Eklenme Tarihi : 04 Mart 2015 Çarşamba
Vedat Diriker

Şiddetin sıradanlaşması

Şiddetin sıradanlaşması bir toplumun en büyük karabasanı olmalı. Dipçikler, coplar, yumruklar, tekmeler, tokatlar vakayi adiyeden olmaya başlayınca terör sokağa inip evlere girince orman kanunlarının topluma hakim olması kaçınılmaz oluyor.


 

Şiddetin ve buna yataklık eden kötülüğün tanımını ve tahlilini yapmak da giderek zorlaşıyor. İnsanın insana, insanın hayvana, insanın ağaca, çiçeğe, bitkiye ve her türlü canlıya karşı yürüttüğü bu taammüden ya da spontan şiddetin hoş görülmesi ve hatta desteklenmesi ve özendirilmesi ise şiddetin kendisinden de tehlikeli.
Şiddet ve şiddetin sıradanlaşması ve meşrulaştırılması ile en ağır şekilde cezalandırılması ve toplum dışına itilmesi tercihi toplumların medenileşmesinin de bir ölçüsü sanırım. Tolstoy gibi yeryüzündeki son mezbahanın da kapatıldığı günü hayal edemiyorum şu anda elbette ama en azından insanın insana ve nedensiz yere insanın tüm canlılara ve doğaya karşı sürdürdüğü bu vahşi kıyımı nasıl durduracağız sorusunu da sormadan edemiyorum.
İnsanın medenileşmesi sürecinde insan hayatının değerinin artması ve insanın insana duyduğu saygının kurumsallaşması beklenirken günlük şiddetin kurumsallaşması ortak değerlere sahip toplulukların bir arada yaşamasını zorlaştırıyor. Burada haklı haksız savaşlardan haklı haksız terör eylemlerinden sözetmiyorum. Savaşsız bir dünya özlemini korumakla beraber benim buradaki önceliğim artık her gün her alanda yaşamaya alıştığımız şiddetin getirdiği tehlikeye dikkat çekmek.
Hiçbirimizin bir diğerinin talebine, protestosuna, söz söyleme hakkına, yaşam bicimine ya da yaşam biçimi arzusuna tahammülü kalmadı. Hiçbirimiz bir diğerinin hakkına hukukuna yaşam alanının dokunulmazlığına saygı duymuyor. Zeytin ağacını korumak isteyen köylüye copla sopayla saldırıyor yerlerde sürüklüyoruz, iki satır basın açıklaması yapmak isteyen bir elin parmağını geçmeyecek sayıda öğrenciye gazla, copla, sopayla müdahale ediyoruz, iki kare fotoğraf çekmek isteyen gazeteciye tekme tokat girişiyoruz, bir araç önümüze mi geçti ana avrat düz gidiyoruz ama bakıyoruz aynı ahlaksız bir cankurtaranın peşine takılıp bir başkasının acısından kendisine avantaj sağlamakta da bir beis görmüyor. Kimsenin kimseye saygısının kalmadığı, hiçkimsenin kendi şahsi menfaati dışında bir olguyu önemsemediği ve yoksaydığı bir toplumda ne düzen kalıyor ne de güven. Bütün bunlara bir de bazı kurumlara olan güvenin zedelenmiş olması de eklenince tam bir orman düzeni hakim oluyor topluma. Ya bu düzenin içersinde ayakta kalmak için herkes kendi kişisel gücünü ve imkanlarını kullanacak ya da hep dayak yemeye razı olacak.
Dikkatinizi çekiyor mutlaka, giderek toplum içinde bu şiddet eğilimi güç kazanırken, iş bir şiddet tapınmasına doğru da gidiyor. Toplumsal kurallar ve toplumları bir arada huzur ve adalet içinde tutması gereken kurumlar da şiddetin sıradanlaşmasına karşı yetersiz kalıyor. Hatta bu günlük şiddet kurumsallaşıyor. Ölüm, cinayet, yaralama, cana kastetme mazur gösteriliyor.
Aile içi şiddet, namus cinayetleri, kan davaları, kadına karşı şiddet, çocuklara karşı şiddet. Evet, bütün bunlar yüzyıllardır toplumumuzun ve pek çok geri bıraktırılmış toplumların sorunuydu yeni ortaya çıkmadı ancak bunlara karşı gösterilen reaksiyon sertleşecekken, bunlara karşı toplumsal bir tavır alınacakken ya da bunlara karşı yasal düzenlemeler sertleşecekken tam tersi oluyor.
Şiddet giderek daha çok meşrulaşıyor. Toplum şiddeti destekliyor. Birileri zeytincileri dövüp yerlerde sürükler, birileri öğrencileri yakapaça merdivenlerden yuvarlarken birileri hakem odası basmaktan evden adam aldırmaktan bahsediyor, sokak ortasında adam vurup kaçmak, birilerini ezip yolda bırakmak en sıradan en basit konular için elde levyeyle sopayla döner bıçağıyla adam kovalamak normal görülüyor. Bütün bunlar her gün okuduğumuz sıradan gazete haberlerinden seçmeler. Başlıklar dikkatinizi çekiyor mu? Dövmek, sürüklemek, yuvarlamak, vurup kaçmak, basmak, adam aldırmak, ezmek. Bütün bu fiillerin mağduru insan. Sen, ben, evladın, kardeşin, arkadaşın. Herkes. Hepimiz. Hepimiz bu şiddeti içten içe destekliyoruz. Döven, sürükleyen, ezen, vuran, basan biz olduğumuz sürece.
Ama bu şiddet normalleşince, dövülen, sürüklenen, ezilen, basılan, alınan yarın da biz olabiliriz. Güç dengeleri değişti mi her şey değişir. İşte medeni toplumları diğerlerinden ayıran budur; hakkın ve haklının güç dengelerine göre değil adaletle ve yasalarla belirlenmesi.
Bu şiddete karşı adli önlemlerin ve elbette gecikmeden alınması ne kadar önemliyse bu şiddete karşı toplumsal bir bilinçle karşı çıkmak da o kadar önemli ve hatta daha da fazla. Çünkü bizler birey olarak bu şiddete karşı sesimizi yükseltmedikçe adli önlemlerin ya da yasal düzenlemelerin de bir önemi kalmıyor. Eve gazete almaktan televizyonlarda haber izlemekten çekinir olduk. Evet, şiddet dün de vardı ve yarın da olacak. Ancak gücünü şiddetten alanlar karşısında güçsüzü koruyan, haklıyı haksızdan ayırırken güce değil adalete dayanan toplumsal bilincimiz yerini ürkütücü bir geriye gidişle güce tapınmaya bırakıyor.
Gerçekten çocuklarımızı bu şiddet okyanusunda mı büyüteceğiz? Şiddete, teröre, caniliğe varan bu güç, bu zulüm, bu haksızlık karşısında susan tarafta olmak hatta bunu beslemek çocuklarımıza bunu öğretmek bizi de şeytan yapmıyor mu?

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive