Eklenme Tarihi : 10 Haziran 2013 Pazartesi
Yılmaz Attila

Tedarikçiler buluşuyorun ardından

Yerel Zincirler Buluşuyor (YZB 2013) konuşma kürsüsüne tedarikçiler ağırlıklarını koydular. Şaşırtıcı değil, 2009 yılında yapılan toplantının 1 ana sponsoru varken, yıllar içinde sayıları 6’ya, 2 resmi sponsor sayısı ise 13’e çıktı. Diğerlerini saymıyorum. Toplantının kapsamı ve şaşası ile birlikte harcamalarının da artması kaçınılmaz oluyor. Böylesi durumda “parayı verenin düdüğü çalması” doğal sonuç


Diğer taraftan dinlemekten zevk aldığım iki konuşmaya dikkat çekmek istiyorum. Deniz Ülke Arıboğan hocanın “Geleceğin Haritası” sunumunu nefesimi tutarak izledim. Arıboğan hocanın, dünyanın ve Türkiye’nin son 20 yılı üzerinde yaptığı ekonomi ile politikayı yoğuran helikopter uçuşu içerik ve sunuş açısından tek kelime ile müthişti.

İkinci dikkatimi çeken konuşmacı Rixos Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince oldu. Tamince’nin konuşmasının ilk bölümü fazla esprili olsa da ikinci bölüm “bir girişimcinin yolculuğu”  tam bir “case study” olayı olma yolundaydı. Maalesef, siyasilerin salona kalabalık bir grupla girmeleri ile konsantrasyonunu kaybetti ve kısa kesti. Konuşmacı olarak Ali Ülker konuya ve sahneye hakimiyeti açıcından başarılıydı. Ali Bey’in arkadaşları dışarıda DiaSa’yı Şok’un bünyesine katacak imzayı atmaya hazırlanırlarken, kürsüde sektörde herkesin ezberlediği Ülker’in bisküvi ile başlayan yolculuğunu anlatması ilginç bir ironi idi. Ali bey bence bisküvi satarak büyümelerini sağlayan perakendecilerin işine neden ortak olmak istediklerini anlatmalıydı. Perakendecilerin Ali Bey’i ilgi ile dinlemeleri, “ben pişiririm, ben yerim” modelini içselleştirmeye başladıklarının göstergesi idi. Söylemekten geçemeyeceğim bir diğer oturum, iş adamı ile futbol adamının paslaşarak sürdürdükleri “takım olalım arkadaşlar” öğretici (!) açık oturumuydu. Dinleyiciler, işlerinin başına döndüklerinde ekiplerini toplayarak, “artık takım oluyoruz arkadaşlar” demeyi öğrendiler!

TPF YZB’yi gözden geçirmeli
Paco Underhill’in dediği gibi, “açıkta olan her zaman görünür değildir” .  Kurumlar, amaç (misyon) ve gelecek öngörülerini (vizyon) değişen koşulları göz önüne alarak gözden geçirmeleri gerektiğini çoğu zaman görmezler, görmezlikten gelirler. Statükoya bağlı kalmak kolaycılığı ağır basar. Kimse de kolaylıkla “imparator çıplak” demez. Market Dergisinin Ocak 2012 sayısında “Kartepe Zirvesinin Ardından”  yazımda “PERDER’ler vizyon ve misyon tanımlarını yeniden gözden geçirmek durumundadırlar” başlığı altında özetle şu noktalara dikkat çekmiştim:
Kuruluş döneminde ulusal zincirleri hedef alan politikalar birleştirici zamk görevini yaptı ve  2 bin 850 şubeye ulaşan bir güç merkezi ortaya çıkardı. Şimdi olgunluk döneminde iç dengeleri dikkate alan, farklı büyüklükteki ortakları bir arada tutacak yeni söyleme ihtiyaç var.
1. PERDER üyeleri ortak rakiplerine karşı birlikte hareket ederlerken “aile” içinde birbirlerinin de rakibidirler.
2. Ticari ilişkiler Perder yapısının dışında kalmalıdır.
3. Türkiye’de oyununun kurallarını tedarikçiler belirlemeye devam etmektedirler. PERDER’lerinn rakiplerini geriletme sürecinde tedarikçilerle işbirliği ağlarını genişleterek  cephelerini kuvvetlendirmeleri önemlidir.
4. Geleceğin inşasının temelleri, asgari müşterekler, açık ve net saptanmalıdır. Bu yukarıdan aşağıya oluşturulacak ve aşağıdan yukarıya doğru perdahlanacak bir süreçtir.
5. PERDER’ler ortak sosyal sorumluluk projelerine ağırlık verdikleri oranda, toplumda ve siyasetçiler nezdinde sesleri daha yüksek perdeden çıkacaktır.
Müşteriler ayakları ile mağaza seçerlerken önemsedikleri özellikler ve bu kararda yeni kuşak çalışanların belirleyici rolü tartışılmaya başlandığı zaman, TPF ve PERDER’ler geleceğe güvenle bakabilirler, daha önce değil. O gün söylediklerim aynen bugün için de geçerlidir. Hatta listeye “discount rekabeti”, “doğru yer seçimi”, “karlılık”, “çalışan trafiği” gibi yeni maddeler eklenmektedir.

Dönüşüm ana yemektir
Toplantının sloganı “Dönüşümü Başlat- Geleceği Kazan” idi.  Fütürologlar,  nereye gitmekte olduğumuza işaret ettiler ama oraya nasıl gidileceği, dönüşüm, ne yazık ki eksik kaldı.
Her ne kadar dönüşümü zorlayan koşullar ve tabanın baskısı olsa da, ancak ana yemek olduğunda gerçekleşir, meze olarak sofraya konduğunda değil.  Önce patron(lar),  sonra tepe yöneticileri ana yemeği yiyerek değişimi benimsemeli, sindirmeli ve yukarıdan aşağıya doğru çalışanları da sofraya davet etmelidirler. Dönüşümü sağlayacak değişim, sıkıntılı ve ardından çok yaralı bırakan, kurallarına göre sabır ve dikkatle yönetilmesi gereken bir süreçtir.

YZB formatı üzerine bir not
Dünya’da perakendecilerin üst örgütlerinin yıllık toplantılarla üyelerini buluşturmaları alışılagelmiş bir uygulamadır. Ayrıca bu sektör oyuncularının network oluşturmaları açısından da kaçınılmazdır.
Türkiye’nin rol modeli, Avrupa’daki gibi Pazar payı büyük tedarikçilerle perakendecileri bir araya getiren modeller değil, Amerika’daki gibi bağımsız perakendecileri bir araya getiren, bilgi paylaşımı ve eğitimi de içeren gündem belirleyici model olmadır. Son olarak, TPF’nin “neredeyiz, nereye gidiyoruz, nereye gitmeliyizi” değerlendireceği bir arama konferansı ile rota düzeltmesi yapmasının zorunlu hale gelmekte olduğuna işaret etmek istiyorum.

Acı kahveyi ancak dostlar servis eder…

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive