Eklenme Tarihi : 20 Mayıs 2013 Pazartesi
Yılmaz Pekmezcan

Sektörün kahraman çalışanlarına

Bu makalem aslında uzun bir zamandır fark edip, bir türlü kaleme alma konusunda ihtiyaç hissetmediğim, ancak perakende sektörünün en önemli konuları arasında sayılabilecek bir tespitten ibaret olacak.


Bildiğiniz üzere başta perakende sektörü olmak üzere birçok sektörün son yıllardaki en büyük problemi nitelikli insan kaynağı. Konu insan olunca bana göre perakende sektörü açısından hayati önem arz ediyor. Her geçen gün iyiden iyiye kendisini hissettiren rekabet ve karlılık konularındaki temel sıkıntılar, aslında sabırlı, çalışkan, sebatkâr, fedakâr, cefakâr, doğru, dürüst adam gibi adam diye tabir edebileceğimiz yöneticilerin şirketlerimizin başarısı için ne kadar da çok önemi olduğu gerçeğini adeta haykırıyor.

Birçok defalar dinlediğim bir hikâyenin benzerini çok sevdiğim bir dostumdan, kendisinde çok büyük ve derin hayal kırıklıkları ile derin üzüntülere sebep olduğunu fark edecek bir şekilde dinleyince artık kaleme almam gerektiğini anladım. Hikâye, üst düzey bir profesyonel ve patron arasındaki tipik bir iletişimsizlik ya da anlayışsızlık üzerine denebilir. Bu arkadaşım şirket için kendisini can siperane bir şekilde feda etmiş ve eden, aynı zamanda da her konuda kelimenin tam anlamıyla elini değil kendini koyan üst düzey bir profesyonel.

Bu hikayeyi sizinle paylaşmak üzereyken linkedin üzerinden bağlantılı olduğum ve her paylaştığı makaleyi büyük bir zevk ile okuduğum Lütfullah Kutlu inanılmaz güzel bir tesadüf ile neredeyse birebir diyebileceğim duygu ve düşüncelerle aynı konuda bir makale göndermiş. Müthiş heyecanlandım ve çok güzel bir şekilde dile getirdiğini düşündüğüm makalesini kendisinden izin alarak sizlerle paylaşıyorum:

“…Ya da ‘sadece ellerini değil başlarını dahi taşın altına koyanlar’. Anladınız aslında kimlerden bahsettiğimi, sayıları çok az olsa da, hak ettikleri değeri genelde bulamasalar da aramızda onlar, iş dünyasında, sivil toplum örgütlerinde, akraba çevremizde, komşularımız arasında… Bunlardan biriyleydi son sohbetim, bir ‘cesur yürek’ ile ve görüşmemiz sonuçlandığında karar vermiştim bu makalenin konusuna, biraz da kendisine duyduğum ‘saygıyı ifade edebilmek’ adına… Arada sırada yinelediğim gibi ‘tüm yazılarımı iş dünyası özelinde ama tüm hayat genelinde yazmaya çalışıyorum ben’, istirhamım bu yazıyı da bu şekilde anlamlandırmanız. Son 10 – 15 yıldır ‘iki temel eğilim’ dikkatimi çekiyor, özelde iş dünyasında genelde ise tüm hayatımızda. İki temel kaotik gelişme, ‘para, güç, değer kazandıran’ ama eş zamanlı olarak da ‘ciddi insani acılara, hayal kırıklıklarına, sosyal sıkıntılara sebep olan iki ana akım’.

1- Değişim, sürekli değişim : ‘Kesintisiz değişim’ artık değişmeyen yegane faktör oldu hayatımızda. Tarzlar, koşullar, kurallar, oyuncular, oyun kurucular, oyun sahaları, her şey değişiyor. İş dünyasında sürekli yeniden yapılanıyor, yeniden inşa ediyor, yeniden keşfediyoruz (restructuring, reengineering, reinventing). Bu gelişmeler şirketlerin piyasa değerlerini olağanüstü bir şekilde arttırıp hissedarlarını zengin ederken, çalışan yığınlar arasında büyük karmaşalara, kızgınlıklara, korkulara ve hayal kırıklıklarına sebep oluyor ciddi oranda… Toplumsal değişimler de cabası…

2- Küçülmeler, büyümeler, satın almalar, birleşmeler, bölünmeler: Sürekli bir ‘ölçek hareketi’. İşletmelerin pek çoğu ciddi oranda eleman çıkartıyor, küçülüyor veya satılıyor. Öyle bir mobilizasyon var ki artık sadece işyerleri değil, çalışılan şehirler hatta ülkeler değişiyor. İşlerini kaybedenlerin ardından geride kalanlar derin bir ‘oh’ çekerken bir yandan da büyük bir vicdan azabı, öfke ve güvensizlik yaşıyorlar. ‘Bir sonraki kim olacak?’ sorusu beyinlerden hiç uzaklaşmıyor, ‘korku dağları’ beklemeye devam ediyor. Makro cephede ise yıkılan ekonomiler, tıkanan siyasi sistemler, hayat amacını yitirmiş kitleler, işsizlik, umutsuzluk diz boyu, özellikle de gençler arasında…

İşte bu iki temel sürecin beraberinde getirdiği ‘olumsuzluklara karşı savaşan bir azınlık’ var hayatımızda… Onlar için yukarıdaki ifadeyi kullandım; ‘Sadece ellerini değil, hatta başlarını sokuyorlar taşın altına, normalde zaten ağır olan görevlerinin yanında ekstra sorumluluk almaktan, bu uğurda kariyerlerini ve de sağlıklarını tehlikeye atmaktan çekinmiyorlar’, ‘kor parçalarını ellerinde tutmaktan’ imtina etmiyor, bulundukları kurumların ve sosyal yapıların zor zamanları atlatmasında ‘kendilerini feda etmekten’ sakınmıyorlar…

İş hayatındaki tecrübemin ‘bu şahısların profilleri’ hakkında söyledikleri: Organizasyon şemasının genelde ‘tepelerinde’ yer alıyorlar, yönetim kurullarına, CEO’ lara, YK başkanlarına yakınlar… Rutin ve düzenli olarak yüklendikleri ‘ağır sorumlulukları’ var zaten ve genelde de ‘çok başarılılar’. Zaten bu başarıları kendilerine ‘kor parçalarını ellerinde tutabilmek gücünü ve sorumluluk duygusunu’ veriyor çoğu zaman. Gönüllüce omuzlamaya çalışıyorlar kaotik zamanların yükünü, üzüntüsünü, bıkkınlığını, öfkesini…”

Bize ayrılan bölüm maalesef yeterli olmadığından konunun derinliği ve bütünlüğü açısından yarım bırakmamak için bir sonraki sayıda devam edeceğim. Kadir, kıymet bilenlerden olabilmemiz dileğiyle.

“İnsan kaynak değil kıymettir…”
Ali Saydam

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive