Eklenme Tarihi : 29 Nisan 2011 Cuma
Vedat Diriker

Personel şefliği insan kaynakları olunca...

Personel şefliği departmanları insan kaynakları müdürlüğüne dönüştüğü zaman, bende acayip beklentiler oluşmuştu. Bu iddialı koltuğun şirketlerin istihdam ihtiyaçlarını daha akılcı politikalarla belirleyeceğini, kaynakların daha verimli kullanımını sağlayacağını, böylece insan unsuruna daha fazla değer verileceğini, ücret ve prim sistemlerinin daha hakkaniyetli olacağını, dolayısıyla da mevcut kadrolar için daha fazla yatırım yapılacağını düşündüm.


Personel eğitimleriyle ilgili anlayış da değişir sandım. Bu tür eğitimlerde ve seminer çalışmalarında laf olsun torba dolsun diye şişirilmediklerinde, katılımcılarına arka koltuklarda uyuklamaktan çok daha fazlasını vaat edebilirlerdi. Ne yazık ki, bütün beklentilerim boşa çıktı. İnsan kaynakları yetkili ve ilgililerini kızdıracak belki bu söylediklerim ama her şey ortada işte. Elbette işini hakkıyla yapan tüm çalışanları tenzih ederim. Ama izlediğim örneklerde ortaya çıkan tek değişiklik, söz konusu kadrolarda istihdam edilen kişilerin personel şefi unvanını belirgin bir küçümsemeyle- reddedip, kendilerinin insan kaynakları müdürü olduğunu ısrarla vurgulamaları oldu. Bu unvanın içinin doldurulup doldurulmadığı, yapılan işi düzey ve anlamca besleyip beslemediği önemli değildi o kadar. Ülkemizdeki title merakı, her zamanki gibi doruk noktasında. Titrinin orijinal dilindeki telaffuzunu bile beceremeyen CEOları, COOları, CFOları akla getiren yeni bir durum... Ama ben yine de adı insan kaynakları müdürlüğü olan personel müdürlüklerinden çok şey beklemeye devam edeceğim. Sanayileşmiş ülkeler arasında, böyle donanımlı bir departmana Türkiye kadar ihtiyaç duyan ülke azdır. Sosyal güvenlik uygulamalarının kaçaklar olmaksızın yerli yerine oturduğu, ücret adaletsizliklerinin az ya da çok az olduğu, prim ve ödüllendirme sistemlerinin ahbap çavuş ilişkileri yerine objektif kriterlerle belirlendiği, gelir dağılımının daha hakkaniyetli olduğu, yıllık izinlerin bir lütuf gibi algılanmadığı, haftalık mesai saatlerinin çok daha insanca oluduğu ülkelerde, şirketlerin basit personel şefleriyle idare etmesi kolay. Bizde o kadar kolay olmadığı için belki de hâlâ çok şey bekliyorum insan kaynakları müdürlerinden. İK için önerilerde bulunma hadsizliği sergilemeyeceğim elbette. Sadece gördüklerimi, yaşadıklarımı paylaşmaya çalışacağım. Bildiğim kadarıyla şirketlerdeki kadro ihtiyacının doğru biçimde saptanması üzerine kurulu işleri. İşsizliğin yüzde 10ları aştığı ülkemizde, doğru kadroyu doğru işe yerleştirmek ise hem kolay hem zor. İşe alma görüşmeleri, ikinci ve en önemli handikap bana göre. Bu görüşmeyi yürütecek kabiliyet ve eğitime sahip o kadar az yönetici var ki... Görüşmeye özenli bir kıyafetle gelene Bu çok çalışmaz, kaçar gider, işe ihtiyacı yok yaftasını yapıştırandan nedenlerini umursamadan görüşmeye geç kalanı ciddiyetsizlikle suçlayana, kendi sorduğu soruyu unutup cevabı yanlış diye karşısındakini reddedenden farklı bir adayla ilgili özgeçmişi okuduğu için konuştuğu kişiye alakasız sorular sorana kadar, bilseniz nelere tanık oldum yıllardır. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama uzatmayalım lafı. Bir de bu müdürlüğün gerektirdiği inisiyatifi kullanmaktan aciz olduğu halde sahibinin sesi tınısıyla iş yapanlar var ki... Onlar zaten her kademede rahatsız edici. Gelelim, görüşme sonucunun ne olduğunun iş arayan tarafından beklendiği sürece... En aklıselim insanı bile çileden çıkarır. Öyle kurumsal bir şirket, öyle böyle değil oldukça ciddi ve siz onun insan kaynakları departmanına buyur edilmişsiniz, müthiş bir yer. İnsan kaynakları müdürü ile görüşmüşsünüz, karşınızdaki kişi sizinle ilgili notlar almış, başlamışsınız kafanızda kurmaya. Fakat görüşmenin üzerinden iki hafta geçmiş, ne iki satırlık bir mail atan var durumu netleştirmenize yarayacak ne de telefon açan... Haydi, her şey yolunda gitti diyelim ve işe alındınız. İnsan kaynakları departmanı ne yapmalı? Şirketi nasıl tanıyacaksınız? İş arkadaşlarınız, çalışma koşullarınızın detayları, peki ya iş ve görev tanımınız, onlar ne olacak? İhtiyaç var mı? Kaynak neresi? İnsan kaynakları! Ama hayır, onlar bordro hazırlamak, ücret ödeme talimatlarını bankalara çekmek, vergi ve SSK ödemeleriyle ilgilenmek gibi evrak işlerine gömülmüş durumdalar. İyi de bunları zaten personel müdürlükleri yapmıyor muydu? İşte, onu diyorum. Ve tüm bu sebeplerden ötürü insan kaynakları departmanlarının konumlandırılması ile ilgili, personel politikaları ile ilgili, ücret ve ödüllendirme sistemlerinin iyileştirilmesiyle ilgili, en önemlisi ise kendi şirketlerinden başlayarak gelir dağılımını iyileştirmeye yönelik araştırma ve çalışmalar bekliyorum onlardan. Emek için yürütülen emek yoğun çalışmaların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan kurumsal şirketlerin çoğalmasını ve tüm sektörlere örnek olmasını ümit ederek tabii.

E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN
Copyright © 2005-2015 PEBEV Perakende Bilgi Evi
designed by nette interactive