Eklenme Tarihi : 28 Şubat 2014 Cuma
Gürkan Sekmen

Sürüden ayrılanlar için kurttan korunma kılavuzu

Bizim coğrafyamızın, zihin haritalarımızda ne tip kodlamalar yarattığını hiç düşündünüz mü?


Bunu en iyi yakalayacağımız yerlerden biri, bu kültürün dilimize yansımış hali olan özdeyişlerimizdir. Bizim kültürümüz birey olmayı değil ait olmayı kutsadığı için genellikle de öz değişlerimizde cemaat halinde davranmayı telkin eder. Bunun iş hayatına yansımış hali de şirketlerimizi yönetme biçimimizde ve tercih ettiğimiz stratejilerde ortaya çıkar. Herkesin bakkal açtığı yere biz de bakkal açarız. Herkes parasını dolara yatırıyorsa biz de yatırırız. Nerede kuyruk varsa, malı oradan alırız. Hangi mağaza doluysa oraya gideriz. Sürünün içinde kendimizi daha güvende hissederiz. Bu nedenle genellikle “altına hücum” trendleriyle yaşarız.

Büyüklere masallar
Liderlerimiz de bu durumu iyi bildikleri için, “Eğer bir kurt masalı anlatırsam bu sıkıcı kader birlikteliğini daha heyecanlı hale getirebilir” diye düşünürler. Yetişkinlerin dünyasında kurt masalları hep satar. Çünkü kurt hepimizi bir araya toplamanın en heyecanlı ve garantili yoludur ve sonuçta kendi yarattığımız kurt en azılı düşmanımız haline gelir. Böylece toplumsal düzeyde paylaşılmış hezeyanlar ortaya çıkar. Örneğin “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” ifadesi bu paylaşılmış hezeyanların en klasik örneklerinden biridir ve bu masal yıllarca ülkemizde kapalı gişe oynamıştır. Peki, bu masalları kim uydurur? Konumuz olmadığı için girmeyeceğim ama paranın gittiği yönü takip edin, mutlaka bulursunuz.

Zihin haritalarımızı netleştirmek açısından şunu düşünmenizi rica ediyorum. Sürüden ayrılanı kurt kapar deyişini üreten zihin haritasından mesela “ormanda yollar ikiye ayrıldı ve ben daha az çiğnenmiş olanını tercih ettim” lafı çıkar mı? Tabii ki çıkamaz. O yüzden buluş da çıkmaz. Zaten “başımıza icat çıkartma” diye de bir sözümüz var. Bu nedenle en fazla patent alan ülkeler sıralamasında yerimizin, teknoloji ile yeni tanışmış Afrika ülkeleri ile aynı sıralarda olması çok şaşırtıcı değil. (Ha, unuttum “eski köye yeni adet” diye de bir atasözümüz de var. Ama maalesef “itinayla eski köye yeni adet getirilir” diye bir deyişimiz yok) Bu zihin haritası yenilik yaratamayınca da  teknolojiyi hep ithal ederiz. Bu yüzden de hep dış ticaret açığı verip borçlanırız. Ama olsun, ne demişler, “Borç yiğidin kamçısıdır”.

Ya kurt yoksa?
Peki, bu içinde yaşadığımız kültürün derin kodlamalarından nasıl kurtuluruz? Öncelikle bu kültürün ürettiği korkulardan ve yarattığı illüzyonlardan sıyrılmamız gerekir. Yani kurttan sakınmanın bir numaralı şartı, kurdun bizi bir güruh olarak tutabilmek için, uydurulmuş bir hikaye olduğunu anlamamızdır. Aksi halde, toplu paranoyanın yarattığı akıl tutulması ile birçok fırsatı ve yeni fikri kurt zannedip taşlamaya kalkabiliriz. Bu kurt masallarının iş dünyamızda da birçok versiyonunu bulmak mümkündür.

Tarım toplumundan sanayi toplumuna, oradan da  bilgi toplumuna geçerken, 60 metre ofsaytta kalmış birçok kuruluşumuz mevcut. Bu yazıyı okuyabilecek hanımlar açısından daha açıklayıcı olabilmek için, futbol terimi ile ifade ettiğimi iş dünyası literatürü ile ifade edersem, tümüyle feodal toplumun ilişki biçimine göre şirketini yöneten işletmelerimizin sayısı ezici bir üstünlüktedir. Bu kuruluşlarda benzer kurt masalları ve feodal değerler değişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Örneğin sadakat, itaat ve disiplin kavramları bir işletmeyi yönetmek için en uygun motivasyon aracı olarak görülür. Bunlar çok gereklidir yoksa “ekmek teknesi” zarar görebilir ve” namerde muhtaç” hale gelinebilir. (Buradaki namert serbest rekabet ortamı ve rakiplerdir) Şirket çalışanlarını korur kollar ve onlara “kara gün dostu” olur. O yüzden de çalışanlar şirketlerini “şirket baba” olarak görme eğilimi artar iş ortamı “baba ocağı” olur. Böylece patronun hem sevme hem dövme hakkı doğar. Bu da şirketin yönetim stratejisini özetler.

Şirketin verimlilik politikası ise “işten artmaz dişten artar” olur ya da “ayağını yorganına göre uzat”. Yorgan büyütme stratejileri üzerinde düşünmek gibi icatlar pek rağbet görmez. Patron ise “teknen varsa kıçına, işin varsa başına otur” öz değişimizde olduğu gibi kasaya oturur ve onu kimseye emanet etmez. Buna da “liderlik etmek” der. Şirketin insan kaynakları politikası ise “bu müessesede asgari ücret uygulanır” sözüyle özetlenebilir. Yerine  “Bu iş yerinde azami mutluluk yaşanır” ifadesi çok zıpçıktı kaçabilir. İtibar yönetimi ve kurumsal iletişim politikası ise “el aleme kendimiz güldürmeyelim” seviyesinde kalır.

Aylaklığa övgü
Peki, acaba tarım toplumundan bilgi toplumuna şirketlerimizin de geçebilmesi için zihinsel ve yönetsel paradigmalarımızı nasıl yenilememiz gerekiyor? Örneğin itaatin, sadakatin ve disiplinin yerine ne koyacağız. Çünkü bu kavramlar hızla tutuculuğa, statüko sevdasına, konfor alanı kardeşliğine ve klikleşmeye dönüşebiliyor. Böylece sürekli şirketin “şanlı tarihinden” bahseden ve pozisyon kaybetmemek için her yeniliği baltalamaya çalışan “şirketin gerçek sahibi” dinozorlar türüyor. Tüm bu itaat ve sadakat söylemlerinin aslında ikiyüzlü bir aylaklığa övgü olduğunu fark etmek çok önemli; Hiçbir şey yapmamanın, hiçbir riske girmemenin ve kendini yenilememenin adı sadakat ya da şirket geleneklerine bağlılık olarak makyajlanıyor aslında.

Bence bu artık anlam kaymasına uğramış feodal ilişkileri anlatan kavramların yerine “yöndeşlik” kavramını geliştirmeliyiz. Yani hayat amaçlarını yaptıkları işler ile gerçekleştirebilen, şirketi ile ortak hayaller kurabilen, gayehayellerini birleştirmiş, yöndeşliği yakalamış bir insan topluluğu ideali,  itaat kültüründen çok daha güçlü bir alt payda ve performans kültürü yaratır. Bu durumda disiplin kavramı yerini motivasyon ve yaratıcılığa bırakır. Uzmanlaşma ise adanmışlığa ve tutkuya dönüşür. Yani senin gerçekte kim olduğunla ne iş yaptığın birbiriyle birleşmeye başlar. Hayat ve iş diye bir ayrımın fulü olmaya başladığı bu nokta bilgi toplumunun da başladığı yer bence.

Ama sorun feodal ilişkilerin üzerine bilgi toplumu inşa etmeye çalışmamız. Buda biraz dere yatağına plaza yapmak gibi oluyor. Yukarda bahsettiğim bu dönüşümü başarabilmek içinde yeni bir liderlik tanımına ve kavram setine ihtiyacımız var. Kodun mu oturtan lider tipinden çok daha fazlasına ihtiyacımız var.

Belki tüm bu kavramlar birçok KOBİ için çok romantik gelebilir. Ama bilgi toplumunun, hala feodal toplumun zihin haritasına sıkışmış şirketlere hiçte iyi davranmayacağından emin olabilirsiniz.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive