Saklasak, Taşeronlaşsak da mı Saklamasak...

Ben her şeyin en iyisini bilirim. Evet, aslında marketçiyim. Ama marketimin neye ihtiyacı varsa, onu da ben yaparım. Yapar mıyım, yaparım...


Amacım, maliyetleri düşürmek değil mi? Daha çok para kazanmak değil mi? Mağaza kurarken mimara ihtiyacım var; en iyi mimar benim. Raf almam lazım, ne gerek var ki, en iyi rafçı benim. Güvenlik personeli lazım, onu da ben hallederim. Hem ne güzel, arada kasaya geçer, arada güvenliği sağlar, idare ederim. Elektrik tesisatı, kasa bankosu? Amma yaptınız, benden iyi elektrikçi mi var? Bakliyatımı da ben ambalajlasam, hatta bana mal verenlere koli versem daha iyi, bir çeşit takas usulü... Örnekleri çoğaltabilirim. Ben çoğalttıkça, sanırsınız ki hepsi benim hayal gücümün ürünü. Ama inanın, öyle değil. Her işi en iyi bilenler ve her işin en iyisini kendilerinin yaptığını iddia edenlerle dolu piyasa. Bütün dünya daha fazla uzmanlaşmak için çaba gösterirken, uzmanlığı el üstünde tutarken, bizimkiler tam tersine- akıl almaz bir özgüvenle her işin altından kendileri kalkmaya çalışıyor. Ve ne oluyor? Olmuyor tabii. Hiçbir şey gerektiği gibi olmuyor, olamıyor. Her işi ben yapayım derken, ortaya hiçbiri tam olamayan bir sürü iş çıkıyor. İş ne olursa olsun, yer süpürmekten beyin ameliyatı yapmaya kadar, her alanda bilgi ve uzmanlıkla artıyor işin verimliliği. Uzmanlık da eğitim, bilgi ve deneyimle kazanılan, sürekli geliştirilen bir ustalık durumu olduğuna göre her işi ustasına bırakmak değil midir doğru olan? Evet, ama biz şu anda doğrulardan bahsetmiyoruz; piyasanın, Türk işi iş yapmanın gerçeklerinden bahsediyoruz. Daha okul eğitimi sürecinden başlamıyor mu bu? Her şeyden biraz ama hiçbir şeyden tam değil anlayışı... Yıllardır meslek liselerine, sahaya uzmanlaşmış kadro yetiştirmek üzere yapılandırılan okullara, ikinci sınıf kurumlar gözüyle bakmadık mı? Bütün dünya çok daha genç yaşlarda uzmanlık eğitimine başlar, hatta ülkenin ihtiyaçlarına göre bu okulları şekillendirirken, biz gereken önemi vermedik meslek liselerine. Çünkü anlayışımız farklı. İş hayatını da aynı anlayışla yönetip yönlendirdiğimiz zaman, yine aynı tablo ortaya çıkıyor: Her işten biraz ama hiçbir işten tam değil. Hâl böyle olunca, tersine bir döngüyle uzmanlaşmaya gereken önemi vermiyoruz. Piyasa uzmanları ve uzmanlaşmayı dışlayınca, piyasa uzman ihtiyacını yok sayınca, uzman üretmeye yönelik çalışmalar da desteklenmiyor. Bir arkadaşım, çok iyi niyetli bir girişimle bir üniversitede perakende kürsüsü kurulmasına ön ayak oldu ve taşın altına elini koydu. Peki, ne oldu dersiniz? Sınıf boş kaldı. Piyasa eğitilmiş kadrolar istemeyince -olur da isterse, üç otuz paraya bu kadroları istihdam etmeye yelteneceğinden- küçük bir hesapla müstakbel öğrencilerin okula yatıracakları parayı 5 yıl filan çalışarak anca geri ödeyebilecekleri ortaya çıktı. Tabii, böyle olunca da okula hiç başvuru gelmedi. Çünkü kimsenin eğitilmiş personele ihtiyacı yok. Kimsenin eğitime ihtiyacı yok. Kimse de düşünmüyor zaten eğitilmiş personelle çalışmanın, verimliliğe ne kadar büyük katkı sağlayacağını. Zarar etme, hatta kepenkleri indirme pahasına, kör bir inatla çalışmaya devam ediyoruz. Her işten anlıyor, hiçbir işi uzmanına delege etmiyoruz ama bir marketin en doğal ihtiyaçlarını, bırakın marketi mal alıp satan herhangi bir tüccarın olmazsa olmazı olan kuralları dahi yok sayıyoruz. Envanterden haberimiz olmadan mal siparişi veriyor, depomuzdaki malın miktarını bilmeden depolama ve sevkiyat yapıyor ya da araçlarımızın taşıma kapasitesini, benzin tüketimini göz önüne almadan lojistik yapıyoruz. Yılsonunda hesaplar tutmayınca da kabahati zavallı depocuda, mağaza müdüründe, şoförde buluyoruz. Eee, patron olmanın o kadarcık hükmü olsun ama değil mi? Şimdi de madalyonun diğer yüzüne bakalım mı? Bazı işleri, piyasada o işin uzmanı diye geçinen outsource firmalarına delege ettiğimizi düşünelim mesela. Aynı uzmanlaşmadan uzmanlaşma onlarda da yok mu sanki? Asıl işim olmayan alanlardaki bazı hizmetleri dışarıdan alayım; hamaliyeyi, nakliyeyi, güvenliği, temizliği, lojistiği örneğin. Bakıyorum da evet, gerçekten daha avantajlı fiyatlar söz konusu. Nasıl diye sorgulamama gerek yok. Sonuçta tasarruf ediyor muyum, ediyorum. Ama ne yazık ki onlar da uzmanlıklarından değil, gayrimeşru çalışma şekilleri ile sağlayabiliyorlar bu tasarrufu. Sigortasız işçi çalıştırıyorlar, kamyonlarının kabak lastiklerini değiştirmiyor, bakımlarını yaptırmıyorlar, yeterli eğitimi vermeden güvenlik görevlisi sürüyorlar piyasaya. Öyle çok taşeron firma üredi ki son zamanlarda. Göz görmeyince gönül katlanıyor mu, katlanıyor. Bir sonraki yazımda da bu taşeron uygulamasının ne durumda olduğunu, aslında ne hallere düştüğünü, anlatmaya çalışacağım.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive