Eklenme Tarihi : 16 Kasım 2012 Cuma

Sosyalleşen tüketici sizi “abad” da edebilir “berbat” da

Dünya ekonomisi çok büyük yapısal değişim geçiriyor. Başta perakende sektöründe faaliyet gösteren markalar olmak üzere ekonominin aktörleri bu değişimi algılamaya, uyum sağlamaya çalışıyorlar. En azından bir bölümü…


İşin açıkçası, bu süreci iyi algılayıp, uyum sağlayanlar ayakta kalacak ve yoluna devam edecek. Ama ne yazık ki bazıları da eski alışkanlıklarına ya çok bağlı kalacakları ya da uyum sağlamakta yaşayacakları zorluklar nedeniyle yerlerini yeni ekonominin tam da doğasıyla kurulup gelişen markalara bırakacaklar.

Yaklaşık 10 yıldır süren bu değişim motorunun merkezini bizzat tüketiciler/müşteriler oluşturuyor. İşte markaların yeni ekonomiye ve yeni döneme uyum sağlayıp sağlayamayacaklarının özünü de bu “karar alma sürecini” kavrayıp kavrayamamaları belirleyecek.

Kavramaları da yetmeyecek, zamanında, gerekli ve yeterli kararları alıp eyleme geçip geçemeyecekleri de bu sürecin kritik bir başka aşaması olacak…

Açıkçası bu süreç bir süre sonra değil, yarın değil, hatta bugün bile değil, dün başladı ve markalar için “yıkıcı” sonuçlar doğuracak şekilde ilerliyor.

Peki, nedir, bu karar alma sürecindeki değişim?

Kestirmeden söyleyelim; ürün ya da hizmetiniz sizin pazara sunmuş olduğunuz nitelikte ve koşullarda oluşan, talep gören ve satılan bir ürün ve hizmet olmaktan çıktı!
Ne demek bu?

Say Kanunu olarak bilinen ve her iktisat öğrencisinin daha ilk derslerde öğrendiği “Her arz kendi talebini yaratır” teorisi epeydir tozlu raflardaki yerini aldı…

Hatta bu ters role büründü: Her talep kendi arzını yaratır oldu…

Dijital çağın derinleşmesiyle birlikte tüketiciler markalar karşısına tek başlarına değil, “elbirliğiyle” çıkmaya başladı… Markaların tek başlarına oluşturamadıkları “tutku, heyecan, güven, sadakat” gibi etkenler bir markanın kaderini belirleyecek şekilde, bizzat tüketiciler tarafından “şeffaf, kontrolsüz” bir süreç içerisinde işlemeye başladı.

Tüketiciler bir ürün ya da hizmeti büyük bir hızla “abad” edebilecekleri gibi, isterlerse “berbat” edebilecekleri bir güce ulaştılar…

Tüketicilerin bu elbirliği haline getiren bir iletişim mekanizması işlemeye başladı kuşkusuz; “anlaşmasız, sözleşmesiz” işleyen ama yüz binlerce, milyonlarca tüketiciyi “aynı iklim” içerisinde buluşturan, aynı kalp atışı, aynı heyecan ve tabii ki öfke ve nefreti besleyen bir mekanizma bu…

Markalar üretim ve satışla ilgili eski hesaplanabilir, kontrol edilebilir günlerini ve pazar paylarını aşağı yukarı belirleyebildikleri günlerini bundan sonra ancak rüyalarında görebilir…

Ama elbette markalar için üretim ve hizmet sürecekse, artık “kendi rüyalarını” görmeyi bir kenara bırakıp, “tüketicilerin/müşterilerinin rüyalarını” görmeye başlamaları belki de bu sert dönüşüm sürecine uyum sağlayabilmeleri için bir fırsat kapısı olabilir.

Rekabet artık kapalı kapılar ardında markanın aldığı kararlarla işleyen ve yön verilen bir süreç olmaktan çoktan çıktı. Rekabet açık, şeffaf bizzat tüketiciler eşliğinde, hatta onların “katılımı ve yaratımı” ile ilerleyen bir mekanizmaya dönüştü. Bir adım daha ileri götürerek söyleyelim, rekabet, markalar arasında değil tüketiciler arasında oluşan bir yapıya büründü. Markalar arasındaki rekabet farkı, hangi markanın tüketicinin istediğini daha önce belirleyip o istenen ürün ve hizmeti, tüketicinin istediği koşullarla sunabilecekleri bir rekabet farkına dönüştü.

Markaların bunu algılayabilme ve yanıt verebilme kapasiteleri, “rekabet üstünlüğü” yaratmalarının yeni formülü oldu.

Tüketici, istediği ürünü ve hizmeti, her aşamada marka ile konuşmak, sormak, bilmek ve en kritiği güvenmek ve nihayetinde “satın alma” kararını vermek istiyor.

Bu karar(lar), yer yer markayla iletişim halinde işlerken, çoğunlukla tüketiciler arasında markadan bağımsız ama tam da markayla ilgili olarak inanılmaz bir dijital trafik içerisinde durmaksızın üretiliyor.
Bu dijital dünyaya ve online topluma ve elbette bunların doğurduğu yeni tüketiciye sizin sunacağınız yeni marka değeri ve duruşu sizin “sosyal bir marka” olup olmayacağınızı da belirleyecek. Bu öylesine dinamik bir süreç ki, anlık ve durmaksızın işliyor…

Ürününüzün fiziksel kalitesi emin olun tek başına yeterli olmuyor ve olmayacak. Aynı zamanda sizin ürün ya da hizmetinizi tüketiciye “nasıl” sunduğunuz ve markanıza her aşama “nasıl sahip çıktığınız” büyük önem kazanacak.

Bu aynı zamanda “dijital/online tüketiciye” markanızı “nasıl konuşturacağınız” anlamına geliyor.
Artık ürün ya da hizmetinizi tüketicilere sizin “nasıl anlattığınız” değil, tüketicilerin kendi aralarında ürün ya da hizmetinizle, markanızla ilgili “nasıl konuştukları” daha büyük önem taşıyor. Keza, yeni tüketici sizin kendi ürün ya da hizmetinizi onlara nasıl anlattığınızdan ziyade kendi aralarında, arkadaşlarının, dostlarının, topluluklarının sizin hakkınızda nasıl anlattıklarına daha çok güveniyor ve inanıyor. Markadan bağımsız oluşan ve işleyen bu “deneyim ekonomisi” markaların bam telini oluşturuyor ve yeni ekonomide geleceklerinin olup olmayacağını belirliyor.

Peki, siz markanızı nasıl yönetiyorsunuz?
Hala markanızı tüketicilere anlatma telaşı içerisinde misiniz, yoksa markanızı konuşturmak ve sohbet ekonomisinin parçası haline getirmek için gerekli hazırlıklarınızı yaptınız mı?

İşletmenizi, markanızı bir bütün olarak yeni ekonomiye hazırladınız mı, yoksa yediğiniz yumruklara rağmen hızla eriyen cirolarınız eşliğinde kaybedeceğinizi bile bile 12’nci raundun sona kadar ayakta kalmaya kararlı bir boksör gibi misiniz?

Nihai olarak markanızla ilgili “abad” olmak ile “berbat” olmak arasındaki yol, sizin yeni tüketiciyi tanıma ve bu tanımaya bağlı olarak gerçekleştireceğiniz yapısal dönüşüme bağlı…

Sahi, sizin markanız ne kadar “sosyal”?

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive