Eklenme Tarihi : 03 Şubat 2014 Pazartesi
Yılmaz Pekmezcan

Tutkularınızdan vazgeçmeyin (Hava bulutluyken bile)

Yılbaşı ve ilk sayı olması nedeniyle, ümit dolu temennilerle iyimser bir yeni yıl yazısı kaleme almak ve sizlerle paylaşmak istedim


Tam da bugün, ülkemiz belki de uzun bir aradan sonra en sisli günlerini yaşıyordu. Şunu biliyorum; her sisin ardından mutlaka pırıl pırıl bir güneş açar. Bunu en iyi bilenler sanırım çiçekler olacak ki, penceremin önünde keyfi çok yerinde olan ve bana muhteşem bir huzur veren çiçeklerim, sise, bulutlara hiç aldırış etmeden, tüm dalları ve yapraklarıyla ve her zamanki bağlılıklarıyla güneşe doğru öylece bakıyorlardı. Sonra beklediğim gibi, ertesi gün muhteşem bir güneş kışın ortasında ve dondurucu soğuğa rağmen yüzünü göstermişti. Çiçeklerimin keyfine diyecek yoktu. Şunu anladım ki, aslında bizi diri tutan en değerli şey; tutkularımız…

Tüm yargılardan uzak ve onları aşan bir eğilimle sahip olduğumuz çok güçlü coşku ve istekle yöneldiğimiz amaçlarımızdır diyebiliriz aslında. Düşünün, bir amaca yönelirken tüm yargılardan arınmış bir şekilde güçlü bir istek ve arzu ya sahip olduğumuzu. Üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluğun, aşamayacağımız hiçbir engelin, ulaşamayacağımız hiçbir menzilin bulunmadığına inanıyorum. İşimiz, eğitimimiz, ailemiz, hayatımız ve inandığımız, istediğimiz tüm değerler için geçerlidir. Yeter ki tutkuyla bağlanalım istediklerimize.
Bir yılı daha geride bıraktık. Kazançlarımız ve kayıplarımızla ömrümüzden bir koskoca yıl daha geride kaldı. Aslında günler, haftalar ve aylar aslında ne kadar da uzun zaman dilimleri var bu koskoca yılın içerisinde. Oysa artık hızlıca geçip gittiğini ne kadarda fark edemiyoruz bir biri ardına eklenen bu zaman mefhumlarını…

2013 yılı da öylece akıp gitti. Sıra geldi 2014’ü tüketmeye. Başladık bile! Hayatta olur isek ve kısmet ise 2015’e dair birkaç yeni şey söylemek için oturuvereceğiz bilgisayar başına. Ancak bu yıla dair söylemek istediklerim var. Hem de daha başından. Çünkü gerçekten artık günümüz dünyasında bizler için en değerli şeyleri bile, çok ama çok çabuk tüketiveriyoruz maalesef. Tüketirken de tükeniyoruz adeta. Öyle ki, geliştirdiğimiz ve sahip olmak için yıllarımızı verdiğimiz kazanımlarımızı bir anda kaybedecek noktaya gelebiliyor ve tüm yıkıcı sonuçlarını bir kez dahi düşünmeden riske edebiliyoruz. Sanırım millet olarak en önemli özelliğimiz. Riski seviyoruz. Belki de, başarılarımızın da, kayıplarımızın da en kritik sözcüğü. Yönetebildiğimiz sürece sorun yok, yönetemezsek hezimet. İnanın bu, hiçbirimizin unutmaması gereken tek geçerli kural. Ülkemiz son dönemlerde gerçekten hiç beklenmedik bir performans sergiliyor. Ekonomik ve siyasi açıdan dünyada kendisinden en çok bahsettiren ve dikkatleri üzerinde toplayan bir ülke konumundayız. Başarılı olmak da bir risk aslında bizim gibi ülkeler için. Her ne kadar klişe bir söylem olsa da gerçektende dünyaya yön veren bir A takımı var. Buna ister küresel güç deyin, ister en gelişmiş ülkeler deyin sonuç değişmez. Bir de onları takip eden ve duruş itibarıyla aslında tamamen farklı bir yapı olmasına karşın mücadele ve müzakere ile kendi hedeflerine ulaşmaya çalışan ülkeler. Peki, söyleyelim temel ayırım yapar isek doğu ve batı arasındaki dengesizliklerin dengesi. Ve öyle bir yerdeyiz ki, aslında hem fırsatları hem de olabildiğince tehditleri içerisinde barındıran bir yerde tam da bu dengesizliklerin yaşandığı ve bir denge unsuru olabilecek en güçlü ve rol model bir ülke konumundayız. İşte tüm sorunlar da tam da burada başladı. Hasta ülke konumunda kaldığınız sürece sorun yok. Ama başınızı kaldırıp küresel arena da aktör olmaya başladığınız anda bilin ki, bir şeyler ters gitmeye başlayacaktır. Bu tespitler ne zaman yapıldı bu ülkede? Yıllar öncesinde. O halde daha dikkatli, daha özenli ve ortak amaçlarımızda bu ülkenin bir ferdi olarak çok daha tutkuyla bağlanmamız gereken ortak bir ideal bulmalıyız. Bu ideal aslında hepimizin çok kolay bir şekilde kabulleneceği, isteyeceği ve bağlanacağı bir değer olmalı. Bu ideal: Mutlu ve müreffeh bir Türkiye idealinden başka bir şey olmamalı. Ekonomik büyüklüğümüz, üretim seviyemiz, gayri safi fert başı milli gelirimiz aslında bizim tüm ayrıntılardaki çözümsüzlüklerimizin de bir nevi çözümü ve telafisi konumunda. Bunu başarmak için birbirimize bağlanmak zorundayız. Tüm paydaşlar aynı gemide gidiyoruz. Ateş düşerse az ya da çok hepimiz bu yangından payımızı alırız.

Ekonomik olarak 2014 yılı için iyimser düşünenlerdenim. Gerek dünyada gerek bölgesel, gerekse ülkemizde bazı çalkantılar sebebiyle sisli ve bulutlu bir hava hâkim. Ancak, bizim yüzümüz hep güneşe dönük olsun. Tutkularımızın ve ideallerimizin peşinden gitmeye devam edelim. Güzel günler hepimizin olsun. 2014 hayırlara vesile olsun.

“Yüzünü güneşe dönen çiçek hava bulutluyken bile tutkusundan vazgeçmez…”
          Leighton

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive